Kuran-ı Kerim'de ayeti celileler birbirini takip eden ayetler zaten o şekilde olur birini bundan sonraki Ayet-i Celilede tefsir eder Ayet-i Celile kendi içerisinde de birbirini tefsir eder bir evvelkini ikinci kelime-i ilahi tefsir eder burada daha çok gördüğümüz Yunus suresinde Es sahibillah E la inne evliyaallah Cenabı Hak dikkat çekiyor. Tabi ünemine binaen Allah'ın velileri dostları için korku yoktur onlar mahzun da olacak değillerdir diye buyruluyor bu tefsir ediyor dememizin anlamı şu şimdi bakıyoruz bakıyoruz hangi velilere iki tane işaretini Cenabı Hak bize burada bildiriyor İslam'da. Iman edenler ve Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar.
Yalnız bunlar suret-i imandan tasdike geçen kimseler bu şekilde ifade etmemiz gerekir suret-i İman değil yani anasından babasından görmüş daha sonra dersler kitaplardan mütalaa edilmiş o şekilde değil artık imanın tat ve lezzetini alıyor imanın tat ve lezzetini alıyor biz şimdi bunu ne kadar izah etsek beyan edemeyiz ancak şimdi Ebu Zerr-i L-Gıfarî radiyallahu anh Efendimizi duyar bir Peygamber çıkmış Mekke'de diye memleketinden Gıffar kabilesinden gelir kimseye de soramaz çünkü kafirler, müşrikler çok şiddetli Ali Kerem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de misafir olur bir gün iki gün üç.
Gün artık geliş sebebinizi öğrenme vakti gelmedi mi deyince Efendimiz'i sorar der ki Haydi gel beraber gidelim yalnız giderken yolda eğer bir müşrik görürsek görürsem ben ayakkabımın bağını düzeltiyormuş gibi veya bağlıyormuş gibi yaparım sen geç git dedi bilmesinler haberdar olmasınlar der kimse de denk gelmedi Efendimiz'i görür görmez Sallallahu Aleyhi ve Sellem iman etti Aleyhisselatu vesselam Efendimiz imanını gizle buyurdu İman öyle bir vücudunu ihata etti ki kalbini bütün azasını bütün hüceratını gizle buyurduğu halde tahammül edemedi imanın tat ve lezzetini aldı Kabe'de müşriklerin ortasında La ilahe illallah Muhammedurresulullah Kelime-i Şahadet'i okudu bunu Üldesi'ye duydular Hz.
Abbas hemen atıldı dedi ki ne yapıyorsunuz bak sizin ticaret kervanlarınız Gıfar kabilesinden geçer bu Gıfar kabilesinden dedi zorla kurtuldu zorla kurtuldu iman öyle bir haz öyle bir lezzet veriyor ki mesela kızgın kumların içerisine Bilal-i Habeşi radiyallahu anh yatıyor Yatıyor Vahid Ya Vahid Ya Vahid diyor hiç ölüm hatırlarına gelmiyor işte bizim son zamanda baktığımız zaman Es'adi Erbili Hazretleri kalpte Sallallahu ve sırra evlatları Ali Efendimiz diyor ki Üstazım etrafta çok değişik insanlar dolaşmaya başladı zaten Kelami dergahından o koca Mustafa Paşa'daki yerlerinden Erenköy'e gelmişler. Ziya Paşa'nın köşkünde ikamet ediyorlar. Misafirlerini orada kabul ediyorlar. Ama devamlı takipte, çok şiddetli zamanları.
Diyor efendim çok değişik insanlar dolaşıyor biraz sohbeti tatil etsek Ali bu kapıyı Allah açtı Allah kapar diyor bu imanın tad ve lezzeti tabii tedbirlerini almak suretiyle mesela idama gidecek idama gidecek Mustafa Paşa geliyor Efendim siz ifadeyi şöyle verirseniz kurtulursunuz deyince çekil Mustafa Paşa benim Allah ile bir ahdim vardı şehit olmayı istedim Rabbim de kabul buyurdu ben şehit olacağım diyor ne denir bunlar için ölümü korkutanlar bakıyorsunuz Said-in Nursi Hazretleri Kaddesallahu sırra Bir Rus generalinin yanında öyle bir namaz kılıyor ki öyle bir namaz kılıyor hayran kalıyor imanının tat ve lezzeti ibadetine taatine huylarına bütün davranışlarına aksetmiş diyorlar başındaki şu sarığı çıkar bu sarı ancak bu başla çıkar diyor daha tarif edemeyiz İskilipli Atıf Hocayı biliyorsunuz yazmış olduğu o iddianameyi böyle bir an gözü yumuluyor gözünü açtıktan sonra yırtıyor işte Tahir Efendi diyor acaba ne oldu diye neden yırttınız dediğinde Efendimizin davetini söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem yani iman öyle gönüllerinde zuhur etmiş ki Her taraflarını ihata etmiş Cihatlarında Tebliğlerinde davetlerinde evlerinin irşadında ıslahında çoluğunun, çocuğunun, bir ailenin eğitiminde, ticari hususlarında imanın hep tat ve lezzeti görünüyor O iman onları katiyen, yanlış yola götürmüyor daha pek çok anlatmakla bitmez nasıl Allah yolunda canlarını feda ettiklerini mesela Şeyh Mustafa Kudüsi Hazretleri kalpte Sallallahü'l-sırra hayatını anlatmakla bitiremeyiz Çanakkale'de cihada girdiğinde diyorlar ki istihkama yani düşman tarafından kurşunlar yağacak hemen hemen siz kendinizi gizleyin o açılan hendek gibi yerlere girin diye bu da aman ha namazım geçecek ben istihkama girersem namazım geçer diye su akan bir yere geliyor halbuki kurşunlar yağıyor o anda abdestini tastamam alıyor namazını huzur içerisinde kılıyor atılan top istihkama düşüyor dedem Rahmetullahi Hazretleri biiznillahi Teala kurtuluyor bu imanın tad ve lezzeti değil de nedir Öyle bir imanın tadını ve lezzetini almışlar ki hiçbir an duramıyorlar.
Mesela Üstad-ı Alimiz, Haddesallahu sırra ne yapıyor? Hastanede servet ve kalp doktoru ve aynı zamanda uzman bu hususta. Diyor ki merhaba bile demeyin. Kalbinizden rahatsızsınız. Namaz kılıyorsunuz terk etmeyeceğinizi biliyoruz rahatsızlığınızdan dolayı da olsa yalnız secdeye varmayın doktor bunu deme diyor bana secdeye varma deme varırım secdelere diyor mesela derlerdi Aman ha çok az görüşsün bir buçuk saat görüşürdü bu imanın tatlı lezzeti değil de nedir duramazdı gece neler düşünmüşse artık Ümmeti Muhammed'in İrşad ve ıslahı için belli kimselere ayarlıyordu. Üç kişi siz bulun bu mübarek yola.
Üç kişi siz bulun, bu mübarek yol gelişsin bu mübarek yol güç ve kuvvet bulsun Allah'ın kullarına erişelim de İhsan ölçüsü içerisinde Rabbimize kulluk yapsınlar diye çırpınıyorlar dediğim gibi bitmez ve tükenmez Mesela Kudüs mitinginde üstadımız bulundular Öyle bir heybet hasıl oldu ki katıldığında tabi ruhen yaşamış olduğu haz ve lezzeti tarif edemeyiz. Artık bedenden ruhuna geçmiş. Şimdi yağmur yağıyor da diyoruz ki acaba toprağın altına derinliklerine nüfuz edebildi mi Mesela kar olsa Allah'ımızın izniyle o hafif hafif toprağın ta derinliklerine doğru girer Ama yağmurda da Allah'ın izniyle yağarsa Gözümüzden gözyaşı akarsa Kalbimizde ilahi nur parlarsa Rabbimizin korkusu ve ona olan haşyet, saygı zuhur ederse ne olur? O zaman yağar. Çünkü bizim yaşantımızla alakalı mevsimlerin durumu da budur.
Geçen haftaki okunan hutbede de karada ve denizde meydana gelen fesat sizin elinizde yapmış olduğunuz yanlışlıklardan buyuruyor Cenab-ı Hak biz dürüst olursak her şey güzelleşir Bizim yaşantımızla alakalı iş bizde bitiyor. Bizim yaşantımız. Önemli olan bu. Şeyi çok anlatırız. Sami Efendi Hazretleri de, Haddi Sallallahü's-Sirrach kitabında geçiyor. Nuşirevan, işte bir yere uğramış da, bir bahçeye bir nar vermişler. Çok tatlı. İkinci istediğinde o ekşi ve tatsız olmuş. Bu tatsız oldu deyince bahçe sahibi demiş ki birincide niyetin düzgündü ikincide niyetin bozuldu Niyetlerimiz düzgün olursa Niyetlerimiz halis her şeyde hakkın rızasını gözetirsek bir başkasının ayağını kaydırmak gibi, bir başkasına hile kurmak gibi, işlerimizde, güçlerimizde daha fazla dünyevi mallara erişelim düşüncesiyle haksız kazançlara, nelere girilecek olursa ne olur? Yaşantımızda da bel ve bereket kalmaz.
Ağzımızın tadıyla yiyip içemeyiz. Belki varlık sahibi oluruz ama huzur olmaz içimizde. Mühim olan huzurun zuhur etmesidir bakın size bu noktada bir misal vereyim Bunlar imanın tat ve lezzetinden neşet eden hususlardır yokluk zamanları çünkü kıtlıktan çıkmış insanlar seferberlikten çıkılmış yokluk var evimize misafirler geliyor Tabii ikram edilmesi gerekir üstadımız Valide-i Muhterememize Rahmetullah Aleyhha soruyor Ne var Hiçbir şey yok girdi Yalnız eskiden öyle saklama dolapları bilmem filanlar mutfak dolapları pek yok. Bir sandık yiyecekleri, içecekleri onun içerisinde. O sandıkta biraz şeker olduğunu söylüyor. Suyun içerisine atıyor üst ağzımız onu. Eritiyor, karıştırıyor. Şerbet diyoruz ya. Bir de her gün sabah yapılan, böyle herkesin evinin önünde hemen hemen ocaklar var. Sac onun üzerinde akşamdan tabii hamur hazırlanıyor, mayalanıyor. Neticede, neticede onunla bazlama yapıyorlar.
Üstadımız samimi bir şekilde bazlamadan alıyor. Öyle peynirinde de yok, zeytin de yok. Ondan sonra o şerbetten alıyorlar. Deyince derviş böyle olacak buyuruyor. İşte bu imanın tatlı lezzetidir. Yoksa aham şaham yemekler, bilmem falanlar, sayıları belirsiz tabaklar. Güzel ama biz yemekle birlikte Allah'ımızın nimetidir. Bulamayanları da düşünür. Onlara ihanede ve yardımda bulunacak olursak ne olur? Bu bize bereket olarak döner zaten fazla yiyemez kişi ölçülerini aleyhissalatu vesselam Efendimiz vermişler daha yemeğe arzulu iken, böyle acıkmadan oturmayın. Arzulu iken de daha yemeğe halkın diye buyuruyorlar. Bir başkalarını düşünmek, Efendimizin hayatı belli sallallahu teala aleyhi ve sellem. Kızın Fatıma altı gün ağzına bir lokma almadı diye mübarek ellerini sofraya, yemeğe sunmuyorlar. O imanın tat ve lezzeti her şeyi ne yapmıştır? Bal etmiştir onlara. Her şeyi.
Ashab-ı Güzey'nin yaşantısına bakıyoruz. Bunu Necip Fazıl rahmetullah aleyh de ifade ediyor ya. Bir veliden alarak Siz eğer onları görseydiniz dedi, onlar sizi görseydi bunlar Müslüman değildi derlerdi. Hani öyle bir imanda tat ve lezzet var ki Mesela akşam böyle bir semada yıldız belirmiş. Akşam namazı az bir geçer gibi olmuş. Akşam namazını ben geç kıldım diye koskoca gelirini, geçimini temin ettiği bahçeyi Allah yolunda infak ediyorum. Öyle bir imanın tat ve lezzeti ki İbni Ömer radıyallahu anhuma çok güzel bir devesi var. O deveyi ne yapıyor? O deveyi Allah yolunda infak ediveriyor. Neden? Emri ilahinin yerine getirilmesinde geç kaldım diye. İman bu. Biz bunun tat ve lezzetini duyduğumuz zaman tabii anlarız. Mesela Ashab-ı Kehf'in durumu Kuran-ı Azimüşşan'da geçer. Yani bir azanın kesimi ve canın yok olmasından dolayı ne yapar?
Bir kafirin dediğini der kalbinde imanını muhafaza etmek suretiyle. Ama azimetle amel eden o yedi genç Kuran-ı Azimüşşan'da bildirilir. Rabbimiz onları zaten iki hususta da bahsediyor. İman ve hidayetin ziyadesi. Hidayet öyle bir Allah'ımıza teslim, öyle bir bağlılar ki o imanın da hidayete ermenin de tarifi mümkün olmayan lezzetinin içerisinde. Şimdi çok şeyler anlatırız ama ters gelir diye söyleyemiyorum, korkuyorum. Mesela karın kışın içerisinde terleyen Allah dostları var. Diyorlar ki ya bu soğukta insanlar donuyor, sen bu buzun üzerinde terliyorsun. Nedir bu halin deyince gönlümde öyle bir Allah aşkı var ki o beni üşütmüyor diyor. O ilahi aşk, o ilahi muhabbet Rabbımızdan diliyoruz, taklidi olmaktan Cenabı Hak bizi kurtararak hakikatine eriştirsin. Hakikatine derince zaten her taraf nura gark olur.
Mesela buyuruluyor ki Allah Allah diyen bulunduğu müddetçe Kıyamet kopmaz Efendim diyor Ben umredeydim haştaydım milyonlarca insan Allah diyor la ilahe illallah diyor Hayır Esselam ve feluni el kurkum beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim Allah'ımızın kendisini zikrettiğini bütün azalarında hisseden kişilerdir onlar Basitleştirmememiz gerekir. Her şeyi basitleştire basitleştire ne halimiz kaldı, ne hayrımız kaldı, kaldı. Bir defasında, efendim biz namazları şeyde kılalım, farz taatimizi camide kılarız ama sünnetleri evde kılalım, kılmamaya başlarlar. Yani biz büyüklerimizin koymuş olduğu Evet bunların yeri var ama dikkatimiz açısından bunu biz farz saatlerimizi yaparken sünnet olan namazlarımızı da beraberce eda ediyoruz. Hani bazen söylüyor arkadaşlarımız bir kısım mescitlerde şimdi öyle olmaz da mesela akşamdan sonra iki rekat evvabin namazı kılınıyor.
Akşam üç rekat farzı eda ediyoruz. Ondan sonra iki rekat sünneti. İki rekat olsun. İki rekat olsun. Evvabin namazı, günahlarımızı hatırlamaya vesiledir bu, tövbe etmeye vesiledir. Bir imam işte camiyi kapatacağım demiyor, evde kılın diye ama burada kılmayın halini tavrını da gösteriyor. Diyor ki kardeşlerimizden bir kısmı, inanın diyor camide kılmayınca evde kılmak bize güç gelmeye başladı. İmanın tadını atsak o müstesna. Efendim şimdi ucundan, kıyından, kenarından, işte şu şöyle olsun, böyle zorlaştırmayın, kolaylaştırın derken derken şer'i olan ruhsatlar müstesna. Mesela biz yola çıkmışız ve farz namazları iki rekat kılıyoruz. Bu ruh sat da Azimettir aslında ama her şeyi de kolaylık her şeyi de kolaylık şöyle bir yol var diye diye diye neredeyse vazifeleri terk edeceğiz Efendim biz imanımızın tat ve lezzetini almak için ne yapacağız? Azalarımızı koruyacağız.
En çok kaybettiğimiz şu dilimizdir bizim. Öyle bir ağırlık meydana gelir ki, rabıtamız kuvvetli olsa, dersimizi güzelce yapacak olsak, içimizde bir ilahi ateş kor gibi yanacak olsa konuşamaz o. Hatta sorarlar, hasta mısınız? Çünkü hasta gibi olur. Vücudu isyan, böyle kötülük, zalim gibi demeyin ama ne yapayım? Böyle uygunsuz cemaatlerin içerisinde tadı ve lezzeti kalmaz, oraya uyuşamaz. Onun için mahsundür. O mahsunlüğünü hastalık olarak görürler. Vücudunuz rahatsız mı, ne vardır diye hadbik hasta değil.
O uygunsuz cemaatlerin içerisinde bulunmaktan dolayı hasta, gıybetli sözleri duymaktan dolayı hasta, aslına eremediği, künhüne vakıf olmadığı bizzat şahit olunmayan hususlarda şu şunu itti bu bunu itti der gibi sözlerden dolayı hasta boş kelamlar etmekten dolayı hastadır onlar Yoksa rahatsız olduğundan değil, iman kalbe girerse, tat ve lezzeti de alınacak olursa ve Cenabı hakk'ın korkusu gönle girecek olursa esamle, ela inne evliya Allah, Allah'ın dostları dikkat edin, la havfun aleyhim ve lehüm yahzenun, onlar için korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. Onlardaki o korkudan ziyade haşyettir. Rabbimizin yüceliğinin gönüllerine girmesinden dolayı onların hali değişir. Bunu tarif zor. Mesela düşünür, daha birinci kat semadan ışığı gelmeyen yıldızları düşünür, bu bir tanesi. Milyarlarca galaksiyi düşünür. Ondan sonra onların bir nizam, bir intizam içerisinde seyrini düşünür.
Ondan sonra onların bir nizam, bir intizam içerisinde seyrini düşünür. Bir kardeşimizdi geçtiğimiz yıllarda kader gecesinde, kader gecesinde bütün ağaçların dahi secdeye kapandığını görünce ne yapsın? İmanın tat ve lezzeti öyle gönlüne girer ki ağaçların secdeye vardığını müşahede ediyor bizzat. Şimdi bunlar şuursuz bir şekilde yani mahlukat Rabbimizi zikrediyor. Onu zikretmeyen hiçbir varlık yok. Eshabü ve imme min şeyin illa yüsebbihi bi'hamdi ve la killah tefkavune tespihiham. Hiçbir varlık yoktur.
Ama bir hayvanın zikrine bakıyorsunuz onlar içgüdüsüyle hareket ediyor aklıyla değil ama bize Allah'ımız akıl vermiş irade vermiş tefekkür vermiş tefehhüm vermiş taakkul vermiş tefekkür tedeekkül bu kadar nimetin içerisinde zikrederken kimi zikrettiğimizi bilerek merkur ile zikrettiğimiz Mevla ile de alaka başlayacak olursa onu durdurmak mümkün değildir o Allah'ımızın aşkıyla yanıyor zaten zaten yanarken Sahili temkin'de de kılarlar mutlak mürşid-i kamili olur önünde mesela ben murakebedeyim artık mürşide ihtiyacım yok diyemeyiz çünkü melun marifette yedi yüz mertebeye kadar yükselir Her an yine ihtiyacımız var. Elimizden onlar tutacak bir izinde. Çünkü o yolu görmüş ve gözetmiş olmaları hasebiyle bize yanlışlıklarımızı derhal söylerler, haber verirler. Yoksa olmaz. Nedir onlardaki? O korkudan ziyade Haşyetullah'tır.
Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri zevce-i muhteremeleri Aişe annemizin iltihalinde haşyetullah ile daimalardı diyor. Allah'ımızın böyle yüceliğinden dolayı, anlatılmaz anı yüceliğini Cenabı Hak bir zerrede de gösteriyor. Öyle semavat ve arza bakmakla da değil. Bir zerrede dahi Cenabı Hak esrarını ona yüklenmiştir, onun içerisindedir sırları var onun. Müşahede etmek suretiyle ne yapıyor? Daima gözlerinden yaşlar akıyor. Biz alaçık deriz. Bu bir çadır biliyorsunuz. Çadır bir bezden, yani güçlü kuvvetli bir bezden hasıl olur.
Ama alaçık dediğimiz şöyle eğilmesi, eğilmesi kolay olan ağaçlardan diyeyim artık nasıl tarif edilirse onları bir araya getirmek suretiyle karşılıklı bir iple de ortadan bağlanır böyle yedi, sekiz veya dokuzun tane üzerine hasırlar çekilir çekilir daha bir sıcak olur Onlardan duymuş olduğu zikir sesinden dolayı Aişe annemiz üstadımızın anneleri gözünden yaşlar yağmur gibi boşanır. Bu haşyetullah'tan geliyor. Valideyi muhteremimiz anlatırlardı, bizim bir alacığımız var diye yaylalarda yedi kişi bir taraf alırdı. Yedi kişi de onun karşısında. On dört kişi dedemin salikleri otururlar. La ilahe illallah, la ilahe illallah Muhammedurresulullah Zikrullah'a başlarlar, doyamazlarmış. Ondan sonra da diyordu ilahi cezbeyle dizlerine vuruyorlardı. Bunlar nasıl hasıl oluyor? Bir, azamıza sahip olacağız. Bu azalar bize boşuna verilmedi.
Ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmak suretiyle bak bir paramızı dahi ne yapıyoruz? Maaş aldık diyelim. Benim elektriğim var, suyum var. Ondan sonra ihtiyaçlarımız var. Çocuğun okul masrafı var. İşte gelenimiz, gidenimiz aman ha ben çarçur edemem deriz, koruruz. Bu nedir? Bir dünyevi varlık. Allah'ımızın vermiş olduğu aza göz gibi bir nimet Allah'ımızın cemaline bakacak nasıl kirletilebilir? Allah'ımız onu Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak için faydalı eserleri okumak için bunun için lütfetmiştir ne nimet bu mesela rabbımızın yüce kudretini ifade eden eserleri mütalaa ederek Sami Efendi Hazretlerinin hazırlamış olduğu bu kitaplar bizim kitaplığımızı süslemesi gerekir. Üstadımızın zahiri, batıni şifa tarifini okusak bilene kadar faydalar hasıl olur bize. Onlar Allah tarafından gelen bir sunuatla, bir doğuşla gönle inişle yazılan kitaplardır. Onları okumak için Allah'ımız veriyor bize.
Bir bakıyorsunuz bir gayrimüslim yüz yaşına yakın, belki yüz yaşında geçiyor olabilir. Bin sahifelik eser hazırlıyor. Kendi inancına göre bir Yahudi hazırlıyor bunu Bak biz hazırlanan eserleri bile okumakta gaflet etmemeliyiz Boşuna yazılmadı o eserler. Okusak kendimizi buluruz. Bazen görüşüyoruz kardeşlerimize sorular soruyorlar. İnanın o sorular eğer Sami Efendi Hazretlerinin eserleri okunsa bütün cevapları hazır içerisinde. E talim etmemiz gerekir. Bu bizim hiçbir vaktimizi almaz planlı programlı olursak, diyelim ki işimiz gücümüz başımızdan aşkın bizim. Yatmadan önce iki sayfa, Kuran-ı Kerim'den de üç sayfa okusak ve bunu da devamlı götürsek çok yol alırız biz düzenli bir şekilde. Azalarımıza sahip olacağız, boşuna verilmedi bu azalar. Anlatmakla bitmez bu. Ancak yokluğunda bilinir, bir azanın kıymet ve değeri. Ondan sonra kalbimizi muhafaza etmek.
Üçüncüsü de Rabbimizin azamet-i ilahiyesini düşününce, insan öyle hataya niye gitmesi mümkün değil, vermiş olduğu nimetleri düşünürsek. Sayılamayacak kadar ikramda bulunmuştur. Biz bu Ayet celleyi okumamızdan gaye tabii zaman olmadı. Şu anda Üstad zalimizin ilahi davete icabet ettiği ayda yaklaşmış oluyor. Bu vesileyle soruları sorulara cevap verelim diyorduk Rabbimizin izniyle. Buna yol bulamadık Velhamdülillahi Rabbillahalemin.