Biz aleyhüssalatü vesselam Efendimiz'i ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder, halini ve yolunu düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. Ayet-i celile bize nefsin eğitiminin, ruhun eğitimini, sırrın eğitimini, kalbin eğitimini her şeyi içine alan bir ayet. Vay nasıl irşad oluruz, nasıl ıslah oluruz, nefsimizin belasından nasıl kurtuluruz, ruhen nasıl yükseliriz, işte bu mübarek ayet-i celilenin içerisindedir. Biz peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder? Zaten iş inançla başlar, imanla başlar. İnanmasa hiçbir şey yapmaz. Halini ve yolunu düzeltirse ne kadar müstesna. Çünkü bize müşteriler pek çok, şeytan bir müşteri, nefis bir müşteri, dünya bir müşteri, nefsin arzu ve istekleri de bir müşteri.
Bu kadar müşteriler içerisinde Rabbimizi kendimize teslim etmek, halimizi düzeltmektir. Yolunu düzeltirse yol, doğduğumuz günden beri yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, çocukluk dönemimiz, eğitimden sonraki hayatımız, evliliğimiz, ticaretimiz, vesair insanoğlunun başına gelebilecek her şey. Burada yolumuzu düzeltirsek Fatiha suresinde de es-rayü billah ihtina Ya Rabbi bizi hidayet eyle. Dosdoğru yola. Hikmetlerini saymakla bitiremeyiz. Demek ki Fatihasız namaz olmaz dinmesinin anlamı ne kadar büyükmüş. Her okuyuşta namaza şuru edişimizde, başlamamızda Allahu Ekber deyip ilk evvela Sübhaneke onu okuyoruz. Sübhaneke'yi okumanın öyle anlamları var ki Fahrettin Razi Hazretleri Fatiha'daki, namazdaki o büyük ağırlıkların kaldırılmasına sebep, tahammülüne sebep. Ondan sonra Ya Rabbi bizi dosdoğru yolda kıl diyoruz.
Eğer böyle olursa ayet-i celîne bir kelimenin anlamını, ondan sonraki kelime tefsir ediyor. Tekrar okuyun. Esselamü femen amene kim iman ederse iman bambaşka bir şeref ol. Bir lütf-u ilahi ihsandır. Resulullah gibi bir nur-u ilahi sallallahu aleyhi ve sellem görüp Cenabı hakk'ın hidayet lütfettiği insanlar iman etti ama bunun yanında iman etmeyenler de var. Şükürler olsun Mevla'mıza, halini ve yolunu düzeltir ve asleha halini ve yolunu düzeltirse halimizi, demek ki biz belli bir ölçülere dahiliz, Belli bir ölçüye dahil olmayan hayvanlar. Hayvana siz işte mübarek gecelerdir geçiyor, kalk da bir teheccüd namazı kıl denmez. İşte al eline tesbihini bir zikrullah yap, işte bir sabah namazını kıl, yolda giderken eza etme kimseye, yolları da temiz tut bilmez bunu. Bu insan için. Halimizi düzeltmede de en azından şu trafik işaretleri bize çok büyük bir ders.
Bu cansız bir varlık, gerçi her şeyde bir canlılık var ama bir insan gibi değil. İnsan sorumlu bir varlıktır. Bir yolda giderken hep kurallar konmuş. Arabayı nasıl çalıştıracağız, nasıl gideceğiz, Yol işaretleri, bunu saymakla bitiremeyeceğiz. Trafik bilgisi, bunu bilmediğin zaman yola da çıkamazsın. Her şey birbirine karışır. Ne yapacağız? Bir trafikte dahi kural olunca mükellef olan, sorumlu olan bir varlık olarak Cenabı Hak bize Kuran-ı Azimüşşan'ı kural olarak koydu. Buna da ayrıyeten hamd ediyoruz, şükrediyoruz. Örnek ki ne yapacağız, ne edeceğiz, şaşırdım kaldım hiçbir şeyim. Bu mahkemelerde ne de ıslah yönleri var. Daha mahkemeye gitmeden önce bunu, Kanaat gönderileri diye bilinen, böyle saygınlığı olan kimseler tarafından buzlaştırma. Bu Avrupa'da var. Çoğu eskiden devam eden bir yöntem, daha mahkemeye gitmeden, o kimseyi uzlaştırmaya çalışıyor.
Onlar bunu düşünürken, onlar bunu Kuran-ı Kerim'deki esastan alarak düşünüyor. Kitabı Kerimimiz Essayir billah la hayrafiketirin minecuuhum illa men emer rabbi sadata Kitabı kerimimizde Rabbimiz bildiriyor. Şu hatırımıza geliyor burada ruhun eğitimi olarak ayet-i celile hepsini içerisine alın, halimizi düzeltmeyin. O zaman diyoruz ki demek ki peygamberlerimiz ve onun devamında olan ulema-i kiram ve gönül eğitimimizi gerçekleştiren kimseler bizdeki bu madeni biliyor. O madeni nasıl çalıştıracağız onun yolunu gösterelim. Ta Adem Aleyhisselam'dan beri bu dağlarda maden yok muydu? Çinko da vardı, kurşun da vardı, bakır da vardı, altın da vardı vesaire. Madenlerin hepsi vardı ama biz bundan haberdar değildik. Ta ki maden mühendisleri neleri meydana geldi.
Onlar nerede olduğunu tespit ettiler, nasıl çalıştırılacak, bunun içindeki öz, o şekilsiz gibi gördüğümüz taşların içerisindeki maden nasıl çıkacak, altın nasıl çıkacak, onun fabrikalarını kuruyorlar, onun çalışmalarını yapıyorlar. Eğer biz Osmanlı üç temel üzerine bina kılınmıştır diyorsak, ordusu Medresesi ve tekkis. Bu kitap halinde milli eğitim de çıkmıştır zaten. Ordusu olmasa nizam ve intizam nasıl olacak? Medresesi olmasa insanlar nasıl bir eğitimle gelişecek? Görüyorsunuz eğitimin artık çeşitleri sayılmakla bitmiyor. Bunu ifade edemeyiz. Teknoloji ne kadar gelişiyorsa buna göre de onun eğitim sahaları mevcut. Çok tıbba ait de var, zira işlerimize de ait var, mühendislik de var. Bu dediğimiz alanların içerisinde birçok onun şubeleri de var. Bak bu eğitimlerle ne yapılıyor, insanlara yol gösterdi.
Burada kendisini ıslah eder derken peygamberlerimizi müteakiben Ulema-yı Kiram ne yapıyor, bu esasları bize tespittir. Ne tespit ediyor derseniz, yine hepsi Kitabı Kerim'imizde mevcut. Tövbesi, bunun yanında ibadeti, Allah'ımıza hamd ve şükrü çok önemli. Allah'ımıza hamd eden ve şükreden kul olabilmek, yolunda cihad etmek, iyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek, Cenabı hakk'ın koymuş olduğu sınırları muhafaza etmek, bu şekilde halini düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır buyuruyor. Nihayet bir doğum ayırt, ayı, bu doğum ayı kalbin derinliklerinde yer alan ruhun doğumudur. Bu doğum nefsin karanlıklarından arındırılması gereken muazzam bir veladettir. Buna veladeti saniye ikinci doğum adı verirler. Bir anne ve baba vasıtasıyla dünyaya gelişimiz var, bir de ilahi aleme doğuşumuz var.
Mevlana, Huddiselahü's-Sıdri oğlu Sultan Vel'e de şöyle bir mektup yazar, der ki insan iki kere doğmadıkça hakikate erişemez. O bir kere doğum anadan doğmak, bir de kendinden çıkmaktır. Biz bunu anlayamadık, kendimizden nasıl çıkacağız? Vücudumuz yine aynı mevcut ama kendimizden çıkacağız. Nasıl çıkacağız? Cenabı hakk'ın Hadis-i Kudsi de kulum bana nafilelerle yaklaşır, gören gözü işiten kulağı kavralayan eli, yürüyen ayağı olur. Şimdi bizim ayağımız, şu dünyayı yürüyüp gezdiğimiz ayağımızın, Allah'ın nuruyla, nuruyla hemhal olması ne demektir? Hayırlı meclislerde dolaşmaktır. Hemen bakıyoruz Kalem suresinde öyle yürüyüşler, öyle gezip dolaşmalar var ki es-salühemmezin müşaim bin emi. Kavunculuk için de gidip gelir insan, yürüyor. Esselamü'l-em ve la temşefil ardu meraha. Kibirlere yürümüyorlar. Eğer bu doğuş temin edilecek olursa ne olur?
Es'amen ve ayvadırrahmanillezine yemşune alel ardı havme. Ve bu doğuşun Kuran-ı Kerim'de devamlı olarak ihsan ne ve hatabehumun cehilune galu selam. Tevazu ile gidiyor, bu toprak bir gün beni içine alacak diyor. Bunun yanında cahiller kendisine sataştığı zaman Rabbi Zülcelal'imiz siz de sataşın buyuruyor. Ve uzak olun diyelim. Sonra Cenabı Hak diğer konularda da gözümüzün doğuşundan da, gözlerin hain bakışından Allah'ımıza sığınmamız gerektiği ifade ediliyor. Sonra Aleyhisselam Efendimiz bu doğuş hususunda iki hususa işaret buyuruyor. Birisi dilimizin her türlü yanlış hareketlerden kurtulması, dilimizin Zikrullah ile ısrı olması, ya gul hayran evliyasmut ya hayır söyle, ya sükut et. Bakın doğuşlar ne kadar önemli. Efendimizin dünyaya gelişi sadece Amine Hatun'un dünyaya getirmesinden ibaret değildir. Onun doğuşu asıl bu doğuşu temin etmiştir. Onun doğuşuyla peygamberler doğmuştur.
Onun doğuşuyla veliler doğmuştur, Onun doğuşuyla sıddıklar doğmuştur. Kutlu cihanlar doğmuştur, kutlu azamlar doğmuştur, futbol aktab doğmuştur, İmaman iki tarafında bulunan vavsi lazan ve vavsi hulalar doğmuştur, doğmuştur, yediler doğmuş. Daha sayamayacağımız kadar Allah'ın dostları doğmuş, cihad erleri doğmuş, Hazreti Fatihler doğmuş, ilimde İmam-ı Azam'lar doğmuş, daha neler neler. Bu doğumunda mevlit yazarımızın o anda neler neler dediği gibi bu Miraç hadisesinde de var, demek sayılamayacak nimetler, ikramlar, lisanlar. Bu Efendimizin doğumu hususunda gerçekten mevlit yazarımızın Veladet Bahiri çok güzel ifade ediyor. Hepsini okumayayım diyorum ama çok hoş. Gönlüne Allah'ımız nasıl bir mor ihsan etmiş ki bu sözleri söylemiş. Şimdi bakıyoruz diğer bütün eserlere de baktık, eserlere de baktık. Bunu şiir halinde ne güzel beyan etmiş diyoruz, mevlit yazarımız.
Efendimizin sadece Muhammed isminin sallallahu teala aleyhi ve sellem yazılışını ele almışlar, neredeyse bir kitap halinde. Efendimizin isminin Muhammed olması, yerlerde göklerde her yerde sena edilmesi, övülmesi, vasfedilmesi, hayatımızın başından sonuna kadar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Sellem. Bak doğduğunda sağ kulağını ezan getiriyor, nur oldu. Sol kulağına ikame hep Efendimizin ismi Muhammedileri var. Ölüyor, salağa veriliyor, salasında bile Efendimizin mübarek işi. Tabii bu salağa mevzu bir ayrıdır. Biz ona değinmiyoruz. Yani ilanında, en azından diyelim son cenaze namazının kılınışında salli barik okunur. Kabre konuşuluşunda öyle, Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem getiriliyor, telkin verilirken öyle. Öyle. Her şeyi de Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. İsterseniz bir kısmını okumaya çalışalım.
Amin Hatun Muhammed anesi, ol sedeften doğdu ol dür danesi. Hiç cevaba niye gerek yok? Amine annemiz hakkında mevlit yazarımız en güzelini söyledi. Ol sadeften, sedef inci demek. Doğdu ol dur dahlasını. Biz velilere bakıyoruz, bir putbu cihanlara bakıyoruz, hepsi bir sedef. Mesela Sami Efendi Hazretleri bir sadeftir. Fakat kendisini işleyecek bir usta arıyor. O usta da Esad-ı Elbili Hazretleri öyle bir işliyor ki, bu yirmi beşinci mektup var Mektubat'ta, orada buyuruyor ki evladım Sami, ömrün hazan olmadan, yani vaktin geçmeden gel bu ıslahın, bu irşadın, bu ilahi madenin cevher olması için, bütün insanlığa da nur saçman için seninle diyor meşgul olalım, senin seyr-i sülukünü tamamlayalım diyor. Çünkü duyduğumuz babalarının niye bu kadar çok istiyor diye bazı sözler oluyor. Babaları da çok muazzam bir kimse. Bir defasında mektup geliyor veya telgraf da gelebilir.
Evladım Sami, bekliyoruz sizi diye. E babaları her zaman neden isteniyor diye elini böyle kaldırınca bir gaz lambası elini nasıl olmuşsa çarpar ve yaralanır. Derhal hata yanlar aman evladım siz devam edin de işleniyor. Hani edep tarif edilirken insanda gizli bir manevi güçtür, kuvvettir, onun ortaya çıkması. Şimdi burada onlar olmasa biz kalp zikrini nereden bilecektik. Evet okuyordu Es'zamünnhatü'l-him Onlar öyle bir evlerdir ki ne bir ticaret ne de bir alışveriş, onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Bu letaiflere işaret eder. Bunu ne bilecektik? Dinmeseydi bize işte şu kadarını açıktan okuyacaksınız, şu kadarını yüce kudreti düşünerek sessiz bir şekilde bunu bilemezdik. Nereden bilecektik? Efendimizin doğuşu imanın doğuşu demektir, imanın tahkikidir.
Öyle bir doğuş ki bu, imanın tahkikini bize Abdülhalık ve Hucdevani Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hızır Aleyhisselamdan aldığı on bir esasla, üstadımız üstadımız da bunu ne güzel söylemiş sadra yazılır silinmez diye kelime-i tevhidin sadra yazılmasını Efendimizin doğumuyla bunlar ortaya çıktı. Daha biz bunun trilyonda birini anlatmış değiliz. Öyle bir doğuş ki insanlarda nelerin doğmasına vesile oluyor. İmanın zerresi cennette ebedi kalmaya vasıtadır vesiledir. İman doğuyor, İslam doğuyor. Ne doğuyor derseniz zaten bu mevzuyu hazırlarken şok zorlanıyoruz. Ve diyoruz ki Ya Rabbi gönlümüze lütfet de öyle ihsan et. Biz Efendimize nasıl anlatabiliriz, mümkün değil. Hadis-i Şerif olarak şunu layık olmayarak aldım. Kim bunu okuyacak olursa, bir de ezanlardan sonra bunu okurlar. Rab olarak Mevla-yı Zülcelal'imiz, İslam olarak, dini olarak İslam aleyhisselam da her şeyimiz.
Resulullah diyor ama her şeyimiz. Onsuz bir şey yok, Yemeğe oturacağız, onun sünneti ile oturuyoruz. Yemekten kalkacağız, onun sünneti ile. Bak şu giyim kuşamımız bile, renk olarak aleyhisselatu vesselam Efendimiz neyi seçmişse insanın vücuduna en yarayıştı olan, en faydalı olan odur. Her husus. Onun için mecmuul adabı aman okuyalım diyordu. Bunun yanında daha başka eserler de var. Efendimiz nasıl yaşamış, nasıl yaşamış, nasıl etmiş, sonra Allah'a hamd etmemek mümkün değil. Bak bizi başıboş bırakmamış. Cenab-ı Hak altı bin altı yüz altmış altı Ayet-ı İlahi. Efendimizin ehadîsi Muhammediyesi, sünneti, onun bize örnek olması, öncü olması, onu taklit edebilmek, bundan büyük bir nimet olamaz. Amine annemizin bir mevlit yazarı mübarek insan, öyle diyor oğul sadeften doğdu oldur danesin. E sonra efendimizin gelişi ben nikah mahsulüyüm buyuruyor. Hep temiz arklardan gelir.
Onu doğuracak ana, sadef olmaz da ne olur, o inci olmaz da, o kıymetli olmaz da, o değerli olmaz da. Ziyaretinde, Ebva köyünde geldiler, anamızın kabrini mübarek elleriyle düzeltiyor. Bu esnada bir hüzün hadise var. Sorulduğunda buyurdu ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, anamla geçen öyle hatıralar var ki onlar benim gönlümde canlandı buyuruyor. Amin amin. Çünkü Abdullah'tan olduğu hamile, bakterişti Eftevu Eyyam ile hem Muhammed gelmesi olduğu yakin, çok alametler belirdi, gelmeden. Hep Efendimizin gelmeden önce meydana gelen hadiseler günümüzle alakalıdır, hepsi. Çünkü onun doğumuyla küfür yok oluyor, şirk yok oluyor, nifak yok oluyor. Büyük günahlar, küçük günahlar, masiva her şey bitiyor. Allah'ımızın nuru doğuyor. O nura Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan gibi bir nuru ihsan ediyor, en büyük mucizedir. Ne kadar güzel.
İnşallah okur okur Kuran-ı Kerim'de bize ne buyuruluyor ona dikkat ederiz. İşte Cuma günü Cuma gününe ait, Cenabı Hak bizi ayet-i celîlede camiye hapsetmiyor, cebimize hapsetmiyor. Bir dergahta, bir hangahta, bir tekkede gav demiyor. Siz rızkınızı helalinden temin etmek için çalışın diye buyuruyor. Ne yüce bir dil, ne muazzam. Çok güzel o doğum anındaki halleri Amine annemiz dile getiriyor, Nasıl ikramlarda bulunulmuş, nasıl ikramlarda bulunulmuş. Bütün insanlara ilan et ey insanlar, şüphesiz ben Allah'ın, sizin hepinize gönderilmiş bir peygamberiyim. Hem insanlara hem cinlere bütün aleme gönderilmiş. Cermü muessna? Sallallahü Teala aleyhi ve sellem. Risaletin üzerinde şöyle bir ifade çok güzel. Hiye, hazretun resulü lağvam seyyidina Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Ellezî erselahullahü Teala rahmetellil alemi bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Şeytan bile dedi ki ben de bu alemdenim aleme rahmetse, eben de istifade edeceğim. İstifadese onun şu, her gün kırbaç yerken bire düşünün. Kafirler hesapları tez görüldü vesaire. Risale Allah. Bu mu'tahhara deyince bizi temizleyen, arıtan, ulutan, her türlü kötülüklerden koruyan demek. Er-resul Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın bir nurudur. Öyle bir peygamber ki insanlara, cinlere, ağaçlara, taşlara, her şeye gönderilmiş. Çok müstesna ifadelerde bulunurlar, çok müstesna. Burada Abdurrahman es-Sülemî Rahmetullah Aleyh Hazretleri Efendimize itaat, Cenab-ı Hakk'a itaattir, diyor. Çok güzel tabi. Ta Efendimizin emri Muhammediyesine uymak, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cenabı Hak'la itaat demektir. Sonra şu şekilde almış, onu anmak Cenabı Hakk'ı anmaktır. Kulu diyor Cenabı Hakk'a kavuşturur, eğer muhalefet edilirse vebi muhalefetihi yangatu'an Allah'tan alakanız kesilir, buyuruyor.
Buyuruluyor. Burada rahmet oluşunun esasları üzerinde durur. Efendimiz nübüvvet silsilesinin hem çekirdeği hem de en son veren mükemmel meyvesidir. Allah ıslah ait bir yere. Burada en azından Şeyh Mustafa Efendi Hazretlerinin Rahmetullahi Ali, onun olsun bir Peygamberimize ait sözlerinden okuyalım. Ravzai Pakinde Hayson rüyetini isterim, ruzi ceza arz olunca eyle bize şefaat, İstima etsem ismini vacip olur evvela, terk edersem azap olur, ruhuna asan salavar. Hep bu cümlelerinden biz gerçek bir alim olduğunu görüyoruz. Sadece harflerin zahirini okuyan değil, batınını okuyan. Hace Ubeydullahehran Hazretleri ben batınını okuduğumda diyor ilmin iç yönünü bir elif demenin altında deryalar yattığını gördüm, anlatamam, diyor. İşte bize Efendimizin doğumu sallallahu teala aleyhi ve sellem bu hakikatleri görmeye doğru götürüyor. Bunu görün, bunu.
Sadece kalıpta kalmayın, kabukta kalmayın, ne işe yarar? Biz bahçeye diktiğimiz bir meyve fidanı meyve vermezse ne olacak? Efendimizin doğuşuyla meyve verecek, gönlümüz meyve verecek, Allah için seveceğiz birbirimizi. Öyle meyve verecek ki onun elbette ki aşılı olanları var, aşılanacağız ilahi kapılarda. Cenab-ı Hakk'a açılan kapılarda ne olacak? O zaman meyveler verecek. Tabii meyvenin de kendi arasında çeşitleri var. Yoksa ne işe yarar? Burada biz Şeyh Mustafa Efendi Hazretlerinin sözlerinde hep ayetleri ve hadis-i şerifleri görüyoruz. İstiğime isem ismini vacip olur evvela salat-ü selam diyor. Esselamü. Ahzab suresinde bu ayeti celileye işaret edin. Sunu hadis-i şeriflerine terk edersem azab olur ruhuna sal salavallah. Asıl cimrinin ismim anıldığı zaman salat-ı selam getirmeyen buyuruyor.
Haşr-u neşri, sırat mizan, korunulur ulu divan ve vechi nuru ile müzeyyen olur orada arasat, o yüzündeki nur ile diyor. Efendim, ben aleyhisselatu vesselam Efendimiz'i gördüm. Onu görmek nurdur, nur. Onu görenin hayatı anında değişir. Bütün zerreleri ne kadar değişir onun hayatı. O bir vaizdir, müftüdür, şunun bunun gibi görünmesi değildir Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, nurdur o. 0 nuruna tahammül edemez gören. Eğer serbest bırakılsa sesi, ortalığı yıkarım. Zümre zümre iki fırka tefrik olunca hemen, ümmeti için ağlayıp dolanır eder gayret. Sancağı altında bütün enbiyai mürselin, cümle uşşak cümle ebran, mümini mininati. Senin için halk olundu alem ü ekvan tamam. Olmasaydın gelmez idi mümkinatı mevcuda. Aldı Enbiya suresinden esanna. Aldı, levlake levlak lema halaktu lehlev.
Hayatında tanınmıyorlar ama buraya bir kıymetli kimse gelirdi, derdi ki sevemedim ama dedi, aleyhinde de olmadım dedi. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.