İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı kaydında İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman! Mesela bir hasta gelir, benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var. Şekerim var, tansiyonum var, romatizmalarım var. Şu gibi defterim var dese bile doktor ilk evvela kalbine müdahale eder,…
İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman! Mesela bir hasta gelir, benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var. Şekerim var, tansiyonum var, romatizmalarım var. Şu gibi defterim var dese bile doktor ilk evvela kalbine müdahale eder, kalbini kontrol eder. Artık kalbinin atışlarına vesaire kendilerine mahsus ne icap ediyorsa ilk muayeneyi kalpten başlar. Çünkü o önemlidir. Bir merkezdir. O sağlam olursa vücudun diğer azaları da sağlam olacaktır. Cenabı hak korusun o rahatsız olursa diğer azalar da rahatsız olmasından dolayı. Mesela bakıyoruz en çok şimdi insanlarımızın meyli arabalara, evlere, dünyevi, dünyevi hususlara pek çok meylimiz var Mesela arabayı alacak Alacağı arabanın işte tekeriydi, kaportasıydı, onun oturaklarıydı vesaire bunlara bakmaz.
İlk evvela kapağını kaldırır, arabanın motoruna bakar. O sağlam olursa derken diğer yerlerini biz Allah'ın izniyle yaptırırız. İşte aynen bunun gibi iman çok mühim. Mesela sudaki letafet, havadaki temizlik, ateşteki sıcaklık topraktaki verim gibidir. Mesela insan bahçesine giriyor. Bahçenin meyvesi mesabesinde ürün veren meyvesi gibi. Mesela hayvanata baktığımız zaman hayvanatın artık hayvanların kendine mahsus özelliklerinin bulunması gibi Mesela bir Hüdhüd Kuşunun ötüşü, diyelim bir bülbülün şakıması, diğer et veren Mahluka baktığımız zaman kimi hayvanatın eti kimilerinin de sütü gibi çok önemli hususiyetidir. En önemli, en bariz özelliğidir. Onun artık istifade edilmesi gereken bir manasıdır. Her şeyin özüdür.
İman, iman eğer gönülde bulunmayacak olursa Ne kadar imandaki bir arıza ne kadar ibadet yaparsa yapsın ne kadar Tevhid-i Şerif okursa okusun milyarlarca Tevhid okusa eğer imanında bir zede varsa bunun hiçbir faydası yoktur. Çünkü iman bölünmez ve parçalanmaz bir bütündür. İman bir bütündür. Ama bunun kuvvet ve zaafı vardır. Mesela Ashab-ı Kiram'ın imanıyla bizimki bir olur mu? Ashab-ı Kehf'in imanı mesela, hayatlarının yok olmasına karşılık, azalarının kesilmesine karşılık ne yapıyor? Biz Allah'ın dininden katiyen vazgeçmeyiz. Eğer vazgeçersek biz şaşıranlardan oluruz diyorlar. Zalim takyonusun karşısında güçlü ve kuvvetli bir şekilde duruyorlar. İman iman ettavimü lillahi teala Cenabıhakk'a sonsuz bir saygı, sevgi ve muhabbet ve imanın meyvesine nedir? El hayya. Neden haya diyor? Ulema-i kiramın sebebi şu, Efendimize geldi bir tanesi sallallahu aleyhi ve sellem, İman nedir? Hayadır.
Önünden geldi, arkasından geldi, sağından geldi, solundan geldi, İman nedir hayadır. Sonra anlamadın mı imanın cümlesi hepsi hayadır diye buyurdular. Tazim bakıyoruz efendimiz aleyhissalatu vesselama Cenabı hakk'ın emirlerine tazimde bütün ibadet ve taatlere emri ilahiye riayette en önde cihatta Hazreti Abbas radiyallahu anhüma hazretleri buyuruyor. Bir gün diyor cihatta Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem atını düşmanın üzerine doğru sürdü. Ne yapıyorsun Ya Resulallah, siz düşman saflarına giriyorsunuz. Şimdi size bir sıkıntı olmasından endişe ediyorum diyor. Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Cenabı hakk'ın cihad emrine olan taziminde öyle bir gayretli ki ta düşman saflarına kadar giriyorlar. Yerine göre zırhını çıkarmadan tekrar yine cihada gittiğini Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam Efendimizin görüyoruz.
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı ne anlatıyor?
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı kaydında İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman! Mesela bir hasta gelir, benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var. Şekerim var, tansiyonum var, romatizmalarım var. Şu gibi defterim var dese bile doktor ilk evvela kalbine müdahale eder,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Emirlerine uymakta, nehiylerden kaçınmakta mesela emri bil maruf nehyi anil münker de öyle kolay değil Taif'teki çekmiş olduğu eza orada bir bahçeye sığınıyor kendisine Addas isminde birisi bir üzüm ikram ediyor. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Bismillahirrahmanirrahim diyor ve sonra onun memleketini soruyor İşte ben şu Ninovalıyım deyince, Yunus Bin Metta'nın memleketinden mi buyuruyor. Sen onu nereden tanırsın deyince o benim kardeşimdir buyuruyorlar. Orada bütün ezanın en büyüğünü zaten Taif'te gördüler. Buna rağmen Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orada tebliğ yapıyor, orada davet yapıyor.
Çok taaccüb ederim biz büyüklerimiz hakkında mesela çok önemli rahatsızlıkları hayatlarına mal olacak şekilde rahatsız olmalarına rağmen bakıyordum orada etrafında insanlar onlara devamlı sohbet ediyor, devamlı konuşuyor, görüşüyor, itikadi bilgiler veriyor, iman esaslarından anlatıyor, Allah'ımız korusun İmam-ı Azam rahmetullahi hazretleri üç kişinin imanı tehlikede buyuruyor. Bunu çokça ifade buyurdukları için büyüklerimiz söylüyorum. İman nimetine şükretmemek. Çünkü zerre kadar kalbinde imanı olan kimse ebedi cennettedir ve ateşte kalmayacaktır. Ne büyük bir nimet bu, ne büyük bir mükafat. Bunları anlatıyor. Üstazımızın üstadları kendisine doktor bir defasında öyle diyor. Görüşmelerinin müteakibi bir akabinde rahatsızlık zuhur ediyor. Kendisi rahatsızım demiyor ama doktor getirdiklerinde eğer bu hastalık bir başkasında olsa başını bir şu duvara vurur bir de bu duvara vurur diyor.
Bu nedendir? Allah'ın emrine olan tazimdendir. Şüphesiz inanırsınız. Biz cuma günü üstad alimiz görüşürlerdi. Vaktini vaktini biraz ileriye doğru almak isterdik. Çünkü on beş dakikadan fazla konuşmasına müsaade edilmezdi. Daha cemaatine gelmeden varır otururlardı. İşte deriz daha vakit var hiç durmazdı biraz da hem yaşları itibariyle hem de rahatsızlıklarından dolayı kollarına girilir varır oturur, orada sanki yirmi bir yaşında delikanlı gibi görüşürlerdi. Bu neden oluyor? Bu Rabbimizin emrine ta'zimden ileri geliyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Kuran-ı Kerim'e olan saygısı, sevgisi, tazimi, büyüklerimizin ona olan ikramı değil Kuran-ı Azimüşşan, Sami Bağran diye bir zat, Kayseri'de biz okuyoruz. O gün ismi İslam Enstitüsü. Şimdi ilahiyat oldu. Biz kendilerini bir davet üzere gördük.
Bir kitap getirdi havluya sarılmış vaziyette ama göğsünden yukarı tutarak belki biraz daha yüksek tutarak getirdi. O da adap risalesiydi. Üstazımın eseri diye onu öyle bir ikramla getirdi ki havlunun içerisinde sarılı bir şekilde kendisine bir hoca idi. Doğu'da adetleri biraz bizim adetlerimize uymayan yönleri var. Bir gün Kuran-ı Kerim'de cemaatin içerisine girdim, hep ayağa kalktılar. Bizde öyle olmaz mesela memleketimizde hep birden ayağa kalktılar. İkinci bir defa sonra öğrendim tabi Kuran-ı Kerim'e olan tazimlerinden dolayı başlarını şöyle bir sağ tarafa veya sol tarafa doğru yatırır vaziyette durdular. Sebebin de Kuran-ı Azimüşşan'a olan teslimiyetimiz, muhabbetimiz, saygımız ve tazimimizdendir dediler. Demek ki Cenabı hakk'ın emrine tazim. Mesela sevdiğimizi Allah için seveceğiz. Boğuz ettiğimize Allah için buğz edeceğiz.
Tazı nasıl anlatılır, nasıl biter, nasıl tükenir bütün emri ilahiye büyük bir saygı, büyük bir sevgi, Resulullah'ın sünneti seniyyelerine riayet, Evliyaullah'ın sözlerine dikkat etmek, çünkü başımızın tacı kabul ediyoruz biz bu Cenabı hakk'ın bize olan emridir Emrettikleri zaten Kuran-ı Kerim'dendir Hadis-i Şeriflerdendir bunun dışında bir söz olmaz. Gönüllerin nur olduğu için olduğu gibi Kuran'daki ayat-ı ilahiye gönüllerine aksediyor, e Hadis-i Muhammediye aksediyor. İsterse ümmi olsun, hiç okumamış bir kimse olsun. Bizim annelerimizden biri babaları müderristir. Kadınlarla sohbetine kulak misafiri olur. Onun o görüşmelerine şahit olunca der ki kızım ben seni okutmadım. Sen nereden bu ayetler, bu hadisler söylüyorsun demiştir. Gönlüne artık iniyor, tamamen iniyor. Bunun iniş sebepleri var. Azalarımızı korumaktır.
Yine sebeplerinden, mühim sebeplerinden birisi yiyecek ve içeceklerimize dikkat etmek. İşte ben istediğim gibi giyinirim, istediğim gibi yerim, istediğim gibi konuşurum olmaz. Katiyen olmaz. Bizim takip edeceğimiz bak. Ulu'l-emri minküm. Sizden olan Ulu'l-emre riayet edin. Bakıyoruz canlarının istediklerini terk ediyorlar. Okuruz, eserlerde görüyoruz. Bir sene diyor canım nar istedi, yemedim diyor. Nefsin arzusunu vermedim. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh, soğuk su içmedim diyor. Nefsim soğuk bir su içmek istedi. Soğuk su o zaman nasıl mümkün olacak ki? Demek ki kuyulardan çekiliyor, biraz daha serin oluyorum.
Onun dışında bir buzdolabıymış, Soğutucu aletlerden çıkaracakmış böyle bir durum yok Mesela bir yemeği ne tesadüf ediliyor Hz Ömer Radıyallahu Anh Efendimiz yemek yerken bir tanesi yanından geçiyor buyuruyorlar gelin beraber yiyelim O zat diyor ki ben bir lokma aldım onu bir türlü yemem mümkün olmadı dedim ki ya Ömer sen bu tamamı nasıl yiyorsun? Ben nefsimi buna alıştırdım Yani istediği gibi yemiyor, istediği gibi giymiyor, istediği gibi gezip tozmuyor. Ne yapıyor? Son derece Rabbimize saygılı ve muhabbetli bir şekilde devam ediyorlar. Onun neticesi ilhamat, gönlüne Allah'ın nuru yağmaya başlıyor. Hep görüşmeleri bu. Onların bir mevzuya başlayıp da büyüklerimizi söylüyorum, bitirememe sebepleri bu bitmiyor. Bizim Ahmet Müderrisoğlu diye Yeşilhisar'da bir hocamız Vel'Asr Suresine bir ay mana veriyor.
Bayram sabahı diyor ki inşallah gelecek Ramazan-ı Şerif'te Vel'Asr Suresine devam ederiz. Bu nedir? Bu nereden geliyor? Öyle pek hocası da yok. İbrahim Tuna asker hoca deriz develden. Hocam diyor bu ilmi nereden aldın? Mesela bir ayet-i celli okuyor, hayran kalıyorlar. Ona vermiş olduğu manaya esamne Diyor Erciyes'te hayvanları otlatırken kim olur bu? Olsunsa Hızır Aleyhisselam olur. Bir beldeden öğrenciler ilim tahsili için bir medreseye gitmek isterler. Bunlar üç veya dört kişi diyelim dört kişi. Üçü üçü yola çıkarlar, bir tanesi gelmez. Sebebi annesinden müsaade ister. Annesi der ki yavrum ben senin getirmiş olduğun çok uzak bir yerden getirilmiş. O suyu içiyorum Sen ayrıldıktan sonra o suyu bana kim getirecek? Demek ki mahallelerinde normal bir su var herkesin içmiş olduğu ama anneleri demek başka bir yerden uzak bir mahalden getirilen suyu daha çok arzu ediyor.
Sen olmazsan bana bu suyu kim getirecek diyor. Sırf annesinin gönlünü görmek için ilim tahsiline gitmiyor. Biliyorsunuz efendimiz aleyhissalatu vesselama cihad için izin isteyenlerden annen ve babanız var mı buyuruyor. Eğer varsa onların rızasını alın, onlara bakın, onlara hizmette bulunun diye. Kendisi annesine su getirmek için ayrıldığında bir kabristanın yanından geçiyor. Geçerken oradan bizzat kendisini talim ediyor, okutuyor ve ayrılıyor. Diğer arkadaşları ilim tahsilinden döndükten sonra annesine hizmet için kalan kardeşlerinin bir görüşmesine şahit oluyorlar. Allah Allah diyorlar. Bizim okuduğumuz eserlerde böyle bir ifade yok. Evet biz de ayetler okuduk, biz de Hadis-i Şerifler, biz de Fıkıh okuduk, biz de Hadis okuduk, biz de beyan ve bedi bunun talimini gördük, fesahat ve belagat, biz de mantık okuduk ama bundaki ilim nedir diyorlar. Hiç okuduklarımıza benzemiyor.
Mesela bir takva konusunu alıyor ama bizim işlediğimiz gibi değil diyorlar. Vermiş olduğu manalar, o derinlik, o güzellik nereden geliyor diye kendisine soruyorlar. Diyorlar ki beni işte anneme su getirmek için gittiğimde kabristandan bir zat çıkıyor. Fakat ben ismini hiçbir zaman sormadım, bunu da sorayım diyor. Sorduğu zaman, ben diyor annenize itaat etmenizden dolayı Cenabı Hak tarafından gönderilen Hızır Aleyhisselam'ım. Seni talim için geldim diyor. Onların taliminden geçen kimse mümkün mü bir konuyu bitirebilmesi ve gönlündeki o ilim, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın benim Hadis-i Şeriflerimi herkese nakletmeyin. İnsanlara akilları ölçüsü içerisinde konuşun dedikleri için buyurduğu için ölçüler dahilinde vermeye çalışır. Yoksa anlamamız mümkün değil. Onların kendilerine mahsus bir yaranı olacak ki anlatabilsin. Biz okuduğumuz devrelerde İmam Hatip'te parçayı görürdük.
Farsçayı görürdük. Abdülhalık-ı Hucdevani Hazretlerine Hızır Aleyhisselam'ın ürettiği on bir esas var. Nazar, Bel-kadem, Huhuş, Derdem diye. Bunlar Farsça tabirlerdir. Bunları üstadımız Farsçayı, bunun dilini bilenlere değil de Dereköy'den Hacı Hasan Ağa ve Hacı Abdurrahman Amca olsa da bu hususları anlatsam buyurdu. Adamlar okumamış etmemiş kimseler ama yaşıyorlar. Biz tatmak istiyoruz. Biz gönüllerimizi nur-u ilahi ile ıslatmak istiyoruz. Orada manevi güllerin, çiçeklerin, meyvelerin zuhuru için. Artık gözlerimiz yaşarsın diyoruz. Kulaklarımız hikmetli sözleri duysun. Ayaklarımız yürürken, bizim gönül ayaklarımız gayb aleminde dolaşsın. Boş işlerle meşgul olup durmayalım. Rabbimiz bizi boş işlerle meşgul olmayın. Onlar boş sözlerden uzaktırlar. Boş işlerden uzaktırlar. Bir işten boşaldıktan sonra tekrar yorulun buyuruyor.
Nebi Yekrim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Tebük seferinde sahabeyi Kiramı hep meşgul ediyorlar sebebi nedir bunun? Bunun sebebi Sahabe-i Kiram boş sözler söyleyip boş işlerle meşgul olmasın diye Mesela biz kardeşlerimize aman ha şöyle çalışmaları yapın Her beldede ticari bu görevleri yerine getirin dememizin sebebi neydi? Dedikodu edilmesin Boş sözler konuşulmasın Herkes işi ile meşgul olsun diye Kayseri'de birçok beldeler var. Bunun yanında Hacılar diye güzel bir şimdi belediyelik bir ilçe durumunda diyelim. O şekilde bir belde. Burada kahvehane yok diyorlar. Şimdi var mı bilmiyorum. Kahvehane yok.
Sebebini de orada yediden yetmişe kadar insanlar hep sanayiye inerler Hep çalışmaya inerler Çoluk çocuk hep çalışmaya gittiği için zaten yorgun dönüyor Onun boş işleri ile meşgul olacak vakti yok Elimiz meşgul olmazsa dilimiz Kuran'la meşgul olmazsa Zikrullah ile meşgul olmazsa Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimizin ya hayır söyle ya da sükut edin. Ya hayır söyle ya da sükut edin. Ya hayır söyle ya da sükut edin. Buna dikkat etmediğimiz için dil konuşur, oradan buradan konuş. Hayırlı kelamları bile manevi yolda adım atmak isteyen insanlara fazla konuşturmazlar, derler kiraz konuş Sami Efendi hazretleri Yahyalı'yı teşrif buyurduğunda dedem Rahmetullah Ali, üstadımıza Esad-ı Erbili Hazretleri'nden şiirler oku deyince okur, sonunda buyururlar ki Hasan Efendi bu devre sizin manevi seyir manevi bir sefer ruhen gelişme devrenizdir. Bu gibi işlerle de meşgul olma gönül alemine döndür.
Görüyor musunuz? Büyüklerimize uyduğumuz zaman ne kadar rahat oluyoruz, ne kadar huzurlu oluyoruz, kafam karıştı, gönlüm karıştı. Oturduğumuz zaman onların huzuruna Allah Allah diyoruz. Aynen, dağların başındaki dumanın çekilip gittiği gibi gönlümdeki diyorsun, o dumanlar kalbimdeki dumanlar olduğu gibi çekildi gitti rahata erdim Elhamdülillah diye rahata ereceğimiz manevi havalar çok bizim rabıtanın havasına girelim, istiğfarın havasına, tevhidin salatü selamın ölüm tefekkürünün Zikrullahın havasına, tevhidin havasına girelim birlik vahdetine, Vahdet nuruna irelim, Vahdet denizine girelim Kesvette Vahdet meydana gelsin O zaman hiçbir sıkıntımız kalmaz ki Sıkıntıyı biz açıyoruz El çalışsın bakalım hiç boş işlerle meşgul olur mu alışverişle meşgul Ayak bütün hizmette bulunacak olursa elbette ki boş bir hareket olmayacaktır. Kendimizi hakla meşgul edersek batıl istila etmeyecektir.
Bardağın içerisine biz temiz suları koyduğumuz zaman elbette bir başkası olmayacaktır. Kalbimize Allah'ın füyuzat suyunu eğer girdirecek olursa Cenabı Hak korusun. Nicis olanlar girmeyecektir. Rabıta suyu girsin bakalım içerisine. Murakabede ahadiyet nuru bir girsin şu kalp havuzumuza. Kulağımıza girsin, bütün azalarımıza girsin kurtulacağız o zaman hiç şüphesiz bu işlerle meşgul olmak, bunu söyleyin sen kardeşim demek ki ölmeyeceksin ölmeyeceksin Allah'ın huzurunda durmayacaksın sen gözümüzü yumduğumuz zaman artık musalla taşına veya musalla taşından kabre varıncaya kadar kırk yedi de sual var. Sen vermeyecekmişsin sen işini bütün bitirmişsin. Sen yapacaksan yap, yapma ama ben Mevla'nın huzuruna duracağım. O hakimler hakimidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve bütün peygamberan-ı izamın ve enbiyanın evliyaullahın, bütün insanlığın bir araya geldiği yerde mahcup olmaz mı?
Bir kusurunu söyleyecek olsan bir insanın üç beş kişinin yanında kıpkırmızı geçiyor. Keşke diyor yer yarılsa da içine girseydik o huzur kimin huzuru? Evliyaullah'tan bir zat berikada geçer. Ben diyor, Rabbimin huzurunda, Rabbimin huzurunda yapmış olduğum bir hata onu da işlemedim diyor gönlümden geçti Her zaman yatsıdan sonra okuduğumuz Amenerrasulü diye başlayan ayetin yukarısındaki ayettir. Gönlünden geçenlerden bile mesul olacakları ifade buyruluyor. Sahabe tahammül edemiyor. Ya Resulallah biz zahire, aksi sözlerimize ve hallerimize dikkat ediyoruz ama gönülden geçene nasıl tahammül edeceğiz, buna nasıl baş geleceğiz deyince Samuel takatinin üstünden insan mesul değildir ama veliler bu yönde de çok dikkatli ve riayetkardırlar. Sami Efendi Hazretleri Kaddesallahu sırra Kayseri'ye gelir. Gelişinde ulema-i ikram etrafını alır, sofraya oturacaklar sünnettir, ellerini yıkarlar, otururlar.
Demek ki sağ veya sol tarafından başlanıyor. Üstad-ı Ali'mizde kendisini münasip görmez. Yukarılara oturmaya en geride kaldığı için bir tarafına da Mürşid-i Kamilimiz otururlar. Konya'dan gelen bizzat Mehmet Saraç diye soy ismi rast geldidir. Hacı Mehmet rast geldi. Kendi kendine gönlünden der ki yahu bu oturan, evet diğer taraftan oturanlar, üstadımızın sağ cihetinden itibaren oturanlar müderris olan ulema-i kiramdan, yüksek sınıfta insanlardır ama sol tarafına oturan olsa olsa ya bir yüksek okullarda bir öğrencidir ya bir yüksek lisans ya bir öğretim görevlisidir veya asistandır yardımcı doçenttir, doçent, profesör bir kaymakamdır veya validir. O günlerde de her zaman olduğu gibi Üstad-ı Ali'mizin giyimi de çok güzeldi. Böyle gönlünden geçirir işte bizim Konyalı kardeşlerimiz olsa böyle yapmazlardı, ne derken üstadımızın üstazı Mehmet Efendi bu kimseyi tanıdın mı?
Bu Hasan Efendi Hayrul Halef bizim mide ve civarında görevlimizdir, halifemizdir, evrad ve ezkarla meşgul olurlar, insanların irşadıyla, ıslahıyla mübarek bir zatın da evladıdır. Esad Erbili Hazretlerinin hulefasından Şeyh Mustafa Hulusi Hazretleri deyince Eyvah der. Sonra buyururlar ki bizim işlerimizi ayarlayın. Beraber olduklarında der ki ben Hasan Efendi deyince altmış yaşında birisi biliyordum. Siz miydinizdir böyle genç miydiniz? Kalben benim bu düşüncelere dalmama bile üstadımız biiznillahi teala vakıf olarak razı olmadıdır. Gönülden geçenler bile bozar Allah korusun. O ne demek? Onlar nurdur nur. İçinde nur, dışı da nur. Katiyen bir kötülük zuhur etmez. Secdelerinin eseri ne yapıyor? Yapmış oldukları secdenin eseri alınlarında belli oluyor. Yüzlerinde belli oluyor. Nur gibi oluyorlar.
Mesela elleri Allah'ın yolunda sarf ettikçe diyelim veriyor Rabbimizin yolunda ellerinde o vermenin güzelliği meydana geliyor. Ayaklarında da öyle, diğer azalarında da hiç şüphesiz öyle. Demek ki et-Ta-zalimü lillahi teala Cenabı Hakk'a tazimdir imanın meyvesi de el-haya Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'tan hakkıyla haya edin diye buyuruyor.
Kaynak: Genel
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı | Mihmandar