İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı kaydında Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman. Mesela bir hasta gelir benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var işte şekerim var…
Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman. Mesela bir hasta gelir benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var işte şekerim var tansiyonum var romatizmalarım var şu gibi defterim var dese bile doktor ilk evvela kalbine müdahale eder, kalbini kontrol eder, artık kalbinin atışlarına vesaire kendilerine mahsus ne icap ediyorsa ilk muayeneyi kalpten başlar. Çünkü o önemlidir. Bir merkezdir. O sağlam olursa vücudun diğer azaları da sağlam olacaktır. Cenabı Hak korusun, o rahatsız olursa diğer azalar da rahatsız olmasından dolayı.
Mesela bakıyoruz, en çok şimdi insanlarımızın meyli arabalara evlere, dünyevi hususlara pek çok meylimiz var Mesela arabayı alacak Alacağı arabanın işte tekeriydi, kaportasıydı, onun oturaklarıydı vesaire bunlara bakmaz. İlk evvela kapağını kaldırır, arabanın motoruna bakar. O sağlam olursa der ki diğer yerlerine biz Allah'ın izniyle yaptırırız. İşte aynen bunun gibi iman çok mühim. Mesela sudaki letafet, havadaki temizlik, ateşteki sıcaklık, topraktaki verim gibidir. Mesela insan bahçesine giriyor, bahçenin meyvesi mesabesinde ürün veren meyvesi gibi. Mesela hayvanata baktığımız zaman Hayvanatın artık hayvanların kendine mahsus özelliklerinin bulunması gibi Mesela bir hüdhüd kuşunun ötüşü diyelim bir bülbülün şakıması diğer et veren mahluka baktığımız zaman kimi hayvanatın eti kimilerinin de sütü gibi çok önemli hususiyetidir. En önemli, en bariz özelliğidir.
Onun artık istifade edilmesi gereken bir manasıdır. Her şeyin özüdür. İman, iman eğer gönülde bulunmayacak olursa Ne kadar imandaki bir arıza Ne kadar ibadet yaparsa yapsın ne kadar Tevhid-i Şerif okursa okusun milyarlarca Tevhid okusa eğer imanında bir zede varsa bunun hiçbir faydası yoktur. Çünkü iman bölünmez ve parçalanmaz bir bütündür, iman bir bütündür ama bunun kuvvet ve zaafı vardır. Mesela Ashab-ı Kiram'ın imanıyla bizimki bir olur mu? Mu? Ashab-ı Kehf'in imanı mesela, hayatlarının yok olmasına karşılık, azalarının kesilmesine karşılık ne yapıyor? Biz Allah'ın dininden katiyen vazgeçmeyiz. Eğer vazgeçersek biz şaşıranlardan oluruz diyorlar. Zalim takyonusun karşısında güçlü ve kuvvetli bir şekilde duruyorlar. İman, iman Cenabıhakk'a sonsuz bir saygı, sevgi ve muhabbet İmanın meyvesine nedir? El Hayya. Neden haya diyor?
Ulema-i kiramın sebebi şu Efendimize geldi bir tanesi sallallahu aleyhi ve sellem, iman nedir? Hayadır. Önünden geldi, arkasından geldi, sağından geldi, solundan geldi. İman nedir? Hayadır. Sonra anlamadın mı imanın cümlesi hepsi hayadır diye buyurdular. Farz bakıyoruz efendimiz aleyhissalatu vesselama Cenabı hakk'ın emirlerine ta'zimde bütün ibadet ve taatlere emri ilahiyeye riayette en önde cihatta Hazreti Abbas radiyallahu anhuma hazretleri buyuruyor, bir gün diyor cihatta efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem atını düşmanın üzerine doğru sürdü. Ne yapıyorsun ya Resulallah, siz düşman saflarına giriyorsunuz. Şimdi size bir sıkıntı olmasından endişe ediyorum diyor. Nebi-i Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Cenabı hakk'ın cihat emrine olan taziminde öyle bir gayretli ki, ta düşman saflarına kadar giriyorlar.
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı ne anlatıyor?
İmanın Önemi ve Kalp-Sağlık Bağlantısı kaydında Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. İman hakkında görüşmüştük. İman düşünecek olursak insanoğlunun vücudunda kalp mesabesindedir. İman. Mesela bir hasta gelir benim Cenabı Hak muhafaza buyursun böbreğimde bir rahatsızlık var ciğerimde bir sıkıntım var işte şekerim var…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yerine göre zırhını çıkarmadan tekrar yine cihada gittiğini Nebi-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin görüyoruz. Emirlerine uymakta, nehiylerden kaçınmakta, mesela emri bil maruf nehyi anil münker de öyle kolay değil, Taif'teki çekmiş olduğu eza, orada bir bahçeye sığınıyor, kendisine Addas isminde birisi bir üzüm ikram ediyor. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Bismillahirrahmanirrahim diyor ve sonra onun memleketini soruyor işte ben şu Ninovalıyım deyince, Yunus Bin Metta'nın memleketinden mi buyuruyor, sen onu nereden tanırsın deyince o benim kardeşimdir buyuruyorlar Orada bütün ezanın en büyüğünü zaten Taif'te gördüler Buna rağmen Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orada tebliğ yapıyor, orada davet yapıyor.
Çok taaccüb ederim biz büyüklerimiz hakkında mesela çok önemli rahatsızlıkları hayatlarına mal olacak şekilde rahatsız olmalarına rağmen bakıyordum orada etrafında insanlar onlara devamlı sohbet ediyor, devamlı konuşuyor, görüşüyor, itikadi bilgiler veriyor, iman esaslarından anlatıyor Allah'ımız korusun İmam-ı Azam Rahmetullah Ali hazretleri üç kişinin imanı tehlikede buyuruyor. Bunu çokça ifade buyurdukları için büyüklerimiz söylüyorum. İman nimetine şükretmemek. Çünkü zerre kadar kalbinde imanı olan kimse ebedi cennettedir ve ateşte kalmayacaktır. Ne büyük bir nimet bu ne büyük bir mükafat. Bunları anlatıyor Üstadımızın üstadları kendisine doktor bir defasında öyle diyor. Görüşmelerinin müteakibi bir akabinde rahatsızlık zuhur ediyor. Kendisi rahatsızım demiyor ama doktor getirdiklerinde eğer bu hastalık bir başkasında olsa başını bir şu duvara vurur, bir de bu duvara vurur diyor.
Bu nedendir? Allah'ın emrine olan tazimdendir. Şüphesiz inanırsınız Biz Cuma günü üstad zalimiz görüşürlerdi vaktini biraz ileriye doğru almak isterdik. Çünkü on beş dakikadan fazla konuşmasına müsaade edilmezdi. Daha cemaatine gelmeden varır otururlardı işte deriz daha vakit var hiç durmazdı biraz da hem yaşları itibariyle hem de rahatsızlıklarından dolayı kollarına girilir varır oturur, orada sanki yirmi bir yaşında delikanlı gibi görüşürlerdi. Bu neden oluyor? Bu Rabbimizin emrine ta'zimden ileri geliyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Kuran-ı Kerim'e olan saygısı, sevgisi, tazimi, büyüklerimizin ona olan ikramı değil Kuran-ı Azimüşşan, Sami Bağran diye bir zat, Kayseri'de biz okuyoruz. O günkü ismi İslam Enstitüsü, şimdi ilahiyat oldu. Biz kendilerini bir davet üzere gördük.
Bir kitap getirdi, havluya sarılmış vaziyette ama göğsünden yukarı tutarak belki biraz daha yüksek tutarak getirdi O da adap risalesiydi. Üstazımın eseri diye onu öyle bir ikramla getirdi ki havlunun içerisinde sarılı bir şekilde kendisine bir hoca idi. Doğu'da adetleri biraz bizim adetlerimize uymayan yönleri var. Bir gün Kuran-ı Kerim'le cemaatin içerisine girdim hep ayağa kalktılar. Bizde öyle olmaz mesela memleketimizde hep birden ayağa kalktılar. İkinci bir defa sonra öğrendim tabi Kuran-ı Kerim'e olan tazimlerinden dolayı başlarını şöyle bir sağ tarafa veya sol tarafa doğru yatırır vaziyette durdular. Sebebin de Kuran-ı Azimüşşan'a olan teslimiyetimiz, muhabbetimiz, saygımız ve tazimimizdendir dediler. Demek ki Cenabı Hakk'ın emrine tazim. Mesela sevdiğimizi Allah için seveceğiz, buğuz ettiğimize Allah için buğz edeceğiz.
Tazim nasıl anlatılır, nasıl biter, nasıl tükenir bütün emri ilahiye büyük bir saygı, büyük bir sevgi, Resulullah'ın sünneti seniyyelerine riayet, evliyaullah'ın sözlerine dikkat etmek çünkü başımızın tacı kabul ediyoruz biz bu Cenabı hakk'ın bize olan emridir emrettikleri zaten Kuran-ı Kerim'dendir, Hadis-i Şeriflerdendir, bunun dışında bir söz olmaz. Gönüllerin nur olduğu için olduğu gibi Kuran'daki ayat-ı ilahiye gönüllerine aksediyor. Hadis-i Muhammediye aksediyor. İsterse ümmi olsun, hiç okumamış bir kimse olsun. Bizim annelerimizden biri babaları müderristir kadınlarla sohbetine kulak misafiri olur Onun o görüşmelerine şahit olunca der ki kızım ben seni okutmadım Sen nereden bu ayetler bu hadisler söylüyorsun demiştir. Gönlünü artık iniyor, tamamen iniyor. Bunun iniş sebepleri var. Azalarımızı korumaktır.
Yine sebeplerinden, mühim sebeplerinden birisi yiyecek ve içeceklerimize dikkat etmek. İşte ben istediğim gibi giyinirim, istediğim gibi yerim, istediğim gibi konuşurum olmaz. Katiyen olmaz. Bizim takip edeceğimiz bak. Sizden olan Ulül Emre riayet edin. Bakıyoruz canlarının istediklerini terk ediyorlar. Okuruz, eserlerde görüyoruz. Bir sene diyor canım nar istedi, yemedim diyor. Nefsin arzusunu vermedim. Hz Ömer Radıyallahu Anh soğuk su içmedim diyor Nefsim soğuk bir su içmek istedi soğuk su o zaman nasıl mümkün olacak ki Demek ki kuyulardan çekiliyor biraz daha serin oluyor Onun dışında bir buzdolabıymış Soğutucu aletlerden çıkaracakmış böyle bir durum yok Mesela bir yemeğine tesadüf ediliyor Hz. Ömer'in bir tanesi yanından geçiyor buyuruyorlar gelin beraber yiyelim O zat diyor ki ben bir lokma aldım onu bir türlü yemem mümkün olmadı dedim ki ya Ömer sen bu tamamı nasıl yiyorsun?
Ben nefsimi buna alıştırdım. Yani istediği gibi yemiyor, istediği gibi giymiyor, istediği gibi gezip tozmuyor. Ne yapıyor? Son derece Rabbimize saygılı ve muhabbetli bir şekilde devam ediyorlar. Onun neticesi ilhamat, gönlüne Allah'ın nuru yağmaya başlıyor. Hep görüşmeleri bu. Onların bir mevzuya başlayıp da büyüklerimizi söylüyorum, bitirememe sebepleri bu. Bitmiyor. Bizim Ahmet Müderrisoğlu diye Yeşilhisar'da bir hocamız Vel'Asr Suresine bir ay mana veriyor. Bayram sabahı diyor ki inşallah gelecek Ramazan-ı Şerif'te Vel'Asr Suresine devam ederiz. Bu nedir? Bu nereden geliyor? Öne pek hocası da yok. İbrahim Tuna asker hoca deriz develden. Hocam diyor, bu ilmi nereden aldın? Mesela bir Ayet-i Celle okuyor, hayran kalıyorlar. Ona vermiş olduğu manaya, esamne, diyor Erciyes'te hayvanları otlatırken kim olur bu? Olsunsa Hızır Aleyhisselam olur.
Bir beldeden öğrenciler ilim tahsili için bir medreseye gitmek isterler. Bunlar üç veya dört kişi. Diyelim dört kişi. Üçü, üçü yola çıkarlar bir tanesi gelmez sebebi annesinden müsaade ister annesi der ki yavrum ben senin getirmiş olduğun çok uzak bir yerden getirilmiş O suyu içiyorum, sen ayrıldıktan sonra o suyu bana kim getirecek? Demek ki mahallelerinde normal bir su var herkesin içmiş olduğu ama anneleri demek başka bir yerden uzak bir mahalden getirilen suyu daha çok arzu ediyor. Sen olmazsan bana bu suyu kim getirecek diyor. Sırf annesinin gönlünü görmek için ilim tahsiline gitmiyor. Biliyorsunuz efendimiz aleyhissalatu vesselama cihat için izin isteyenlerden annen ve babanız var mı buyuruyor. Eğer varsa onların rızasını alın, onlara bakın, onlara hizmette bulunun diye. Kendisi annesine su getirmek için ayrıldığında bir kabristanın yanından geçiyor.
Geçerken oradan bizzat kendisini talim ediyor, okutuyor ve ayrılıyor. Diğer arkadaşları ilim tahsilinden döndükten sonra annesine hizmet için kalan kardeşlerinin bir görüşmesine şahit oluyorlar. Allah Allah diyorlar. Bizim okuduğumuz eserlerde böyle bir ifade yok. Evet biz de ayetler okuduk, biz de Hadis-i Şerifler, biz de Fıkıh okuduk, biz de Hadis okuduk, biz de beyan ve bedi bunun talimini gördük fesahat ve belagat biz de mantık okuduk ama bundaki ilim nedir diyorlar hiç okuduklarımıza benzemiyor Mesela bir takva konusunu alıyor ama bizim işlediğimiz gibi değil diyorlar. Vermiş olduğu manalar, o derinlik, o güzellik nereden geliyor diye kendisine soruyorlar. Diyorlar ki beni işte anneme su getirmek için gittiğimde kabristandan bir zat çıkıyor fakat ben ismini hiçbir zaman sormadım bunu da sorayım diyor.
Sorduğu zaman ben diyor annenize itaat etmenizden dolayı Cenab-ı Hak tarafından gönderilen Hızır Aleyhisselamım Seni talim için geldim diyor Onların taliminden geçen kimse mümkün mü bir konuyu bitirebilmesi ve gönlündeki o ilim Efendimiz aleyhissalatu vesselamın benim Hadis-i Şeriflerimi herkese nakletmeyin, insanlara akilları ölçüsü içerisinde konuşun dedikleri için buyurduğu için ölçüler dahilinde vermeye çalışır Yoksa anlamamız mümkün değil Onların kendilerine mahsus bir yaranı olacak ki anlatabilsin Biz okuduğumuz devrelerde İmam Hatip'te parçayı görürdük. Parçayı görürdük. Abdülhalık-ı Hucdevani Hazretlerine Hızır Aleyhisselam'ın ürettiği on bir esas var. Nazar, Bel, Kaadem, Hu, Üç, Derdem diye. Bunlar Farsça tabirlerdir.
Bunları, üstadımız Farsçayı, bunun dilini bilenlere değil de Dereköy'den Hacı Hasan Ağa ve Hacı Abdurrahman Amca olsa da bu hususları anlatsam buyurdu Adamlar okumamış etmemiş kimseler ama yaşıyorlar Biz tatmak istiyoruz Biz gönüllerimizi nur-u ilahi ile ıslatmak istiyoruz Orada manevi güllerin çiçeklerin meyvelerin zuhuru için Artık gözlerimiz yaşarsın diyoruz kulaklarımız hikmetli sözleri duysun Ayaklarımız yürürken bizim gönül ayaklarımız gayb aleminde dolaşsın Boş işlerle meşgul olup durmayalım Rabbimiz bizi boş işlerle meşgul olmayın Onlar boş sözlerden uzaktırlar boş işlerden uzaktırlar Bir işten boşaldıktan sonra tekrar yorulun buyuruyor Nebi Yekrim Efendimiz Tebük seferinde Sahabe-i Kiram'ı hep meşgul ediyorlar sebebi nedir bunun?
Bunun sebebi Sahabe-i Kiram boş sözler söyleyip boş işlerle meşgul olmasın diye Mesela biz kardeşlerimize aman ha şöyle çalışmaları yapın her beldede ticari Bu görevleri yerine getirin dememizin sebebi neydi Dedikodu edilmesin Boş sözler konuşulmasın Herkes işi ile meşgul olsun diye Kayseri'de birçok beldeler var Bunun yanında Hacılar diye güzel bir şimdi belediyelik bir ilçe durumunda diyelim. O şekilde bir belde. Burada kahvehane yok diyorlar. Şimdi var mı bilmiyorum. Kahvehane yok.
Sebebini de orada yediden yetmişe kadar insanlar hep sanayiye inerler Hep çalışmaya inerler Çoluk çocuk hep çalışmaya gittiği için zaten yorgun dönüyor Onun boş işleri ile meşgul olacak vakti yok Elimiz meşgul olmazsa Dilimiz Kuran'la meşgul olmazsa Zikrullah ile meşgul olmazsa Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimizin Ya hayır söyle ya da sükut edin Buna dikkat etmediğimiz için dil konuşur oradan buradan konuş Hayırlı kelamları bile manevi yolda adım atmak isteyen insanlara fazla konuşturmazlar derler kiraz konuş Sami Efendi hazretleri Yahya'yı teşrif buyurduğunda dedem rahmetullah Ali üstadımıza Esadi Erbili Hazretleri'nden şiirler oku deyince okur, sonunda buyururlar ki Hasan Efendi bu devre sizin manevi seyir manevi bir sefer ruhen gelişme devrenizdir bu gibi işlerle de meşgul olma gönül alemine döndür Görüyor musunuz Büyüklerimize uyduğumuz zaman ne kadar rahat oluyoruz ne kadar huzurlu oluyoruz Kafam karıştı, gönlüm karıştı Oturduğumuz zaman onların huzuruna Allah Allah diyoruz Aynen dağların başındaki dumanın çekilip gittiği gibi gönlümdeki diyorsun, o dumanlar kalbimdeki dumanlar olduğu gibi çekildi gitti rahata erdim Elhamdülillah diye rahata ereceğimiz manevi havalar çok bizim Rabıtanın havasına girelim, istiğfarın havasına, Tevhid'in salatü vesselamın ölüm tefekkürünün Zikrullah'ın havasına, Tevhid'in havasına girelim Birlik Vahdetine Vahdet nuruna irelim, Vahdet denizine girelim Kesvette Vahdet meydana gelsin O zaman hiçbir sıkıntımız kalmaz ki Sıkıntıyı biz açıyoruz Çalışsın bakalım hiç boş işlerle meşgul olur mu alışverişle meşgul Ayak bütün hizmette bulunacak olursa elbette ki boş bir hareket olmayacaktır Kendimizi hakla meşgul ederse batıl istila etmeyecektir Bardağın içerisine biz temiz suları koyduğumuz zaman elbette bir başkası olmayacaktır Kalbimize Allah'ın füyuzat suyunu eğer girdirecek olursa Cenabı Hak korusun necis olanlar girmeyecektir.
Rabıta suyu girsin bakalım içerisine. Murakabede ehadiyet nuru bir girsin şu kalp havuzumuza kulağımıza girsin Bütün azalarımıza girsin kurtulacağız o zaman hiç şüphesiz bu işlerinle meşgul olmak bunu söyleyin sen kardeşim demek ki ölmeyeceksin, ölmeyeceksin Allah'ın huzurunda durmayacaksın sen gözümüzü yumduğumuz zaman artık musalla taşına veya musalla taşından kabre varıncaya kadar kırk yedi de sual var. Sen vermeyecekmişsin işini bütün bitirmişsin. Sen yapacaksan yap, yapma ama ben Mevla'nın huzuruna duracağım. O hakimler hakimidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve bütün peygamberan-ı izamın ve enbiyanın, evliyaullah'ın bütün insanlığın bir araya geldiği yerde mahcup olmaz mı? Bir kusurunu söyleyecek olsan bir insanın üç beş kişinin yanında kıpkırmızı geçiyor. Keşke diyor yer yarılsa da içine girseydik o huzur kimin huzuru?
Evliyaullah'tan bir zat berikada geçer Ben diyor Rabbimin huzurunda yapmış olduğum bir hata onu da işlemedim diyor gönlümden geçti Her zaman yatsıdan sonra okuduğumuz Amenerrasulü diye başlayan ayetin yukarısındaki ayettir. Gönlünden geçenlerden bile mesul olacakları ifade buyruluyor. Sahabe tahammül edemiyor. Ya Resulallah, biz zahire, aksi sözlerimize ve hallerimize dikkat ediyoruz ama gönülden geçene nasıl tahammül edeceğiz, buna nasıl baş geleceğiz deyince takatinin üstünden insan mesul değildir ama veliler bu yönde de çok dikkatli ve riayetkardırlar Sami Efendi Hazretleri Kaddesallahu sırra Kayseri'ye gelir Gelişinde ulema-i ikram etrafını alır. Sofraya oturacaklar sünnettir. Ellerini yıkarlar, otururlar. Demek ki sağ veya sol tarafından başlanıyor. Üstad-ı Ali'mizde kendisini münasip görmez.
Yukarılara oturmaya en geride kaldığı için Mürşid-i Kamil'imiz otururlar Konya'dan gelen bizzat Mehmet Saraç diye soy ismi rast geldidir Hacı Mehmet rast geldi Kendi kendine gönlünden der ki yahu bu oturan, evet diğer taraftan oturanlar, üstadımızın sağ cihetinden itibaren oturanlar müderris olan ulema-i kiramdan yüksek sınıfta insanlardır ama sol tarafına oturan olsa olsa ya bir yüksek okullarda bir öğrencidir ya bir yüksek lisans ya bir öğretim görevlisidir veya asistandır, yardımcı doçenttir, doçent, profesör bir kaymakamdır veya validir. O günlerde de her zaman olduğu gibi üstazı alimimizin giyimi de çok güzeldi gönlünden geçirir işte bizim Konyalı kardeşlerimiz olsa böyle yapmazlardı ne derken üstadımızın üstazı Mehmet Efendi bu kimseyi tanıdın mı?
Bu Hasan Efendi Hayrul Halef bizim mide ve civarında görevlimizdir, halifemizdir, evrad ve ezkarla meşgul olurlar, insanların irşadıyla, ıslahıyla mübarek bir zatın da evladıdır. Es'adi Erbili Hazretleri'nin hulefasından Şeyh Mustafa Hulusi Hazretlerinin deyince Eyvah der. Sonra buyururlar ki bizim işlerimizi ayarlayın. Beraber olduklarında der ki ben Hasan Efendi deyince altmış yaşında birisi biliyordum, siz miydinizdir böyle genç miydiniz? Kalben benim bu düşüncelere dalmama bile üstadımız Beyiznillahi Teala vakıf olarak razı olmadıdır. Gönülden geçenler bile bozar Allah korusun. O ne demek? Onlar nurdur nur içinde nur dışı da nur katiyyen bir kötülük zuhur etmez Esvedelerinin eseri ne yapıyor? Yapmış oldukları secdenin eseri alınlarında belli oluyor. Yüzlerinde belli oluyor. Nur gibi oluyorlar.
Mesela elleri Allah'ın yolunda sarf ettikçe diyelim veriyor Rabbimizin yolunda ellerinde o vermenin güzelliği meydana geliyor Ayaklarında da öyle diğer azalarında da hiç şüphesiz öyle Demek ki et-Tavimu lillahi teala Cenabı Hakk'a ta'zimdir İmanın meyvesi de el-haya Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'tan hakkıyla haya edin diye buyuruyor. İşte baş ve onun ihtiva ettiklerini koruyun Beyninizi koruyun değişik düşüncelere dalmayın gözlerinizi koruyun harama bakmayın ibretle bakın hasetle bakmayın kulaklarınıza dikkat edin Hayırlı sözler dinleyin Eğer Cenabı Hak muhafaza buyursun utanarak söylüyorum, eftera alallahil kedim. Allah'a bile iftira ediyorlar. Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Allah'a bile iftira ediyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme bile iftira ediyorlar. Şairdir, kahindir.
Işte kendisi haşa haşa haşa bilmez bir başkalarının yazdığı, bir başkalarının söylediği şunun, bunun tesir-i demek suretiyle esatiri evvelin işte bir başkalarının satırlarından onlar getiriyor, onu konuşuyor gibi ifadelerde bulunuyorlar. Ona bile iftira ediyorlar. Sahirdir diyorlar, sihirbazdır diyorlar Haşa. Sihirlenmiştir diyorlar. Haşa. Yüz bin kere haşa. Ona Cebrail Aleyhisselam geliyor. Evliyaullah'a ilhamat gönlüne Allah'ımız nurlar indiriyor. Değil ki Allah'ımızın sevdiği kullara olmayacak. Bunlardan tamamen azade olacağız, uzak olacağız, kurtulacağız. Çünkü bizim derdimiz şu. Daha nefsimizin mertebesini geçememişiz. Bir emmare Allah korusun yüzde doksanı imansız gider. Ben diyor mübarek bir zat çilehaneye girdim. Kırk gün kadar yirmi bir üzüm tanesiyle çıkacağım zaman diyor, şeklimi Rabbimiz bana gösterdi biiznillahi teala baktım ki diyor merkep simasındayım.
Biliyorsunuz iki mürid mürşid-i kamillerine hizmet ederler. Bir tanesine gönül alemi açılır. Üstazının kulakları yerinde merkep kulağı görür. Aman ha üstadımıza diyelim biz büyük bir zat diyorduk ama bu şekilde görünüyor dedikleri zaman oğlum o kulaklar meydana gelince kesin ellerine ustura bıçağı veya keskin ustura bıçağı deyince onu alıyorlar kesin o zaman diyor böyle bir muameleye girdikleri zaman kendi kulaklarından kanlar akıyor. Diyor ki evladım sizi hınzır simasından insanlara faydalı olan merkep haline getirinceye kadar ne çıktım diyor. Kolay mı zannediyoruz? Dikkat edelim, riayet edelim, kurtuluşa irelim Allah'ın izniyle.
Allah'tan Celle Celalühu hakkıyla haya edenler başına dikkat eder ve ihtiva ettiğine beyin daha çalışmayan o kadar yerler var ki yüzde iki nispetinde ne de çalışıyor Allah'ımıza dönerek boş işlerden uzak olarak büyüklerimize saygıyla sevgiyle muhabbetle teslimiyetle devam eder unutup gideceğiz. Nedir teslimiyet deyip duruyorsunuz nedir bu Teslimiyet dediğimiz bir Çeşme düşünün bazı mahallelerde devamlı akar ya Alıp biz kabımızı dest edeyim. Destiyi yanına bırakmışız. Mürşid-i Kamilimizin buyurduğu gibi binlerce sene kalsa yine dolmaz. Ağzına onun ağzına bırakmadığımız müddetçe.
Akan suyun altına bırakmadıkça ne olacak da olmayacaktır koyduğumuz zaman da olacak teslimiyet desteği o akan manevi suyun altına koymak demektir neden mahrum olalım ölüp gideceğiz yürürken ölüyor adamda bir şey yoktu deniyor ne hastalığı vardı ne bir şey vardı ama otururken birden gitti ne olacak Cenab-ı Hak muhafaza buyursun olduğunda böyle gıybetle mi gidelim? Kafamız, gönlümüz darmadağınık bir şekilde mi gidelim?
Yoksa gönlümüz nur gibi Onların gönül bahçesine girip manevi meyvelerini tadarak, o bahçede akan ilahi nurdan, ırmaklardan içerek sonra o havuzlarda rabıta ile yüzerek murakabe ile arşa kanatlanarak hayatımı geçirelim böyle geçirelim de kurtulalım bu zulmetten muhafaza olalım Demek başımız gözümüz kulağımız ve dilimiz ve baktığınızı ve ihtiva ettiklerinde muhafaza edin hakiki haya budur Nedir midemizi korumak namusumuzu korumak kalbimizi korumak ve haya etmek Haya bir gün namaza durulacak daha gencim çocuk sayılırım Mürşid-i Kamilimiz bizi tuttu önünden geçirdi Namazı müteakip buyurdular ki evladım arkamdan geçirmeye haya ettim seni önümden geçirdim diyerek bir yavrusuyum nihayet yavrusundan haya ediyor bugünkü imkanların olmadığı bir zaman Kayseri ulemasından bir zat gelir ihtiyaç için bir yere çıkar der ki semaya baktım Ay'a, Güneş'e baktım, yıldızlara baktım anlayın artık haya ettim oturamadım der.
Onun için yataktaki durumlarımız, vusulhanedeki durumlarımız, aile içindeki davranışlarımız, insanlar arasındaki muamelemizin Rabbimizin Celle Celalü emrine uygun olmasına azami dikkat ederiz. Mesela bir kimseydi, çok kıymetli bir insandı, memleketimize geldi. Onu aslında büyükler gönderdiler Ricalü'l Gayb tarafından gönderilen bir zattı. Tabii hocalar arasında konuşuluyor, görüşülüyor. Bu ise elini böyle kalbinin üzerine doğru götürüyor, kavuşturuyor ellerini sükut ediyor. Hep utanmaya başladılar. Dediler ki bu kimsenin biz oradan konuşuyoruz, buradan konuşuyoruz bunlar ilim ehli insanlar ama sükut ediyor hiç karışmıyor onun edebine hayasına hayran kaldık diye az bir gönlüne dokunulması bütün işleri terse götürdü ters oldu bütün işler bozuldu Hani ehlullah'ın sükut etmesi var ya mübarek başlarını sağa ve sola mahzun bir eda ile yıkmaları yeter.
Yine Düvende asker hoca diye İbrahim Tuna, Cenabı Hak rahmetler eylesin bir zat. Üstadımızın evlatlarından biri, saygısızlık yapmıyor, saygısız diyemem hepsine sevgi duyuyorum bütün kardeşlerimize. Eğer bize karşı yanlış hareket eden varsa onlara daha çok saygı duyuyorum, daha çok sevgi duyuyorum. Kendisi Develi'ye gelmiş, üstadımız Yahyalda bulunuyorlar ziyaret etmemiş Mürşid-i Kamilimiz üzülmüşler. Evladım buraya da gezseydi, bir halletseydik, bir buluşsaydık, görüşseydik iyi olmaz mı diye. Bunu duyan hocamız diyor ki bak kardeşim onların az bir mahsuniyeti kalben üzülmesine Allah razı olamaz helak olursun dikkat et diyor helak olursun bir ah demesi gönlünden yakar diyor yapma şu anda belli olmaz ama sonunda bu çok büyük zarara mal olur yapma ne olursun yapma diyor onların haya cihetine girecek olursak bitiremeyiz. Biz biliyoruz ki üstadımızın üstadları ulema-i kiramdan bir zattır.
Hayran kalmışlardır onun ilmine. O günkü diyorum ya ilimde sancak açan kimseler hep ellerine kağıt kalem alıp okumuş olduğu Hadis-i Kudsileri yazıyorlar. Sözlerine kayda başlıyorlar. Onlardan bir tanesi onu üstazı alimiz Erenköy'e geldiklerinde üstazlarının sohbetine müteakip kendileri ayrıldı. Üstazımız kapıya durdu, bir dakika dedi. Herkes kulak kesildi. Zamanın kutbunun elini ikramla tutan kimseyi Cenabı Hak yakmayacaktır dedi ama cemaatte bir karışma oldu işte bu kimdir, bu kimdir diye sesler geldi. Sonra Yahya'lı Hasan Efendi, Yahya'lı Hasan Efendi dediler hep bunları kaydetmişler hayran kalıyorlar edebine, hayasına onun dikkatine böyle ilim ehli bir insan yine Erenköy'deydi sohbetlerini dinledim Yusuf suresini kendi kaleme almış oldukları eserlerinde olduğu gibi okudular bir yere geldi mübarek seslerinde değişme meydana geldi Boğazlarında gıcıklanma gibi halloldu.
Herhalde bir çay getiriverdiler bir ıhlamur gibi öyle görüyorum geriden bakıyorum getirirler fakat yine bir değişme olmadı kitabı bir başkası aldı alınca dedim ki değirmenin suyu çekildi onun o ifadeleri neleri öyle bir tatlı geliyor ki gönüllere işliyor böyle gönülleri yakar gibi mübarek sözleri sonra kitabı ellerinden aldılar yine seslerinde bir düzelme olmayınca bir cümle yapayım dedi mübarek gözlerini yumdular sohbetini müteakip Doktor Necmettin Akcan dedi ki Cenabı Hak Rahmet-i Rahmana gark eylesin üstadımız bilmediğinden değil dedi Kitaptan okumaları mübarek dilleriyle de anlatır Fakat o esnada gözlerini yumdular, bir cümle yapayım dediler. Yani bir hülasa yapayım belli bir noktaya kadar geldiler kitabın son bölümüne kadar. Ondan sonrasını bir cümle yapayım deyip mübarek gözlerini yumdular. Edebindendir dedi. Hayasındandır o gözlerini yummasın.
Evlatlarına bile dikkatlice bakamıyor. Ne haya o? Ne edebi? Bitmez. Şimdi imanın tadı gönlümüze girecek olursa ne olur? O kimse, Allahü Zülcelal'e sığınır. Eğer imanın nuru kalbe girecek olursa o kalbin Mevla'ya yakınlıktan dolayı ilahi bir ateşle yanmaya başlar. Mevla-yı Zülcelal'a aşık olur. Uzaklaşmaları da Mevla'dan onları feryat ve figana götürür. İmanın üç tane de dalı vardır. O dalın birisi kalbe uzanır. Kalbe uzandığı zaman meyvesi nedir? İhlastır.
Yaptığı her şeyi Allah için yapmaya başlar İkinci dal azalardır Azalara uzandığı zaman mesela ayağımıza uzandı tebliğ ve davete koşar Salih amel işlemeye başlar Allah için hizmetler yapmaya başlar Eğer nefis tarafına uzanırsa dalın birisi nefse uzanır O zaman da kötü ahlaktan muhafaza eder Hayvani duygulardan kişi kurtulur Muvaffak olan mümin kimdir imanda muvaffakıyete eren O kimsenin kalbi kendisini yanlış yollara götürmez kalbi kendisini irşad eder ıslah eder kalbinde kötülük olmadığı için kalbi razı olmaz bir kötülüğe Hani öyle bir hissiyat olur ki onlarda Nur suresinde otuz beşinci ayeti cellede ateş dokunmasa da yanacaktı. Şimdi görüyoruz ya ışıklandırmaları neleri? Mesela bir eve giriyorsunuz. Girerken biraz loş, biraz karanlığa doğru girerken yanıveriyor kendiliğinden. Siz dokunmuyorsunuz.
Onların gönlünde öyle bir hassaslık var ki öyle bir hassasiyet öyle bir incelik var ki kendi kendisinin vaizi olmuştur korur kendi bu yaptığın nedir der böyle dille ifade etmeye gerek yok gönlü nasıl anlatayım nasıl söyleyeyim ki Onun yoldaşı da Mevla-i Zülcelal'dir Ona Mevla yoldaş olduktan sonra kalbi kendisine vaaz etmez mi? Bu yaptığın yanlıştırdır, yapma müftüler ne kadar fetva verecek de olsa kalbine danış diye buyuruluyor, kalbi kendisini koruyor Hakiki mümin nedir? Hakiki olan mümin ibadet ve taatte, yani zikir denildiği zaman bunun anlamı çok geniş zikir Rabbimizi hatırlatan her şeydir Rabbimizi hatırlatan her şey zikre olan Cenabı Hakk'ı anmaya olan bir tazimdir Onu anlatan, onun anılmasına sebep olan onun muhabbetine götüren her şeye bir tazimi var Emrolunduğu bir görevde, vazifede, o vazifeyi en güzel şekilde icra ediyor. İmanda yakin dersek daha güzel olacak.
Ve tevekkülü fil me'mul. Onlar mesela şu iş şöyle olsun, bu iş böyle olsun deyip duruluyor. Onda Allah'ımıza tam bir teslimiyet içerisindedir. Ve igametü'l müftaril emr olunan bizim üzerimize farz olan görevleri de yerine getirmeye azami dikkat ediyorlar ve infak'ul mülk Allah'ın yolunda da sarf ediyorlar. Bu hakiki müminlerin de vasıflarıdır. O zaman kamil mümini biz nasıl tanımlayacağız? Öyle bir kimsedir ki bunlar Onlar hem zahiri hem de batıni olan şirkten uzaktırlar Zahiri olan putlara tapmak işte. Cenabı Hak'ın emrinin yerine bir başkasının emrini geçirmek gibi Hafi olan nedir? İnsanlara gösteriş için yapılan vazifelerdir. Riyadır ve onlar Allah'ın da nuru ile bakar. Umumi Mümin diyoruz ki her mümin için ifade edilir. El müminul has seçkin olan mümin kimdir? O Allah'ın dostudur. Hiç şüphesiz.
Mümin kul denildiği zaman mümin kul ise Onlar cezada, belada, da Musibette Allah'ımıza öyle bir teslim ki hiçbir feryadu figanı yok Onlar Rabbimize teslim olmuş Zaten Allah'ımız onların işlerini görüyor Tam ona sadık ve samimi olduğu için hiçbir şey demesine gerek yok. Vallahi intikam sahibidir. Alır onların haklarını hiç şüphesiz. Mümin, müminin muhafazası, korunması nedir? Mümin nasıl korunur? Müminin bir kere korunması, muhafaza olması kalası mindehebin altundandır. Tabii teşbih, benzetme ve marifetullahi Teala bu Rabbi Zülcelal'imizi tanımaktır. Müminin öyle bir koruması muhafazası vardır ki onun etrafı min fillatin, gümüştendir. Bu da Allahü Zülcelal'e kamil bir imandır. Yine onun etrafını koruyan nedir? Min hadidin, demirden koruyucular vardır, muhafazalar vardır. O da Allahü ve ettevekkulu alaallah, Allahü Zülcelal'e tam bir teslimiyettir, bağlanmaktır, ona güvendir.
Yine Taştan olan böyle çok birbirlerini tutan tutan tutan tutan, hal'a gibi güçlü duvarlardır, taşlardır. Bu nedir? Ve huve şükrü ve ruganillah. Bu Allah'ımıza şükretmek nimet-i ilahiyeden dolayı ve ondan gelene razı olmaktır. Rıza makamını elde etmektir. Yine onlarda böyle bir çamur gibi topraktan bir muhafaza, o da tabii güçlüdür. Bu da emrine uymak Rabbimizin ve nehyettiğinden de kaçmaktır. Yine zümrütten olan bir koruyucu vardır ki bu da sıdktır, doğruluktur, ihlastır bütün halinde. Bir de lümmercan deriz ya inciden koruyucular vardır. Bu da nefsin edebidir.
Demek ki biz Allah'ımıza tam teslim olacak olursak bizi korumak için şuna buna eşe dosta yarana gerek yok Rabbimizin emirlerine riayetle bir kere kendilerini edebi ilahi ile edeplendirmişse sözünde doğru işinde doğru ihlas sahibi bütün halinde samimi ise Rabbimize karşı emri ilahiye uyuyor, nehyinden kaçıyor, emri ilahiye son derece saygılı ise şükreden ve rıza ehli bir kimse ise, Allah'a tevekkülü varsa, iman içerisinde ise ona tam bir iman içerisinde, inanç içerisinde ise ve Rabbi Zülcelal'imizi tanıma yolunda ise koruyucusu bizzat Rabbimizdır. Allah seni düşmanlardan muhafaza edecek habibim buyurduğu gibi. Velhamdülillahi Rabbil alemin.