Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Tadı ve lezzeti budur. Her meyvemin kendine has bir hazzı, bir tadı var. Elmanın lezzeti elmaya göre armuda lezzeti armuda göre, şeyin lezzeti, çileğe göre, üzümlü lezzetine üzüme göre. Her nimetin ayrı ayrı bir tat ve lezzeti vardır. Nasıl ki her her bir meyvede ayrı bir tat ve lezzet varsa, insanın imanında da bir tat ve lezzet vardır. İslamında ve lezzet vardır. Allah'ımızın emretmiş olduğu bütün taatlerin ayrı bir lezzeti vardır. Mesela, istiğfarın ayrı bir tadı var, tevhidi ayrı bir tadı var, Selamu selamın ayrı bir lezzeti var vesaire. Taatlerin kendine has bir lezzetin mevcut. Mesela okuduğumuz istiğfar-ı Şerif'te, estağfirullahal havvi diye eğer canı gönülden okuyabilirsek, bunun bir tadı var. Nedir? İstiğfarın tadı nedir? Estağfurullahi aleyhim demenin. Allah'ımızın af ve mağfiretine mazhar ve vak vardır.
Bağışlanma vardır. Dediğimiz zaman, günahlarımızı gözümüzün önüne getirip, Rabbimizin azameti karşısında kendimizi hiç mesabesinde gördüğümüz zaman, affetme ve mağfiret etme ufran tadı vardır. Yani ufran affolamak demektir. Tevhidin de bir tadı vardır. Nedir? Tevhidin tadı nedir? Demenin, tadı ve lezzeti nedir derseniz, onun tadını ancak kazanlar gibi, derler ya. Takmayan bilmez. Ancak tatmak suretiyle, Kelime-i Tevhidin, demenin tat ve lezzeti, dünyada da huzurlu olmak, ahirette de huzurlu olmaktır. Bir salahü selam bunun tadı ve lezzeti nedir? Gitmezdir, gelmez de sadece biri Rasulullah'a sığınılma Aleyhi ve Sellem ruhaniyeti ile buluşmaktır. Onun şefaatine mazhar olmaktır. Şimdi bir namaz kıldık. Bu namazın kabri ve lezzeti var mıydı? Hiç şüphesiz vardır. Neydi o nefse? Haşyettir, esrar etti. Kalp Gençlere tutulanlar, mümin ve namaz kılanlar, ama kuru kuruya değil.
Yerel kıyanı, durduğu ve secdesinde haşyettir. Namazın kat ve nezle de haşyettir. Ne demek haşyet? Allah'ımızın azametip büyüklüğünü hissedip, onun karşısında hiçbir şey olmadığını dinletti. Bunu ilk hissedereksek, o zaman anlayacağız. Mesela oruç bir hazzı ve lezzeti var mıdır? Takva var. Cenab-ı Hak'tan korkmak, sadece inmeden, içneden, kimseye münasebetteninize olmak değildik. Bununla birlikte bütün azamızı, Allah'ımızı nehyettiğinde, korumak korkudur. Cihatın da bir hazzı ve lezzeti var mıdır? Allah'ın dininin yükseltilmesini istemektir. Mesela burada Kuran-ı Azimüşşan okundu bunun haz ve lezzeti var mıdır? Hiç şüphesiz Kuran u diyen kimse, Cenabı Hak'la iyileşiyorum diyor. Eğer soru sonunda kiminle konuştun, kiminle görüştün demse, Cenabı Hak'la konuştun dese yalan söylemem. Ama biz bunu hisse vermiyoruz. İşte asıl bunu demeliyiz. Neden hissi vermem bizim için.
Bu tatları ve lezzetleri neden uyarıyoruz biz. Şimdi eğer adam hasta olursa, diyelim ki safradan rahatsız. O da bal da getirse bal da acıtır. En tatlı yemekleri gözünün önüne getirse, der ki bu tadı tiksiniyordur bunlar. Neden asla? Şimdi bizim imanımızın bir tadı var. Bir lezzeti var. Kuran-ı Kerim'de, Hadis-i Şeriflerde, Ehlullahın dilinde, tarifi mümkün olmayan tatlar ve lezzetler ifade edin. Ama biz bu lezzeti hissedemiyoruz. Safra rahatsızlığı var. İlk sıkıntımız var da onun için rahatsızlık var. Bu rahatsızlık nedir? Nasıl kurtulup da biz imanın lezzetine alıp, hakiki mümin olmak suretiyle, Rabb ehli celalimize bariz bir kul olacak. Bir, Ehad haramdırdır.
Allah'ımızın yasakladıkları ne varsa hiçbir imanımızın bizim lezzetini koymayan, bu imanın tadıyla, durup dinlenmeden Mevla'yı Celal'i anmak, evlatlarımızı en güzel şekilde yetiştirmek, komşularımızla bağlamımızın güzel olması, insanlarla münasebetimizin en güzel şekilde devamını vesaire. Hususlarda Rabbimizin emrine koşmaktaki gayret ve çabamızı yok eden nedir? El-Haha. Yasaklanmış olduğu bütün illerdir. Neyin yasaklıyor Cenabı Hak? Onu biz Kitabı Kerim'e baktığımız zaman, diyelim mesela. Enfal Suresi'nde yüz elli bir, yüz elli ikinci ayeti celleler anlatılırken, bütün dinlerde esas olan sekiz tane husus vardır. İkisinin de İsa'nın dehası ilanı etmişler. O da livaka, erkeği bir tek bulunmaz. Onuncusu da irtidat. Dinden çıkmaktır.
Baş oyanımızda görürseniz, Allah'ım bize olsa koşmaktır, annemi ve umum ağası olmaktır, rızık ordusuyla çocukları ilmektir, Hüküm mevkiinde ise haksız hüküm vermemektir. Yetim malı yemektir. Ölçü ve tahribler ticari ahlaksızlar hikmettir. Haksız yere adam öldürmektir. Günahın hem gizli olanını hem de açık olanını işlemettir. Birincisi demek ki imana ve lezzetine erişebilmek için, işte ashabın imanı gibi bir iman istiyoruz biz. Nasır durumların imanı, Sıdribi Arza, radıyallahu anh imanı terazinin bir kefesine, diğer tarafa da kıyamete kadar gelecek insanların imanı kursa, Sıddıy ve Azamlık imanı ağırmaz. Bir Ebu Zerr-i Demir Rıfali hazretlerinin imanı Rıfat kabilesinden geldi. Dediler ki Muhammed diye birisi zuhur etmiş, o Peygamber mutluluğunu söylüyor. Gidip bir küre eridi, gördüğünüz zaman hiç demir aramaya gerek kalmadı, iman etti.
İmanı böyle fışkırdı ki, Efendimiz gizle demesine rağmen Sallallahü Aleyhiciler, müşriklerin ortasında hıy etti. La ilahe illallah. Muhammedun Rasulullah ki. Öyle bir iman ki, eğer kelime-i kevnigi söyleyecek olursa, La ilahe illallah diyecek olursa, hayatlarına mal olmasına rağmen hayatı teleferiyor, güldürülüyor. Buna rağmen bakıyorsunuz Ashab-ı Kehf, yedi tane genç Allah'ım, sevgili kulları, zahit katyanızın karşısında Kelime-i Tevhid'de okuyorduk eğer o kat içimize girecek olursa. Demek ki bir tadı var, bir lezzeti var. Bunu giderene nedir? Allah'ımızın yasaklanmış olduğu ne varsa hepsi. Ebri Buhari Hazretleri tek konuşup görüşmezmiş. Bu Efendimizin neslinden gelecek. Öğlen saat ve şekere olarak da değil, isim olarak da değil, Ruh hem de Kerim, Aişe-i Sitri Favalide'mizin bir rivayeti var. Kulnu takikim, ey Nuh sanırsam.
Kulnu takik, her müttaki, her Allah'tan korkan, Rasulullah'ın ehli beytidir. Rasulullah'ın eğer ifade zorunluluğusa evlaadır. Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Muaz'ın elinden tuttu. Buyurdular ki Yahya şükürdüğün evler, Ezvacı Tahire annelerimizin evleri. Fakat buyurdu benim hakiki ehli eğitim, benden üç sene sonra da, beş yüz sene sonra da, bin beş yüz sene sonra da gelse, yolunu takip gidenler de diye soruyordu. Demek ki sünnet seni heva uyar, emrime bir alet eden kimseler, Her kabmaktan korkan Rasulullah'ın ehl-i beytti buyurdu. Hayır, Seyr-i Sıq'a rivayet etti. Mesela Hazreti Selman'ın hiçbir yakınlığı yok. İran'da ateşe satar, Bin put deresin çocuğu. Allah Peygamberimiz evladı buyurur. Bilal-i Habeşlik ta Habeşlerinden gelmiş evladı buyurur. Demek ki kalbi ve ruhi yakınlık, Hazreti Sema Hazretleri. Suheyb-i Rumi, Rum diyarına geldiği söylenir.
Efendimiz ehli Beytin buyuruyor. Kalbi bir yakınlıkla biz bu imanın da katle cesedini almaya sesleniyoruz. Birincisi Harama'yla. Ebu Talib Hazretlerinin konuşmasını çok istediler. Hatta konuşmaz, hatta insanlar takip eder. Kendi ibadet sahnesinde, mescide beş vakit namaz, cemaatle kılmak için çıkar. Takip ettiklerinde der ki, Allah'ın Resulü size neyi emrettiyse onu alıp, neden de sakındırdiyse ondan kaçın. Yani hepsi bunun içerisinde zaten. Yasakları da yakından kaçın. Emrettiklerinde tutun. Kitaplıklar evimizde. Efendimizin Hadis-i Şerifleri var. Allah'ımız azalarımızı lutt etmiş. Onunla da gözümüz kör olmazla ibretle bakarsak. Gözümüz kör olmazla eğer hakkı görecek olursak, tek şey apaçık veya kendisini gösteriyor ki Namık, bütün eşyana gösteriyor. Yüce kudretiyle gösteriyor durumda. Onu tanımamak mümkün değil ki. Kendi azamıza baksak iten.
Öyle sırlar var ki bu azanı, kendi başında bulunması mümkün değil. Git yüce kudretle alınmış gibi. Allah kendi kendine olmaz ki. Mutlak bir sebebi var bunun. Mesela semkinden meydana geldi? Anne ile babadan. Anne ve babadan kimden meydana geldi? Ta Adem Aleyhisselam'a kadar sıralayıp, Adem ile Havva yerden buldu. Mutlaka bir Yaradan'ı var mı bunu? Mümkün ki. Kendi kendine vurdu diyemezsiniz, Yaradan Mevla-ı Zülcelal'da. Yasakladıklarından saçma, emir tetkikler tutmak, bunu söylüyor. Emehu Buhari Hazretleri. Çok müstesna bir Allah'ın sevgili dostu. E gitmişseniz Medine'de, Efendimizin şehrinde saygı var bize, Mescid-i Saade. Üç bölünme libait, bir namaz kılından dil var, kendi haneleri var, bir de onun ön kısmı değil de gelir kısmında Ashab-ı sohbet deniliyor. Sayıları değişirti, bazen sekiz olurdu, bazen dört yüze çıkarttı. Misafirler burada alınlanır.
Dış devletlerden gelen gençler neler efendimiz orada havuz kururlar. Velhasıl sahabenin ibadetle, taatle, ilimle meşgul olanlarının bulunduğu mekan. Şimdi orada ekseriyetle Rasulullah'ın soyundan gelenler oluyor. Emir Buhari Hazretleri de vardı, onu açıklıyor. Dediler ki, buraya Rasulullah'ın soyundan olan kimseler oturuyor. Rasulullah'ın mübarek soyundan olanalar oturuyor. Ben de Rasulullah'ın mübarek soyundan geliyorum. Öyleyse şecereye göstermediler, öyle bir kağıt. Ta Efendimizden beri, idin idin diye gelir. Dedim ki, benim şekerim var, Resulullah'tan gelişimine ait sen de varsın. Yalnız burda değil, gemimizde dedi ki, senin gibi insanları böyle çok aldatanlar kalktılar. Dedi niye kalkınca ya? İşte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sorar bu, eğer o kabuk buyurursa ehli beyit demeyiz. Bir de selam süren biri, kimin selam selamına cevap verirse, orasıullah'ın ehli beytidir.
Görüp üç tane de Harun ve belli kimseler, var deseler Celal cihan eder, birisine ses geliyor. Bu çok tevazu bir şekilde varıp, Tak ve saadette, diye ses geldi. Anladılar ki Resulullah'ın hakiki ehli biti ve mübarek ellerinden de hükme şerefine mazhar olur. Bu zat böyle uzun boylu konuşmaz mısın? Dev işte emri ilahiyi tutun, nehyettiğinden kaçın. Hakikaten sizin buranın bir üçlüsü olsa, Ondan sonra bir faizimiz olsa sizi şurada adil bitmez. Onun yapacağı nedir? Yol göster. Size yol göster. Bir ki aman ticarette Paris gibi bir harekete girmeyin, Kabe sonunda abdestlik nikahıyla bir aneye gelmek gibidir. Hadis-i Şerifler var. Bunları aman açılalım dur. Bir anahtarlık görmüşsün. Özellik çalışma ile dikkat ederiz bir rahnesinin hükmü otururuz, o ayrı. Yoksa kafalarımızı yararken içeri girip boymazlar mı? O bize bize çalışmak bize düşer, gayret bize düşer.
Hepimizin bir programının olması lazım. Mutlak bir programımız olacak. Ne yapacağız? Öyle bir hayatımız programlanacak ki, cemaatle namaz kılmaya çok ehemmiyet edeceğiz. Cemaatle namaz kılmaya. Sonra biz gece halkı teheccüd namazı diyoruz. Halkık teheccüd namazı kılacağız. Hayatımızı öyle programlayacağız. Haramlardan sakınacağız. Pazartesi ve cuma gecelerine çok dikkat edeceğiz. Amellerin geçmişlerimize gösterildiği ve Ehlullah'ın da bir araya geldiği zamanlar gibi. Böyle hayalen tuttururumlanacak. Mesela Kuran okumadığımız hiçbir gün olmayacak. Kuran'ı Azim uşağım tutmaya. Bir bildiğimiz söze riayet edeceğiz. Hiyimle kuşağımızda aşklılığa gitmeyeceğiz. Sadaka vermeyi alışkanlık haline getireceğiz. Hiçbir şeyimiz olmasa dahi, bir tatlı dille insanları Allah'ın yoluna davet edeceğiz. İsraftan kaçınacağız. Boşu konuşmayacağız. Hatalarımız da tövbe edeceğiz.
Bedenimizi de bu halinde kılacağız. Saati ve ahiyette uykuya ve teknolojiye de sahip olacağız. Onu hayır yolda kullanacağız. Çocuklarımızın nerede gezip dolaştığından haberdar oluyor muyuz? İnternet kafelerde onlar ne yapıyor diyecek? Bunlardan haberdar olacak. Kuran-ı Kerim'in manasını düşünerek değildir. Müslümanlarla alakalı bir umut olacak. Dünya üzerinde Müslümanlar ne halde, ne durumdadır, bu bilgi olacak bize. Hesaba çekinmeden önce kendimizi hesaba çekeceğiz. Arif Han-ı İlahi'nin sohbetinde bulunacağız. Böyle bir imamın kaza olur. İmam Gazali sultanımız Rahmetullahi aleyh, onları imanın tad ve lezzetini alan kimselerdir. Vakti ne diyor? Şunlarla geçelim. Bir, Kuran katında, Kuran. Bu büyü bizim gibi okumaz ki manasını bilir. Derin derin düşünür.
İkinci olarak, dedik ki hayırlı insanlarla oturur kalkar, gönlü nur olan kimselerle böyle fikir alışverişi yapar, gönül alışverişi yapar, ruhen dostu peydah edin. Üçüncüsü ilim kendisiler ilim okur. Dördüncüsü de insanlara devamlı hakkı Baha gelir, yükselmeye şaşırırmıştır. Haramlardan kaçınacağız. Ticari akarsızlığa gitmeyeceğiz. İmanımızın tadına ve lezzetine uymayan bu. Tek tek isabı var bunun. Nerden kazanıp nerelere harc ettiğimizden soracak mıyım o zaman? Acaba haksız bir pazarını, harcamaktan nerelere harcadığını soracak mı bir amaç mı? Üçüncü olarak şüpheli olan tüm işlerden kaçacağız. Şüpheli olan, işlerden kaçacağız. Dördüncüsü cahillik, bundan büyük bir bela olamaz. Onun için değil mi Kuran-ı Kerim'i okuyacağız, hadis-i şeriflere, babanıza, dolu kitaplarla, böyle tabir edersin.
Hocaları ise tape ta'lim ederek, bir zaman Kuran, mavi olarak diyanetim çok güzel çıkmış, okunan mahallerinden okunur. Hadis-i şeriflerden tarif edelim yani. Bir milyonun üzerinde Efendimizin Hadis-i Şerif'i var, Sallallahü'l-Arabî Hazretleri. Bunlardan okunur. Halbuki eserlerden, bir İmam Gazali'yi yurdiniz de, bir İmam şahane husetlerinin üç yüzün üzerinde eseri var. Böyle ay aylıklığında yazmış. Ay içinde yazmış. Mum ışığında yazmış. Şimdiki gibi imkanlar yok. Böyle bir gayret ve böyle bir çabaya düşmüş demek. Başka yapacağımız işler nedir? Sekir, sekir, sekir. Bizi sarhoşluğa kurtaracak olan hallerden oturacağız. Mesela halimiz olmuş bir sarhoşluk, dünyanın olumsuz bir sarhoşluk, içeceklerden de sarhoşluk birer, yiyip birer, bütün bunlardan da uzaklaşacağız. Demek haramdan uzaklayacağız, cari ahlaksızlıktan uzaklaşacağız, şüpheli işlerden uzaklayacağız, üstelik Ziya derler buna.
Riya, insanlığa görülür. Eğer bir hayret yapıyorsak, bir başkasının duymasını çok istiyor. Bunu Yüzüne çırpınıyor Allah korusun, üzerimize çırpındı yavrum. Hadis-i Şerif'te geçtiği için söylüyorum. Mesela Kuran kıraati ama bana ne güzel bir kıraati cihad. Ne güzel bir okuluşu var. İsimler diye yaparsak hiçbir ecrime bir damadı denmez. Cihada çıkmış kahraman desinler diye. Hadis-i Sitte böyle geçiyor. Bunlar amelimizi mahvediyor. İmanımızın tat ve lezzetine koyduk. Beşinci olarak cehalet, altıncı olarak muskira, sekiz sarhoşluk veren içeceklerin. Bunları da imanımızda tat ve lezzet koyması. O zaman hayırlı bir kimse olmak için ne yapacağız, başka bir Müslüman olacağız. Allah'ımızın emirlerini yerine getirmeye çalışacak. İkinci olarak mümin umacağız. Bu ne demek? Hucurat suresinin son sahifesinde geçiyor. Onlar, onlar Müslüman oldular ama iman etmediler diye. Diye.
Mesela namazda buluyorlar, tazyiyetinin sırrı gönlünde yok. Kelime-i tevhidi okurken hazzlıyor, lezzetliyor. Onun için bunları sıra diyoruz, nasıl temin edeceğiz? Üçüncü olarak, insanların hayırlısı, emekli Müslüman oluyor. Allah'ımızın emirlerini yaşıyor. İkincisi mümin oluyor. Üçüncüsü ilmi ile amil, isi-i saitlemedir. İlim ehli hep zaman himmetdirler. Çünkü bilenlerle bilmeyenler bir olur mu diye Misal Sümer suresinde dokuzuncu ayetliktirdir. Bunu Said Havva ele alırken diyor ki, bilenlerle bilmeyenler, Allah'ı ve Rasulünü bilenlerle bilmeyenler diye de bir tahrip yapılır. İnin sadece kendi başına kurtarıcı değildir. Bunun yanında ne ister? Bunun yanında ihlas ister, takva müttakim olan kimselerdir. Şimdi bazen kavanozlar görüyoruz. Böyle küçük bir şişem, eğimsiz, bir litrelik veya bir buçuk litrelik, üzerinde bir etki var. İşte bu yüz bir irade diyor, bilmem filan yapıyorum.
Şu kadar iyi yoktur diyor. Fakat Çin'de onun kıymeti halis bir değer bulunmayacak olsa, mesela bir bağ, içinde olmazsa üzerinde etiketini, bu on milyon demesinin hiçbir faydası olur mu? Hiçbir etkisi olmaz Hiçbir manası yoktur. Çok güzel bir cüzdür ama içerisine para yok. Bunu çok güzel bir bal da değil ama içinde bal yiyor. Yani bize Müslüman diyorlar ama, Müslüman derken bizim, bizim imanımızın balı yoksa neden olur? Nasıl efendim imanımızın balı? Sevdiğimizi Allah için sevecen, bunu seveciğimize Allah için bunu seveciğiz. Bir maddi methaat için değil Allah için seveciğiz. Çünkü Allah için sevmenin karşılığı, Hiçbir gölgenin bulunmadığı bir dinde, Arş-i Azam'ın gölgesinde bulunanlardan birisi, Allah için birbirlerini sevkini bu şekilde ahirette düşmüştür.
Bu sevgi yerde demek, etkie kuru kuru yerle, şu bana bir fiyata bilmenin anlamı, mümin ve Müslüman bilenin anlamı, bu sevgiyi bizi Allah için sevmek, buzetimize de Allah için buzetmek. Sevdiğimizi bu şekilde tespit etmekle birlikte, Allah ve Rasulünün sevgisi neticesinde. Allah ve Rasulünün sevgisi her şeyden üstün gelecek. Bir üçüncüsü mümin olduktan sonra küfre dönmek, ateşe atılırcasına zor gelirse, o zaman hikmetine de ahir. İlk o peteklerin içerisini bu ballarla buluşturacağız. Sevdiğimizi Allah için, buğz ettiğimizi Allah için buğz edeceğiz. Onun yanında Allah ve Rasulü bize her şeyden sevgili olacak. Müslüman olduktan sonra küfret etmek ateşe hatırlaracağız, odur gerekirse, o petekler olmaya başlar. Aldığımız sevgilerde oldukça, ashabimler. Secdelerde ve kıyamlarda vakit geçirirsek, o petekler bulmaya başladı.
Orucumuzda öyle, keyfimiz öyle, davetimiz öyle, birbirlerimizi uyandırmamız öyle, çocuklarımızı takip edip onlara Kuran okutmak, Rasulullah'ın sevgisi, ehli beytin muhabbeti bunları bilmek suretiyle o ballar donmaya başlıyor, etekler budur. Bir yolunu da cihad edecek olursak, nefsimizle cihadımız var, arzusuna uymuyoruz. Şeytanı tak, din yer fırsat yapıyoruz. Yahudi besmele çekmek suretiyle. Dünyanın geçici olduğunu biliyoruz, ahirete gözümüzü çekiyoruz. Nasıl ki ana karnında çocuk, dokuz ay on günü tamamlandıktan sonra, bir an durması mümkün değil ana ve zehirlerin çocuk teşkillerdir. Bizde vakit geldiği zaman, Ne bir adım ileri, ne de bir adım gelir. Mutlak Cenab-ı Hakk'ın takdir etmiş olduğu bir vakit var, zaman var. O gittikten sonra hayat tamam.
O zaman ana karnında çocuk nasıl azasını tamamlıyorsa, biz de o maddi azasını tamamladığı gibi ana karnında, biz de şu dünyada ruhumuzun azasını tamamlayacağız. Çocuğun diyelim, orada bir parmağı eksik olsa, şu dünyada dokuz sene, dokuz yüz sene, dokuz yüz milyon sene milyar sene, hakiki yüz sene kalsa yine bu dokuzuncu parmak meydana gelemez. Çünkü o parmağın mildane geniş yeri ana karmala vardır. Bizim de ruhumuzun azaları, Kuran-ı Kerim ile, Efendimizin hadis-i şerifleri ile, hakikat ehillerinin sözleriyle tamamlanmayacak oluşsa, yarın ahirette mümkün değil. Biter artık her şeydir. O zaman iş burada. Şimdi üniversite imtihanına giriyor çocuklarımız, yavrularımız, kardeşlerim giriyorlar. Girdikten sonra çalışsa ne anlamı var bir türün. İmtihana girmeden önce, yedi çalışması gerekiyor. Günü gününe çalışacak. Çalışmalar aksatmış, en son zamana bırakmış, mümkün değil.
Yani biz günü gününe vakti vaktine, mesela şimdi öğle namazını kıldık, ikinciye vaktinde vaktinde işte eda elde etmek, bunun gibi. Senelere bir ay tutmuş olduğumuz oruçta böyle. Mesela hicret ayı geliyor, muharrem ayı geliyor. Onun için, asıl muhacir, nefsizin palzurlarından kaçınandır diye buyuruluyor. Allah'ımıza her an zikir içerisinde olmak gerekiyor. İleride yaparım diyenler, hele elim senfifur diye buyuruluyor. Ileride yaparım, şu zaman yaparım diyenler helak olmuştur, vakti var. Şu ayet bile büyük bir fırsattır. Demek ki namaz azamı burada tamamlanacak. Oruç azamız, zekat azamız, tebliğ ve davet azamız, güzel ahlak azamız. Bunların tamamlanmış yeri budur. İnşallah yerine getirmeye gayret ederiz. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ruhu taifelerine, ehline ashabına, Peygamberımızdan ve piran-ı zan'ın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına el Fatiha. Dinlediniz.