Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bugün sabah namazında Kazım Efendi bu Ayet-i Celileleri bize okudu. Hucurat suresinden bu Ayet-i Celileleri okudu. Bakın bize Halıku'l Lemyezer imanın kalitesini öyle haber veriyor ki. Bedeviler inandık dediler. Bakın müminiz diyorlar. İşte bizim yakalayacağımız asıl bu noktadır. Kuran-ı Azimüşşan neden, iniş sebebi nedir? İşte bu anlattığımız hakikatlerden dolayıdır. Bedeviler inandık dediler de ki siz iman etmediniz. Halbuki iman etti onlar, iman etti görürler. Ama İslam olduk deyin henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Onun için az bir maddi değerin karşısında bir şehevi hayvani duyguyla her şey bütün. Bitirmemeli. Ashab-ı Kehf'in takyanusun karşısında hayatına bile mal olsa ben sizin dediğinizi diyorum, katiyen diyemem. Ey takyanus semavat ve arzı yaratan Cenabı Hakk'a, cani gönülden iman ettik, inandık.
Eğer sizin dediğiniz gibi olacak olursa biz yolumuzu şaşırır, helak olmuş oluruz diyorlar. Böyle bir imana sahip olacağız. Mesela anlatılıyor bu güzel yol, bu münevver yol anlatılıyor. Bak bu değeriyle vermemiz gerekir. İşte canım zahiren şöyle hareket edilecek. Bu sadece zahiren değil. Zahiri şekil ve kalıplara sığmaz bu. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri bu yol ne merasimdir, ne adettir, ne de şekildir diyor. Bu ahlaktır diyor. Bu yaşayacağımız bir husustur bizim. Yoksa gözü bağlı hiçbir şeyi anlamadan çeker gider süt yani. Öyle olmamalı. Dualarınızda Cenabı Hak bize de bu hakikati buyursun, bildirsin. Gözü kör, kulağı sağır, kalbi anlamak bir şekilde kılmaz. Biz bakıyoruz sadece kafirlere ait olduğunu söylüyor. Araf suresinde açıyoruz ayeti celiyyeleri Ha diyoruz bu kafirler hakkında. Halbuki hiç öyle değil. Kafirler hakkında değil Risale-i Nur. Mevla-i Zülcelal'imiz buyuruyor bize.
İradesini hayırda kullanmamanın neticesi. Eğer iradesini her yönde kullanacak olursa diye. And olsun ki biz cin ve insanlardan birçoğunu sanki cehennem için yaratmışız. Yani iradelerini şerre kullanmak suretiyle. Zira onların kalpleri vardır ama onlarla gerçeği kavraamazlar, gözleri vardır lakin onlar göremezler kulakları vardır, onlar işitemezler, onlar hayvanlar gibi belki de daha aşağıdırlar. Sene dokuz yüz otuz dörtte Sami Ramazanoğlu, Haddesallahu Hazretleri memleketimizi teşrif buyurduğunda bu hakikati konuşmuş. Evet bu ayeti okumamış ama buna buna dayanarak birçok bize mesaili meseleleri ortaya koymuş. Bakın ne söylemiş ashab-ı ne? Bu ayet-i celile ile birlikte onlar için sıkıntılı bir hayal var buyruluyor.
Öyle anlatmış ki biz tefsirilere baktığımızda orada El-Kur'e kim Kuran'dan ayrılırsa onu böyle izah etmiş, öyle açmışlar ki kimde Sıddık-ı Azam ve Ali Efendimize emanet edilen ihsan mektebinden ayrılacak olursa onlar için de dar bir geçim sıkıntılı bir hayat var. Baktığımız zaman gözleri kör görmez, kulakları var duymaz. Kalpleri var, gamlamaz demek. Büyüklerimizin yaşadığı imandaki haliteyi göremezler. İbadetteki haliteyi göremezler. Ahlaktaki haliteyi göremezler. Hakikatleri sezemezler. Bunu ifade etmek istiyor galib edinemezler. Sadece siz bu şekilde ayeti celleyi izah edemesin. İman da dediğimiz zaman bitmez ve tükenmez. Demek ki onun kalitesi tereddütsüzlüktür. Bu tereddütsüzlük nasıl olacak? Mesela çok ibadette taat edenlerimiz oluyor ama inanamıyorum diyor. Bu var, bu sorular geliyor bize. Bir türlü inanamıyorum.
O zaman inandığımızın işaretini verenler hep böyle olumsuz olumsuz geçip gitmesin. Bizim secdelerde bir doyumsuz halimiz oluyor. Secdeye vardığımız zaman keşke bu secdede. Aynen ariflerin yaptığı gibi bu secde bu giden benim secde gecesi deyip sabahlara kadar alnını seccadeye mıdlayan kimseler gibi oluyorsa imanın tat ve lezzetini aldırtır. Allah'ın yolunda Allah'ın yolunda hizmette hiçbir üşenme gelmiyorsa, her şeyimizi feda edebiliyorsa, bize ahiret dünyadan daha ziyade önemli geliyorsa, ahireti dünyaya tercih ediyorsa, pride, itibarlı, diğeri vurursa, o zaman biz imanın tat ve lezzetini alıyoruz. Uhrevi, uhrevi taatler bize o hayat dünya hayatının önüne geçiyorsa, dünyayı iç mesafesinde İla ahı ilahaya bu şekilde geliyorsa nasıl ki bir çiftçi ekine bakıyor hoşuna gidiyor, ondan sonra o ekin ne oluyor? Büyüyor, gelişiyor, daha sonra sararıyor soluyor ve çöp olup gidiyor.
Dünyayı bu şekilde görüyorsak, bura bitecek benim için asıl hayat efendimiz aleyhisselatu vesselam Medine-i Münevvere'ye gelip, Huba Mescidi'nin inşasında söylediği mübarek sözler bizim hayatımıza geçiyorsa biz imanın tap ve lezzetini alıyoruz demek. Asıl hayat ahiret hayatı, asıl hayal ahiret hayatı diyebiliyoruz. Elhamdülillah onu diyen kimselersiniz. İbadet ve taatte kalitemiz ne olacak derseniz okuduğumuz ayeti celile okuduğum esamet. Salih olan ameller. Yine Kehf suresine müracaat edeceğiz. Biz Ashab-ı Kehf'in imanını anlatırken onlar neydi? Papyanusun karşısında vücudu da haram olsa yok olsa hayatında da mal olsa tevhid inancından vazgeçmiyor. İbadet ve saatte de en son Ayet-i Celile'de dikkat buyurulursa, sallıyoruz. Felye amel, amel etsinler. Siz bunu sadece namaz olarak düşünmeyin. Bir yiyecek olarak da düşünün.
Bir yiyecek yemek yerken dahi, şöyle bakarken dahi, kulağımız işitirken dahi, ayağımız yürürken evimiz tutarken dahi, yavrularımızla, bir evimizle, ailemizle, çocuğumuzla, çoluğumuzla, işimiz gücümüz, tıyanetimiz, insanlarla muamelemiz, düğünümüz, derneğimiz, ölümümüz vesaire hangi hall olursa olsun, acıdı, sürürü, neşeli hangi hall olursa olsun hepsinde ferya amel amelen saliha. Salih amel işte. Bilmek salih amel. Siz bunu bulursunuz salih amelin karşılığı Kuran-ı azimüşşan'a uygun yaşantı. Kuran-ı Azimüşşan ne buyuruyor? Bu müşrikler, Allah'a ortak koşan müşriklerdir. Ne alakası var bizimle? Bizimle alakası var bunun. İbadet ve taatimizi yaparken Rabbimize yaptığımız kullukta bir başkasının beğenini, onun kabulünü, onun yanında kıymetli olmayı, onun yanında yüze geçmeyi arzulayacak bir tavra girersek ucubtür, riya, benliktir ona doğru. Hep onlardan ali sırf Allah için yapabilmek.
Nasıl yapabilmektir? Ne melek girecek yazmak için, bozmak için de ne şeytan. Öyle bir kayıt ki, kayıt Rabbimizin elinde olacak. Aişe Sıddıyka validemizin rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif, işte huzur-u ilahiye varınca kul amelleri veznoluyor. Halikımız soruyor bu kulun başka ameli ve taat kaldı mı? Ya Rab saydığımız döktüğümüz ne varsa biz olduğu gibi koydu. Benim yanımda bir taati var. Asıl bu yolun amacı zatının yanında olan taatin, ecrin ve mükafatın onun içinde yapılması gerekir. Odur bu. Öyle meleklerin kay dedim. Defterimize yazdığı. Sonra onu mizan terazisine koyduğu değil. Rabbimizin katında kaydettiği ve benim kulum dediği. Diye buyurduğu, Fethhuliyi cenneti diye Fecr suresinin son ayetlerindeki ilahi hitaba, övgüye, tebşirata, müjdeye nail olmak. Bu.
Eğer varmış bir mürşid-i kamilin dizinin dibine oturmuş isek, silsilemiz, istiğfarımız, tevhidimiz, salat-ı selamımız, ölüm tefekkürümüz, rabıta, zikrimiz, letaiklerimiz bunlar harekete yaşıyorsa böyle olması için. Namaz yazıyor melekler ama haşyetini kim yazacak namazın? Kurban kestik. O kurbanı kesmeye yazdı Melek. Ama o takvayı kim yazacak? Takvayı kim kaydedecek ayet celile de geçiyor. Tutuyoruz orucu. Oruç ayetinin son bölümü takva ile alakalı. Onu kim yazacak? E sinkat ayeti celilesi malum ama gönlün cömertliği ne ile yazılacak? Gönlün tezkiyesi arınması, durulması onu ne ile yazacak? Nasıl tedbir edecek? Zikullahı yapıyoruz dilimizden Allah lafza-ı celali çıkıyor. Ama bunun yanında Hazreti Sıddık'ı ne namazı ne orucu değil ancak kalbi, bakarı diye buyurulan o murakabe halini kim yaratır? Onu Rabbimiz kaydediyor.
Emri bil maruf nehyi anil münker yaparken başta nefsimizde yaşamamızı yaşayıp da o şekilde takdim etmemizi, o takdiminde de gönüllere nakşedilmesini, hazzını, lezzetini, onun ecrini, mükafatını kim kaydeder? Yaparken cihadımızı ilahi kelimetullah bunu kim yazacak? Bu, çaba bu, gayret bu. Mevlana'nın yanında bir yüzümüzün olması. Şimdi hacca giriliyor, geliniyor tabii elhamdülillah. Bunun için adam yillarca bekliyor, ömrüm geçecek neredeyse diyor. Bir de bakıyorsunuz eğer Reis-i Cumhur'un yanında bir kıymeti değeri varsa benim diyor kontenjanım var onunla gider diyor. Yani Rabbimiz yanında bir kontenjanımızın olması lazım. Habibullah'ın yanında bir değerimizin olması lazım. Evliyaullah yanında bunlar benim evladımdır. Ya Resulallah size takdim ediyorum diyerek bir evsafın olması icap eder. Halite bu, değer bu.
İbadet ve saatte vesair vazifelerde, ibadetteki bizim hadisemiz ihsandır, Allah'ımızı görür gibi ibadet ve saatte bulunmaktır. Bunun yanında ahlakta bizim kalitemiz, ahlakımızın, Resulullah'ın ahlakında ilahi ahlak ile ahlaklanmamızdadır. Bu halifeyi bize Ebu Aliyyed Defgal Hazretleri Dikkatte sallallahü sırra şu şekilde haber ediyor. İbadetler insanı cennete, ibadette edep ise Cemalullaha öder. Edep nedir? La yasili la yanin edep ilallahi teala. Edebten tamamen çıkmış. Edeb yok. Edebin tarifini biz Kuran-ı Azimüşşan'da bu kelime ile değil de şu tarzda görürüz. İnsanlar da muamelen de av cihetini tut. İşte biri bir süslü de şu şunu söyle, bilmem filan onlarla hareket etme. Gel yolunu şaşırma. Yolumuzu şaşırmayalım. İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Bunların çıkış sebebi ki sebebi var bu yanlışlığın.
İnsanların arasının bozulması, insanlar arasında yanlış düşüncelere hakim olmanın iki sebebi var. Birisi tekermürdür, kibirdir, bir diğeri hazzetliktir. Gelin bunları çiğneyelim. Bizim bu yolun hedef yolunun erkanından birisi ne kadar insan makam ve mertebe sahibi olursa olsun kendisini ilk makamda görecek. Nefsini Firavun'un nefsinden yetmiş derece aşağı, bunu söyleyen zamanın kutbul aktabıdır. Zamanın kutbu ciharıdır. Zamanın kutbu azamı olan Esad-ı El-Milidi ahretleridir bu suyun. Eğer böyle görecek olursak kime kindir sizce? Ve bu yolun edebi, erkanı insanın insanın sıkıntılandığı kimseye, canı gönülden dost gibi konuşmadıkça, görüşmedikçe katliye yol alamaz. İzmir'den bizzat Üstad-ı Ali'mize hacda şöyle bir soru sorar.
Diyor ki efendim ben bu yola hakikaten muhabbet ettim ama bu yolun ellerinden, mücahitlerinden Sami Hadi Sallallahü Hazretleri'ne canımı veririm ama bir kimseler var bunlar mani oluyor. Bakın üstadımızın elde etmiş olduğu şu edebe bakın. Onlara da candan ve ruhen, halben teslim olmadıkça, onlardan da alacağımız derslerdir. Dünyanın ne olacağı belirsiz olumsuz bir tablo çizmek istemiyor. Yani dert büyük, sıkıntı büyük. İmanda kemal şöyle dursun itikatlar bozuluyor. İbadet ve taatler malumunuz. Ahlakın yaşantıları belli çocuklarımızın gezdiği yerler, bulunduğu yerler, ırzlar ve namuslar ne halde? Ticari huylar, ahlaklar nasıl tarif edilmez? Böyle bir durumda ve basit işlerine şununla bununla meşgul olmak bizi yolun çok gerilerinde bırakır. Mahvoluruz. Bizim daha yapacağımız vazifelerimiz çok, pek çok. Nefsimizin hangi mertebesini geçtik? Ruhumuzda hangi şu.
Nefsimizin hangi mertebesini geçtik, ruhumuzda hangi mertebeyi geçtik, sırrımızda hangi mertebeyi geçtik, sadece kalbin atışıyla bu iş bitmiyor. Kalbin letaifinde bin tane perde var. Ruhun ruhun zikrinde bin tane perde var. Bunların hepsini sıraladığınız zaman on sekiz bin aleme tefakil eder. Bu sadece bununla da kalmaz. Ve ma kaderullah'a, halk-ı kadiri ayeti celilesi ile ulaşamadığımız çok yerler. Daha beynimizin çalışmayan yerleri çok bizim. Bu yolun, Sikullah'ın, rabıtanın ve murakabenin alakası beyindedir. Tefekkürle alakalıdır. Daha bizim beynimiz çalışmış vaziyette değil. Eğer çalışacak olsa ölürleri bağ olacağız. Ve basiretle her şeyi göreceğiz. Mesela alacağımız derslerdi. Musibetlerin bizi hidayete götürmesi gerekir. Yine biz bu hadise de gördüğümüz yüce kudreti müşahede etmemiz gerekir. Ve bir dayanışmanın olması icap eder.
Sabrın yanında musibetin geçmesinden sonra halimizin değişmemesi icap eder. Bu da Yunus suresi on ikinci ayeti celileye baktığımız zaman görecek. Öyle musibet anında biraz kendimizi derleyip toparlayıp ibadet ve taate yönelip o geçtikten sonra ayet-i celilesinde bildirildiği üzere bildirildiği üzere sanki kendinde bulunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. Bu sıkıntılar bittikten sonra böyle olmamalı. Rabbimize her an kul olduğumuzu bilmemiz gerekir. Tevekkülün tam olması icap eder ve tevekkülde işin sonunu ona bırakmakla kalmayıp gayretle devam etmektir. Mesela diyorlar ki çürük binada, o çürük bina ile olunmaz, biz emri ilahiye tam kesim olsaydık bunlar olmazdı. Nasıl olurdu? İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever mi?
Eğer kumlarını çay kumu değil de ehil kumdan kullansaydı, geminde kaçaklık yapılmasaydı, çimentosunda yapılmasaydı, üç kat dendiğinde beş kat olmasaydı, bu gibi yanlışlığa gitmeyip sağlam zeminler üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever. Ben işte yaptım tevekkül ediyorum deyip, ondan sonra da gereken vazifeleri yerine getirmektir. Tevekkül bitmez. Tevekkül mesela hasarlı binaların yapımı hususunda bunun sağlamlaştırılması. Bina yaptım ama daha sağlam nasıl olacak diye, böyle bir gayret ve böyle bir çabaya girmektir. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.