İmanın Kalbine Girmesi ve Ruhun Arınması kaydında Bulduğunu kaybetmişim, burada hazırlamıştım. Kesnizani diye bir eser var. Çok güzel bir eser. Bunu zannedelerim Iraklıymış o zat. Kürt mübarek bir veli. Kırk sene kadar çitlihanelerden de kalmış Allahu alem. Sonra bir eser hazırlamış yirmi dört yirmi beş cilt kadar böyle alfabetik sırayla mesela elif, BTF, cim diye, oradaki Elif…
Bulduğunu kaybetmişim, burada hazırlamıştım. Kesnizani diye bir eser var. Çok güzel bir eser. Bunu zannedelerim Iraklıymış o zat. Kürt mübarek bir veli. Kırk sene kadar çitlihanelerden de kalmış Allahu alem. Sonra bir eser hazırlamış yirmi dört yirmi beş cilt kadar böyle alfabetik sırayla mesela elif, BTF, cim diye, oradaki Elif maddesinde iman bölümü var. Burayı okuyun. Niye iman dedik mesela biz başka konu yok mu? Şu var. Onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi bunlar. Müslüman ama kalbine iman girmiyor. Bizi bütün titreten bu. Kalbine iman giren kim? Şuraya, şeyle kaydedeyim, bu radyodan istediler bizim. Biz neden iman konusunu işliyoruz derken Hucurat suresinde onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi. Bu çok acayip bir iş. Şimdi kelime-i tevhidi okuyor. La ilahe illallah Muhammed orası ama iman kalbine girmiyor. Bu ne demek? Esabiler.
Cenabı hak onların kalplerini takva ile deniyor. Biz şimdi takva ile ne yapıyoruz? İmtihan olmuyoruz. Efendimizin bir hadisi şerifi var. Onu size arz edeyim. İman kalbe girince ne olur? İman gönle girince Kalbe nur girdiği zaman şimdi Allah'ımız onların kalplerine imanı yazdı. Burada imanın kalbine yazılması nasıl olur diyeceksiniz. Bunu da müfessirini izan efendilerimiz şu şekilde ele almışlar. Birincisi bu imanın kalbine girdiği kimseler, girdiği kimseler Rabbi Zülcelal'imiz, onların bunlar kimdir? Bunlar sıddıkıyık. Peygamberliğe bir makam kalıyor. Peygamber olamaz, katli ya, mümkün değil. Amma velatin çok yüksek bir makamda, velayetin üst kısmında. Şimdi surası var, küçük velayet var. Ondan sonra büyük velayet var velayet-i kübra, bir de velayet-i ulya var. Çok yüksek. Bunların kendi arasında da derecesi var. Mesela peygamberlerin bile kendi arasında derecesi var ama peygamber.
Yani genel bir nebidir, resuldür. Amma velakin kendi aralarında bir dereceler var. Evliyaullah'ın da kendi aralarında dereceleri var. Şimdi büyüklerimiz gerçekten çok prensipli ve dikkatli oluyorlar. Çok prensipli ve dikkatli. Sami Efendi hazretlerine üstadımız bir çanta hazırlattılar. Çanta öyle bir güzel ki bir tarafına bir bal peteğe girdiriliyor, bir diğer tarafına da aynı bu şekilde bir çanta gibi. Allah'ımız onlara hem aklı maat ahiret ilmini ahiret aklını veriyor hem de aklı maaş dünya aklı da var. Bu ikisi bilgiler zaten. Şimdi o çanta Sami efendimiz hazretlerine hediye olarak bağlı konulmuş. Götürürken elimden aldı. Biz o zahmet çekmesin diye götürelim derken aldı ama çok ciddi. Bu yol ciddi yetiştiriyor. Öyle bir ciddi ki gözümle görüyorum. Bildiğim üstadımız bir değişti ama. Şekil, şemail, yürüyüş, bir vakar hali zuhur etti. Onu ikinci bir ziyaretinde de gördü.
İmanın Kalbine Girmesi ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
İmanın Kalbine Girmesi ve Ruhun Arınması kaydında Bulduğunu kaybetmişim, burada hazırlamıştım. Kesnizani diye bir eser var. Çok güzel bir eser. Bunu zannedelerim Iraklıymış o zat. Kürt mübarek bir veli. Kırk sene kadar çitlihanelerden de kalmış Allahu alem. Sonra bir eser hazırlamış yirmi dört yirmi beş cilt kadar böyle alfabetik sırayla mesela elif, BTF, cim diye, oradaki Elif…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sami ben de Hazretlerinin Kaddafi zallahu zallahu sırra bahçesinde oturuluyor. Tabii bir sıra bekleniyor görüşmek için. Oturdular. O oturuş şekli insan baktığı zaman büyülenmemesi mümkün değil. Mekke'de dışarıdan gelen kimselere Mekke'nin azgınları yollara dururlardı. Aman ha bilmeden gelirler de efendimize iman ederler diye Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok teyakkuzda bulunurlardı. Teakkuz halinde bir tanesi geldi hemen toplandılar dediler ki burada atalarının dinini terk eden birisi var, sakın ha yaklaşma diyorlar da diyorlar derler ya, innel beyene sihrun, sözde sihir vardır, kulağına pamuk kadın. O kadar tesir etti ki aman ha sesini de duymayın. Fakat Kabe'ye girdiği zaman şöyle bir kimse gördü, oturuşu bir başka. Cismaniyeti daha bir başka. Böyle bir farklılık gördü ama çok büyük bir farklılık gördü. Aynen Abdullah bin Selam gibi. Bir Yahudi aleti.
Efendimizi görünce Sallallahu Aleyhi ve Sellem vallahi bu yalancı yüz değildir. Derhal iman etti. Allah'ımız hidayet oturuş başka bakış başka. Dedi ki ben şair bir adamım. Kulağından pamukları çıkardı. Efendimizin de yanına düştü. Efendimiz okuyorlar. Fatiha'dan sonra zammı sure diyoruz ya ihlası okuyor veya başka bir sure okuyor. Dinledi dinledi tabii bunlarda şiir çok ileride. O köl ve o hava, o durum, o çevre onları buna da itiyor. Mesela bir devenin topuğu ile tabanı arasına yüz beyit yazıyor. Öyle bir kabiliyet var ki işte bunun için Cenabı Hak Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ı Kuran mucizesiyle gönderdi. Şimdi yedi tane Sebai muallake var. Şairin şiirleri Kabe'ye asılıyor ama çok muazzam. Onlardan bir tanesi böyle otururken kız sucuğu geldi. Kız sucuğu ayeti celileden bir bölüm okudu. Esselam. Ey arz suyunu yut. Ey sema suyunu tut. Bunu duyunca kızım dedi bunu nereden işittin?
Hali anlattı Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz olduğunu. Ne kadar şiiri varsa gitti. Dedi ki bunun karşısında bir şiir söylenemez. Evliyaullahın hakikati de böyle. Bizim gönlümüzde bir açıklık olmadığı için nefsime söylüyorum, göremiyoruz. Göremediğimiz için biz normal zannediyoruz. O normal halin içerisinde yaptığı vazife çok büyüktür. Şimdi baktı, ben dedi şair bir adamım. O cemal, o güzelliği görünce kulağından pamukları çıkardı. Şimdi biz bir şeyin suretini görüyoruz. Siretini görmüyoruz. Mesela çokça Kabe'ye giriyoruz. Efendim, o belki Kabe'ye gitmiyor gibi görünür ama ben biz onun suretini görürken o siretini görerek yaparım. Ne biliyoruz? Onun geceleri orada nasıl bulunup bulunmadığından haberimiz var mı bizim? Bir kardeşimiz anlatmıştı. Gece diyor, geldiler, haydi beraber gidelim. Böyle gelişleri kapıyı tak açacak ondan sonra haydi gidelim değil o.
Rüzgarın esişinden bile böyle ılık ılık esişinden bile daha hafiftir o. 0 yaşayanlarımız bilirler onu. Baktım diyor çıplak ayaklar, Kabe'yi dönüyorlar. Efendim çokça gidiyoruz güzel. Ama böyle gidişi Cenabı hak bizlere ihsan buyursun. Allah Allah. Nasıldır derseniz böyle tabii büyüklerimiz anlatıyorlar. Saat birden sonra, haza geçmez saat birden sonra böyle zamanın imamı geliyor. Zamanın imamı. Yalnız öyle bir hassas ki şu ağız kısmını bile bir kaşkol diyelim onunla muhafaza ediyor. Şu dünyanın masivanın tozu bile girmesin Öyle yerde ne de tavaf yok, cismi yerde. Beytullah'ın üstüne artık Rabbi Zülgelahimizin ihsanı bir örtü açıyorlar, üstünde namazını gidiyor. Şimdi demek ki esrarına vakıf bulamadığımız kimselerimiz beden olarak burada bulunuyor ama ruhen ulvi bir alemde. Kuran-ı Kerim'de bir ayeti celile var Tevbe suresinde.
Biliyorsunuz Hazreti Ka'b hilal ve Mirale bunlar Tebük seferine katılmayınca selamlar kesildi. Daraldılar Cenabı hak öyle buyuruyor. Yer genişliğine rağmen onları yer sıktı. Ayeti celile bes belki bunlar hakkında inebilir ama geneldir. Herkesin içerisine alır, hepimizi içerisine alır. İnsanın daraldığı an olur, bunaldığı an olur. Fakat onlarda bu olmaz. Neden olmaz derseniz, İbni Recebi Hanbelliği bunun hatta tefsiri de var. Eserin de buyuruyor ki dağın başında bir kimseymiş. Bir tanesi onun yanına varmış, demiş ki burada yapayalnız nasıl duruyorsun, bir arkadaşın da yok deyince hayır hayır ben yalnız değilim. Cenabı hak ben benizlikle beraberim. Şimdi Mecnun dağın başında bunaldım diyor. Demişler ki oğlum bunalacak ne var? Güzel rüzgar esiyor dağın başında, demiş ki leylamı kucağıma verin de beni kabre sok demiş. Bunlar Allah'ımızın sadık kullarını kendisine dost edinmiş, leylaları o.
Habibullah ona Sallallahu Aleyhi ve teala olmuş. Allah'ımız ona dost olmuş. Bu nereden parası? Bir gün Sami Efendi Hazretleri kalpte Allahü sırra çok böyle beş kuruş bir yüz ve neşeyle görünür Kelimei muhteremeleri sorarlar. Efendim sizde bir fevkaladelik var. Nedir deyince kızım senden önceydi. İbrahim aleyhisselam geldi. Onunla hoş bir sohbetimiz geçti. Daralanır mı? Bunalır mı? Daralan bu cisimdir. Ruhumuzun daralması bu bedende had sunulmasıdır. Bunun için Mevlana'mız buyuruyor ki bu beden kafesinden bir kere çıkın. Eğer vakit geçmezse size bir kuş misali vermek istiyorum. O da şu, adamın biri Hindistan'a girer orada ticaret yapar. Giderken hanımına, çocuğuna, çoluğuna bir isteğin var mı hanım? Yavrum sen ne istiyorsun der, bir de kafeste kuş var. O kuşa da latife olarak mı yapar neyse, senin de bir isteğin var mı deyince benim halimi oradaki kuşlara arz ettirir.
Neyse diyenlerin bütün hediyelerini getirir, Orada o tipten olan tuti kuşu onlara da söyler orada o cinsten olan kuşlara işte bir kuş var kafeste benim halimi onlara arz et deyince ağacın üzerindeki bir kuş böyle pat yere düşer. Gelir durumu anlatır, o kuş da kafes dedi kuş da Kürt diye yana devrilir. Sonra kafesin kapısını açar, pencerenin önünde biraz hava ağrısın derken pır uçar. Buyuruluyor ki şu beden kafesinden çıkın, Rabıtanızı güzel yapın. Murakebenizi güzel yapın. Oyalanmayın şu dünyada. Ruhunuz için öyle alemler var ki birinci kat semayı geçersiniz. Ikinci kat semayı geçersiniz, yedi kat semayı geçer, arşı azama kalbinizi açarsınız. Şimdi bir vakar içerisinde Sami Efendi Hazretleriimize geliyorlar, giderken bir söz söylerler. Efendim Bayezid makamında, efendim Cüneyd-i Bağdadi makamında diye onun kemalatını ifade ediyor. O anda beraber olup oturduklarını anlatmak çok güç.
Bunu yaşamamız gerekir. Efendim onlar Müslüman olduk dediler ama kalplerine iman girmedi. Bu nasıl oldu? Bununla tamamlamış oluruz. Kalbe tarif edilmez şekilde genişler. Artık dünya bir buğday tanesi kadar dahi kalmaz. Bak şu uçsuz bucaksız dediğimiz dünya onun yanında bir buğday tanesi kadar dahi kalmaz. Bak siz üstadımızı çok dinlediniz. Bizim gibi dinlediyseniz bir şey anlayamazsınız. Eğer bu günahkar gibi dinlediyseniz hiçbir şey anlayamazsınız. Fakat gönül kulağıyla dinlenmişse çok şeyler söyledi. Mübarek elini duvara götürerek ah bu duvarın arkasına bir geçebilsek dedi. Bu ne demekti bu? Bu Şu anlattığımız husus ancak muttakilere vaat olunan bir nimettir. Bizim gibi gelişigüzel hareket içerisinde olan değil. Çünkü bizim gibi insanlara şunu derler Bildikleri ancak bu kadardır. Çünkü öteden haberimiz yok. Neyi söylüyordu? Ruhun mekanını söylüyordu. Daha bir ötesi var mıydı?
Hiç olmaz olur mu? Sırlığın da mekanı vardır. Şu bizim letaif dediklerimiz hepsi bir velayetin işaretidir aslında. On sekiz bin alemin bir havanda dövülüp insanın kalbine konması demektir. İnfeseha ve inşeraha genişler. Ya Resulallah kalbin genişlemesinin alameti nedir ey Allah'ın resulü? Kalp ebedi olan alemle artık alışverişin içerisindedir. Onlar için bu dünyada olmuş, olmamış hiç farkı yok. Bu da bir aile konu çok uzun sürer. Tamamen orayla bir münasebetin içerisindedir. Vurur şu aldatıcı olan dünyadan artık sıyrılmışlardır. Gönül olarak sadece cisim olarak bulunmaktadırlar. Kabre girmeden önce o kimseler ölüm için ahiret için hazırlık yapmışlardır. Velhamdülillahi rabbil alemin, aleyhisselatu vesselam tenimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına, peygamberanizan ve piranizan ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahını.
Kaynak: Genel
İmanın Kalbine Girmesi ve Ruhun Arınması | Mihmandar