Evet, şimdi, birer senin altını tek kuruyor, dedim. Al, sıra, bu sefer, dün getirdik, on yedi yemeğe müsaade var, çekelim ben. Canım çok ister, çok şükür, diyor. O da sana ne, Allah versin benim. Çünkü, İstanbul'uma imkan yok olur. Yani, son zamanın da hastalık birinden ikramına kurban olayım Allah'ım. İnşallah sabır versin Allah. Şöyle on dört sene yiyen biliyorum, ondan ağzımı hazır. Şimdi var mı, günahını getiriverirler, onu koydular. Şimdi istemiyor ya hemen koydular. Allahu alem nimeti yazmış. Maalesef. Tevazu yok. Var mı efendim? Kahranız var mı? Çayınız var mı? Şekerin hepsi, elleri içinde çat çat kimde var mı? İzmir'den de öyle bilirim. Kayseriler kendi kendine aramışlar. Üç tanesi yarım kilogram buldum efendim. İki yüz elli gramı kahvehan buldum efendim. Sen nasıl feda olsun, salak sohbetlerini unutamıyor diyor. Eserler çok gömüldü. Bu tarafa diyor. Allah'ım, böyle.
Bakıyorlar, ziyafet diyorlar. Öyle ya. Sen hiç torun camını geziyorsun. Hangi camının vaazı daha şey ettinse koşuyorsun, oraya geziyorsun. Bizim mahallenin camısı burası işte. Buraya gitmem lazım, camiye. Hangi havuz teravihi yeğeni kıldırırsa o ev kopuştur, develler. Orada diyor, şimdi orada yapılan cani işi neyse mi, olamıyor mı? O, abi o da yara namazı yerde düştü, oraya geliyorlar. Anlatır insanın aklına gittiği yere tek gider. Ne kadar sakınsalar ki ne arı varır o kitaba var, bal aldığı yerleri de elsa. Senin memleket, sen diyor iyi günah arkadaşlara yadigar olsun kazık öyle.