Sevgili Mürşid-i Kamil'imizi düşünün. Okumamış değildir, üstadımız alimdir. Bunu herhalde bizim gibi ı için söylemiştir. Yoksa katiyen bu ifadeyi kullanamayız. Bizim elimizdeki eserlerde, onun okuduğu kitaplarda ve notlarına bakıyoruz. Bir ilim ehlinden kimse ile müşavere ediyordur. O eserleri gösterdiğim zaman dedi ki bu ilim ehlinin eseridir. Başka bir şey değildir. Ama böyle söyleyeyim. Bir de yaşadığı ortam üstadımızın mühim. Yaşadığı ortam ben kimsenin hasetliğini kabartmamak için velilerden bir tanesi hiç yeni elbise giymezmiş. Bir başkasının hasetliğine sebep olurum diye. Müşil-i kamilimiz, çocuğun yaşındaki kimselerin ellerine kapanmaya çalışır. Demek ki haliyle dizel örnek. Her şeyiyle örnek ama bunlar nasıl oluyorsa hep ahirete göçtükten sonra Tanrı bilirse Tanrı. Hayattayken yok. Dinlemiştim çok güzel bir görüşmesinde bir güz günü olarak tarif etti.
Bir güz gününde ahirete göçerim diye. Oturuşlarda hane-i saadetlerinde buyurdular ki artık bizim bir koyun yaşı kadar ömrümüz kaldı. İnsan sevdiğinin de Nuh aleyhisselamın ömrü kadar ömrünün olmasını istiyor ve buyurdular ki şimdi belli olmaz da biz ahirete göçtükten sonra artık eksikler görünmeye başlar. En azından öyle bir simayı, öyle bir çehre-i adi'yi bulamazsınız. Çok az. Elbette hayırlı insanlar vardır ama zor. Bunu Bandırma'da Ali Efendi bize söylemişti. Davut'un vaadi. İşte cennet ehlinin hası üstazı adimize benziyor diye. Diyor üç ilimden aldım gönül ilmidir. O kalpdir. Kalbin yaratılış sebebi Mevla'yı nüzul Celalimizi tanımak. Onun için düşünün böyle bir kalbe nasıl bir başkasının sevgisi yerleştirilebilir? Mevlamızın demini yer aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldı diye buyurduğu gönle başka sevgi nasıl? İkincisinde dil diyor. Öbür nedir? İsait çoban kardeş diyor.
Bunu izahit dil de diyor onun zikirle meşgul olmalıdır. Kalp onu tanımalı, dil de onun varlığını ikrar etmen. Mesela Allah dememiz Celle Celalühü varlığını ikrardır. Hatta Ehlullah'tan bir kısmı La ilahe illallah derken, La ilahe tabirini dahi kullanırken onlara mahsus bir haldir, illallah demek senin içlerinde. Bizim seviyelerimizin çöp üzerinde müşahede makamında olan ilçelere konuşulacak, onların kendi arasındaki görüşmelerinden ibarettir. Birden dilimden çıktı, bizi mazur görün çünkü bizim seviyelerimiz sizi demiyorum, bizim seviyemiz buna muvaffak değil. Yani bu yaşantıyla muvaffak değil, muvaffak olur da yaşantımız batılların yaşantısına çok benziyor. Yavaş yavaş o Ehlullah'ta bulunan hassasiyetler bizde kayboluyor. Hep bunda söylediğimiz söz şu bizim, işte ah o zamanlar, ah bu zamanlar bunu bilmeyen hiç gerek yok.
Sıddık-i Hazan radıyallahu anh Efendimizin irtihalinde dedi ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bir beşerdir, ahirete göçmüştür. Allah'ımız Hayy'dır, Fatih'dir. Kulluğumuz bunadır. Bu bizim gibi insanların siz deyince kendilerini iyi olarak görünüyor. Üçüncüsü de dedi deden, bu da zatına hizmet. O zaman dedi ki ne oluyor bana bir nasihatte bulun. Fukaha abin söylüyor bunu. Abdullah bin Mübarek hazretleri bir çobanla harcanatıyor. Çoban dedi ki efendim, eğer sen ilmi Allah için tahsil etmişsen kimseden bir beklenti bulunma. O biraz önce dediğimi deyip durmayın. Anlayana sivrisine saz, bizim gibi siz deyin. Anlamayana davul, surna as. Söz, bir defa söyleyeyim ama burada bize idre düşer. Efendim, teakdül, tefekkür, tefekkür, tefekkür, tefekkür gerekir. Bir de bunu açarsak ne olur? Vakit çok yaşa. O zaman büyüklerimiz mesela İmamı Rabbani Hazretleri bakıyor, hiç söz anlatmıyor, diyor.