Eğer bir soruları neleri olur mu acaba? Bunu kaydederiz. İleride hocamıza arz edilir. Çünkü rahatsızlığı sebebiyle hocamız katılamadılar. Çok teşekkür ederiz efendim. Allah razı olsun. Hürmet ederiz. Bizi şereflendirdiniz. Allah hocamıza da şifalar versin inşallah. Katılımcılarımız soru yazmadılar. Böyle olsun, inşallah Yakup Hocamıza sorusu olanlar sorarlar efendim, onları not ederiz inşallah. Size zahmet verdik, Allah razı olsun efendim, teşekkür ederiz. Bizi şereflendirdiniz. Ama hemen sorusu olanlar varsa şu anda sor, sorabilirler. Onu kaybettik, bacağımıza, nasılsınız. İnşallah. Teşekkür ederiz efendim. Sizin son söylemek istediğiniz bir şey varsa. Söylemek isterim, amel ciheti mühim olan amel etmek ve bu esasları kaybetmemek. Evet. Çünkü çok zor günlerden geçiyoruz. İmanımızı kurtarma devrindeyiz şu andaız. Evet efendim. Acaba imanımızın tat ve lezzetini alabiliyor muyuz?
İmanımız taklitten tahkike geçiyor mu? En önemli olan bu. Sufyani Sevri Hazretlerinin beli bükülmüş. Görürler ki Efendim gençsiniz, sizin arkadaşlarınız Hep dimdik ayakta. Siz ise iki büklüm vaziyettesiniz. Diyor ki benim belim bükülmesin de kimin beli bükülsün? Benim hocam diyor son nefes kelime-i şehadeti getiremedi. Öyle kolay değil. Kayseri uyanmasından Hacı Zühd Efendi, kendisi muhaddis. Onun yanında Mustafa Efendi Hazretleri dedemin de üstüazı. O memleketimizde kendisi müderrislik de yapmış. Öyle bir müttaki ki yoldan böyle temiz olan kağıtları toplarmış, hatta kabağın böyle kabuklarını da toplarmış. Alay bile ederlermiş kendisiyle. Bu kadar niye böyle yapılıyor ki? Böyle bir kimse son nefesinde Kelime-i şehadeti getirmede zorlanıyor. Kardeşi Hadi gütti Efendi geliveriyor Kardeşim, Allah'ımız verdiği emaneti geri almaz, kendini topla diyor. Hemen Elhamdülillah kelime-i şehadet oku.
Yani kolay değil. Burada kolaylaştıracağız. Var ya Ayet-i El-Samed, fesen yessiruhu yüsra. Eğer biz Rabbimize canlı gönülden teslim olursak, şöyle Ahfu Kadir Geylani Efendimiz'in buyurduğu gibi adet kabilinden yapmayın diyor. Mesela, biz bu, şu cemiyetin içerisinde olsak emin ol, boğulup gitmiştik. Allah'ımıza hamdolsun ki zamanın kutbunu gördük. Kutbul akrabımızı gördük de eğer bir şeyler öğrendiysek onlardan öğrendik. Yoksa biz okumadık değil. Çoğu okuduk elhamdülillah. Çok talimlerimiz oldu. Hani dışarıdan hocalarımızdan, o devrin en üstün hocalarından bile dersler aldık ama onlar değil. Asıl bizi kurtaran, ehlullahın huzurunda, şeriatimizi en güzel şekilde yaşamış, takva esasıyla tarikatı yaşamış, Allah'ımızın dışında bütün duygulardan kurtularak marifete erimiş, kendisini Cenab-ı Hakk'a tamamen odaklamak suretiyle hakikati bulunmuş, Mürşid-i Kamillerimiz olmasa biz ne yapacaktık?
Onların sohbetleriyle, zikirleriyle, telfinleriyle şükürler olsun, Cenabıhakk'a biraz öğrenmişsek onlardan öğrenmiş olduk. Mesela okulda biz girer girmez neler oldu, neler oldu? Şimdi ilahiyat demiyor, İslam enstitü bizde. Baktım düşünceler çok değişik. Fikirler değişik, konuşulanlar değişik. Benim fıkıh kitabım, iftihazım dedim böyle mutluyum. Ya. Derhal geldim huzuruna, böyle hafta sonları geliyordum. Oradaki yanlış olan düşünceleri, fikirleri bir billaha teala sohbete haber veriyorduk. Bizim faizlerin zamanımızda hemen söyleyeceğim. Var efendim. Vaizlerin Kastamonu'da Kastamonu'da kursu oldu. Orada tabii seçkin hocalar biz onları kötü görmeyiz. Cenabıhakk'a iyi olan günleri elbette ki takdir edilir. Fakat bunun yanında asıl orada Mehmet, Peyze Tendi diye ilim ehli, irfan ehli, Said Nursi Hazretlerinin yillarca beraber bulunmuş fakat kendisi nakşi.
Nahşi, böyle bir kimsenin sohbetine vaizler hep gelirler, otururdu. Mesela bizim belki anlattığım sizlere mürşid-i kamilimiz çok sorardi. Muhlis nedir, muhlas nedir? Düşünürdüm o zaman, derim ismi Faik, ismi mefhum ama oturtamadım, bir türlü. Oturtamadım. Fakat mürşidimiz gelen hocaları nelere bunu soruyordu ki hakikate yönlendirelim diye. Bu da kafamda bir soru olarak duruyordu. Hiç unutmuyorum o anı: Mayıs ayıydı. Bir de gerilerdeydim. Bizde bir fazilet görürseniz anlatmayacağım. Bak, Allah'ımızın en aciz bir kulu olarak söylüyorum. İçimizde ziyade ehli var, dedik. Efendimizin mübarek soyundan gelenler var, dedik. Gelen var, Dikkat edin. Değil mi? Sür sürdün. Ondan sonra, gözünü bize diktin. Muhlis tesbihdir. Muhlas da vehdidir dedi. Ancak bunların dizinin diplerinde öğreniyoruz biz bunu. Onların sözlerine dikkat edelim. Çünkü bu söz bazı kuyular olup kendi elimizle su doldururuz.
Karın sularıdır. Yağmurum sularıdır. Bu yerine göre rahatsız edebilir insanı. Ama içinden kaynayan sular olduğu zaman o göze suları, o insana sıhhat ve afiyeti temin eder biiznillahi Teala. Böyle kafamıza doldurduğumuz, gönlümüze doldurduğumuz kitaplardan aldığımız ilimler neredeyse buna benziyor. İhraç olmadıkça, takva olmadıkça, haşyetullah gönüllerimizde delirmedikçe. Evet. Bilim onların kalplerinden taşıyor. Bunu Bayezid-i İslami Hazretleri'nin hocalara şöyle bir sorusu var. Diyor ki hocalar, sizin ilminizde eksiklik var. Neden? Çünkü diyor, ilmi fanilerden aldınız. Min ledünla ilna ayet-i celilesiyle Cenab-ı Hak'tan alınan ilim ancak fayda verir diye ifade ettiği gibi, buna önem verilir. Mesela mezhep imamlarımızın bizim bütün Meşşa-i Kiram'la alakalıdır, size Ulema-i Sufîmun dedim ya, hatta İbn-i Teymiye'nin bile orada, İbn-i Teymiye deyince birçok İbn-i Teymiye var. Evet, efendim.
Bildiğimiz İbni Teymiye Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne vurgun bir kimsedir, çok muhabbet eden bir kimsedir. Ya. Bak, oradan bir nur almaya çalışmışlar. Ya. Yenmese imamlarımızda da ölüyor. Zaten İmam-ı Azam rahmetullahi Hazretleri, Caferi Sadık, su babalığı sayılır. Evet. Kendisi de zaten bu yönünü de ifade ediyor. Eğer iki senem olmasaydı helak değilim diyor. Yani buradaki helakte olması aynel yakin ve hakkal yakin Cenabı Hakk'ı tanımayacaktım diyor. Kardeşlerim, evlatlarımıza dikkat edelim, ezkarımıza dikkat edelim, hayatımızı boşa geçirmeyelim. Allah'ımız anilla ve nuridun. Onlar boş işler, o sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Öyle vakit geçirecek gibi değil. Gencim, daha ben işte yaşarım ne demeyelim. Ölüm belirsizdir. Ne zaman olacağı, ne zaman geleceği. İsterse yüz sene sonra gelsin o huzura varacağız.
Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem insan irtihal ettikten sonra diyecekmiş ki başını doğduğu zamandan irtihal edinceye kadar secdeye koysa bile, secdede bulunsa bile daha yapamadın diyecek diyor. Çünkü, öldükten sonra her şey bitiyor. Bu saydığımız hususları layık olmayarak söylediğim hususları yaşamamız gerekiyor. Bunu burada yaşayacağız diyor. Orada olmaz. Bakın, kitabı kerimimizde bunu göreceğiz. Biz Münafikun Suresi'nin son ayetinde hemen görürüz. Kişi diyor ki, ya Rabbi, bizi diyor ateşten çıkar da, cehennemden çıkar da sana saatte bulunan işte ayet geldi, Hangi birinize ölüm gelip de ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam yemeden ince size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Dil daha oradan çıkış yok.
Es'alü ve veceddu ma amilu hadira, buradaki ma'ya dikkat edersek, buradaki ma hayır ve şer ne işlemişsek karşımızda onu buluyor. Es'alü ve veceddu ve buldular. Maamilu, yani hayır ve şer ne işlemişlerse, hatıra karşılarında. Yine Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de ve me tugaddimulli en kusikum min hayrin tecidur hayindalallah hüa hayran ve ağlama ecra, Müzzemmil suresinde Rabbi Zülcelal'imiz haber veriyor. İşte biz ışığı her zaman önümüzde götüreceğiz. Işığı her zaman önümüzde götüreceğiz. Arkadan, yok, Rabbimiz buyuruyor Kitabı Kerim'de. Önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz buyuruyor. Dünyada kim zengin olmak istemez? Herkes maaşım artsın istiyor. Ondan sonra, dünyevi varlığım yerinde olsun. Arabam en güzel olsun. Telefonum en güzel olsun. Evim, barkım, hayat şartlarım en güzel olsun istiyor.
Eğer biz, yani bu en güzel olsun dediğimiz bu eşya, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ifadesiyle denize bir dine batırıldığı zaman, hadisi şerif bu, batırıldığı zaman iğnenin aldığı su dünyada, geriye kalan ahirettir. Asıl orası için hazırlık yapacağız ki, orası ebedidir. Buradan göndereceğiz. Bazı görürüz işte, evlilikte ne de son zamanlarda evlenecek. Gençler, evleri baştan hazırlanıyor. Evler hazırlanıyor. İşte bütün her şeye hazırlanıyor evin. Bütün ihtiyaçlar girer diyor. Gelin hanım içeri gir. Daha anlat. Bizim kabir evimiz, daha bu hayat bitmeden önce hazırlanmalı ki, oraya ve inma ravasum min riyadil cennet ev hukretum min fukerin niran, ya cennet bahçesi ya cehennem çukuru. Cennet bahçesi olması için buradan hazırlık yapacağız inşallah. Efendim, bu hususta helal lokma üzerinde durdunuz.
Yani şeriatta de, tarikatte de aslında işin temelinde hep de helal lokma var ve buyurdunuz ki helal lokmada bile dikkatli olmak. Kuran-ı Kerim'de de buna Rabbimiz vurgu yapıyor genellikle, helalen payyiba diyerek. Yani helal olsun ama yani tam olarak helal de yetmez, temiz olması. Bu hususta nasıl daha dikkatli olabiliriz? Helalen payyiba, evet, helal ama helalde bile daha dikkatli, temiz olması. Rahatınızdan daha önce dinlemiştim, Sami Efendi Hazretlerinin üstadına götüreceği buğdayları alın teriyle seçmesi, yani biz bu helalen tayyiba, helal ama helalde de yine aynı şekilde bir temizlik, bir gayret. Bu hususta ne buyurursunuz? Hazreti Davut ne güzel kuldur. Gelinin emeğini yer buyuruluyor. Bu helal taam, dokuz yüz elli beşte üstadımız Adana Şeyhoğlu Camii'nde Tepebağ'da vazi derken, belki anlatmıştım, on bin kişi takip eder kendisini, fellahlar gibi anlatmış. Fellahlar.
Kötülüğünü icra etmek için isyan yuvasına gidenler sesini duyunca yıkılmışlar orada. Devrim müftüsüne hep yazılar yazıyorlar. Allah bizi af diler mi? Allah bizi af diler mi? Şöyle bir söz duyduk. Efendimiz zaniler, huzurlu ilahiyeye işte fena kokularla gelecek, vücutları kor ateş etmez deyince yıkılıp düşmüş böyle mumhaneye giden kadınlar. Orada öyle tesir etmiş ki, kadınlar, sayıları da çok, hepsi bir hazırlık yapmış. Hocamıza bizim de bir hediyemiz olsun diye, hediyemiz olsun diye, mürşidimiz nasıl olduysa bunu duymuş, o parada kocalarının hakkı var, çocuklarının hakkı var, almıyorum diyor. Mesela kendisi halalen tayyiba hususunda burada hocaların bir kısmı pazarlık yaparlar. Şu kadar maaş olursa biz konuşur, görüşürüz diye. Efendimiz Hazretlerinin şartlarından birisi şu, eğer bana ücret takdir etmezseniz konuşur.
Çünkü öyle bir helal lokma ki, İslamiyet in ecri ya illa ada Rabbbil alemin değil mi? Bizim ücretimizi alemlerin Rabbi olan Allah verecektir diye kendisi de çalışmış zaten. Bu levhalar yazarı, bağımız, bahçemiz o vesileyle alır. Evet. Elini emeği ne geçin? Bak, Sabri Ben Hazretleri seksen yaşında ticaret yerine göre o yaş. Ne yaptım biz? Zamana kadar tahta kalede defter tutuyor, ihtiyacım var. Çok önem vermek Yani el emeği, helal, helalde bile dikkat, el emeği olması, evet efendim. Var mı soruları? Bu şekilde efendim. Sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa Eklerse çok uzun sürer, biter. Biz dinleriz ama efendim, sizi yormaya kıyamayız. Rica ederim. Allah razı olsun, çok teşekkür ederiz. Biz sabah Estağfurullah. Olsa hepimiz dinlemeyen hazırız Allah'ın izniyle. Tüm herkesin adına bunu biz daha Biz feda ettik zaten, kendimizi inşallah Rabbimize hamd sadedinde diyorum.
Biz Ayet-i Celilesini baş tacı kabul ediyoruz. Dinleyenlerimiz dua etsin de Cenabı Hak bu dediğimiz sözlere bizi muvaffak kılsın. Onların hepsinin biz duacısıyız, hizmetkarıyız. Estağfurullah efendim. Çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Rabbim bizi de layık etsin. Sizi örnek alıp, bu yolun büyüklerini örnek alıp, bu yolda gayret edip inşallah ayeti mucibince biz de bu dava için yarışalım inşallah. Çok teşekkür ederiz. Tüm katılımcılarımızı da Allah'a emanet ediyoruz. Buyurun efendim.