Bir Ayet-i Celile-i Cemilenin izahı noktasında verilmiş. O da essane. Ayet-i celilesi ile. Bu hususta Ayet-i celileler çok tabi. Enfal Suresi'nde ikinci Ayet-i Celile, vesairleri. Biz onların imanlarını artırdık diye buyruluyor. Burada zadetüm imanlarını arttırdık derken ey yakinen ve İmanın ziyadeleşmesi, yakın, yakın demek hiç tereddütün kalmaması, tam kesin bir inanç, Bunda deliller de ortaya konabilir, delillerle de yürünür. O ilmelyakin olur, aynelyakin ve hakkal yakini ise delile ihtiyaç duymadan bizzat her şeyiyle müşahede içinde olur. Yakin bu demektir, artık yaşanan tumanine diyoruz, bu da yaşanan bir huzurdur o. Tarifi yok onun, Türkçede tarifi yok. İman ibadet ve taatle çoğalır, masiyetle azalır. Imanlarını arttırdık buyurulurken, onların imanlarını, iman üç şekilde ele alınır. Meleklerin imanında ne artma olur ne de eksilme olur, zaten nurdan yaratılmış varlıklardır.
Bir de artar ve eksilir, bu ise bütün umum Müslümanlar hakkındadır. Bir de, aleyhiimüsselam, imanları artar ama eksilme diye bir şey olmaz. Bunlar nebiler ve rasullerdir. Burada bir izah daha getiriyor velayet ölçüsü içerisinde Şimdi burada arifler Allah'ımızı tanıma bahtiyarlığına girenler ve işi ceseden değil, kalben ve ruhen yürütenler cesetle birlikte ve manada derinleşen Kuran-ı Azimüşşan'da ifade buyurulurken, ilimde derinleştiği gibi irfanda da derinleşir. Vesaire şimdi biz bunu sadece ibadet olarak yapmış olduğumuz taat olarak görmeyelim. Allah'ımız öyle derinleştirir ki, tefekküründe de derinleşir. İdrak anlayışında da çok derinleşir. Sonra elinin cömertliğinde de derinleşir. Ayağının hak yolda yürümesiyle de derinleşir, tarifi yok. Kalbindeki o tecelliyat ile de, ilhamat-ı ilahi ile de derinleşir. Ne demek ilhamat-ı ilahi, direkt Rabbımızdan gelen ilahi haberdir.
Olur mu, mümkün. Olmasa Kuran-ı Azimüşşan'da Şems Suresi'nde geçmez. Şimdi Enfal Suresi'nde onlar Kuran-ı Kerim'i dinledikleri zaman Onlara Kuran-ı Azimüşşan okunduğu zaman imanları artıyor. Ama hangi kimselerin imanı artıyor burada şartlarını koymuş. Bir kere gönlü küfür, şirk, nifak, bunun yanında büyük günah, küçük günah, masiva, Allah'tan gayrı düşünceler, onlar tamamen biter, yani saflaşır, temizleşir, nur olur ve tathir zaten bunu ifade ediyor, o söz tathir. Şimdi ağyar dediğimiz zaman tabii genel ifade ediliyor. Kirlerin hepsinden, o saymış olduğumuz kirlerin hepsinden kurtulmuş oluyor. Bakın Buradan artık kalbin cihetine geçiyor ve ruhun yönüne geçiyor. Bunu pek görmemiştim ama Allah'ımızın sevgili kulları sır üzerinde de duruyor. Bunu ne kadar bilmesek dahi, temizlikte çok müstesna. Bunu Müddessir suresinde görürüz, biz hemen geçelim.
İşte elbiseni temizle deyince hem zahiri temizlik hem de kalbi, ruhi temizliği ifade eder. Kalbin artık bu temizliği ifade ederken şunu diye biliyoruz. Esselamü' cismen yapıyor ama bunun yanında ruhu da iştirak ediyor, sırrı da iştirak ediyor. Yani nur üzerine nur, artık o meseleyi konuşmazlar, nefsani bir konu yok. Nur üstüne daha ziyadeleşiyor, daha ziyadeleşiyor. Biz okuduğumuz Fatiha Suresi'nde bu anlatılıyor zaten. Bak devamlı, Fatiha'sız da namaz olmaz. Ya Rabbi bizi dosdoğru yolda kıl diyoruz, bak her zaman. Hidayet artar mı? Bunu Meryem Suresi'nde görürüz, hidayeti de artırıyor. Mesela bu Ashab-ı Kehf hakkında da ifade edilir. Ashab-ı Kehf, Onlar gençlerdir. Cenab-ı Hak. Onların hidayetlerini artırıyor. Demek ki bunların da gördüğümüz kadarıyla nesi var, bunların da ziyadesi var. Burada geçelim, Kuran-ı Kerim'de mevcut Taha Suresi'nde, ünlü Meryem Suresi'nde, İslami.
Şimdi bir sıralama yapacağız, bir salih mer, iki sahih itikat, sonra da imanın gücü yok. Evet. Ehlince malum, Allah. Şimdi meal olarak biz zorlanıyoruz, çok zorlanıyoruz. Çünkü anlamını bulamıyoruz o kelimenin. Bizim de tabi Arapça malumatımız da zayıf olduğu için çıkaramıyoruz. Bizsek en güzel tarif onların, yoksa oturmuyor. Bir kere onlar hidayeti kabul ediyorlar. Allah daha fazla hidayet veriyor. Şimdi o yola girmişler. Hidayeti talepte bir gayretleri var. Allah'ım diyor mesela, beni gözü bağlı kılma diyor. Sadece şu zahiren gören gözle bırakma, kalbimdeki gözleri de aç ya Rab diyor. Mesela şu elde, bu elmalum, şöyle dokunmak insanda nedir, bir duydudur, dokunma duyusu. Bu düğunun içinde bir de, bir de batıni olan duyuları vardır. Onlar harekete geçerse ne olur? Onlar harekete geçerse cömert olur. Bunun gibi. Anlatılmakta, anlaş olmasında zorluk bu yönlerde oluyor.
Hidayetlerini Cenabı Hak artırıyor. Bakın hidayeti Cenabı Hak es-selamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-hevven ve hayrun meratta. Rabbi Zülcelal'imiz baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap olarak daha hayırlı, akıbetçe daha üstün bütün hayırlıdır. Burada Sani Amel'in diyor ya, Güneydoğu Bağdadi Hazretleri'ne bir söz söylemiş, bu zahiren böyle büyük bir hata da görülmüyor. Ama kemalde olduğu için onlara bu da ağır geliyor. Diyor ki herhalde diyor Rabbime nail oldum. Bu söz ağır geliyor, zünnarı kuşanasın deniyor. Üç gün üç gece seyircilere yatıyor. Salih amel dindiği zaman Fecr Suresi'ndeki son üç ayeti yaşarsak zuhur eder, o da Süzülen ve durulan nefistir. Rabbimizin hitabına erendir. Zaten tefsirlerde de öyle geçiyor. Hekelamu'l-Musa aleyhisselam buyruluyor.
Biz bir söz söyleriz ya, deriz Allah'ımız taklidimizi tahkike eriştirsin deyip tembelliğe düşmeden bir gayret, bir çaba istiyor tabi. Şimdi ruhen temizlendiğimizde ne oluyor? Ve yuhşuhü lehu an esrarı-l Kuran'ın sırları o zaman beliriyor. Şimdi dünya muhabbeti ona tamamen dalmışız. Böyle itikadi noktalarda olsun, bir şüphe içerisinde kalp karmakarışık, böyle bir kalp. Çünkü şeytan tarafından da karıştırılır, nefis tarafından karıştırılır, melek tarafından gelir, rahman olan Mevla tarafından gelir, değişik düşünceler. Bunu büyüklerimiz sorarlar. Derler ki havatır var mı? Bunu bizim üstadımıza sorduklarında ben havatır bilmem buyuruyor. Onun semtinden de geçiniyorum. Bazı gönül ehli kimseler kalbin şeklini şu şekilde anlatmışlar. Bir, hayat, iki mevt. Hayat ne demek, mevt ölü, bu da izah edeceği için demiyorum. Sıhhat, sekam, hastalık veya kaba, uyanıklık ve nev'üm uyku halinde olan kalp.
Kalbim burada altı tane, altı tane halini ifade etti. Kalbimizin hayata erişmesi, yani hidayete enhedüde, dinebilir, enhedüde, basit. Hidayettir. Yani küfürden kurtulmuş, imana geçmiş, imandan İslam'a, İslam'dan ihsana geçmiş, Rabbamızı görür gibi taat yapmaya başlamış budur. Bunun sonu yok. Hidayeti bu Rabbımıza yakin oldukça daha bir güzellikleri ortaya çıkar. Kalbin uyku halinde olması, duymuyor, yani ne kadar söylenirse duymuyor. Bunu mükerreren söylüyoruz, biz bulabilirsem, söyleyeyim çok ağır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz davet ediyor, İslam'a davet ediyor. Bu İslam'a davetinde, davetinde Ebu Cehil'in söylediği bir söz var, hep bunlar birbirine benzer, hep aynı, aynı kafada. Bakınız ne diyor, Efendimiz davet ediyor, onlar da diyorlar ki gelin İslam'ı, gelin o Kuran'ı, putları terk edin.
Tek olan Mevla-yı Zülcelal'e iman edin, onun peygamberini Rasul olarak kabul edin Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hep böyle haber verdikçe onların dediği söz şu, eslamü ve dediler ki Bizi çağırdığın şeye karşı kalbimiz bizim kapadıdır dedi, kilitli. Deyip burada tamamlanıyor zaten. Sen bizi davet ediyorsun ama davet ettiğin bu esaslara karşı bizim kulağımız tıkalı. Daha da ileri gidiyorlar. Diyorlar ki seninle bizim aramızda perdeler var, kabul etmiyoruz diyorlar. Ve sonra da en son inkarlarının, küfürlerinin haberi söylediği söz. Onun için diyorlar sen istediğini yap, biz de yapmaktayız diyorlar. Şimdi bu itikadi noktada, ameli noktada da, ahlaki noktada da biz bu duruma düşmemeye çalışacağız. Mesela hak olan bir söz olduğu zaman, canlı başımızla kabul edeceğiz. Kalbin uyku halinde olması dalalete düşmesidir.
Ve Safa dediği zaman, Safa hani öyle bir kelime ki her şeyi içerisine alıyor. Türkçede biz ne diyoruz, işte bir temizlik. Ama bu Arapçada ele aldığımız zaman lügat bilimcileri öyle güzel izah ediyorlar ki, safa dindiği zaman ne kadar kir varsa, işte küfrün diyoruz ya, şirkin, Cenab-ı Hak'kın emri varken bir başkasının emrine girmek gibi, ondan sonra nifak, Allah korusun yerine göre nifak, dilimizin söylediği eğer kalbimizde yoksa, kalbimiz evetlemiyorsa bu nifaka girer. Mesela kalbimizde yok. Ama dilimizle işte diyoruz seni çok seviyorum, bilmem filan, yani biraz ölçülü olmak gerekiyor. Ölçüsü, hal bile dil birbirine müvazi, ölçülü olacak, uyacak. Nasıl olacak bu Safa hali? Şimdi eğer vakit olsa anlatırdım, Allah'ımızın izniyle, hadte Süveydayi devun var. Mesela biz diyoruz ki, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek ismi Muhammedileri anıldığında elimizi alıp kalbimize götürüyoruz.
Aslında o kalbimize götürdüğümüzde şehadet parmağını, kalpteki imanın yazıldığı Süveyda-yı deru'nun üzerine koyuyoruz. Her şeyimizle bağlılığımızı ifade ediyoruz. Ne demek, siyah nokta demek. Rabıta yapıyorsa, rabıta yapıyorsa o siyah noktayı nurlandırmak için uğraşıyoruz. Siyah olunca tabi kapalı oluyor. Ne Melekut alemi, ne Cebarut alemi, ne laut onlar şöyle dursun kendimizi de göremiyoruz. Biz diyoruz ki melekut alemi yok mu? Var. Bunların hepsi Cenabı hakk'ın sıfatlarına göre değişir. Esma sıfatına göre değişir, sıfatlarının tecellisine göre değişir, bir de zati tecellisi ki ona göre değişir. Bakın, arifani ilahiden bir söz duyarız. Ne derler? Allah'ım, hatta şiirlerde de dile geçiyor. Beni senden ayırma diyor ya, beni senden ayırma Allah'ım diyor.
Diyorlar ki büyüklerimiz Allah'ın sevgili kulları, bunlar yerine göre mezhep imamları, mezhepte müstehid olanlar, dilimde derya, ama iki kanatlı olmuş. Hem zahiren okumuş, hem de batınan okumuş, ne diyorlar? Senden seni isteriz. Bir leylek bunu diyor, bir leylek diyor. Bakın mesul de değil, hemen ezanımız. Şimdi leylek biz diyoruz ki lak lak, aslında bu lak, vah değil o kelime. Led leb, leylek diyor ki, leb seni ya Rabbi seni diyor. Bu bir mahluk hayvandır, evet. Ve inletühü kalbin hastalıklı olması el-alaka. Çünkü bir oraya takılıyor, bir buraya takılıyor, ne bileyim olmaz işlerle, nelerle. Bir yolculuğum oldu bir kimseyle, bir kişiye kötü söz de söylemedi. Fakat duysa rencide olur ama susun. Şimdi o konuşuyorum, sen de dinliyorsun, sen de onun günahına ortak oluyorsun. Bak bu ifadeyi şöyle dersek güzel olur. Mürşidimiz buna misal veririm de memleketimiz olduğu için verelim.
Yani bir kimseye deli dememiş, sadece beyninden rahatsız diyor, onu gitmemen için. Çünkü bulunduğu mekan yüksek, makamı yüksek. Velayette ulyaya erişmiş kimseler bu anladılarlar. O zaman biz nerede kalıyoruz? Biz de Ey amel edenler işte bu iş için amel edenin. Çalışın da onların güzel halinden istifadeye gayret edin, buyurun. Evet efendim, kalbin uyanıklığı nedir? El zikir, Rabbimizi anmaktır. Şimdi yüksek perdeden girildi, biliyorum hizmete. O zaman bunu yüksek perdeden nasıl izah edeceğiz. Biz Allah diyoruz, zikrimiz var yapıyoruz. Onlar bizim yaptığımız gibi yapmıyor, aynen yapıyor. Fakat zikrettiği Mevla ile oluyor. Zikir yok, zikir yapıyor gibi. Ama o zikrullah'ta Rabb'ımızın nurunun içerisinde artık kaybol. Onun ve nevmühu evevakile, kalbin uyku halinde olması gaflettir. O zaman bunu da o sınıfa göre haya ederim.
Gördüğüm kadarıyla biiznillahi teala, bir de sizin gibi onlara keşke imrenenlerden okusak da zulümattan kurtulsak. Şimdi gaflet dindiği zaman, ibadetlerindeki gafletten dolayı Cenab-ı Hakk'a çok sığınırlar. Olur mu ibadette gaflet? O namaz kılanlara yazıklar olsun