İmani ve Takva Temelinin Örnekliği ve Birlikte oluşun Gücü
İmani ve Takva Temelinin Örnekliği ve Birlikte oluşun Gücü kaydında Büyüklerimizin anılması için değil yaşanması için gereklidir. Zaten Cenabı Hak onları Kuran-ı Azimüşşan'da anmıştır. Mevla'yı Zülcelal'imiz onların iki mühim özelliklerini Yunus suresinde ifade bulunuyor. Birisi iman, iman dendiği zaman suret-i iman değil tasdip-i imandır. İmanın gönülde tam manası ile yerleşip hayatımıza yön vermesidir.…
İmani ve Takva Temelinin Örnekliği ve Birlikte oluşun Gücü ne anlatıyor?
İmani ve Takva Temelinin Örnekliği ve Birlikte oluşun Gücü kaydında Büyüklerimizin anılması için değil yaşanması için gereklidir. Zaten Cenabı Hak onları Kuran-ı Azimüşşan'da anmıştır. Mevla'yı Zülcelal'imiz onların iki mühim özelliklerini Yunus suresinde ifade bulunuyor. Birisi iman, iman dendiği zaman suret-i iman değil tasdip-i imandır. İmanın gönülde tam manası ile yerleşip hayatımıza yön vermesidir.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Büyüklerimizin anılması için değil yaşanması için gereklidir. Zaten Cenabı Hak onları Kuran-ı Azimüşşan'da anmıştır. Mevla'yı Zülcelal'imiz onların iki mühim özelliklerini Yunus suresinde ifade bulunuyor. Birisi iman, iman dendiği zaman suret-i iman değil tasdip-i imandır. İmanın gönülde tam manası ile yerleşip hayatımıza yön vermesidir. İkincisi takvadır. Bu mübarek yolda şevgi esasları dinimizin esaslarını takva esasına göre yaşamaktır. Dikkat edin Allah'ın velileri için ne korku vardı ne de mahzuniyet buyuruyor. Onların hayatında şunu görüyoruz başta Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Allah'ın Resulünde sizin için en güzel örnek misaller vardır buyuruyor. Ulema-i kiram ve meşayı-i izamda onların vekili olmaları hasebiyle bize örnektir der. Hangi yönde derseniz değil, her yönüyle örnektir.
Kendilerinin Kayseri tıp fakültesinde yatarken doktorlardan birisine şunu söyler, buyururlar ki insanlar bizim şahsımızda ahirete göçünce Hazreti Ömer radiyallahu anh'ın söylediği bir söz var. Buyurur ki Hazreti Sıddık'yi bize çok ağır bir görev bıraktı. Çünkü son derece riayet ediyor. Eldemli'de Ahmet Şahin diye kıymetli bir insan vardı. Bu bize dedi ki, sana Efendi Hazretleri neden boyuyla, bosuyla belli bir kiloda olması gerekirken yirmi sekiz kiloya kadar düştü ve kendisi cevap verdi. Dedi ki, insanların şer'i şerife riayet etmeyişi, Allah'ın emrindeki tembellikleri sebebiyle nefislerimize uymamız şeytanın yolunu takip etmek suretiyle kaygı ve kederinden bu hale geldi demişti. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de essayunne, Taha Suresi'nde de Habibim insanlar yolunu şaşırdı diye sen kendi canından mı olacaksın? Taha suresinde de bir Kuran-ı Kerim'i sana zahmet çekesin diye indirmedik.
Esselamü. .Habibim onun şahsında bütün tebliğcilere ifade buyurulan sana düşen tebliğdir. Sen zorlayıcı değilsin. Bandırmada Ali Efendi vardı, şunu söylerdi. Derdi ki en çok ezayı çeken evliyaullah dedi, mürşid-i kamiller derdi. Belki duyarsınız Kayserde meczubinden Cemil baba vardı. Bu dermiş ki dünyada mürşidi kamillere üzüldüğüm kadar kimseye üzülmem. Çünkü insanların ezasını çekerler. İrşad ve ıslahı için kendilerini, kendilerini ifna ederler. Esad-ı El Bibi Hazretleri buyuruyor: Nehherden karubali gam, göçer olsa kumar bende. Bela rahın da şimdi bir muayyen menzil oldum ben. Nerde bir sıkıntı olsa, Arakan'da sıkıntı olsa, Halep'te sıkıntı olsa, Şam-ı Şerif'te sıkıntı olsa, İdlib'de sıkıntı olsa, vesaire yerlerde sıkıntı olsa hep bu elemli ve sıkıntıyı bizzat gönüllerinde onlar yaşarlar. Muteber eserlerden birinde şu ifade eder.
Bela indiği zaman evvela zamanın kutbunun üzerine inerdir. Ondan sonra diğerlerine yayılır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar. Eşhedü'l bela el enbiya, belaların en şiddetisi nebilere, sonra imanın güç ve kuvvetine göre insanlara yayılır. Demek ki onlar bizim irşadımız ve ıslahımız için geceyi gündüze katan kimselerdir. Onların ceplerini para ile doldursak, onlara her şeyini feda etsen buna memnun olmazlar. Ama onların tek bir memnuniyeti var, o da Rabbi Zülcelalimizin emrine, mestatatum diye buyrulduğu gibi Kuran-ı Kerim'de, gücümüz yettiği kadar, gücümüz yettiği nispette Rabbi Zülcelal'imizin emrine sarılmaktır. Bakın kendileri, tabi işleri de var, güçleri de var. İmam-ı Rabbani Hazretleri zikri tarif ederken buyuruyor ki zikri daim bir yere çekilip de devamlı Allah demekten ibaret değildir, Celle Celaluhu.
Zikir, dünyevi işlerimizi de emri ilahiye uygun şekilde, biraz önce de konuşuldu zaten faize gitmeleri, kara borsacılığa gitmeleri, aldatmaya vesair hallere, ticari ahlaksızlığa gitmeler işimizi ve gücümüzü emri ilahiye uygun bir şekilde götürmektir. Kendisi bir ortaklık yaparlar. Zaten rızıklarını helal yoldan temin için üstadımız hazretleri levha yazıyor ve onunla rızıklarını biiznillahi teala temin ediyorlar. Sonra bir kimsenin iflasını duyarlar. O kardeşini kurtarmak için evladını ona dokuz yüz altmış Türk'te on yedi bin lira para verirler ve bir bakkaliye açarlar. O da gelir gider tablosunu üstadımıza sunar. Bakın, sevincine öyle dünyevi varlığın çoğalmasından dolayı değil, der ki efendim bu sene biz on bin lira kadar o tarihi düşünecek olursak, bugünkü tarihe vurduğumuz zaman çok büyük bir meblağ ifade eder. Bir sene içerisinde on bin lira fakire, yoksula verdik.
Kazancına sevinmiyor, uhrevi kazancına seviniyor. Elhamdülillah bizim iş yerimizden Allah yolunda böyle feda edilmiş diye. Onlar bu yönüyle dedim ya kendilerine bir hastalığı dahi irşada ve ıslaha vesile oluyor büyüklerimizin. Sufyani Sevri hazretlerini hristiyan bir doktor muayene eder. Muayeneden sonra başını şöyle bir sağa sola çevirir. Bu serverin Allah korkusundan ciğerleri parçalanmıştır. Hastalıkları bile, o hallerinde bile sünneti seniyyeyi terk etmiyor. Biz onu gördük, biz onu gördük. Kendileri bir daha biz dünyaya mı geleceğiz diye istirahat etmiş olduğu yataktan inmede zorluk çekmesine rağmen kendisini yere atıyordu. Allah'ımıza olan vazifemi yerine getireceğim diye son derece dikkat ediyorlardı. Onlarda göreceğimiz şeri esasları, dinimizin esaslarını takva boyutunda götürmelerdir. Mesela yillarca imamlık yapmışlar mahallemizde, camide imamlık yapmışlar.
Sonra diyanet teşkilatından kadro o camiye verilmiş. Bakın ne diyor Essahilbillah. Peygamberlerimizin dediği gibi Kuran azimüşşan'da ısrarde, bizim mükafatımızı Allah verecektir Celle Celalühu, Rabbi Zülcelalimizden bekleriz biz diye kardeşine vazifeyi devretmiştir. Sırf Allah rızası için girmiştir. Yapmış olduğu hizmetlerde eskiden Ramazan-ı Şerif'te vaizler veriliyordu, camilerde. Bugünkü gibi iletişim vasıtaları yoktu. Zaten telefonundan vaazı da nasihati de takip ediyor. Fakat o gün de öyle bir durum yoktu. Camilere daha çok meyil vardı. Kendilerini davet ettikleri zaman Ramazan-ı Şerif'te koşmuş olduğu şartlardan birisi şudur, eğer bana ücret vermezseniz ben sizin hizmetinizde bulunurum. İsyandan kurtarmaya vesile olduğum iki kişi bana yeter demiştir. Bizim memleketimizde, Valiz hocamız derlerdi ki efendim dikmiş olduğunuz fidanları siz sulamayacak mısınız?
Şöyle cuma günleri yine vaazu nasihat edin, gönlünüzden taşan o hikmetli sözlerle yeşersin, tekrar insanlar meyve versin diyorlardı. Bütün büyüklerimizde hep aynısını görürsünüz. Bunların farkı yoktur. Allah'ımızın emrine riayette yapmış oldukları görev ve vazifelerde hiç farkı yoktur. Bunlarda bir kere peygamberlerde ne var fetanet var, akıllılık var. Peygamberlerin şartlarından birisi, peygamberliğin vasıflarından birisi nedir? Fetanet, akıllılık. Bakıyoruz Evliyaullah'ta da velayet ölçüsü içerisinde aklı külü görebiliriz. Şöyle bir aklı maaş var, nedir bu dünya aklı. Mesela yiyeceğimiz, içeceğimiz, yediğimiz, kuşandığımız, sonra evimizin geçimi, ticaretimiz artık bir hademeden tutun en yüksek bilime kadar hepsinin yapmış olduğu görev ve vazife. Mesela ülkemizin en güzel şekilde idare edilmesi için ne gerekir?
Bunu yapar, bir aile reisi devinin geçimini, işte bir belediye reisi kaymakamdır, validir, bir başbakandır, bir reisi cumhurdur. Dünyevi işleri en güzel yapmaya gayret gösterirler. Bu aklı maaştır, Bu dünya aklıdır. Bir de aklı naat vardır. Bu da ahiret aklı. Bu uhrevi alemde ahirette mesul olmamak için ne yapmamız gerekir onu düşünürler. Allah'ımızın emirlerine riayet ederler, nehyettiğinden kaçarlar. Bunlar sadece dünyaya sarılmazlar. Dünyevi işlerini görürken, uhrevi vazifelerinde yerine getirirler. Uhrevi vazifelerini yerine getirirken, dünyayı sadece yaşam olarak değil, Kuddus-i Veli hazretlerinin buyurduğu gibi, yeyip, itiben uyumakla insan olunmaz, bu sınıf zümre-i hayvana münasiptir. O zaman aklı küll gerekir. Kamil bir akıl, aklın kamil olması, salim olması, vahyen müstenit olmasıdır. Kuran azimüşşan'a uygun bir akıl. Evliyaullah'ta biz bunu görürüz. Aklı tüldür. Ne yaparlar?
Onlar beni yaratan rabbim niçin yaratmıştır diye bunu düşünürler. Eşyanın hakikatini görürler, işte bu sebeple aklı küle sahiptirler. Hiçbir işlerini terk etmezler, dünyevi bütün işlerini görürler ama görürken Rabbimizin Celle Celalühü bütün yapmış olduğu işlerde rızayı ilahisini tahsile gayret ederler. Çünkü aklı kül, kamil akıl dediğimiz zaman ibadetlerinde ihsanı gözetirler. Rabbimizi görür gibi taat yapmayı düşünürler. Dünyevi işlerde buranın mutlak geçeceğini, dinimizin ihyası için ne gerek yok ona gayret ederler. Burada biz Hacı Hasan efendimiz hakkında notlar pek çok, biz bunu bitiremeyiz ama gördüğümüz su gelen Rahmetullah Ali hazretlerine, Hacı Zühtü Efendi diye, Kayseri Ulemasından, Trablusgarp'te ilim tahsil etmiş, muhaddis diye ifade edilen mübarek bir zat gelir.
Der ki dedem Rahmetullah Ali hazretlerine, evliyanın öyle alametini sayıp durmayın, Velinin bir işareti vardır, o da cömerttir. Üstadımız Hazretleri cebinde cömertti zaten cinlileri sevmezdi. Evet, şer'i görevlerini yapardı ama cimri olan insanlara devamlı sakhi olmanın gerekliliğini anlatırdı. Yardımlar olurdu, işte imam hatipin yapılması, Kuran kurslarının vesaire hizmetlerde kendileri eğer ceplerinde bir şey bulamazlarsa üstünde oturdukları halıyı verirlerdi veren çok infak edenler içerisinde en başa onu yazarlardı. Maaşı yoktu, fabrikası yoktu ama öyle bir gönül fabrikası vardı ki Allah'ımız ona dünyayı da başlarından aşırmış ve taşmıştı. Her şeye, Rabbimizin rızası, ölçüsü içerisinde bakan onu izlerlerdi. Bütün velilerde gördüğümüz bu. Mesela Sami efendi hazretleri, haddesallahu sırra biliyorsunuz Ramazanoğulları çok mühim. Adana'nın neredeyse toprağının çoğu onlara ait.
Bir tanesini dahi almamıştır. Kendisine düşmüşse bir şey, onu da Esad-ı Erbili Hazretleri'nin Kelami dergahına fakirin ve yoksulun ihtiyacı için terk etmiştir. Kelime-i Muhteremelerini evlendirirken dünyevi varlık olarak şu güzüğünden başka bir şey yok demiştir. Rızkımı helalinden temin edeyim diye hiç kimseye muhtad olmamak için kendileri İstanbul'da Tahtakale'de Nalburiye mağazasında bir kimsenin, bir kimsenin defterini tutmak suretiyle rızkını sağlamaya çalışıyordu. İhtiyacını temin içinde sığarak satılan yerden bile alışveriş yapmıyordu. Bu kadar hassastı. Kendisinin önüne yiyecekler konur, o yiyeceklerden hangisinden tadarsa bu helaldir derlerdi. Şüpheli olan her şeyden kaçardı. Helal noktasında bakıyoruz, biz eserlerde şunu görüyoruz, Birisi haramlardan kaçıyorlar. Mesela faiz haramdır, kaçıyor. İkincisi şüpheli olan işlerden kaçıyorlar.
Üçüncü olan, üçüncü olan masima, Allah'tan gayrı hallerden kaçıyorlar. Dördüncüsü de kendilerini Cenabı Hakk'a tamamen merbut bir hale getiriyorlar. Onlar bu güzel evsafıyla elbette ki seçkin olmuş. İnsan ne arar? Temiz kaptan su içmek ister. Onun için onların kaplarından, gönül kaplarından Allah'ımızın nurunu kişi içmek istiyor ve armu. Belki ne olduğunu, hallerini, tavırlarını, derecelerini, makamlarını bilmiyoruz ama onların gönlünden istifade etmek istiyor insanlar. Çünkü hutbiyette üç şeyi görünür. Birisi hal olarak kutuptur, ikincisi ilim olarak kutuptur, üçüncüsü de makam olarak. Hep bu özellikler onlarda bulunmak ile birlikte birisine temayüz etmişlerdir. Kimileri ilimle, kimileri hal olarak, kimileri de makam olarak ama Allah'ımızın eserine ici tebahu ve hedehu ila sıratim müstakim, Allah'ımızın seçmiş olduğu kimselerdir. Burada kardeşlerimiz konuştular.
Biz büyüklerimizde şu üç hali görüyoruz, Esselam'ı. Üç sevgi onlarda mevcuttur. Birisi Allah sevgisi Celle Celalü, ikincisi Rasulünün sevgisi, sallallahu teala aleyhi ve sellem, üçüncüsü ise cihat sevgisidir. Üstad-ı Alimizde biz iki şeyi apaçık müşahede ederdik. Birisi gidişat, bir diğeri de cihat. Azami buna gayret gösterirlerdi. Allah'ımızın aşkı hususunda, aşkı hususunda Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da ve ledine amenu eşhedduhul bellillah onların Cenabı Hakk'a olan sevgileri her şeyden fazladır. Mesela dünyevi olan işleri olsun vesaire ne olursa olsun Cenabı hakk'ın emrini tercih ediyorlar. Hazreti Ömer bir rivayette Hazreti Ali, keremallahu veche efendimiz sıddıkı azama diyor ki radiyallahu anh ya sıddık sen bizi her zaman ileri geçiyorsun, bunun sebebi nedir deyince iki iş zuhur ettiği zaman ben ahiret işini tercih ederim. Biri dünya biri ahiret olsa Mevla'yı tercih ederim.
Yemelerde içmelerde bana marifetullahtan daha sevgili bir şey olmamıştır, buyurur. İkinci olarak efendimize olan sevgi eslairi billah. Bu saydıklarımızın hepimizde olması gereken hususlardır. Hepimizde olması icap eden Allah sevgisi Celle Celalühu, Rasulünün sevgisi sallallahu teala aleyhi ve sellem ve cihat sevgisidir. Efendimize olan muhabbetini kendileri dokuz yüz kırk yedi de hacca ilerler. Para ve kulu yok. Zaten insanı para ve kul götürmez, İnsanı aşk ve muhabbet gücü. Çok öyle varlık sahibi olabiliriz ama gönülde muhabbet olmayınca mümkün değildir. Ancak muhabbetle hasıl olur. Bir gün Cenab-ı Hak'at nazaruru ve niyazda bulunur. Ya Rabbi beni bu kadar yakıyorsun ki Kabe-i Muazzama'ya ve Medine-i Münevvere'ye aleyhüssalatü vesselam efendimizin huzurunu nasip buyuracaksın. Geceleri kendilerini Kabe I muazzama'nın örtüsüne sararlar.
Girişi bambaşka bir haldir, paramı kimin verdiğini bilmemdir. Sami Efendi hazretlerinin Pakistan'da çok kıymetli bir evladı vardı. Muhammed Can Hazretleri'ydi. Ricadul gaybdan mübarek bir kimse hacca da gelirdi. Geldiğinde ifadesini bu cemaate bile söylemekten çekiniyordu. Pasaportu yok, hiçbir muamelesi yok, sadece Allah aşkı Resulullah muhabbeti, üstadına olan sevgisiyle her şey hallolmuştur. Cenabı Hak tarafından Rabbimiz onların işlerini görmüştür. Altmış üçte hazırlık yaparlar, altmış üçte fakat sağlık kontrolünden geçerken tansiyonda bir yükseklik, böyle sıkıntı açacak bir şey de değil, Kendilerini bu mübarek yoldan alıkordular. Öyle mahzun olur ki onun üzerine şunu söyler Rıza'yı hak idi maksudun kastın, olup pervane gürleyi bestin. Gidin selametle ihvanın dostun, fakr-i Kainat'a selam bütünü. Ey Mahbub-u Huda, canımın canı. İsyanın yüzünden çekmedin beni.
Mevla'yı seversiniz ziyaret günü, Şefi'ul vusata selam götürün. Yeşil taş içinde etrafı hatim, yanıyor ciğerim, bitme zebiatım, gözlerim ağlıyor bitti takatım, fakr-i kainata selam götür. Kardeşleri Abdullah Efendi girerler, Evliyaullah'ta tayyi lisan olduğu gibi tayyi mekan da vardır. Arafat'ta ağabeyim buradadır ama bir türlü cisim olarak ulaşamaz. Allah'ım sevdiği kullara nasıl ki Belkıs'ın tahtını, tahtını, tahtını biliyorsunuz Asaf bin Berfi'ye, bu peygamberdir. İlim ehli bir kimse göz açıp yumuncaya kadar, ondan da daha az bir zamanda getirdiğine göre, demek ki velilerde bu haller de olabilir. Yine onlarda gördüğümüz fıtratlarında, yaratılışında öyle bir güzellik var ki, fıtratlarında, yaratılışında Mevla'ya vuslat var. Daha çok küçük yaşta. Böyle üç, dört gibi yaş. Uyandığı zaman bakınız babalarına ne diyor? Baba, Gavsili azam kim? Kutbu cihan kim? Kutbu azam kim?
Bu çocuk yaşta daha. Evladım nedir? Bu söylediğini niçin söylüyorsun? Der ki ben rüyamda böyle siyah bir cübbe, beyaz bir sarık, iki koluna girmişler, Gavsilazam geliyor, kutb-u cihan geliyor, kutb-u azam geliyor diye bir ses türüdür. Daha çocuk yaşında ruhuna dişlemiş, kendileri halis abavet'te sekiz yaşlarında bir kayadan düşerler. O da kertenkele'yi öldürmenin sevap olduğunu söylerler, bunun için çıkmıştır ve o kayadan aşağı düştüğünde elli gün ayakları kırılır, elli gün hep o günlerde Esad El birliği Hazretlerini görür. Bakın çocuk yaşında söylediği söze tıfır iken cezbe buldum, musibetle ittila buldum, şükür olsun sabır kıldım, Hamdim-i Mevla'ya olsun. Cesedim kayadan düştü, ciğerim yandı tutuştu. Mürşidim geldi yetişti hamdimiz Mevla'ya olsun.
Daha bitmez, üç kişi yola çıkarlar Şeyh Mustafa Efendimiz babaları ve kayın pederleri müsteazımızı Ali Efendi ve dedemin ihvanından kılavuz hafız. Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gidiyorlar, Yeşilhisar'da bir mahalde. Giderken dedem diyor ki vardığımız zaman derslerimizi soracak, derslerinizi söyleyin deyince onlar söylerler, üstadımıza gelince bakın söylediği söze hasbi ansuali, ilmühu bihhalu. Bunu söylüyor. Nedir bu söz? İbrahim Aleyhisselam'ı ateşe atarken, Cebrail aleyhisselam gelir kurtuluşu için der ki onun yani rabbamızın benim durumunu bilmesi bir şey söylememe ihtiyaç bırakmamaktadır. Sami Efendi hazretlerine bu durum anlatılınca onunla ayrıyeten görüşmemiz gerekir, görüşür ve Nakşi İcazet Nağmesini o zaman alır. Hani ben de, öyle zamanlar geçirirler ki, evimiz tepeden tırnağa kadar aranır, kitaplar cilt tarafından, ciddi tarafından tutulur, sallanır. Her şey altüst olur.
Zaten mübarek diliyle ifade etmesi yetmez mi? Sonra damgalı bir günü gümüş. Allah'ımız bu seçmiş. Sami Efendi hazretleri buyurmuşlar ki o anadan doğma bir veli. Yani bu münakaşa edilecek hiçbir konu değildir. Bize düşen teslimiyet ve bağlılıktır. Onlar hakkında bitmez. Birkaç menkıbesinden naklettik. Onun da şeri yönünü şu ayet-i celile ile ifade etmek istiyorum. Hud Suresi yüz yirmi. Ayet-i Celile. Peygamberlerin başından geçenlerden sana anlattığımız her şeyi senin gönlünü tekleştirmemizi sağlar. Onlardan anlatılıyor ki onların hayatlarında bizim imanımızın güçlenmesi ve kuvvetlenmesi, musibetlerin dünyevi musibetlerin hiçbir öneminin olmadığını, mühim olan gözümüzü ahirete mevlamıza dikmemiz gerektiğini ifade ederler.
Eyyub aleyhisselam musibetle, Yusuf aleyhisselam kulluk şuuru ve idrakiyle, iffetini korumakla, Musa aleyhisselam inanç inatçı, nankör kavme karşı salih ve Hud aleyhisselam, Şuayb aleyhisselam ölümle tehdit edilmekle, Lut aleyhisselam çilelerle, Nuh aleyhisselam dokuz yüz elli sene kavminin hidayete erişmesi için taşlanıp haşlanmasıyla, ashap-ı uhdud, taşlanıp haşlanmasıyla, Ashab-ı Uhdud ateş dolu hendeklere atılmakla, Habibi Neccar taşlanarak şehit edilmekle, Ashab-ı Kehf tevhit mücadelesini yaparken tapyamız tarafından uğradığı sıkıntı ile. Nesai günümüze kadar gelecek olursak hepsi din uğruna ne yapmıştır? Büyük çilelerden, büyük sıkıntılardan geçmişlerdir. Musa aleyhisselam Rabbimizle mükaleme Tur Dağı'na giderken sonra dönüşünde dönüşünde bir kimse görür. O kimseyi kurtlar parçalamış, der Ya Rabbi bu veli kulundu, bu neden parçalandı?
Ya Musa, o benim veli bir kulumdu ama benden öyle bir makam istedi ki, ona gelişmesi için böyle olması gerekirdi. Behçet-üs seniyye diye adap risalesine baktığımız zaman belleri kırılırcasına, eza görmedikçe ilahi nimete mazhar olamazlar diye ifade edilir. Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın. Onların bize yapmış olduğu tavsiyeler hususunda, tavsiyeler hususunda tabi şu kısa zamanda bunları anlatmak mümkün değil, bitmez ve tükenmez. Onlar hayatlarında hizmet verdiği gibi ahirete göçtükten sonra da eserleriyle hizmet etmiştir. Esad-ı Erbili Hazretleri bakın tasdik-ı Azam'dan zamanımıza kadar meşay-ı kiram ne yapmış, hizmet etmiş eserler vermişlerdir. Gördüğümüz kadarıyla hayran kalmamak mümkün değil.
O yazmış olduğu eserlere Esali Evbili hazretlerinin, Esali Erbili hazretlerinin kenzü'l irfan inançsız bir kimsenin halini görünce bin bir Hadis-i Şerif nevadir-i usulden ve münaviden almak suretiyle kısa kısa hadis-i şerifleri bizim İrşad ve İslam'ımız için bırakmıştır. Bunun yanında tevhid risaleleri vesair eserleri, Sami efendi hazretlerinin kalpte sallallahu aleyhi ve sellem yirmi beşin üzerinde musahabeleriydi, Uhud Gazvesi'ydi, Bedir Gazvesi'ydi, vesair Ashabı Güzin, bulunduğu eserler hazırlamış ama dikkat edeceğiz. Okurken çok dikkatli olacağız. Öyle esaslara dikkat etmiş ki bizim insani kamil olmamız için ne gerekirse onu olduğu gibi vermişlerdir. Üstadımıza diyoruz, zahiri ve batıni diye şifa tarifi. Yeter, bizim irşadımıza, ıslahımıza yazmadığı bir şey kalmamış. Şu konuşmamızı boşa geçmemesi için şuradan bir kısmını okuyun.
Vasiyet ederim size, abdest alın taze taze, içi fena güzel güzel yapma işte, riyadır bu. İlim ede takva olsun, gönlünüze feyiz dolsun, kov istemem ihvan bilsin, söz getirmek fenadır bu. Bu. Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin en çok ettiği mücadele neydi? En çok yaptığı mücadele hayatta müminlerin, müminlerin tefrikaya düşmesiydi. Diyordu. Müminler müminleri sevgide, şefkatte, merhamette bir vücut gibi görürsün. Azanın birisi rahatsız olacak olursa diğer aza ona iştirak eder. Ondan dolayı tarikatlar hususunda diyelim ki dolu tarikatlar var. Hepsinin kendisine mahsus nesi vardır? Bir sırrı vardır, bir hayatı vardır, bir şekli vardır, takip ettiği yol vardır şerhi esasa dikkat etmek suretiyle ama beyinlerimiz mutlak bir arada olacak, gönüllerimiz bir arada olacak.
Evet, usul olarak farklı olabilir ama gönül olarak bir, halb olarak ve beyin olarak bir olmamız gerekir diye bunu misallerle söylüyordu. Mesela, mesela Lokman aleyhisselam on tane evladı var, elinde bir deste asar bunu kırın diyor, kırmaların mümkün değil ama bağını çözüp de birer birer ellerine verdiği zaman hepsini kırıyorlar. Oğlum bunlardan ne anladınız deyince, babacığım eğer biz birbirimizden koparsak, hepimizde ayrı düşünce ve fikre sahip olursa, birimiz bir diğerini istemez bir hale gelirse küfür bizi kırar ve yok eder ama hepimiz bir arada olursa kırmaları mümkün değildir. Sami Efendi Hazretlerinin Kaddesallahu Sırra avlusunda iki tane horoz var. O horozlar birbirleriyle dövüşürler. Yakınlarından biridir ki efendim bu horozlardan birini keselim, bak dövüşüyorlar. Buyurur ki bir horoz var ki bu yetmiş gene kadar bela ve mesaibin gelmesine manidir.
Bir diğeri de dostumdan geldi kesemem, baktığım zaman ona haktır, buyur. Fakat adaletli olalım, güzel bir dolap yaptıralım artık onlara mahsus, beşer tavuk adaletli olsun bırakalım yanlarına bir. Fakat o yakını olan kimse bunun üzerinde duramaz. Bir gün Sami Bendi Hazretleri avluda o yakınını bekler. Gelir der ki hani diyordun ki bu iki horoz birbiriyle dövüşüyor. Bak şimdi birbirinin teleği arasına giriyor. Efendim hava çok soğuk ve bir tipi var, bir boru var. O tipiden dolayı birbirlerine yanaşmış vaziyetteler. O zaman evladım küfrün küfrü varken İslam'a karşı, batılın batılca düşüncesi, küfür bir millet halinde iken bu müslümanlar neden birbirinden kopuyor? Neden tarik ehli birbirine sırttır?
Halbuki Allah'ın resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem Sakın ha Birbirinize hasetlik etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize düşman olmayın, kin gütmeyin, Allah'ın kardeş kullarından Hacı Hasan Efendi Hazretleri dendiği zaman birliğin temini için vahdetin elinden gelen bütün gayreti göstermiştir. İnanmıyorum ki bu cemaatte ve tarik ehli olan insanlarımızın da bunu Allah'ımıza şükür sadedinde söylüyorum, ne kadar yollar farklı da olsa usuller birbirlerini seviyor, muhabbet ediyor. Bu da bizim için bir sevinç kaynağı, Rabbimizin razı olduğu, rahmet-i ilahiyenin yağmasına vesile olan bir tavırdır. Cemaat olmakta bir ve beraber olmakta Allah'ın rahmeti tefrikada da azap vardır.
Aleyhissalatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehli nasabına, peygamberanizan ve piranizanın bütün geçmişlerimizin ruhları için bilhassa burada bulunan kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına, hastalarımızın şifa bulmasına, dertlerimizin devasına, borçlularımızın edasına, Ümmeti Muhammed'in salahına, ordumuzun, ordumuzun galip gelmesine. El Fatiha.
Kaynak: Genel
İmani ve Takva Temelinin Örnekliği ve Birlikte… | Mihmandar