Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. İbni Abbas radiyallahu anhuma, İbn Abbas radiyallahu anhuma'dan. Kendisi müfessirini izamdan, hem de müfessirini tefsircilerin en ilerisi. Diğer tefsirciler, İbni Abbas radiyallahuma Hazretlerine müracaat ederler. Derler ki İbni Abbas böyle buyurdu. Efendimiz çok severlerdi kendisini sallallahu aleyhi ve sellem, ya ulam, ya ulam, ey oğulcağızım, ey oğulcağızım diye birçok nasihatleri var. Mesela o nasihatlerden bir tanesi, Ya Abdullah buyuruyor ki Ey Abdullah, eğer sen Allah'ın emrini gözetirsen, sen imanını yakin hale getirirsen, kesin bir inanç. Hiç tereddütsüz bir inanç. Bu da ne ile olur? Tereddütsüz bir inanç görme ile olur. Mesela diyoruz ki Beytullah vardır. Bunda hiç kimsenin şüphesi yok. Ama bir de Beytullah'ı görürse daha bir güçlenir. Onun inancı daha da bir kuvvetleşir. Mesela Mescid-i Aksa vardır. Bunu biliyoruz.
Kuran Azimüşşan'da nasıl Kabe haber veriliyorsa, ilahirlah ya biz bunu Kuran-ı Azimüşşan'da biliyoruz. Ama bir de gitmişiz, Kutsi Şerifi görmüşsek deriz ki tamam Mescid-i Aksa'yı gördük. Şimdi o bilenle gören arasında elbette fark vardır. Buyuruyor ki sen Allah'ın emrini gözetirsen Allah da seni gözetirsen imanını kavi kılarsın, Bir de tadını alırsan, lezzetini alırsan. Bunun tadı ve lezzeti nedir? Şimdi kış mevsimine göre konuşacak olursak artık Meryem validemizin Kuran Azimüşşan'da kış günü de yaz meyvelerini yediği gibi oldu devrimiz. Öyle devirler vardı ki insan bir domatesi, bir salatalığı, bir soğanı, bir sarımsağı belki bunu bulabilir ama diğer meyveleri, elmasını, armudunu belki bunu da kışlık olarak kışlık armutlarla vesairelerle, soğuk hava deposu o tarihte olmaz ama bodrumların en azından saklamak suretiyle bulunabilir.
Had dediğimiz yiyecekleri ancak mevsiminde o meyveleri bulabiliyor. Görmesin. Ağzımıza aldığımız zaman eğer hormonlu değilse, biz ibadet ve taati de buna benzetiyoruz. Diyoruz ki bu salatalık biz cihad ediyorsak, Allah'ın yolunda cihad en kıymetli hayatlarını orada geçiriyorlar. Evlerinde perme perişan bir yaşantıları var. Bunlar nasıl kurtulacak diye, onların kurtulması için azim ve gayretin tadını ve lezzetini alıyorsa, bir tebliğin ve davetin, Allah için sevme, Allah için buğz etmenin de nasıl sevme ve sevme ve buğz etmenin de tadını ve lezzetini alıyorsa bu imanın artık yakin haline erişme noktasıdır. İbadet ve taatte de öyle. Öyle ibadet ve taat yapıyor ki diyelim yapıyor. Diyelim Allah için sevgi, Allah için buğz. Diyelim yavrularının kurtulması için azami bir gayreti var. Aman Kuran-ı Azimüşşan'ı okusun. Onun manasında öğretsin. Ahlakıyla da ahlaklansın diye gayret gösteriyor.
Evinin ıslahına Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın hane-i saadetleri gibi olmasına gayret gösteriyor. Komşuluk edep ve erkanına riayet ediyor. Buna benzer. Namazından tutun, karşılaştığı bir kimseye selam vermeden, onlara nasihatten, bir engel varsa onu kaldırmadan, bir müminin sıkıntısı varsa onu giderme gibi yaptığı ibadetlerin de Rabbi Zülcelalimizi görürcesine olması nedir? Sen Allah'ın emrini gözetirsen, Rabbi Zülcelalimiz de seni gözetir. Hem dünyada gözetir hem de ahirette gözetir. Sen güzel ahlak ile ahlaklanırsan, mesela kanaat gibi bir güzel ahlak, ne az diyor ne çok diyor, Rabbi Zülcelalimize hamdolsun diyor. Mesela adalet gibi güzel bir ahlak ile ahlaklanırsa, kardeşleri arasında müsavat, ölçü, evlatları arasında ölçü, velhasıl ortaklığında bir ölçü, adalete riayet ediyorum. Biz ortak olduk onun da elbette hakkı vardır diye. Bu hukuku gözetirse Rabbimiz da onu gözetiyor.
Nasıl gözetir? Bir kere gönlü çok rahat olur. Gönünde bir huzur olur. Hem itikadi noktada sağlam olması, yapmış olduğu evrad ve ezkar da onun imanını güçlendiriyor. Okuduğu istiğfardan tutun, yapmış olduğu rabıta ve müratebeler onun imanına güç katıyor, kuvvet katıyor. Şimdi elektrik tribünlerinden haber veriyorlar, santrallerden haber veriyorlar. İşte enerjiden, diyorlar ki ne kadar güçlü olursa, su ne kadar güçlü olacak olursa o kadar elektriğin üretimi fazlalaşıyor. Mesela rüzgarla elektrik üretimi yapıyorlar, gücüne ve kuvvetine göre, rüzgarın güç ve kuvvetine göre. Nasıl ki suyun güç ve kuvvetine göre elektrikten istifade fayda çoğalıyorsa, elektrik üretiminde güç ve kuvvet hazırlaşıyorsa, aynen bunun gibi ibadet ve taatteki gayret ve çaba da imanımıza güç ve kuvvet sağlıyor. Mesela Kuran Azimüşşan okuyor.
Kuran'ı okurken Cebrail Aleyhisselam'ın Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a indirdiği gibi okuyor. Böyle okuyunca imanı güç ve kuvvet buluyor. Ve gönlünde bir huzur meydana geliyor. O huzuru Esad Elbirliği hazretlerinin, kalpte, biz de okuyoruz ama inşallah o lezzeti de hasıl olur. Okuyoruz yoksa la ilahe illallah diyoruz ama onlar lezzetini alıyor. Eğer hazzını lezzetine alarak bir defa okusa kişi, kendi bütün şu varlığından çıkar, şu bedenle çıkar. Beden diye bir şey kalmaz. Ne dili kalır, ne kendi kalır, sadece o kalır. Doyamaz. Bir kimseyi insan çok sevecek olursa onda bütünleşir, onda aynileşir feda uğruna. Hep o durumda. Leyla ile Mecnun anlatılır ya, Mecnun'un her baktığı yer Leyla'dır. Gezdiği, dolaştığı her yer Leyla'dır. Eğer Mevla ile dolarsa, onun aşkıyla muhabbetiyle kendinden eser kalmaz. Onun her şeyi Mevla olur.
Kayseri'de Cemil Baba büyüklerden bizzat messubinden, biz öğrenciyken sahabiye mahallesi diye hatırlıyorum, orada mübarek ellerini öpmek isteyince, nasıl öpeceksin bu el Allah'ın eli dedi. Bunda var mı hata? Zahiri yönden elini Allah Celle Celalühü hiçbir şeye benzemez. Allah korusun küfre götür. Ama bunun söyleyişindeki mana nedir? Kulum bana nafilelerle yaklaşır, gören gözü, Pakistan Muhammed Can hazretleri ricelü'l Gayb'dan Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Diyorlar ki dua et, dua Sami diyor. Bir yardımda bulunmak istiyorsunuz. Sami diyor. Ne deseniz Sami diyor. Artık bunda ikna olmuş, şok olmuş. Bu niye götürür onu? Bu onu Habibullah'ın muhabbetine götürür, zatı Kibriya'nın muhabbetine götürür. Artık Allah'ın emrini gözetirse ama bu manada gözetirse. İmanda yakin olarak tereddütsüz bir inanç olarak ve hazzını duyarak imanın, ibadet ve taatte de onu görürcesine yapıyor.
Ahlakta da kemale yok. Bu kimselerin gözetilmesi dünyada da gönüllerinde bambaşka bir cennet vardır. Buyuruyor ya, Esad Erbili Hazretlerinin evlatları, bizim içimizdeki zevki eğer padişahlar bilse, selli seyf ederler, kılıç sıyrılırlar, onu almaya çalışırlar. Onu belki bir harabede görürsünüz. Çok perişan bir hali müşahede edilir ama içindeki hazzı ve lezzeti tarif edilemez. O, bu dünyaya öyle gelişigüzel eğlenmek için, gezip dolaşmak için, hayatını hayat etmek için gezip dolaşmaz. İbret için dolaşır ve gözünde hiçbir şey kalmaz onun, ondan başka. Tattığı yiyecek ve içecek şey kalmaz onun, ondan başka. Tattığı yiyecek ve içeceklerle öyle olur. Çünkü marifetullah'tan tattığı için, bu dünyanın nimetleri onun gözünde hiç mesafesinde olur. İbrahim bin Edhem katllezallahu sübhanallahü hazretleri buyurduğu gibi. İşte dünyadan siz hiçbir şey tatmadınız.
Nasıl tatmayalım sabah biz kahvaltı yaptık ve belli vakitlerde de yiyoruz içiyoruz. Hayırciro değil marifetullahtır. Rabbi Zülcelal'imizi tanımaktır. Şimdi bize bu cazip gelir veya gelmez bunu bilemiyorum. Şimdi hayırlı insanlar olur içimizde, onlar tadarlar. Rabbi Zülcelal'imizi tanimanın lezzetini o bilir. Bunu da tarif edemez, bunu da ifade edemez. Bunu tadar sadece. İbni Abbas radiyallahu anha öyle efendimizin iltifat buyurduğu. Rabbi Zülcelal'imizin emrini gözetince dünyada da gözetiliyor. Kalbinde bir cennet bu şekilde olur. Eğer vücutlarında bir rahatsızlık varsa, evlatlarında bir sıkıntı varsa, mallarında bir güçlük, bir sıkıntı varsa, bunlar ona bir saltanat gibi olur. Neden? Rabbi zülcelal'miz beni anıyor derler. Ve bu sebeple, bu vesile ile ben affoluyorum, mağrirat oluyorum derler. Bir defasında Muhammed Bahaeddin hazretleri bunu tabii üstazı doğru görmez.
Bir aşka gelmiş, bir şevke gelmiş, kendinden geçtiği bir anda söylemiş bunu. Ne kadar bela ve mesai musibetler varsa Allah'ım bana ver demiş. Böyle deyince üstazı Katlanamayacağımız, çekemeyeceğimiz derdi bize verme Ya Rabbi diye Bakara Suresi'nin son ikinci ayetinde ve bitiminde ifade buyuruluyor. Çünkü Bakara Suresi'nin son iki ayeti Arş-ı Ala'dan, oradaki hazineden indirilmiştir. Müstesna hiç şüphesiz. Bu şekilde ifade ediyor. Bu bir artık tahammül sınırlarını öteye geçiyor. Aşkından, şevkinden, muhabbetinden ne diyeceğini bilmiyor. İbn Abbas radiyallahu anh'a Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. İlmen çok müstesna böyle olduğu halde diyorlar ki Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz de senin ilmin nasıldır? Buyuruyor ki işte bir deniz düşünün, denize bir şişe diyelim. Nasıl tarif edersiniz?
Bir su kabı diyelim, bir litrelik bir su edersiniz, bir su kabı diyelim, bir litrelik bir su kabı. Onun aldığı su benim ilmimdir, geriye kalan da Ali Kerim Ala vechi hazretlerinin ilmidir demişti. Çünkü Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Ben ilmin şehriyim. Ne güzel tarih buyurmuş. Ali de kapısıdır. Bazı kapılar görürsünüz şehre girişte, şimdi günümüzde bu müşahede edilmez de eski yerleşim alanlarında bunu muhafaza ilerler. İşte tarihimizde, geçmişimizde şehre girişin bir kapısıydı diye. O yıkılsa dahi onun işaretini gösteren bir yakıt ortaya korurlar. Mesela Tarsus gibi yerde mevcuttur. Şehrin giriş kapısı diyor. Halbuki şehrin ortasının ortasında oraya. Halbuki giriş yeri. Çünkü genişlemiştir, büyümüştür. Nebi Ekrem efendimizin teşpihi çok müstesna. Ben ilmin şehriyim buyuruyor. Ali Radiyallahu Anh'ın da kapısıdır. Sonra değişik şekillerde de ele alabilirsiniz.
Şehrin büyüklüğünü ele alırsınız. Ondan sonra kapının ona göre küçüklüğünü ele alırsınız. Böyle olduğu halde Ali efendimizin ilmi tarif edilemez. Radıyallahu anh. Çok sözleri var mesela Besmeleye kırk deve yükü kitap yazarım diyor. Vermiş Cenab-ı Hak, ihsan etmiş. Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın. Nasıl efendimize böyle buyrulmuşsa sadece Nebi-i Ekrem Efendimizle alakalı değil, onun yolunu izleyen, hakikaten emri Muhammediye'ye riayet eden kimseler de tecelli edecek bir haldir. Emri Muhammediye'ye uyan insanın, yüzü de belli olur, gözü de belli olur, sözü de belli olur, özü de belli olur, tavrı, yaşatsa her şeyi belli olur. Müstesna olur. Siz o kadar insanların içerisinde onu derhal bilirsiniz. Ya bu insan ne kadar da seçkin dersiniz, gözünüz onda kalır. Efendimiz ben ilmin şehriyim. Ali radiyallahu anh onun kapısıdır. Şimdi şehre giriş, kapıyla mümkündür.
Bir eve girecekse kapıdan gireceksin bacadan girilmez, pencereden de girilmez. Demek ki Ali efendimizden geçecek bir manaya göre de bu. Onun himmeti, ahalisi ile de olacak belli. Efendimizin bazı hutbelerinde bir kısım da, bazı nasihatlerinde bu şekilde geçiyor. Efendimizin görüşmeleri umumi olmakla birlikte birebir de görüşüyor. Sahabe de çok müstesna. Artık sahabe en kıymetli cevher haline gelmiş, en kıymetli maden olmuş. Neden? Çünkü Resulullah'ın muhabbetine uğramış. Onun sevgisine, onun iman madenine, onun İslam madenine, onun Kuran madenine, onun risalet madenine, onun makamı Mahmut oluşu esrarına tesadüf etmek, temas etmek suretiyle kıymeti haiz olmuşlar. Ondan aydınlatıyor, gece detay aydınlatıyor. Aslında ayın aydınlatması güneşin aydınlatması demek, güneş aydınlatıyor yine. Ashab-ı Kiram efendimizin bu güzelliklerine tarifi mümkün olmayan. Nasıl anlatırsınız siz?
Hiç şüphesiz biz sana verdik buyuruyor. Siz buna Havzı kevser diyemezsiniz, çoğu verdik buyuruyor. Sadece kevser, Havzı değil orada. Allah da verince celle celalühü, bunu tarif edemezsiniz. Mesela benim sadrımda ne varsa onu Sıddıkı Azam'ın sadrına verdim buyuruyor. Nasıl tarif edeceksiniz? Efendimize ruhen yakınlık kesbeden kimseler var, yerine göre ondan alıyor. Ondan alınca siz bunu nasıl tarif edeceksiniz? Diyor ki, o deryada bir kalp düşünün, bir litrelik diyelim, onun içine aldığı su benim ilmim, geriye kalan Hazreti Ali'nin ilmidir buyuruyor ve Hazreti Abdullah'a, Radiyallahu Anh çok güzel nasihatleri var. Arz ettiğim gibi efendimiz umuma hitap ediyorlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bir de hususi kitapları var. Sahabe de arz ediyorum ya size, o madeni esrar. Her şeyin kaynağı bu. Her şeyi Rabbimiz onun gönlüne indirmiş. Nasıl indirmiş? Bütün tecellilere mazhar.
Esma-i İlahiye'nin de tecellisine mazhar. Bunu deyip geçiyoruz biz ama mesela bir ya latif sırrı ne demek Esma-i ilahiyesinden ya latif ruhları öyle bir letafete erişiyor ki onu ancak yaşayan ve tadan insanlar bilir. Efendimiz bunun esrarına ermiş, sıfatlarının ermiş. Ondan dolayı mahzar-ı taam denir Efendimiz için. Tecelli mahzar-ı taam. Efendimizi anlatmak hiç mümkün değildir. Mesela size bir Hadis-i Kudsi bulabilirsem, okuyun oradan göstereceğim size. Nebi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin üstünlüğü hususunda Cenabı Hak ben gizli hazineydim, tanınmak istedim, halkı yarattım. Halk derken bundan gaye Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem deniyor. Neden? Çünkü kainatın yaratılış sebebi Efendimizdir. Her şey onda mevcut. Ondan dolayı rabıta yapan kardeşlerimiz, ibadet-ü taatte bulunan kardeşlerimiz rabıta-i Şerife ile şimdi süt üzerinde çok duruluyor.
Mesela sütler, bunun tabii olanı var, anadan elde edilen bir süt var. Bir de diğer maddelerle onların karışımıyla meydana gelen süt var. Uzmanlara sorulduğu zaman diyorlar ki ana sütü gibi daha kıymetli bir süt yoktur. Diğerleri vitamin olarak şu kadar yüksekte tutulmaz ve sonra bir ananın yavrusunu bağrına basması var ya, haya ederim göğsünden diyebilirim. Göğsünden, meme musluklarından, onu emzirmesindeki bambaşka güzellikler ifade edilemez. Bir kere çocuğunu bağrına basmasındaki güzelliği anlatmakla bitiremeyiz. Bunun çocuğun üzerinde öyle güzel etkileri var ki Allah'ımız menfi olanı göstermesin, müspet olan birçok faydaları vardır. Eğer biz hormonluyu ifade etmeden geçtim, size hormonlu yiyeceklerin dedim ya, onların tadını alamayız ama tabii olursa tadını alırız ibadet ve taatlerin hazzı ve lezzeti üzerinde.
Bizim hormonlu taat dediğimiz riyalı kibirli, ucuplü, benlikli olan taatlerdir. Halis olan nedir? Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in halis sırf Mevla için yapılan bir taat, Mevla için yapılan bir taat çok ibadetten üstündür buyuruyor. Mesela Rabbi Zülcelal'imizi tanıyarak yapılan zerre kadar taat, dağlarca yapılan taatlerden çok üstündür. Bundan dolayı bizden istenen Evrad ve Ezkarımızı okurken rabıta döneminde isek rabıtamız murakabe döneminde isek murakabemize çok iyi sarılacağız, sütten girmiştim son görüşmemizde. Diyorum ki biz Resulullah'ın Resulullah'ın rabıta döneminde ne yapıyoruz? Biz Allah'ımızın manevi nimetini mürşid-i kamilimizin kalp memesinden alıyoruz. Aslında alınan mevladır celle celalühü. Sadece oradaki bardak bir mürşid-i kamilin hatırlanması budur. Siz su içiyorsunuz suyu, bardaktan içiyoruz. İşte o bardak kim? İçindeki asıl bize gerekli olan nedir?
Rabbimizin lütfetmiş olduğu su ile ifade ediyorum. Füyuzatı ilahiyedir. İlerledikçe ne meydana gelecek? Bir kısım rabıta üstadımızın göğsünden itibaren yukarıya doğru yeşil bir nur içerisinde gördüm. Bu fenafir resul halidir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in muhabbetinde yok olma anıdır. O zaman Efendimizin manevi memelerinden emiyor. Nasıl ifade edelim, nasıl anlatalım. Hani öyle mürşid-i kamillerimiz var ki üstadları diyor ki seni doyuracak bende hayır kalmadı. Öyle bir çekiş, öyle bir kabiliyet var ki onda. Hani biz bunu kardeşlerimiz içerisinde de görüyoruz. O letaiflerini çok erken geçirmeye çalışıyoruz. Aman ha diyoruz kalbe şöyle bir gün, ikinci gün ruha durursun, üçüncü gün bu şekilde aman devam edelim diyoruz. Öyle bir alış var ki tarif edemezsiniz, alıyor. İstikamet üzerine yürürsek Cenabı Hakk'ın izniyle zaten bu yol yoldur. Tezce Cenabı Hakk'a kavuşturur.
Tezce kavuşturması da ibadet ve taatin ruhundan gelmektedir. Bize bu mübarek yol ibadet ve taatin ruhunu anlatır. Mesela cihatta ilahu kelimetillahtir. Allah'ın dininin yüceltirilmesidir. Biz Suudi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin rabıta ve murakabe döneminde mübarek kalbi saadetinden almaya çalışacağız. Öyle bir yol göstermişler ki, bize hakiki evlat olmanın sırrını veriyorlar. Onun mevzini, onun işaretini, onun formülünü veriyor bize. Onun şifresini veriyor. Nasıl veriyor bize bunu? Rabıta ile veriyor. Sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme cübbesinin altında diye de ifade edilir. Ya Rasulallah ben bu ümmetinizi size takdim ediyorum diyor ve o da her müttaki bizim gibi değil ama inşallah siz nail olursunuz. Bize de dua edersiniz. Bizi de Cenabı Hak peşinizden hayırlı insanları götürmek suretiyle mahrum kılmaz. Her müttaki Rasulullah'ın ehli beytim mesabesini.
Efendimizin bizzat evladım dediği kimselerden olmayı lütuf etsin. Evladım dediği kimselerden olmayı lütfetsin, ihsan etsin. Sizi aman katiyen, dünya meşguliyeti ahiretten alıkoymaz. Nefsinize uymak suretiyle Rabbimize ibadet ve taatten de katliyen geri kalmayasınız. Allah korusun isyan ile de siz onun nimetlerinden mahrum olmayasınız ve hasibu enfualbum kable en tualbum. Azaba girmeden şu hayat rüzgarı başınızda eserken hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, ahiret için hazırlığı yapın. Allah korusun ölmeden evvel kabirde sualdir, kalkışımızdır, defterimizdir, mizandır, sırattır, mahşerdir, buraya varmadan önce o göç mutlak başımıza gelecektir, hazırlığınızı yapın, aman ha orada katiyen sıkıntıya düşmeyin diye efendimizin hutbesi devam edin. Cenabı Hak şefaatler namaz. Haklısın bizim asık kuramadığımız yerler kaldı. O da şuydu.
Efendimizin hutbesi ve mev'ikası, Efendimizin hutbe okumaları, mevuzası ve sahabenin ona sormuş olduğu sorular, O soruyu da sahabe, sahabe gücüyle soruyor. Sahabe olmanın yüce rütbesiyle sanki semadaki yıldızlar gibi ile sorular soruyor. Efendimiz de cevabını risaletiyle, nübüvvetiyle, makam, Mahmut oluşuyla Cenabı Hakk'ın has bir peygamberi, bütün peygamberanı izamın onun nuruyla peygamber oluşuyla cevabını verelim. Elhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.