Cennet'ten Recep adında bir nehrin bulunduğu ifade edilir. Bir hadis-i şerifte de Recep adında bir kışkın bulunduğu. Yalnız bu bizim tasavvurumuzda olan köşkten değil de, ta yedi kat semaya doğru uzanan köşkten tarifi mümkün değil, bunu anlatamazsınız. Biz de ifade gidemeyiz. Bu çok zordur. Yalnız dinimizde malum üç aylar çok kıymetli buna da halkımız büyük bir hassasiyet gösterirler. Bu aylarda yapacağımız vazifeler de genel umumi olarak herkese haber verilir. Üç ayları süresince her yüz başında bir defa Muhammedün Resulullah demek suretiyle bin Tevhid okunur. İşlerimiz ve güçlerimiz dolayısıyla nasıl okuyacağız denirse çünkü tam da bir çalışma zamanı. Bahar, ilkbahar tabiatında uyandığı zaman çiftçiler malum, iş sezonunun da zaten açıldığı bir mevsimdir. O vakit işlerin de açıldığı bir zamandır.
İşte bu işlerin arasında nasıl yaparız, denirse Halık Ellem Yezel bize Nur suresinde essalüna, Onlar öyle erler, öyle hayırlı kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymak. Yani işleri ve güçleri dolayısıyla Mevla'dan uzak olmazlar, her zaman beraberdirler. Mesela o işleri görürken Hadis-i Şerifler pek çok işçi ve işveren münasebetleri hakkında konuşulurken çokça anlatılır. İşte öyle günahlar vardır ki ne hac ile, ne umre ile, ne gaza ile. Af olmaz ama kişi rızkım helalinden temin edilsin diye çalışır ve yatağına yorgun olarak girerse iyi bir niyetle Halıkelle Meal, küçük günahlarını bağışlar diye haber verilir. Aslında her anımız ibadet. Düşünecek olursak bir beşer olarak, mesela bizim beşer olarak hanımımız da var, çocuklarımız da var, eşimiz dostumuz da var, yiyeceğimizi temin için çalışma sahalarımız da var.
Buraya iman gözlüğüyle bakacak olursak hiç şaşıracak bir şey yok. İşte işimi gücümü toparlayayım ondan sonra yaparım, bunlar okuduğum Ayet-i Celile'ye de tamamen muhalif. Mesela işim pek çok ticaretten kendimi bir türlü alamıyorum. Bunu da Ehlullah çok güzel bir esas haber verir. Kitabı Kerim'den ve ehadîsi Muhammediye'de. El Kar'da gönül yargı. El dünya işiyle meşgul, gönlümüz de Mevla ile bir arabanın motoru mesabesinde Direksiyonu, arabanın motoru ile direksiyonu birbirinden ayrı. Motor çalışmayı temin eder. Kalbimiz Allah'ı zikreder. İbadetle, taatle, Cenabı Hakk'a saygıyla, sevgiyle, havf-ı ilahi ile, haşetle, güzel duygularla, ona tamamen teslimiyetle dolar, elimizle dünya işini ayarlar. Bunun ayrışımını çok iyi yapmamız lazım. Hallerimizi bildikleri için Ehlullah buyuruyorlar ki, siz camiye giderken, gelirken, işinize giderken, gelirken okursunuz La ilahe illallah diye.
Isterse elinizde tesbih bulunmasın, bulunmasın. Diyelim bin Tevhid kaç dakikada okunuyorsa o şekilde de okursunuz, gününüzü gününüzden ala geçirirsiniz buyuruyorlar. Ebu bizim işle güçlerimizin buna mani olmadığını haber veriyorlar. Koca kardeşlerimizden biri üstadımızın üstadına müracaatta bulunur. Ona evlat ve asker tarif edilince, benim ben ilimle meşgul olan bir insanım, zamanımda olmuyor talebelerle uğraşıyorum ve hem de mütalaa ediyorum eserleri, ilmi de bir çalışmam var, gece gündüz meşgulüm deyince buyuruyorlar ki insan yemek yedikten sonra bir saat kadar tek kafası ilimle meşgul olamaz, okusa bile anlayamaz. O bir saat içerisinde vazifenizi yaparsınız buyuruyorlar. Zaman çok.
Nasıl tarif edelim ki biz, eğer vakti güzel kullanacak olursak, şu ihtiyaç içerisinde olduğumuzda paramızı nasıl kullanıyorsak, yememizde, içmemizde ve yaşantımızda buna da dikkat edersek çok zaman var hiç şüphesiz ve değerlenmiş olur Allah'ın izniyle. Diyelim ben çok büyük bir idareciyim, elim altında çok insanlar var, illere ulaşmaya çalışıyorum, ilçelere ulaşmaya çalışıyorum, ta Edirne'den Van'a kadar bitmez işlerim var. Bunlara misal olarak Cenab-ı Hakk bize Süleyman Aleyhisselam'ı haber veriyor. Bir devlet reisiydi. Davut Aleyhisselam da öyle. Malum, Peygamberlerimizin hepsinde bu görev var. Bu vazife var. Çoğunda var. Bir kısım, Peygamberlerimiz aynı zamanda Zülkarneyn hazretleri mesela. Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz başta bir devlet reisidir aynı zamanda. Hiçbir zaman Rabbımızdan katil olmamışlardır Ama ben çok sıkıntılıyım.
Çocuklarında bir sıkıntısı oluyor, ailenin de oluyor, işim gücünden dolayı da çok daralıyorum, vaktim de yok. Yani benim bir saniyem bile yok dersek ona da misal Mevla-i Zülcelal, Yusuf Aleyhisselam'ı misal verir. İşte kuyuya atıldı malum. Kuyunun içinde Rabbimizi unutmuyordu. Yunus Aleyhisselam'ı balığın karnında deyip Mevlamızı anlıyoruz. Velhasıl Kitabı Kerim'e baktığımız zaman asla bozulmayan ve bozulmaması hususunda da Allah'ımızın Kuran'ı biz indirdik biz, onu biz muhafaza ederiz buyuruyor. Yani muhafaza olunan bir harfi, bir kelimesi değişmeyen Kitabı Kerim'le bu misaller bize çokça veriyor. Şimdi dikkat edersek bu görevleri en güzel şekliyle yaparız.
Diyelim üç ayları içerisinde Regaip gecesi geliyor, Miraç gecesi geliyor, beraat gecesi var, Ramazan-ı Şerif başından sonuna kadar hep hakkı ilahi ile dolu, ne yapacağız dersek onu Sami Ramazanoğlu, Abdest sallallahu aleyhi ve Sırrı hazretlerinin Dualarını Zikirler kitabı var. Bundan muhafaza edilmeli. Bu eserler nasıl ki kitaplığımızda talim edeceğimiz bir tefsirimiz mesela Elmalılı Hamdi Yazır Hocamızın veya Hülasakü'l Beyan'dır vesair dolu tefsirler ama bunu yine hakikat ehli hocalarımızdan öğrenerek o tefsirleri takip ederiz. Mesela meal olarak takip edeceğimiz Hasan Basri Çantayı Hocamızın Kuran meali çok güzeldir. Sonra sadeleştirildi de bir ilmihal kitabımız olur. Ömer Nasuhi bilmem Hocamızın olur, Hamdi döndüren dolu. Mesela gençler için İbn-i Haller hazırlarlar. Bu kitaplar başınızı aşkın, eskisi gibi değil, dolu.
Bunların yanında Dualar ve Zikirler kitabı olursa işte Regaip gecesi geliyor biz ne yapacağız hemen bakarız. Bir de bunun çokça tekrara gerek yok. Sebebi ise her doğan ay ve güneş üzerinde yürüdüğümüz toprak, bizi gölgeleyen şu semavat haber veriyor zaten. Şu hayatımız alıp verdiğimiz nefes, aynaya baktığımız zaman yüzümüzdeki sakalla ve saçımız haber veriyor. Aslında vücudumuz söylüyor bize. Her şeyi konuşuyor. Şu bizim gürül gürül akıyor dediğimiz su söylüyor bize. Diyor bu vazifeyi yapın diyor. Recep I Şerif geliyor. Aman ha, Recep-i Şerif'le bu görevleri yapın diyor ve yazıyor. Üzerinde ne yazıyor, suyun üzerinde yazıyor. Kuş yutarken bunu söylüyor. Hepsi söylüyor. Dedik ki semavat, Allah'ımız semavata emirleri teklif gitmedi ki yüklemedi ki Semavat ve arza arz etti ama bunlar ağırlığından dolayı Ağırlığından dolayı bunlar çekindiler, insanoğlu yüklendi ama görevlerini yapıyor.
Allah'ımız semavata gölgede buyurdu. Ay, güneş ve yıldız sende bütün alemi ısıtacak, ısıtacak. Görevlerimizi icra edin. Bunlar hep görevlerini icra ederken bize konuşuyor. Diyor ki, sen de Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de emrettiği Habibullah'ın da ifade buyurduğu vazifeleri yap diyor bize. Bunu anlamayacak hiçbir şey yok. Onun için deli olmak lazım. Deli. Kafayı sapıtmış deli demek. Yer konuşur zaten. Benim görevim diyor, eğer ekerseniz, dikerseniz, ekerseniz, dikerseniz, Allah'ın izniyle ben bitireyim diyor. Okuyalım, Has suresini, okuyalım, Nebe suresini semavat'da konuşuyor. Ne diyor diyeceksiniz. Hepsi konuşuyor. Vücudumuzun konuşmasını diyecek olursanız, bundan on sene önceki alın fotoğrafımızı, bir de sonrakine bakın göreceksiniz. Mezuniyetteki diplomamız üzerindeki bakalım resmimize, bir de şimdikine bakalım. Bak konuşuyor. Diyor bak sen fanisin. O zamanki saçına bak.
O zamanki yüzüğün berraklığına bak. Şekline, şemailine, biçimle bir de şimdiki şekline bak, dönüşüyor. Aslında biz bize nasihat olarak gideriz. Nefsini bilen Rabbimi bilir buyuruyor. Hiç gerek yok. O zaman burada bizim yanlışlığımız nedir? Onu ifade ederek hemen geçmek istiyorum. Şimdi Semavatın konuşması şu hesap Konuştu bize işte. Ne konuştu? Bize ne söyledi? Gündüzü sizin için kazanma zamanı yaptık. Geceyi ondan önceki ayet içinde örtü kıldık. Üstünüzde yedi kat sağlam gökyüzü bina ettik. Bardak kandiller astık. Size tohumlar, bitkiler, ağaçlar, sarmaş dolaş olmuş bağlar, bahçeler yetiştirmek için üst üste yığılan, sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. Başka ne oluyor? Bu ne Recep bize? Rasulullah'ın her bakışı ibretti sallallahu aleyhi ve sellem. Yani bizim karşımıza geçip de bir muallimin konuşmasına gerek yok. Alem konuşuyor ama dinliyoruz.
Bir, tapkul, aklımızı yerinde kullanmadığımız için duyamıyoruz. İki, tefün, anlayış. Üç, tedebbül, çok ince derinlemesine bu işleri uğramak, sonra tefekkür, dinde çok ince bir anlayış, tevekkül, öğüt ve nasihat almak bunlar hep bizde var. Allah'ımız, Ben ruhumdan bu üfledim buyurmak suretiyle bu ruh hayvandaki canlılık değil. Bir koyundaki, bir inekteki değil. Bu Allah'ımızın ruhundan ruh üfledin buyurması akıldır, zekadır, tefekkürdür, tefekkürdür. Hep bir güzelliklerdir. O zaman kendimizi aşacağız. Daha kendimizi aşmamıştır. Kendimizi aşmadıkça olmaz. Kendisini aşmayan ne şeyhini tanır ne mürşidini tanır ne muallimini tanır ne Resulullah'ı tanır ne zatı ki rüyayı. Daha kendimizi aşmamış. Kendimizi aşacağız ki bir tanıyacağız. Nasıl tanıyacağız? Mesela, sizin yanınızda bulunan her şey bitecek Allah'ın zatı müstesna. Dünya ve onun içindekiler bitecek Zat'ı müstesna.
Şimdi üç aylarına geçer. İçerisindeki mübarek kandillerde şu dediğimiz formül uygulanmazsa hiçbir şey yapamayız. Böyle geçer işte. Bir başkaları nasıl yapıyor? Biz de öyle yapacağız. Cemiyetti işte böyle dedi, herkes böyle yapıyor, ben de böyle yapıyorum. O zaman dünyanın ve ahiretin ışıkları olan ulemayı nereye koyacağız biz? Bize yol göstereceklerini okuduğunuz her günkü Fatiha suresinde her gün olur mu? Günde beş vakit kıldığımız Namaz'da esna ne? Açın bütün tefsirleri şunu göreceksiniz. Bize yol gösteren Salihlerdir. Burada onlara uyacaksınız. Yani herkes şöyle yapıyor. Eski köye yeni adetler getirmeyin. Ne demek o? Çılgınca sözler, yersiz, ifadeler, cehaletin gereği olan lakırdılardan başka bir şey değil ama biz lakırdıyla değil, takırtı ile değil, biz boş teneke çağırmayacağız. Bizim tenekenin içerisi altın dolacak, gümüş dolacak, elmas dolacak, yakut dolacak.
Şu vücut teneke değil de nedir? Öldükten sonra görüyorsunuz, şöyle bir ay geçtikten sonra kabrini açın, burnunuzu tutuyorsunuz, çok kötü kokuyor diye. Daha ölür ölmez, ölür ölmez aman ha defnedilsin çünkü bazı işlemlerden de geçiyor zaten ona mahsus kokmaması için aman ha soğuk bir yerde bulunsun, dinliyor. Şimdi hususi tabut yapıyorlar. Ben morga göndermem diyor. Babam, anam ben morga göndermem. O zaman soğutucuları tespit ederek soğutuculu soğutma tesisi içerisinde bulunan bunu sağlayan tavuklar yapıyorlar kokar diye. Şu tenekeden daha aşağı değil de nedir söyle bilmiyorsun? Teneke kokar mı? Ama visıt kokuyor ama bu vücudu biz altınla dolduracağız. Kalbimizi imanla dolduracağız altın net olmayalım. Aklımızı tefekkürle, yüce azameti tefekkürle dolduracağız. O zaman boş teneke olmayacağız. Gözümüzü ibretle dolduracağız.
Kulağımızı hikmetli sözler dinlemek suretiyle, elimizi yolunda vermekle verene, verene olmak suretiyle, ayağımızı Allah'ın kullarına yardım için yürümekle, yolunda sarf etmekler. İşte bu. Boş teneke olmamak o tip. Yolacağız, boşalmayacağız. Şimdi, Allah'ın öyle yerleri öyle sevgili kullardır ki ne bir alış veriş ne de bir ticaret onları Allah'ın yolundan alıkoymaz. Biz Tevhid okuruz. İki ay süresince de Recep ve Şaban-ı Şerif'ten, Mübaret gecelerinde vazifelerini de öğreniriz. Nasip olmuştu. Üstad izlütünüznü üstadını Hadis-i Sallallahü's-Sirra ziyaret ettim. Rahmetle yad ediyorum birisi Çam Mehmet isminde ruhu şad olsun bizimle beraberdi. Bir diğeri Kar İbrahim diye üstadımız düzgün olmayan isimleri değiştirirdi. Zararı kara dönderdi. İnanıyorum ki her zaman karda olan kıymetli kimselerdir bunlar. Beraber gittik. Ziyaret imkanı yok.
Hatta görevli olanlardan birisi dedi ki siz duymadınız mı? İşte kırk veya elli gün ziyaret yapındınız. Bak müracaat ettik nasıl ziyaret edeceğiz diye. Hiçbir imkan yok dediler. Secde yere yaptık. Rabbim nasip buyur, zamanın bir futbol ahtabını ziyaret edelim diye yalvarırken Hacı Mehmet Öztürk diye Rahmetullah Ali yakınlarından bir kimse dedi ki hediyeleri götürme bahanesiyle siz izin isteyin dedi bize. Var dedi. İstiğfarlarla, tövbelerle, zaten gusül abdesti alınıyor. Yirmi beş istiğfar okunuyor en az. Ruhaniyetlerine evliyaullah'ın üç İhlas bir katia okunuyor. Tabi geniş şu güzel yanılmıyor. Çünkü ilahi rahmet o vesile ile yağacak. Şimdi taşa da yağıyor, toprağa da yağıyor. Taş içerisine almıyor ama toprak bağrına basıyor. İşte mevsim olarak geçerdik. Biraz yağmasa o tohumlar neler çürüyüp gidecekti. Çürüme değil kuruyup gidecekti. Hep yağmur dualarına çıkıldı. Yanlarıldı.
Allah'ımız ihsan buyurdu. Şimdi bir böyle mübarek kimsenin huzuruna varış da genişigüzel olmaz. Çünkü El-Halb-u Arşullah, Kenzullah Beytullah, bunlar manevi hazine ile dolu olduğu için, parana göre bir alışverişin olacak. Bütçen neyse ona göre. Çünkü Abdülkadir Geylani hazretleri, siz ne kadar alıcıysanız biz o kadar vereceğiz, buyuruyor. Bunu Kayseri'de Yusuf Efendi diye bir zat anlattı bize. Ben diyor Hacı Şaban Efendi'nin Sami Efendi Hazretlerinin, Kaddafi'nin, kulahası'nın sırra, kulakasında şeriat iki kişiden incinleri, birisi de Şaban eden dilediği mübarek bir zat. Bu bir halacıydı. Aynı zamanda ilim sahibiydi. Hiçbir zaman Rabbımızdan gafil değildi. Ticaretle de meşgul bir insan. Baktım diyor huzurunda bir kimse oturuyor. Demek iç gözleri de açıkmış ki kalbinde ne kadar nur varsa çekiyor. Şimdi hafifçe dokundum diyor. Hep senin mi olacak? Biraz da bize aksın dedim diyor.
Rabbimizin Rutu'yla. Bunlar böyle kimselerdir. Himmeti olan insanlardır. Yahu biz varıyoruz taş gibi oluyoruz. Ne kalbimizde yumuşama, ne gözümüzde bir yaş halimizde bir değişme yok. Bu bizim varışına göre gelişim, bulgur aşına yarım aşımdır. Çok büyük marketler. Marketin Hafurlar vesaireler çok büyük açılıyor gün geçtikçe içerisinde arabalar bile pazarlananlar var. O kadar geniş. İmleniyoruz, hepsine imreniyoruz. Biliyoruz evimizde şu da olsa bu da olsa şu elbiseyi dağıtsa şu kumaşı da şunu da bunu da diyoruz ama hiç almanın imkanı yok. Kuru hurya girip kuru hurya çıkıyoruz. İşte bu. Onların gönülleri böyle bir markete, böyle bir alışveriş yerine benzemez. Allah'ımızın hazinesidir o hazine ama alamıyoruz. Bunun için üstadımız buyurmuşlar ya muhabbet harçlığı alsan diye. Muhabbetimize göre, Esad Erbili Hazretlerinin yanında bir zat oturuyor. Gözleri açılmış, iç gözleri.
Bakıyor ki kimilerinin kalbine ırmaklar gibi Allah'ın nuru, kimisine bir çay gibi, kimisine bir art suyu gibi, kimisine çok az, kimisine de damlıyor, kimilerine de bizim gibi hiçbir şey yok. Ölmüşler ki herkes muhabbetine ve kabiliyetine göre alır. İbadetten alacağımız da o bizim. Namazımızdan alacağımız da o, üç aylarından alacağımız da o, gittiğimiz umrelerden, haçlardan, yaptığımız taatlerden hep alacağımız gönlümüze göre. Bunun için kalp üzerinde çok durmuşlardır. Demek gönülle alakalı. İşte biz bir türlü ziyaret mümkün olmadı. İşte hediyeler bahanesiyle dindi. Bu deve bağında Hasan Amca çok güzel bal işleri ile meşgul oluyordu. Üstatımız da çok güzel bir çanta yaptırdılar. İki tarafına da bal konuyor. O hediyeyi götürme bahanesiyle ruhu şad olsun. Buyurun kabul buyurdular ama tebessümle kabul etti ve üç aylarını anlattı. Aman ha dikkat buyurun. Hepimiz dikkat edelim.
Önümüzde kandil geceleri var onlara riayet edelim diye amel veriyorlar Biiznillahi Teala. Sonra biz Üstad Ali'mizin huzuruna geldik. Çıktığımızda zaten kapısında bulunan bir kimse dedi ki demek ki onların kapısında bulunanlar da boş değil. Mesela ta'an, Hariv-i Hazretleri, biz demiş kerameti ata merkebe verdik. Birisi gelmiş efendim demiş, benim sabanım kayıp olduğu bu tarlaların sürdüğü sabanın bütün varlığı demek. Akılda bizim merkep var bin git demiş. Binmiş bir köyü direk geçmiş, ikinci köy. Üçüncü köyde adamın birisinin kafasına kafasını vurulur. Herhalde demiş buradadır. Demiş bizim sabanı almak için geldim. Ha demiş. Çaldığını demiyor tabi, iş ortaya çıkmış. Ha ben de öyle demiş. Vereyim. Vermiş. Biz demiş buna itibarıyla kimse değiliz evladım demiş. Mesela hava kapalıymış şimdiki gibi saatler nelerdir pek yok. Güneşin şekline göre vakitler tanzim ediliyor.
Hava da kapalı olunca müezzin ezan okumuş. Mollalar demişler ki ezan efendim evvel okur, olmadı. O zaman müezzin demiş ki vallahi efendim ben Avşiazamda okunmadan okumam demiş. Sure Efendi Hazretleri elleriyle böyle bulutlu bir havayı açmış. Bakmışlar ki güneşin saat taşa doğru gelmesi lazım. Biraz daha ileriye doğru gitmiş. Bunlar itibar etmezler. Size anlatmaya kalksam ne ayet olur ne hadisi olur bunlarla bitiririm Allah'ın izniyle. Bunların şer'i delillerini de verdik, Yürüyün de. Buraya geldik. Üstad zalimiz buyurdu ki, oğlum sizi nasıl görüştürdüğümü biliyor musun? O kapısında olan zat dedi ki, demek bunlar ehil bir kimseler ki sünger gibi dedi üstadımızın biz değil. O Çam Mehmed'di, Kar İbrahim Efendi'ydi. Onların mutlaka kalbi olması lazım. Sünger gibi dedi üstadımızın kalbini çekmişsiniz dedi. Allah'ın nuru. Buraya geldik evladım dedi nasıl sizi görüştürdüğümü biliyor musun?
Şükret ettik. Ben dedi Hızır aleyhisselamı gönderdim. İşte yavrularımı görüştür diye bu kimselerin hürmetine bize de işte yemek ziyafet olur da artan suyundan bir şeyler artar, biz de onu içmeye çalıştık. Cenabı hak mahrum etmesin. Şimdi üç aylarının görevlerini anlatmaya gayret ettim. Bu kitaba da arz ettiğim kitaba da bakmak suretiyle inşallah daha güzel öğrenmiş oluruz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin bu tayyibelerine, El-N Ashabına, Peygamberan-ı zan ve Firan-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için El-Fatiha.