İman ve Tazim Allah'a ve Peygamberine Saygı kaydında Bu kadar uzun süren bir mukaddimeden sonra nasıl mevzumuz iman. Şu vücutta bizim en değerli olan en üstün olan yönümüz nedir? Vücutta elimiz var. Hepimizin ayağımız da var. Gözümüz de var. Kulağımızda var. De var, kulağımızda var. Nedir? Hakim nedir? En önemli olan nokta vardır. Arabamız bizim. Çok güzel bizim arabamız var. Çok güzel.…
İman ve Tazim Allah'a ve Peygamberine Saygı ne anlatıyor?
İman ve Tazim Allah'a ve Peygamberine Saygı kaydında Bu kadar uzun süren bir mukaddimeden sonra nasıl mevzumuz iman. Şu vücutta bizim en değerli olan en üstün olan yönümüz nedir? Vücutta elimiz var. Hepimizin ayağımız da var. Gözümüz de var. Kulağımızda var. De var, kulağımızda var. Nedir? Hakim nedir? En önemli olan nokta vardır. Arabamız bizim. Çok güzel bizim arabamız var. Çok güzel.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu kadar uzun süren bir mukaddimeden sonra nasıl mevzumuz iman. Şu vücutta bizim en değerli olan en üstün olan yönümüz nedir? Vücutta elimiz var. Hepimizin ayağımız da var. Gözümüz de var. Kulağımızda var. De var, kulağımızda var. Nedir? Hakim nedir? En önemli olan nokta vardır. Arabamız bizim. Çok güzel bizim arabamız var. Çok güzel. Bunun kaportasıyla da ondan sonra ne diyeyim var. Orada en üstün olanı nedir? Midemizdir. Ne kadar güzel uğursuzsun meyvesi. Bizim işimiz var, gücümüz var. İşimizin, gücümüzün güzelliği nedir? Karımızdır. Her şeyde hiç şüphesiz onun en üstün yönü vardır. Mesela meyveler dediğim için Allah'ımız da Kuran-ı Azimüşşan'da meyvelerden misal verir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de nelerden misal verir. Meyvelerden misal verir. Şimdi bunu da anlatmaya kalkarız. Rabbımız ismini ile bitiremeyiz.
Efendimiz Kuran okuyanları, okuyup onunla amel edenleri niye benzetiyor? Tukunçilere benzetiyor. Kimisini vurmaya benzetiyor, nifak ehli olanları da Reyhan çiçeğinin Cennet bahçesine uğradığınız zaman, ferteu, şimdi yayılandır de burada bu manaya alınmaz. O meyvelerden istifade edin. Ya Resulallah, nedir o meyveler? Hilabu'l-Vikr, zikir halkastır. Bakın Rabbimiz, Daha yukarıdan alacak olursak biz ekinle misal edilmesini. Bir ekin. Ekin artık büyümeye başlamış. Böyle onun yan kenarlarında ne de başaklar hazır olmuş. Bakınca ekincinin hoşuna gidiyor. Derler ya şu ektiğimiz ekinlere bakalım derler. Hoşuna gidiyor. Ekin hoşuna gidiyor. Bu ne için? Kafirleri çattırmak için. Ekinle misal diyor. Daha çok. Bizde burada bu konuyu meyve. Meyvede önemli olan nedir? Tohumlardır. Şimdi biliyorsunuz bilim o kadar ilerliyor ki tohumlar üzerinde duruyor.
Bakara Suresi'nde geçen buradan alacağımız çok dersler var bizim Bakara Suresi'nde bir tane tohum, buğday tohumu bir tane. Ondan yedi yüz misli ürün alınıyor, yedi yüz misli. Şimdi inansın veya inanmasın bunun üzerinde yoluna söylüyor. Hatta etabumu da afal mı diyor? Gayrihi hishab diye geçer, hesapsız diye geçer. Yoğunlaşıyor acaba bu biz bir taneden yedi yüz misli ürün nasıl alabiliriz? Cenabı Hak bunu Kuran-ı Azimüşşan'da boşuna zikretmiyor diyor. Bizim elimizin ürünü, vermiş olduğumuz bir sadaka, yedi yüzü ed-alkın müdafa, bihayir hisab sonsuz olabilmesi için ne yapacağız? Şu gözümüzün ürününü biz nasıl arttıracağız? Hasetlikle bakmayı terk edip ibretle bakma yönüne, ahireti bile şu dünyayı delik geçen, ahireti gören, kabir ahvalini bilen ve bu alemi seyreden hüz haline nasıl getirecek?
Kulağımızı eşyanın zikrini duyacak, ürününü katbekat, duyacak, ürününü kalp ve kalp hesapsız verecek hale nasıl geleceğiz? Dert bu. Yani bu Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde işte bire bire yedi yüz deli deyip de böyle geçilir mi? Bilirsem size gösteririm Allah'ımızın izini. Şimdi biz konuyu yakalamamız mümkün değil. Yakalayamayız. Çünkü Rabbi Zülcelal'miz Kitabı Kerim'inde ayat-ı ilahiyeyi secerken onun anlamını öyle kısaca ifade edip geçmekle bitmiyor. Mümkün değil kısaca bitmesi. Mesela. Ama Allah yolunda olacak. Nefsimizin yolunda değil. Şeytanın arzusu ile hiç değil. Kötü niyetli insanların düşüncesine göre de değil. Sırf Allah'ın yolunda. Bunları çalıştırmanız mümkün değil. Ya Allah'ımız bizi bunlatmış, yüz yetmiş. Her şeyiyle mükemmel bir varlık kızmış bizi. Mesela siz bileceksiniz bazı eşyalar olur, bazı vasıtalar olur neler olur. Diyelim ki çok bunalımlı.
Ecel telefonuna söyle hepsi. Daha nelere çıkıyor, nelere çıkıyor. Diyorlar ki çok donanımlı. Resminde güzel çeker, bir dost da öyledir. Ne bileyim internetiyle vesaire ile her şeyiyle. Mükemmel gör, çok donanımlı. Allah'ımız bizi ashabe illa legat halaknel insana fi ahseni takvim, donanımlı olarak bu dünyaya gönderdi ve soruyor ne yaptın? Ben sana Ben size iki tane göz vermedim miyim? Oradalar göreceğiz Mevlamız bize neler nut etmiş, neler ihsan etmiş akıl verdi, fikir verdi, göz verdi, kulağı verdi. Kulağımızı verdi, gözümüzü verdi, kalbimizi verdi. Ki. Bunlar hep görevini icra edecek, görevlerini yerine getirecek. Elhamdülillah bize ehlullah, Allah'ım, veli kulları bunun yollarını açıyor. Diyor ki sen öyle başka bir varlık gibi değilsin. Sen ahsen-i takvim. En güzel kıvamda, en güzel biçimde yaratıldın. Hem madden öyle yaratıldın hem de manen öyle yaratıldın. Çalıştır buyuruyor.
Şimdi babanız size sermaye veriyor veya bir kimse diyelim diyor oğlum sana al sermaye, şunu al, üzerinde geçin, Allah'ımız bize öldü. Şu dünya sermayeyi başta insan olarak yaratmak suretiyle bizi insan olarak yaratmış. Bizi lütuf ilahiyyesi ile mümin de kılmış ve bu mübarek yolu ihsan mektebinin öğrencisi de kılmış. Daha ne olacak? Ne? Daha ne sermaye istiyoruz? Doldurmuş Cenab-ı Hak. Her tarafımızı nimetler de doldurmuş. İslam'a Zahiri ve batıni bütün nimetlerle bunaltmış biz. Şimdi adı büyük bir sermaye vermiş. Alıyor bir oraya atıyor, bir buraya atıyor. Bilmem filan. Şaat şöyle diyor, orada harcıyor, burada harcıyor. Ne derler ya o adam? Deli herhalde. Güzel nimet bahsedilmiş kendisi. Deli gibi olmayacak yerlere saredip duruyor. Allah'ımızın vermiş olduğu şu nimet maddi nimetlerle ruhani ve manevisi, de. Ölçülecek gibi değil.
Adam gözüm diyor gözüm, yeter ki elimden çıkmasın, şu gözüme bir zayiat olmasın diye varlığını bil. Niye terk ediyor gözüm dışısın benim gözüm bürsün diyor. Ya Allah diyor. Bunun manevisini düşündüğümüz zaman ne kadar kıymeti haiz olduğunu göreceğiz. Kardeşlerim büyüklerimizin dediği gibi hangi yayı, konyayı bilmeden şuraya geçip girmeyelim. Şu bize büyük bir fırsattır. Bir an bile Cenabı Ne yapacağız zaten? Zamanı en küçük bilimine yemin ediyor vel-i hasr. Ömrünü zayi etme vel-hasr. Hayatını zayi etme. Elini ayağını gözünü kulağını kalbini zayi etme kalbini zikrettir. Çoluğunu çocuğunu zayi etme Allah yoluna götürür. Hanımını çocuğunu zayi etme. O zevce ne demek? En büyük nimet de bize bir hanım nimetlerin büyüklerindendir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz saadet filameti olarak haber veriyor. El Beytü'l-Vasia geniş biri zevdetü'l-saliha, saliha bir hanım.
Büyük bir nimettir ama saliha olacak. Hiç fasile olmayacak saliha olacak. Hep hayır murat edecek, hayır isteyecek. Ne yapacak? Yetiştirilecek kavvamın haberin ise benim sözüm geçerlidir. Yok, hak olan söz geçerlidir. İnşallah Kitabı Kerim'i iyi anlarsın. La Hadis-i Muhammediye. Büyüklerimizin sözüne de şu kulağımızı kalbimizle birlikte çok iyi verirsek. Ya, çekil benim başıma. Ben daha hiçbir adım bile atmamışken bırak be. Ne benim beynimle, benim kalbimde oynuyorsun sen deyip, Mevla'nın yolunu, Esselam ya Yahya hudil kitabe bir ultiver. Nasıl ki ya Yahya ya kitabı kuvvetle tut ona sımsıkı sarılın. Nasıl ki Efendimiz azı dişlerinizle sarılır gibi Kuran'a ve sünnete sarılın buyurduğu gibi buna sul aklı sardık. Bizim boş geçeli vaktimiz var. O ölmeyecek insanlara bilir. Gıybetmiş, dedikodumüş, iftiraymıştik o işte herhalde ölmeyeceğiz. Hadi ben öleceğim bir gün Allah'ın huzuruna kalacağım.
İşte garnizlerimiz zorunda. Konuşurken rahmetle yad etmek için diyor. Said Efendimiz rahmetle yad etmek için bütün geçmişlerimizi Ölmeyeceğine bunu yap. Bu nefsani halleri yapacağını yapın ama vereceğim. Ben seninle de kabre girmeyeceğim tek başıma gireceğim. Şimdi meyveyle Cenabı Hak ne yapıyor? Misal veriyorum. Şu halkamızı ne olarak haber veriyor? Cennet halkası. Daha ne olsun? Cennet ol. Siz de bize cennetin meyvelerisiniz Elhamdülillah. Biz sizden tadı diyoruz. Sizin iman tadınızla, sizin İslam tadınızla, sizin bu mübarek yolda bulunmuş tadınızla, sizin İslam'ın güzelliklerini yaşama tadınızla bir istifade edeceğiz, faydalanacak. Faydalanmasa adam der mi? Üstadın ne olur konuşmayın diyor büyüğümüze. Konuşmayın. Siz oturun yeter bir bakalım diyor. İstifa ediyorum, faydalanıyorum. Sadece biz bunların kelamlarıyla, nedeniyle değil ki, mümin olan hadlerinden faydalanabilmektir.
Gönüllerinden faydalanabilmektir. Bunu sorarlar ki bazı hoca olan kimseler derlerdi ki efendim biz ne yapalım bu aşkı muhabbeti, zevki, nuru nasıl yakalayalım meşgul eden batıl istila edemez, hiç gerek yok. Hiç. Ben diyeceğim, diyeceğiz, nefsimin vah mertebesini geçiremedim. Yıllar oldu hala gönlümde baş arzular var. Halbuki öyle olmaması lazım. Bir, Ebu'l Hasene Harakani gibi Rabbim bana kırk yıldır tecelli eder, kalbime nazar eder, kendinden başkasını bulamaz. Biz bunlara yoğunlaşacağız. Hedya ameliz amilun olsun. Saffat Suresi'ni okuyorsun, Saffat Suresi'ni okuyorsun. Hep işimiz bu olsun. İşimiz gücümüz bu olsun. Çok rahatlayacağız. Dedemin dediği olacak. Elden bize ne lazım? Gıybet etmeyin gözün. Yapmış olduğu zikir yaparız. Kuran'dan bir zikir esame Allah'tır. Ondan sonra tevfikisiniz. Onlar onu da tevfikmezler. Açı çok şefkatli. Geçen buna bir görüştüm.
Nasıl oldu bir münasebet oldu bir söz söyletmişler. Allah'ımızın lütfu insanı. Efendim dedi birisi bana üzülüyor mu? Ya niye üzülmeyeyim dedim. Tabi üzülüyorum dedim. Sen üzülme efendim dedi. Gel dedi arkadaşlar. Üzülüyorum dedim çok üzülüyorum. Adam dedim üstüne benzini dökmüş, bir gıybet çakmağı çağırmış. Cayır cayır ya böyle üzülmeyin. Eziyor. Yazık değil mi ya, niye gıybet edip de o güzel amellerimizi mahvediyoruz? İmam Şarani hazretleri Tembihü'l Muhterinde buyuruyor ki eğer gıybet caiz olsaydı ben annemle babamı gıybet ederdim diyor. Çünkü diyor o güzelim taatleri ecrini, mükafatını anamla babama veririm. Niye veririm? Bana diyor muhalif gördüğüm kimseye vereceğim. Efendim niye üzülmüşsün dediler, üzgünün dedim. Adam üzerinde benzini dökmüş, hasetlik kibritini de yakmış. Cenabı kim bilir yanıyor, yazıya. Hiç gerek yok. Bu sermaye boşuna elde edilmiyor.
Şimdi mühendis olan bir kardeşimiz bize şunu anlat dedi ki ben bu kuma bilmem filan kapılar, pencereleri ben dedi ağaçların pek kullanılmasını istemiyorum dedi. Çünkü dedi bir çam ağacı kendisi tarif etti. Otuz sene de anca şu duruma geliyor dedi, şöyle bir gördü, çok geçti dedi. Halaten öyle. Ta bundan, dur bakayım, yirmi beş sene önce mahalleye yağan kar yağmur. Tabii sel olarak iniyor şayet. Evleri de götürüyor, barkları da götürüyor, hayvanlar ki bununla oturalım bu mahalleyi, bu afet geliyor. Ne yapalım dediler. Ağaçlandıralım. İnanın daha yeni bir canlandı. Bakıyorum kardeşlerim enhamne şimdi canlandınız ela. Onu üzerine anlatırım canlısınız, kanlısınız. Ruhelliyorum. Manen, güçlendiniz elhamdülillah. Nefse fırsat vermiyorsunuz. Şeytana yok. Kötü niyetli insanlara hiç kaba açmıyorsunuz.
Şu heyecanımızı, şu aşkımızı, şu muhabbetimizi onunla, bununla ile hiç kaide değmez sözlerle mahberit durmayacağız. Bir orman düşünün. Artık ne için yapılıyor bilmem düşmanlık içinse bir piknik yapmış ne yapmış neyse bir ateşte bir çizgi diyelim. Veya o ismi nasıl söyleyebilirim? Sığara hızmarı takmış veya bir kibrit takmış. Yahu kırk elli senede o orman zor meydana geliyor. Bakıyorsunuz kül olmuş. Hem o memleketin tabiatında güzellik kalmıyor. Diniyor ya ülkenin akciğerleridir. Sen akciğerini yemişim. Ondan sonra o güzellik kalmıyor. Bu nimet o ne kadar güzeldir. Gözün nurudur o. Gözün nuru mahvoluyor. Birçok değerler ve kıymetler O da bitiyor. Milli bir servet. Bir kibrit. Bu kadar ibadetimize taatimizi yirmi sene, otuz sene, kırk sene, bizim intisap senelerimiz ta altmış dokuz. Allah'ımıza sonsuz hamdolsun.
Meşşai-i Kiram'dan, üstadlarımızla Muhammed Bahaüddin Hazretleri on dört yaşında. Dedem on dört, üstadımız on dört, bizim de üstadımız elimizden tuttu. Sami Sultanımıza efendim zamanın fitnesinden korkuyorum. Çünkü Süleyman bir evrad yesker on dört, Nasıl heba idin ta altmış dokuz tane. Niye diyorsun bana? Şu anbara fareleri giydirmeyelim. Hiç Taahhütlerimizi yapıyoruz kalbimize koyuyoruz. Ama kötü ahlak farelerini giydirdiğin zaman ne oluyor? Hiçbir mahsulün faydası olur. Yazık değil mi? Ayette O gece kalkıp yapmış olduğumuz Zikrullah'a çok kıymetli bir değerdir. İmanla İslam beraber zikredilir. Bu kalben tasdiktir ve dil ile de ifade etmektir. Şu bölümlerini sizin gibi böyle seçkin topluluğu rencide ederim diye çekiniyorum ama Rabbimiz buyuruyor. Diyorlar ki, o Arabi, yine çekiniyorum bu ifadeleri kullanmaktan. Nasıl diyeyim unutulmamış deyince. Edebekar görmemişliği vardır.
Onlar iman etmediler. Fakat Müslüman onlar iman etmediler demek iman onların gönüllerinde yerleşip de tat ve lezzetini duymadılar. Bunlar Müslümandır diyorlar. Müslümanız diyorlar. Ama imanın tadı ve lezzeti hiçbir görüntülerinde yok. Ne aile hayatında var, ne ticaretinde var, ne insanlardan münasebetinde var, ne yoldaşlığında var, ne akrabalığında var, ne bileyim hiçbir halinde yok. Biz artık imanın tat ve ceset yönüne geçelim. El mümin, mümin denir. Bu kısımlarını Allah'ımız lütfederse veririm. Yalnız biz bundan önceki görüşmemizde dört şeyin saadet alametinden olduğunu diyorduk. Sadece bir maddede kaldı. Onu tamamlayayım, burayı da başlamış olalım. Birincisi geniş bir ev saadet alameti. Geniş bir ev ama adamın saray gibi yeri var. Bak kalbi genişti. Demek ki burada kalbimizin de arş olması lazım. El-Galbu Arşullah olması lazım. Kenzullah ve Beytullah olması lazım.
Kenzullah ve Beyfullah olması lazım. Evin geniş olması bir şey ifade etmiyor. Kalp geniş olursa o zaman yüz der ki insan da girse kah geniş çünkü her şeyde yetiyor. Nasıl yetiştireceğiz, ne yapacağız işte bizim bütçemizde bu kadardır. Allah o bütçeyi öyle genişletiyor ki yağdırıyor Mevla'mızülebaya. Bereketler ihsan ediyor. Geniş biri. Süratli bir vasıta. Vasıtan çok süratli olacak. İhsan mektebindeyiz. Bu mektepteki öğrencinin, bu mektebin, bu okulun müdavimi olan kimselerin bineği yaya olamaz, bisiklet de olamaz, motosiklet de olamaz. Şu motorlu taşıtlar da olamaz. Ne olacak? Uçav olacak, o da olamaz füze. Daha da gelirse olacak. Bu nasıl olacak rabıta ile olacak. Bu murakabe'ye yol açar. İnki Allah buna yoğunlaşacağız. Bunu siz etrafınıza anlatacaksınız. Bakın diyeceğiz bizim görevimiz neymiş. İman üç bölümde ifade edilir. Birincisi hakiki iman. Nedir bu? Harbi tam inanmış.
Sıddıkı Azam gibi inanmış. Ashab-ı Kiram gibi inanmış, tam inanmış. Bütün dünya hücum etse imanında zerre kadar bir gedik açması mümkün değil. Güçlü bir iman. Artık müşahahı haline gelmiş. Eserden müessire geçmiş, müstesna bir hal elde etmiş. İkincisi, istillai imandır. Bu da nedir? İşte tavuk neyden oldu diyor yumurtadan, yumurta neden oldu tavuktan, tavuk neyden yumurtadan. Ya bunun hiç evveli yok mu? Başlangıcı mutlak bir yaratan vardır Mevladi. Şu eşyaya kainatamadık, Rabbimizin vahdaniyetini bütün her şeyde izah etmiyor. Her şeyde. Allah'ımızın varlığını, sadece misal verin bak, ilerlediği için. Yani gerek yok semaya bakmaya, arıza bakmaya, dağa taşa bakmaya hiç gerek yok. Üstat zalimizin üstad zarının bulunduğu bir mecliste çok güzel bir mekan. Böyle denize bakıyor, dağlardaki ormanlar vesaireler bambaşka bir tabiat güzelliği var. Bahçeler güzel. Her şeyiyle donatılmış bir bahçe.
Oradaki hormonların en küçüğü bir müderris. Bir medreseyi idare edecek ilim erbabı ile dolu. Oradaki güzelliğe bakılmışlar. Allah'ın ne yüce sanatı diyorlar bir şey ne de. Sami Ramazan oğlu haddesallahu sırra üstazımız da biraz da garip selcesine mübarek başlarını önlerine eğmiş. Değil dağ taş, şu deniz orman vesaire zerrede bile Allah'ımız sanatını gösteriyor demiş. Zerrede. Üçüncüsü ve Salritüve taklidi imandır. İşte ana Müslüman, baba Müslüman, işte okuduğu okullarda vesairelerde ne yapıyor izah ediyorlar, o şekilde kulaktan dolma. Sizi sevindirici hale getirmek istiyorum, sevindirecek bir duruma. Bunu burada bitirmemiz çok zor olacak. İman, sıdk'l iman. İmanın kalitesi, derecesi, üstünlüğü, fazileti, kıymeti nedir? İmanın doğruluğu tam kalbe yerleşip de sükun bulması nedir? Eptavimu lillahi Teala.
Allahu zülcelal'e onun emirlerine bambaşka bir sadakat bağlılık, amkha emri ilahiyi yerine getirelim. Geçen bir kardeşimiz burada. Herhalde meşguliyeti mi çöktü neyse ikindi namazını bize kıldırdı. Sonra hemen cemaate döndü. Eyvah ben öğle namazını gecikmişim. Herhalde niyeti de öğle namazını diye Hayıflanmaya başladı ne tesbih çekiyor ne neyi diyor. Dikkatli bir kimse. Ben dedi öğle namazını ne yaptım dedi. Sonra düşündü dedi ki Elhamdülillah ben dedi öğle namazını kılarken birinci rekatta Sonra aldı. Bunlar nedir? Allah'ımıza tahzim içerisinde olanlar. Bizim dedelerimizden birisi. Hep kardeşlerimiz köylü. Çok. Böyle harman işleri ile meşgul şimdiki gibi bu işleri gören vasıtalarda yok. Dört günde bağlıyor. Dört günde uğraştığını ecdadımızın dört günde kaldırmışlar şimdi.
O zor şartlar altında gecelerde kısa yol olmuş, yatmış, bakmış ki güneş tam göğsüne bakmış ki güneş tam göğsüne isabet etmiş. Öyle bir feryat etmiş ki bunu anlatırken kırk yıldır sabah namazını kaza ediyorum, Allah'ım beni bağışlar deyip bağlıyormuş. Bu nedir bu? Bu ne olacak? Ettahli mülyillah Allah'a tahsindir. Bunu şimdi genişleteceğiz biz. Resulullah'a olan ikram nedir? Zaten Türkçesine gönderirim onu. Tevdeyir edeceğiz. Onu anlam adına Türkçe'de bulan varsa etsin. Onu her zaman en güzel şekilde takdirle yad etmeyesiniz. Allah ona en güzel şekilde yad ediyor. Ya iuhen nibi diye yad ediyor. Nedir efendim? Sıdgul iman. Imanın sadakati gönlümüzde yerleşip sükun bulup artık rüzgar mıdır, sel midir, ne olursa olsun hiçbir maniha, hiçbir engel bunu ortadan kaldıramıyor. Ne yeni nesil artık yerleşmiş. Eptailimu lillah, Allahu zülcelal büyük bir tazim.
Öyle olmasa ve onun tazim etmemiz gerektirdiği kimselere, mesela İmam-ı Azam Efendimiz hasta. Doktor diyor ki ayağınızı uzat, doktorun dediği tarafa değil de tez istikamet. Ama efendim bir şeyim var. Ayağımı uzatmamı emrettiğiniz tarafta hocam Hammad Hazretlerinin evi var. Değil onun şahsiyetine dokunmak, değil onun namusunu rencide etmek, değil onun kıymetini yerle bir etmek, şöyle dursun evine karşı da dahi diyor ayağımı uzatmaktan haya ederim diyor. Bizim memleketimizi bir öğretmen geldi. Şimdi haberimde alıyorsun. Bir de sağdıç bir kardeşimizdi evine misafir attı yatağa ittim diyor. Gözüme baktır diyor. İşte Rabb buyrun dedim diyor. Böyle bakıyor diyor. Ne tarafa serdin yatağa baktırdi diyor. Hacı Hasan efendimizin mahallesine doğru serdin abi diyor. Ne münasebetim var. Ne münasebetim var. Ne münasebet olmayacak. Halkta yok olmuş bir kimse.
Ona karşı yapılan yanlış bir hareket Allah'ımıza harp ilan etmek demektir. Allah ona harp ilan eder. Belli olmaz ama öyle bir çubuk hazer ki kendisine, Eyvahtır ama işlenir, biter. Hazreti Hamza radiyallahu anh efendimiz şehit olunca Efendimizin mübarek dillerinden bir söz çıkıyor. Keşke Fatıma'nın radiyallahu anh'ı devesine tekme bulmasaydı. Eptabiimulillah Rabbi zülcelal için artık bunu bu harfi celle ifade etmek suretiyle içerdiği manalar bitmez. Habibullah'ın Allah'a tazimini, enbiyanın tazimini, Evliyaullah'ın tazimini, nasıl anlatacağız? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin emri ilahiye olan riayetinin, dikkatini, ona muhalefetin cezasını ifade buyurmasın. Ta Bedir'den irtihaline kadar Allah'ın yolunda cihad için ne yapmış kılıcını kılına bile sokmamış Allah'ın Resulü. Mısır dikkat etmiş. Ettahu limü lillah. Bunun meyvesi nedir? El hayyau minallah.
Cenabı Hak'tan haya etmek, utanmaktır. Rabbimiz yolunda muvaffak kılsın.
Kaynak: Genel
İman ve Tazim Allah'a ve Peygamberine Saygı | Mihmandar