İman ve Takva Yolunda Kalp Nurunun Girişi kaydında Elhamdülillahi vahde ve salatü vesselam alaemenle nebiye bade. Biz neden iman konusunu işliyoruz derken Hucurat suresinde onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi. Bu çok acayip bir iş. Şimdi Kelime-i Tevhid'i okuyor. La ilahe illallah Muhammedur resulullah ama iman kalbine girmiyor. Bu ne demek? Esselamü'ne. Cenabı Hak…
Elhamdülillahi vahde ve salatü vesselam alaemenle nebiye bade. Biz neden iman konusunu işliyoruz derken Hucurat suresinde onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi. Bu çok acayip bir iş. Şimdi Kelime-i Tevhid'i okuyor. La ilahe illallah Muhammedur resulullah ama iman kalbine girmiyor. Bu ne demek? Esselamü'ne. Cenabı Hak onların kalplerini takva ile deniyor. Biz şimdi takva ile ne yapıyoruz? İmtihan olunuyoruz. Efendimizin bir Hadis-i Şerif'i var. Onu size arz edeyim. İman kalbe girince ne olur? İman gönle girince. Kalbe nur girdiği zaman, şimdi Allah'ımız Onların kalplerine imanı yazdı. Burada imanın kalbine yazılması nasıl olur diyeceksiniz. Bunu da müfessirine izam efendilerimiz şu şekilde el almışlar. Birincisi, bu imanın kalbine girdiği kimseler, girdiği kimseler Rabbi Zülcelal'imiz, onların, bunlar kimdir? Bunlar Sıddık'yı yık. Peygamberliğe bir makam kalıyor.
Peygamber olamaz. Katlice. Mümkün değil. Amma velakin çok yüksek bir makamda, velayetin üst kısmında. Şimdi surası var küçük velayet var. Ondan sonra büyük velayet var velayet Kübra. Bir de velayeti ulya var. Çok yüksek. Bunların kendi arasında da derecesi var. Mesela peygamberlerin bile kendi arasında derecesi var ama peygamber. Yani genel bir Nebi'dir, Resuldür. Amma velakin kendi aralarında bir dereceler var. Evliyaullah'ın da kendi aralarında dereceleri var. Şimdi büyüklerimiz gerçekten çok prensipli ve dikkatli oluyorlar. Çok prensipli ve dikkatli. Sami Efendi Hazretlerine üstadımız bir çanta hazırlattılar. Çanta öyle bir güzel ki bir tarafına bir bal peteğe girdiriliyor. Bir diğer tarafına da aynen. O şekilde bir çanta gibi. Allah'ımız onlara hem aklı maat, ahiret ilmini, ahiret aklını veriyor. Hem de aklı maaş dünya aklı da var. Bu ikisi bir gider zaten.
Şimdi o çanta Sami Efendimiz hazretlerine hediye olarak bal konulmuş. Götürürken elimden aldı. Biz o zahmet çekmesin diye götürelim derken aldı ama çok ciddi. Bu yol ciddi yetiştiriyor. Öyle bir ciddi ki gözümle görüyorum. Bildiğim üstadımız bir değişti ama şekil, şemail, yürüyüş, bir vakar hali zuhur etti. Onu ikinci bir ziyaretinde de gördüm. Sami Fen Hazretlerinin, Kaddafi Sallallahu Aleyhi Sırra bahçesinde oturuluyor. Tabi bir sıra bekleniyor görüşmek için. Oturdular. O oturuş şekli insan baktığı zaman büyülenmemesi mümkün değil. Mekke'de dışarıdan gelen kimselere Mekke'nin azgınları yollara dururlardı. Aman ha bilmeden gelirler de Efendimize iman ederler diye Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok teyakkuzda bulunurlardı. Teyakkuz halinde bir tanesi geldi. Hemen toplamda dediler ki burada atalarının dinini terk eden birisi var. Sakın ha yaklaşma diyorlar da diyorlar.
İman ve Takva Yolunda Kalp Nurunun Girişi ne anlatıyor?
İman ve Takva Yolunda Kalp Nurunun Girişi kaydında Elhamdülillahi vahde ve salatü vesselam alaemenle nebiye bade. Biz neden iman konusunu işliyoruz derken Hucurat suresinde onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi. Bu çok acayip bir iş. Şimdi Kelime-i Tevhid'i okuyor. La ilahe illallah Muhammedur resulullah ama iman kalbine girmiyor. Bu ne demek? Esselamü'ne. Cenabı Hak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Derler ya innel beyane sihrun sözde sihir vardır. Kulağına pamuğu tıkadı. O kadar tesir etti ki aman ha sesini de duymayın ki. Fakat Kabe'ye girdiği zaman şöyle bir kimse gördü. Oturuşu bir başka. Cismaniyeti daha bir başka. Böyle bir farklılık gördü ama çok büyük bir farklılık gördü. Aynen Abdullah bin Selam gibi. Bir Yahudi alemi. Efendimizi görünce Sallallahu Aleyhi ve Sellem vallahi bu yalancı yüz değildir. Derhal iman etti. Allah'ımız hidayet çözülmüş. Oturuş başka, bakış başka. Dedi ki ben şair bir adamım. Kulağından pamukları çıkardı. Efendimizin de yanına düştü. Efendimiz okuyorlar. Fatiha'dan sonra zammı sure diyoruz ya ihlası okuyor veya başka bir sure okuyor. Dinledi dinledi. Tabii onlarda şiir çok ileride. O çöl ve o hava, o durum, o çevre onları buna da itiyor. Mesela bir devenin topuğu ile tabanı arasına yüz beyit yazıyor.
Öyle bir kabiliyet var ki işte bunun için Cenabı Hak Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ı Kuran mucizesiyle gönderdi. Şimdi yedi tane Sebai Mualdeka var. Şairin şiirleri Kabe'ye asılıyor. Ama çok muazzam. Onlardan bir tanesi böyle otururken kız çocuğu geldi. Kız çocuğu Ayet-i celileden bir bölüm okudu. Esselamle. Ey arz suyunu yut. Ey sema suyunu tut. Bunu duyunca kızım dedi bunu nereden işittin? Hali anlattı aleyhissalatü vesselam efendiler olduğunu. Ne kadar şiiri varsa yırttı. Dedi ki bunun karşısında bir şiir söylenemez dedi. Evliyaullah'ın hakikati de böyle. Bizim gönlümüzde bir açıklık olmadığı için nefsime söylüyorum, göremiyoruz. Göremediğimiz için biz normal zannediyoruz. O normal halin içerisinde yaptığı vazife çok büyüktür. Şimdi baktı ben dedi şair bir adamım. O cemal, o güzelliği görünce kulağından pamukları çıkardı. Şimdi biz bir şeyin suretini görüyoruz. Siretini görmüyoruz.
Mesela çokça Kabe'ye giriyoruz. Efendim o belki Kabe'ye gitmiyor gibi görünür ama ben biz onun suretini görürken o siretini görerek yapar. Ne biliyoruz? Onun geceleri orada nasıl bulunup bulunmadığından haberimiz var mı bizim? Bir kardeşimiz anlatmıştı. Gece diyor geldiler. Haydi beraber gidelim. Öyle gelişleri kapıyı tak açacak. Ondan sonra haydi gidelim değil o. Rüzgarın esişinden bile böyle ılık ılık, esişinden bile daha hafiftir o. 0 yaşayanlarımız bilirler onu. Baktım diyor çıplak ayaklar. Kabe'yi dönüyorlar. Efendim çokça gidiyoruz güzel. Ama böyle gidişi Cenabı hak bizlere ihsan buyursun. Nasıldır derseniz, böyle tabii büyüklerimiz anlatıyorlar. Saat birden sonra, fazla geçmesi saat birden sonra böyle zamanın imamı geliyor. Zamanın imamı. Yalnız öyle bir hassas ki şu ağız kısmını bile bir kaşkol diyelim onunla muhafaza ediyor. Şu dünyanın masivanın tozu bile girmesin diye.
Öyle yerde ne de tavaf yok cismi yerde. Beytullah'ın üstüne artık Rabbi Zülcelal'imizin ihsanı bir örtü açıyorlar. Üstünde namazını gidiyor. Şimdi demek ki esrarına vakıf olamadığımız kimselerimiz beden olarak burada bulunuyor ama ruhen ulvi bir alemde. Kuran-ı Kerim'de bir ayeti celile var Tevbe suresinde. Biliyorsunuz Hazreti Ka'b, hilal ve Mirale, bunlar Tebük Seferi'ne katılmayınca selamlar kesildi. Daraldılar Cenabı Hak öyle buyuruyor. Yer genişliğine rağmen onları yer sıktı. Ayet-i celile belki bunlar hakkında inebilir ama geneldir. Herkesi içerisine alır. Hepimizi içerisine alır. İnsanın daraldığı an olur. Bunaldığı an olur. Fakat onlarda bu olmaz. Neden olmaz derseniz İbni Receb ve Hanbelliği bunun hatta tefsiri de var. Eserinde buyuruyor ki dağın başında bir kimseymiş. Bir tanesi onun yanına varmış.
Demiş ki burada yapayalnız nasıl duruyorsun bir arkadaşın da yok deyince hayır hayır ben yalnız değilim. Ene celihsu men zekarani. Cenabı hak ben beni zikredenle beraberim. Şimdi Mecnun dağın başında bunaldım diyormuş. Demişler ki oğlum bunalacak ne var? Güzel rüzgar esiyor dağın başında. Demiş ki leylam'ı kucağıma verin de beni kabre sokun demiş. Bunlar Allah'ımızın sadık kullarını kendisine dost edinmiş, leylaları o. Habibullah ona Sallallahu Aleyhi ve teala olmuş. Allah'ımız ona dost olmuş. Bu neden daras? Bir gün Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allahü Zırra, çok böyle beş yüz, bir yüz ve neşeli görünür. Kelimei muhteremeleri sorarlar. Efendim sizde bir fevkaladelik var. Nedir deyince kızım senden önceydi. İbrahim Aleyhisselam geldi. Onunla hoş bir sohbetimiz geçti. Daralır mı? Bunalır mı? Daralan bu cisimdir. Ruhumuzun daralması bu bedende hapsolulmasıdır.
Bunun için Mevla anamız buyuruyor ki bu beden kafesinden bir kere çıkın. Eğer vakit geçmezse size bir kuş misali vermek istiyorum. O da şu. Adamın biri Hindistan'a gider. Orada ticaret yapar. Giderken hanımına, çocuğuna, çoluğuna bir isteğin var mı hanım? Yavrum sen ne istiyorsun der. Bir de kafeste kuş var. O kuşa da latife olarak mı yapar? Neyse. Senin de bir isteğin var mı deyince benim halimi oradaki kuşlara arz ettirir. Neyse diyenlerin bütün hediyelerini getirir. Orada o tipten olan tuti kuşu onlara da söyler orada o cinsten olan kuşlara. İşte bir kuş var kafeste. Benim halimi onlara arz et deyince ağacın üzerindeki bir kuş böyle pat yere düşer. Gelir durumu anlatır. O kuş da kafesteki kuş da Kürt diye yana devrilir. Sonra kafesin kapısını açar. Pencerenin önünde biraz hava alsın derken pır uçar. Buyuruluyor ki şu beden kafesinden çıkın. Rabıtanızı güzel yapın.
Murakebenizi güzel yapın. Oyalanmayın şu dünyada. Ruhunuz için öyle alemler var ki birinci kat semayı geçersiniz. İkinci kat semayı geçersiniz. Yedi kat semayı geçer. Arş-ı Azam'a kalbinizi açarsınız. Şimdi bir vakar içerisinde Sami Efendi Hazretleriimize gidiyorlar. Giderken bir söz söylerler. Efendim Bayezid makamında, efendim Cüneydi Bağdadi makamında diye onun kemalatını ifade ediyor. O anda beraber olup oturduklarını anlatmak çok güç. Bunu yaşamamız gerekir. Efendim onlar Müslüman olduk dediler ama kalplerine iman girmedi. Bu nasıl oldu? Bununla tamamlamış olalım. Kalbe nur girdiği zaman Kalbi tarif edilmez şekilde genişler. Artık dünya bir buğday tanesi kadar dahi kalmaz. Bak şu uçsuz bucaksız dediğimiz dünya. Onun yanında bir buğday tanesi kadar dahi kalmaz. Bak siz üstadımızı çok dinlediniz. Bizim gibi dinlediyseniz bir şey anlayamazsınız.
Eğer bu günahkar gibi dinlediyseniz hiçbir şey anlayamazsınız. Fakat gönül kulağıyla dinlenmişse çok şeyler söyledi. Mübarek elini duvara götürerek ah bu duvarın arkasına bir geçebilsek dedi. Bu ne demekti bu? Bu esamre vesariu ile mafiratim mir rabbikum ve cennetin arduhas semavatu vel art. Ruitdetil muttakin. Şu anlattığımız husus ancak muttakilere vaat olunan bir nimettir. Bizim gibi gelişigüzel hareket içerisinde olan değil. Çünkü bizim gibi insanlara şunu derler. Bildikleri ancak bu kadardır. Çünkü öteden haberimiz yok. Neyi söylüyordu? Ruhun mekanını söylüyordu. Daha bir ötesi var mıydı? Hiç olmaz olur mu? Sırrın da mekanı vardır. Şu bizim letaif dediklerimiz hepsi bir velayetin işaretidir aslında. On sekiz bin alemin bir havanda dövülüp insanın kalbine konması demektir. İnfesaha ve inşeraha genişler. Demektir.
Ve inşeraha, genişler, galüfe me alametüzzalik ya Resulallah, kalbin genişlemesinin alameti nedir ey Allah'ın Resulü? Ebedi olan alemle artık alışverişin içerisindedir. Onlar için bu dünyada olmuş, olmamış hiç farkı yok. Bu da bir ayrı konu çok uzun sürer. Tamamen orayla bir münasebetin içerisindedir. Şu aldatıcı olan dünyadan artık sıyrılmışlardır. Gönül olarak sadece cisim olarak bulunmaktadırlar. Kabre girmeden önce o kimseler ölüm için, ahiret için hazırlık yapmışlardır. Velhamdülillahi rabbil alemin, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehl-i n ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına el-Fatiha.
Kaynak: Genel
İman ve Takva Yolunda Kalp Nurunun Girişi | Mihmandar