Semamet ve arzı sizin hizmetinize verdi buyuruyor. Belki çokça duydum, hocamızın Nillisi. Ben diyor dil olarak tam hesap edemem ama otuzdan aşağı değil diyor. Uyuyamıyorum gece diyor, bir ayeti celile beni uyuyor. Şimdi bu ayeti celile bize inşallah sizin de dualarınızla baştan bize tesirini Cenabı hak yutup buyursun, uyutacak gibi değil. Evet, biz dünyayı da şemi ölçüler içerisinde yaşayacağız. Gayri vazifelerimiz her şeyi çünkü Risale-i Nurradını. Dünyada da iyilik istiyoruz, ukradını. Bu dünyadaki iyilik çeşitli şekilde izah buyrulur. Mesela Hasarı Basri'yi kalpte savunma ve sırra hazretleri, saliha bir hanım diye ifade eder ve bunun yanında çok gülüşte mevcut Fakat burada asıl bizim yoğunlaşacağımız husus şu. Biz dünyanın dışında değiliz. Dünya bizimle beraber gül yediğimiz elbise dünya. Sabah kahvaltı yaptık o dünya.
Neyse artık evimiz, parkımız, işimiz, birimiz hep dünya bunları bir kural dahilinde devam ettirmek. İşte asıl bizim çokça düşüneceğimiz bu. Her şeyi bir kural bu kuralı bize kitabı hakiminde ne güzel ifade buyuruyor. Yaş ve kuru ne varsa onu zikrettik. Zikretti. Hiçbir şeyi eksik bırakmadık bunu Rabbimiz buyuruyor. O zaman bize çok hamd ve şükürler düşüyor. Allah'ım sana hamdolsun ki biz Belki sıra değişmiş, olabilir. Allah için birbirini ziyaret edenlere, Allah için birbirlerindeki ikram edenlere, için birbirimize ikram etmez. Ziyaretimiz sadece nasılsın? İyi misin? Ne var ne yok? O tührahat mı? Nasıl ilgileniliyor mu? Şöyle oluyor mu? Şöyle oluyor mu? Değil. Ziyaret iyilik ve takvada yaygınlaştı. İyilik ve takvada yaygınlaştı. Bunun yanında bizlerimize ne yapıyoruz? İkramda bulunuyoruz. Bu bizim maddi ikramımız olabilir ama bu manadan kaynaklanır. Asıl ikramımız nedir bizim?
Görürdendir. Biz eserinin eski büstülerinden bir kimse geldi. Ruhu şad usul İbrahim Çelik diye çok müthahhid, çok Rabbimizden korkardı. Müştülüğe ait, müştülüğe ait arabayı şahsi işlerinde kullanmazdı ve kimsede de giymek giymezdim. Böyle çayı termosunda, yiyecekleri içecekleri kıyirdi, zeytindi neyse hazır vaziyette yemek yediği yerlerden birisi üstad-ı ailemizin halinde-i saadetleriydi. Böyle mutakiydi. Mesela son zamanlarında Parkinson hastalığına tutundu, yürümekte çok zorluk çekiyor, kimseye elini değdirmedi. Öyle Allah'tan korkan bir insandı. Biz diyoruz ki tarikatı aliye işte bu saydığımız hususlardır. Yoksa bir şeyi kamile varmışız. Efendim ben de ders almak istiyorum, bu değil işte. Ders aldığımız kimse vasıtasıyla Mevlamızı bulmaktır. Esas bu. Şimdi bunlar tabir caizse bir merdiven gibi. Hazretleri, sırra bizi geç, Allah'a dön diyor. Bizi geç, Allah'a dön.
Şimdi derslerinizi görüşmek çok isterdim. Tek tek de bu hatırımızdan çıkmasın inşallah döndüğümüzde tek tek görüşelim, çok önemli. Bazen soruyoruz rabıta nasıl? Efendim diyor rabıta yapmakta çok zorlanıyorum diyor. Yapamıyorum diyor. Bu nedir? Bu Bu artık üniversite yüksek okullarda okuyor, buna liseye dönmek, ortaokula dönmek, ilkokula dönmek gibi zor gelir. Şimdi düşünelim, lise çağındaki bir dövenci ilkokulda okumak istemez. İlkokulda okumak istemez. Olacak bir şey değil. Buradan övün. Eğer gönlümüzde muazzam bir açılma varsa onu tarif edemeyiz. Bu gönüldeki açıklık sadece bir hadisi kutsi Rabbi zülcelalimiz beni ne yer aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldığı durumu yetmez bize? Kamil müminin kalbi aldı buyuruyor, Rabbımızın muhabbeti bu. Ne oluyor? Bu seviyeye gelince rabıta yapamıyor. Bunun için diyoruz ki aldığımız kimse vasıtasıyla Mevlamızı bulmaktır.
Asıl, yoksa kendilerinde tutmak mı hiç demezler zaten? Onların arzusu, isteği nedir? Aman ha ileriye doğru yürüsünler, ileriye doğru yürüsünler, adım atsınlar, mevlayı tutsunlar, bunu iç dediler. Biz nimet olarak Allah'ımız Lokman suresinde geçen ayeti celilede misal. Allah'ımız bizi maddi ve manevi nimetlerden doylamıştır. Maddi ve manevi bütün nimetlerle doylamıştır. Bize düşen nedir? Bize düşen her nimet bir kuvvet arşindedir. Her şeyin nesi vardır? Her şeyin bir çalışma ve gayret neticesindedir. Cenabı hak bunu genel ifade edilecek olursa ashabıyla her şey bir bedel karşılığındadır. Bunu demek istiyorum. Her şey bir bedel karşılığındadır. Mesela velayeti anlatırken şunu söylüyorlar. Büyüklerimiz kişinin diyor bel kemiği kırılıncaya kadar azap duymadıkça erişemez. Beni kırılıncaya kadar, demek ki kolayına değil, bir bedel ürünüdür.
Geceleri teveccühlerle, rıza-yı ilahiyi kastederek, gündüzlerini ibadetle, taatle, zikirle, cihatla, tebliğle, davetle Allah'ın yoluna insanları çağırmak suretiyle bir bedel ödüyor, bir gayret gözlerini, malıyla bedel ödüyor, malını feda ediyor. Oğlunu, kızını, her şeyini Allah'ın yolunda feda ediyor. Üstadımızı bir feda için söyleyin isterseniz. Birisine dedi ki şu noktalara gelmezsen sana kırılırım. Eğer şu noktalara gelmezsen birisine dedi ki şu noktalara gelmezsen sana kırılırım. Eğer şu noktalara gelmezsen bunu umuma teşbih edecek olursak onların istediği bizle Mevla'mız başka bir şey değil, ona ulaşma ve dikkat edelim, dikkat edelim. Aramızda biz eğer çok samimi olursak, muhabbetli olursak, aşkımız, sevgimiz, ilahi olacak olursa mikrop diye bir şey varılmaz. İyi samimi olalım, iyi muhabbetli olalım. Bu mikroplar iki şekilde girer. Bir, şehevi yoldan girer.
İkincisi, üstazını kötü göstermek suretiyle girer. Neredir bunun kaynağı? Kaynağı bizim deverinde tombaktan hacı anne efendi. Gönül ehli bir insandı. İhvanda şeytan diyordu bu yoldan giriyor. İnsan şeytanları da bu yoldan giriyor dikkat edin diyor. Bize Allah'ımız maddi ve manevi nimetler vermiş. Manevi nimetler nedir? Elhamdülillah Müslümanız. Tarikatı adiye inşallah şartlarına dikkat ederiz. Daha saymak da bitmez kitabı kerimdir. Rabbi zülcelalimizdir. Ona kul olmaktır. Bunun yanında maddi olan nimetler semavat ve arz insanoğlunun hizmetinde. O zaman bunu düşünen bir kimse de üşenmedir, tembelliktir, gaflet, bunların hiçbirisi olmaz. Canını bu yola koy. Feda eder canını. Ashabı Kiram'ın her defasında Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizi bölüşünde söylemiş olduğu söz gibi, demesi gibi. Biz bu bedeli nasırt diyeceğiz.
Başta bizim her şeyin bir sebebi olduğunu, her şeyin bir gayesi olduğunu, bizim de bir amacımızın bulunması gerektiğini Rabbimiz buyurur zaten Kuran-ı Kerim'de. Din Allah'ın oluncaya Şimdi biz kardeşlerimize hep duydunuz ki bir kere bunu kafamıza da gönlümüze de her yere yazan, hep bir reklamda bile görüyorsunuz, yazmadıkları bir dilek yok. Biz bunu gönül dileklerimize, ruh dileklerimize, sır dileklerimize, beyin dileğimize gönülümüze yazacağız. Bu din İslam nasıl hakim olacak? Biz de bunun için nasıl gayret göstereceğiz? Yememiz, bitmemiz, yapmamız, uyumamız, kalkmamız, mesleğimiz her türlü vazifemiz de bu olsun. Biz bu dinin hakimiyeti için ne yapıyoruz diye. O zaman ömrümüz zayi olmaz. Hayatımızı zayi etmemiş olurlar. Bu oturuyor Ravzai Pakinebi'de dedi ki bunun imkanları çok onların. En güzel yerlerde de kalabilirler, imkanları pek çok. Dedi ki buraya gelsen ama bu samimi bir insan.
Bunu diyen samimi bir insan. Ben dedi bu güzel beldelere gezsem ve ahırda yatacağım dedim. Abdülhamit sultanımızın geldiğinde kaldığı yer bir merdivenin altıdır, bir merdivenin altı. Onların gözleri şu saray bu bir şu bu rahatlık değil. İzrimizin rahatlığını ön plana almışlar. İslam'ın güzelliğini ön plana almışlar. Bizim yapacağımız Allah'ımız kitabı Kerim'in de böyle ehadisi Muhammediye'den malum. Burada genç kardeşlerimiz yoğunlukta şunu yapsınlar, yapalım. Bir kere hangi gencimiz olursa olsun mesleğine göre mesleğine göre dinimize nasıl hizmet eder ve şimdiden yoğunlaşırsın. Hangi ve şimdiden yoğunlaşırsın hangi meslekte uzman olabiliriz? Hangi iş olumsuz, ziraat mı, bir köylü mü, bir çiftçi mi? Çiftiliğinde en üstünüz. Olsun. Ondan sonra bakkal mıyız? Bakkallığımızda en üstün olanı ticareti hak ve hukuka uygun bir şekilde yapar.
Her şeyiyle ve bunda da düşüneceğimiz dinimize nasıl bir hizmet edebiliriz? İslam'a nasıl bir hizmet edebiliriz? Şuradan arttırdığımızdan bir kısmını bir tarafa koyup dinin bilası için, yücelmesi için ne yapabiliriz? Derdimiz bu olacak. Böyle olursa bizim haccımız hac olur, umremiz de omre olur. Yoksa kendi şahsımızdan diyorum yetmiş üçten beri gelmişiz, bu gelmek bir şey olur değil mi? Burada bir şeyler alabilmek mesela. Pakistan şairlerinden Muhammed Ekber. Rahmetullah Ali. Sizin diyor buradan götüreceğiniz zaten kimse bir şey almıyor Alıp da Çin malı mı alacak? Taylan'ın malını mı alacak? Ayakkabılarının altında efendimizin ismini yazıp ona hakareti düşünen kimseler bunlar. Çok akıllı olacağız. Biz şöyle yapacağız. Üstat-ı halimiz Şam-ı Şerif'ten bir elbise almış bize. Demişler ki efendim eğer şu taraftan atsaydın elbiseyi çok ucuzdu. Burası ise çok pahalı.
O dediğiniz yerdeki satıcı Hristiyan buyuruyor. Bir Hristiyan. Girmedi. Kimi sarayda. Burası Müslüman, bana bu yer misin? Bizim mürşid-i kamil dediğimiz budur. Kardeşim sadece Ebrak ezkarle olmaz, seccade üzerinde oturmanın anlamı hep bunları kafamıza yerleştirip İslam nasıl hakim olur çünkü Türkiye çoğu net. Türkiye varsa var yoksa bu duruma geldik artık biz bunu siz bilirsiniz. Eğer memleketimiz varsa İslam var, yoksa tehdit var. Buna göre hayret edeceğiz, buna göre çaba göstereceğiz. Şimdi kardeşlerimiz hangi meslekte ise diyelim ki ne üzerine söyle? Tarihtir, diyelim coğrafyadır. Ne olursa olsun, hangi meslek olursa olsun o meslekte uzmanlaşacağız. Şimdi de şimdi en üstün olmayan. Bunu genel ifade edecek olursak Allah'ımız bize en üstün olmayı kitabı kelimede insanı ama bir de şartı var. Müminler oldukça en aleyhisiniz. Ne demek? Müminler en üstün demek, her noktada üstün demek.
İşte görüyorsunuz Müslümanların biraz parlaması, onların nasıl delili? Yahu bu senin memleketin malum yillarca gittiğimiz yer de belli, yolumuz da belli. Zaten Allah'ımız genelkine söylüyorum haber verirken batılları dalal diye geçiyor. Dalal, boş. Şimdi Müslümanlarda olan bir gelişme bir sıkıntı akışı. Allah'ımız ve bize Fetih suresinin son ayetinde müminlere haber verirken bir fidanla, bir tekinkiyle misal veriyor. Bir buğdayla misal veriyor. Bir başkasına misal veriyor. Sonra bu misali vermesin de Cenabı Hak kafirleri çatlatmak için buyuruyor. Biz ürünümüzle, Allah'ımıza bağlılığımızla şeytanı bir çatlatacağız. Nefsiyle çatlatacağız. Kalacağız. Ruhumuzu geliştirmenin çabasını, gayretini düşüneceğiz. İşte şu kadar tavaf yaptıydık, şu kadar güzel yapalım ama bu ibadet ve taatin bizde yapacağı tesirler çok iyi. Bir gayemiz olacak.
Şimdi dava adamı dendiği zaman bu kolay olmayacak, kolay değil. Bir kere biz nefsani arzu ve isteklerimizi isteklerimizi Rabbi Zülcelalimize feda edeceğiz. Onun emrine onun emrine bizim arzu ve isteklerimiz feda olacak. Ne demek bu? Esaret. Onlar dünya hayatını, onlar dünya hayatını tevcih ediyorlardı diyor. Diğer ayet cellilerde bakıyoruz. Rabbi zülcelal'imiz asıl hayırlı olan salih amellerdir diye buyruluyor. Geçerli olan da o. Yok diğerleri yok boş. Biz bu haberin içerisine nasıl gireceğiz? Orada nasıl bir taat yapacağız? Geçen bir şehir hatırıma geldi. Bunlar hep efendimizin himmeti olarak geldi. Böyle bir şiirle meşguldüm. Buyurdu ki ne yapıyorsun şiir, üzerinde durma. Çok dalgalandığın zaman yaz. Eğer dedim misal gelirsek önüne, onu kaydettim. Geçen şöyle bir kardeşlerimiz otururken bir düşünce hasıl oldu. Ne yapıyor? Gelinle oğulla evleniyor.
Evlendiği zaman bunların çeyizleri çeyizleri daha evliliği temin etmeden evlere hazırlanmış, evlerine çeyizler yerleştiriliyor. Mutfak, takımından tutun, tutulma, gruplarımıza her şeyi, yatak odasına her şeyi hazırlanıyor. Ondan sonra gelin ve ümit durur. Diyoruz ki cennet mi? Cennet iki şekilde. Birisi nimetlerin olduğu cennet, bir de manevi nimetlerin olduğu cennet. Biz biz cennete Allah'ımız holiyle üç verecek. Bunu demek istemiyorum ama misal bu şekilde. İkramı Cenabı hak. Diyoruz ki biz çeyizimizi önden gönderelim. Nasıl gönderelim? İmanla nikahlanalım, İslam'la nikahlanalım, böyle diyeyim de yanlış anlaşılmasın bir söz söylediğinde tarafa yayılıyor. Nasıl bunu söylüyor diye. Söylediğim söz kurbandır. Delil suresinden söylüyorum. Rahman suresinden söylüyorum. Vakıa suresinden söylüyorum. İnan bu dedikodulardan dolayı söyleyemez onu.
Ama siz bildik, beraberlik, böyle camdan birbirimize taşsak bu mikroplar bizim içimizde varılmaz ve varılmayacaklar. Çok samimi olacağız. Çünkü dostluğun üç tane işareti var hepimizin geçen. Bir, dostunun kıymetini yaptırdığımız, iki, ölünce cenazesinde var. Üçüncüsü çocuğunun, çocuğunun ihtiyaçlarıyla ilgili. Amelimizi taatimizi önden göndereceğiz. Ayeti celilesine ve diğer ayet celrelerden mevcut. Yaptığımız saatler önden ne olacak? Çünkü siz yaptığınız amellere göre cennetlere varis oluyorsunuz. O cennetleri biz ne yapacağız? Taatlerimizi de ama taatimizin halis olması suretiyle hazırlayacağız. Ne olur o zaman? Daha biz cennete girmeden önce çeyiz hazırlanmış, her şey dizilmiş. Ne oluyor? Melekler bizi kapıdan karşılıyor. Hatırlayabilsem Zümer suresinde ayetinde yalnız burada çok esaslar var, onu yaptığınız güzel amel derken bunu dört şekilde izah ile ulema kiralaması.
Bir bir haramlardan kaçmak, iki şüphelerden kaçmak, üç üç harama düşüren korkusuyla helalden dikkatliği olmak. Dört masiva Allah'tan gayret etti. Demek ki bizim genç ortamımız ve emrimiz mesela gençliğini istiyor. Yaşlanmayı istemiyor. Yaşlansak dahi bu Kastamonu'da bir amcaydı. Yaşı çok ileriydi. Sorgulardı ama yaşlıyım amca yirmi bir yaşındayım. Ne demek istiyorsunuz dedi. Çok yaşlıyım ama İslam'ın hakimiyeti için öyle bir gireyim ki dedi ben. Öyle bir gireyim ki dedi. Allah'ın izniyle kendimi bu yola feda etmişim, yirmi etmişim. Yirmi bir yaşındayım ben. Böyle hoca asasa, çiftçi meselesi yediden yetmişe hem dinimiz için koşacak. Bak gönlümüz nasıl açıldı şimdi rahat olduk elhamdülillah. Böyle dediğimiz zaman basit meselelerin, gelenin hepsi kapanır. Hepsi kapanır. Gözümüzü merdahaya dikeriz. Onun rızasına dikeriz.
Allah'ım seni razı edecek amel yapabiliyor muyum razı edecek amel yapabiliyor muyum derim. Benim bu biraz uzun. İkinci olarak hayatın her yönünde İslam'ın metodunu uygulayarak insanları Allah'a kul olmaya davet edeceğiz. Hayatımızın her anında İslam'ın esaslarını takip edeceğiz. Her işin. Şimdi buraya gelmeden önce ne yapıyor? Hacıbe, Umreci kardeşlerimiz ellerine kitapları alıyorlar. Nasıl dilama girilir? Nasıl işte Safa Merve'de koşuldur, bunları öğreniyorlar. Şahit olanları çok bizim hoca kardeşlerimizde bunu bilenler vardır. Efendimizin hala kabri saadetinin Beytullah'ta olduğunu söylüyorlar. Değiller. Daha çok neler neler buraya Mustafa mihri rahmetle yad eylesin, bütün geçmişlerimizi rahmetle yad edelim. Bu omurecileri getirmiş, ağlarlar dedi ki inan dedi hiçbir şey bilmiyorlar. Hiç.
Geçen geldiğimizde böyle din adamlarından, birisi de getiren görevlilerine, diyor ki yapılan işleri bir örsektir. Neden bu talimsizlikten, bu öğrenmemekten ileri geliyor? Ama bir çifttiyse bunu öğrenmeyen çiftçiliği en ince detaylarına kadar biliyor. Her şeyini biliyor. Diğer bir meslek grubundansa biliyor. Mesleğine ait ne varsa ama bizim mesleğimiz kulluk mesleğidir. Bunu çok iyi bileceğiz. Hunluğumuzun gereği nedir? Onun için aman İslam ilmi hali, aman İslam ilmi hale diyoruz. Efendimizin zahiri batın inkişaf hali diye, inşallah tesirinde görürüz. Orada bile yazıyorum. Fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir uğran, sakal altı sualdir bu diye. Nasıl güzel söylenir. Bu ezberimize girer lebleniği olduğu için efendimizin sözleri hepsi güzel çok hoş ifade etmiyor. Biz kendi davamızın özelliklerini gösteren bir rahmet aynası olmalı mıyız?
Bir genç ortam olarak diyelim ki insanları bu yola davet ediyoruz. Şimdi bizim yapacağımız tezgahtar. Çok iyi bir tezgahtar olacak. Bakın iş yerlerinde tezgahtar, Türk olanlar tezgahtar bir iş yaparlı. Eğer kabiliyetliyse müşteriyi çekiyorum. İyi çekiyor efendim. Bundan adı söyleyecek yapacağını veriyor. Eğer tezgahtarlığı yapamıyorsak kimse uğramıyor, yap. Allah'ımızın yoluna davette çocuklarımızı, gençleri ne yapacağız? Sporları göstereceğiz ve bunda da programları demeyeceğiz. İşte teheccüd namazını kıracaksın, ondan şu, bu hep bu teheccüd namazını kılmasını bile ona uygun bir şehre getireceğiz. Çok kolaylaştıracak. Sabah namazından sonra tefsir hadis mi okuyacağız? Çok sıkılacağız ve can alıcı noktaları tespit edeceğiz. Onun ilgi alanına girecek yoksa dinlemez. Sporlarını işte çağımızda meşru olmak suretiyle işte buz üzerinden mi kayıyorlar, buz üzerinden mi spor yapıyorlar?
Bunu en güzel şekilde bilecek siz kimseyi tutamazsınız. Diyoruz, bunu çokça söylüyoruz, ilk çocuğu ancak on beş yaşına kadar getiririz, bundan sonra getiremeyiz, ne camiye gelir, ne sohbete gelir, ne de zikre oturur uçurur. Niye ihtiyaçlarını karşılamamışız bir gün? Biz genç ortamı kurmuşsak bu niyetle olur. Bir kere o ihtiyaçlarının yerine getirsin yaşlılarda bile bu var, yaşlılarda bile. Eğer bin sekiz Hatay'da şöyle bir spor tesisi çok güzelmiş, hem teheccüd namazı da kılacak, skill de yapacağız, arada denize de girilecek, kuma da girilecek deseniz, nefse insanlar anlatılmaz. İnsan da bu ihtiyaçtır, vardır. Bunu şerhi ölçüler içerisinde biz ne yapacağız, yerine getireceğiz. Şu bir bileceğiz. O yavruyu nasıl çekeceğiz, bunu bileceğiz. Bir avcı nihayet. Onları küfrün elinden kurtarmanın avcısı olacağız. Yoksa hep helak olacak. Görürsünüz genç, hiç almadın.
Şimdi gördüler üç beş kişi, bununla değil, eğer genel bütün düşünecek olursak bir yemeğin içindeki tuz kadar bile değil ama Allah'ımız o tuza iltifat buyuruyor ashabler. Allah'ın izniyle nice has topluluklar çok toplumlar kanepe çağırmıştır. Bir de şu kardeşlerimiz hatırımızdan çıkarmayalım, kimseden bir beklenti gibi olmayalım. Biz kendi imkanlarımızı ortaya koyalım. İşte bu hadebi, oradaki zulme uğrayan kardeşlerimize belki hepsini demiyorum, çok varlıklı olan insanlar zerre vermezken, ilkokul çağındaki çocukla annesinin babasının ilkokul çağındaki çocuklar annesinin babasının verilmiş olduğu açlıklarla yardım ettiler. Biz kendi imkanlarımızı koyalım, biz kendimizi bir kere eda edelim, ondan sonra Cenabı Hak lütf edecek ihsan gelecektir. Bizim dikkat edeceğimiz hususlardan birisi bir kere bir kere karşımızda içte nefis ve şeytan durmuyor. Bunun yanında insan şeytanları da durmuyor.
Her türlü planı uyguluyorlar. Biz de Allah korkusuyla çarpan bir kalp ile Allah korkusuyla çarpan bir hal ile Allah korkusuyla çarpan bir hal ile dava adamının varlık ve sağlık sebebi ise davanın bir kere dava adamı da davanın hayat ortaya bir esas Çalışmaya koyacağız ve bunda en önemli olan iki hususa dikkat edeceğiz, çok uzatmayın çünkü siz umre ne yapılacaklar. İki hususla tamamlayın. Bu hususlardan birisi şu. Bir, sabredeceğiz. İkincisi mültakiye ulaşacağız. Bundan hep İsa suresi veya Al-i İman suresinde yüz seksen altı olabilir. Yusuf suresinde de var. Bakarsınız hemen zaten genel olarak kayıttırırız. Sabırme takva, dediğiniz zaman çıkar. İki esas üzerinde kitabı kelimemiz çok duruyor. İncelediğimiz zaman görür, birisi sabır, bedava musibete sabır, ibadet yapmaya sabır. Üçüncüsü nedir? Günahtan kaçmaya sabır. Daha sonra nedir? Mütaki olma. Bizim başarımızın sırrımız. Anlatamam.
Allah muhafaza muvaffak versin. Geçimize uydurmasın, ayağımızı kaide kılsın Cenabı