Sevgili Cildinden İman konulu sohbeti sizlere aktarmaya çalışacağım. Allah'u Teala şöyle buyuruyor. Allah'ın ayetleri okunduğunda onların kalpleri artar ve onlar ancak Rab'larına tefviz-i umur ederler. İşlerini ona havale ederler. Ehl-i imanın kamilleri o kimseler ki, onlar üzerine farz olan namazı eda ve rızıklarından fakirlere infak ederler. İşte bu vasıfları taşıyanlar hak ve sadık müminlerdir. Onlar için Rab'leri katında dereceler vardır ki, hataları affolunur ve onlar için cennette rızık vardır ki, affolunur ve onlar için cennette rızık vardır ki o rızık onlar hakkında aynı ikram ve ta'zimdir. Yani kamil müminlerin haiz oldukları evsaf-ı aliyeden, yüksek vasıflardan birisi de farz namazlarını vaktinde ve şart ve erkanına riayetle eda etmeleridir.
Ve Rezzak-ı Hakiki olan Allah Teala Hazretlerinin kendilerine ihsan buyurduğu rızıklardan, zekat ve nafile sadakalarını fakirlere ve hayır yerlerine vermekten çekinmeyenlerdir. Allah Teala zikrolunduğunda kalpleri Cenab-ı Hak'tan havf eder ve ayat-ı celile tilavet olunduğunda imanları artar. İşte bu sıfatları taşıyanlar hakkıyla mümindirler. Onlar için herkesin ameline, haline göre dereceler vardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki: Cennette yüz derece vardır. Her derece arası yüz senelik yoldur. Hulasa, bir hakkın mümin olabilmek, Cenab-ı Allah'tan korkmak, Kuran okundukça imanın ziyade ve kuvvet bulması ve Cenab-ı Allah'a tevekkül ve tefviz-ü umur etmek, işleri ona havale etmek ve farz namazları eda etmek ve zekat vermeye tevakkuf ettiği bu ayet-i celileden çıkarılmaktadır.
İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan rivayete göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını tamamlamış olmaz. Allah'a tevekkül, işlerini Allah'a havale, Allah'ın emrine teslimiyet, Allah'ın kazasına arısa Allah'ın imtihanına sabır. Bir kimse sevgisini ve buğusunu, vermesini ve engellemesini halisan Cenabı Allah rızası için ederse, tahkikan imanını kamil etmiş olur. Nefsin için sevdiğin hayrı tüm insanlar için de sev ki kamil mümin olursun. İman-ı kamil kalp ile marifet, lisan ile ikrar, aza-yı cevarih ile amel eylemekten ibarettir. Yalnız amelsiz iman kafi değildir. Yani ameli azaldıkça imanı da zayi olur, kaybolur. İman kavil ve ameldir. Yani söz ve davranıştır, artar ve eksilir. Yani herkesin imanı amel ve ibadeti nispetindedir. Cenab-ı Allah amelsiz imanı ve imansız ameli kabul buyurmaz.
İmanla İman ne temenni ve arzu ile ve ne de zahirde kendini kavlen ve fiilen salih kimselere benzetmektir. Velakin müminin imanı öyle bir şeydir ki kalbinde yer tutmuş ola ve amel ve ibadeti de onu tasdik eder. Ayet-i kerimede Kim bir mümin olarak iyi amel ve hareketlerde bulunursa, o ne kötülüklerinin artırılmasından ne de iyiliklerinin eksiltilmesinden endişe etmez. Cenabı Allah, edip de iyi amel ve hareketlerde bulunanlar buyurmuş imanın şartı sıhhatini amelde kılmıştır. Dolayısıyla amelsiz iman tekem etmez. Amel ile iman birbirinin lazım-ı gayr-ı müfarıkı gibidir. Yani ayrılmaz bir kısmıdır. İnsanların tamamı mertebede eşit olur mu? Elbette olmaz. Zira o kimseler ki Allah Teala İslam'ı kabule kalbini ve vahşi kıldı, geniş kıldı, nurlandırdı. O kimse Rabbinden hidayet üzerinedir. O büyük azap da zikri ilahiyi işitmekten kalbi katı olanlar içindir.
İşte kalbi katı olanlar açık bir dalalet içindedirler. Cenab-ı Allah, İslamiyet'i kabul eden müminlerin kalbini genişletip hidayet nurunu kalbinde parlatır, tecelli ettirir. O nur sebebiyle inkişaf-ı taam ve kemal-i yakın husule gelir. Buna mukabil o kimseler ki kalbi zikrullahı işitmekten ve zikri haktan mahrum kalarak zulmet ve kasvet-i kalbe duçar oldular. Onlar için de veyl helak vardır. Bu ayet-i Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz okuyunca huzur-u risalette bulunanlar sordular: Kalbin inşirahı nasıl olur ya Rasulallah? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem marifet-i ilahi kalbe girince kalbin kapısı açılır, genişler buyurunca, buna alamet nedir, dediler. Buyurdular ki, buna alamet dar-ı ahirete tedarik üzere bulunmak ve ölüm gelmezden evvel hazırlanmak ve lüzumundan fazla dünyaya rağbet etmemektir.
Abdullah bin Mesud radıyallahu anh'dan rivayet olunmuştur ki Cenab-ı Hakk'ın zikri güneşin balmumunu yumuşattığı gibi ehli imanın kalplerini yumuşatır. Nitekim ayet-i kerimede mealen Rablerine derin saygı göstermekte olanların, onun vaidleri, tehditleri karşısında ondan derileri ürperir, sonra da hem derileri, hem kalpleri Allah'ın zikrine yatışıp yumuşar. Yine mealen Allahu Teala göklerin ve yerin ziyasını vericidir. Yahut Allahu Teala gökler ve yer halkını hidayette kılıcıdır. Veya Allahu Teala gökler ve arzı nurlandırıcıdır demektir. Vacip Teala nurunun mümin kalbinde sıfatı acibesi ve şanı garibesi ne gibidir? Şu pencere gibidir ki, gayet parlak bir lur içinde bulunan bir siraç ve yanar lambanın pencere içindeki hali gibidir, buyruluyor ayet-i kerimede.
Çünkü müminin kalbi cesedin ortasındadır ki nur-u ilahiyle parlayan kalbin ışığı pencereden parlak bir ışığı etrafında ziya verdiği gibi ışık verir ve kalbi insanda ihsan-ı ilahi olarak bulunan nur-u ilahinin parlaması cesedi ihtiva eden azaları nurlandırır, aydınlatır. O hidayet nuru, o ışık kulların kalplerini aydınlatarak hayrı ve şerri hak ve batılı ayırmakla doğru yola sevk eder. Ehli hakikat müminlerin kalbindeki imanı bir ağaca benzetmişlerdir. Ebu Bekir Velrak rahimehullah, bu ağaçta yedi dal vardır ki, dalın birisi kalpte nihayet bulur. Bunun semeresi sıhhatü'l iradetır. Yani kul bununla bedendeki azaları ibadete sevk eder. Dalın birisi lisana ulaşır ki, semeresi sıdkı makal olup hayır ve söz ve ibadetle meşgul olmaktır. Dalın birisi de gözde nihayet bulur. Semeresi de sadaka ve ihsan eylemektir ve dalın birisi boğazda nihayet bulur.
Onun semeresi helal lokma yemektir ve dalın birisi ayakta nihayet bulur. Onun semeresi de cumaya, cemaate gitmek, haycüze koşmaktır. Dalın birisi de de nefis üzerine nihayet bulur ki, onun semeresi de şehevi duyguları terk etmektir demiştir. Ve ibadete rağbet ederler. İkinci kısım da imanları ahiret olanlardır ki, onlar iman zaafları nedeniyle nefislerini kötülüklerden men etmez ve hasenata ve ibadata ve taata rağbet eylemezler. Bunlar için hasret, nedamet, hüsran vardır. Neuzu billah. Nişanıdır, demiştir. Gönül katılığı, göz yaşarmazlığı, hayasızlık, hobi dünya, dünya için uzun endişe İmam Hasan-ı Basri rahimehullah'a bir kişi dedi ki, gönlümüz uyumuştur. Nasihat etsen de ola uyansa. Hasan-ı Basri dedi ki, keşke sizin gönlünüz uyur olaydı. Uyuyan kişi tez uyanır. Halbuki sizin gönülleriniz ölmüştür. Ölü uyanır mı? Derler ki, ey imam, bizi çok korkutuyorsun.
Dedi ki, eğer bugün korkarsanız yarın ahirette emin olasınız. Vay, o kişinin haline ki burada korkmaya. Nitekim Hadis-i Kutsi'de şöyle buyrulmakta. İzzetim ve celalim hakkı için kulumda iki emniyet ve iki korkuyu bir araya getirmem. Kalbin korkmadığı ya kalbin hastalığından veya ölü olmasındandır. Sevgili dostlar, İhsan Mektebi programımıza İman başlıklı sohbetle devam ediyoruz inşallah. Hatem-i Es'am kalp beş kısımdır demiştir. Ölü kalp, hasta kalp, gafil kalp, uyanık kalp ve deri kalp. Onlar iman etmezler. Habibim, sen ancak Kuran'a ittiba eden, uyan ve Rahman olan Allah Teala'nın gazabından korkan kimseleri inkar edersin. Sonra kalpleriniz katı laştı. Dalalette taş gibi katı oldu. Yahut taştan da daha şiddetli katı. Zira taşların bazısından sular, nehirler akar. Bazı kalplerde teessür, yumuşaklık olmadığı gibi taştan da daha katı olup asla Allah korkusu gelmez.
Bu gibi hasta kalplerde ölüm tehlikesine maruzdur. Hadis-i Şerif'te şöyle buyruluyor. Altı şey ameli yok eder. İnsanların ayıbıyla meşgul olmak, kalp katılığı, dünya sevgisi, hayanın azalması, haktan ve halktan utanmamak, uzun emel ve zulme devamdır. Lokman Hekim oğluna nasihat ederek şöyle diyor. Pek çok enbiyaya hizmet ettim. Kelamlarından sekiz kelimeyi ederek seçtim. Eğer ki yakin eder de bu sekiz hasletle amel edersen kurtulanlardan olursun. Namazdayken kalbini, insanlar arasındayken dilini, sofradayken elini, başkasının evindeyken de gözünü muhafaza et. Diğer dördünde ikisini alıp zikret, ikisini de unut. Alıp zikredeceğin ikiden biri Allahu Teala Hazretleridir. Onu alıp zikret. İkincisi ölümdür. Ölümü unutma. Unutacağın iki şeyden biri başkasına yapmış olduğun ihsandır ki o iyiliği unut. Bir de başkalarının sana yapmış olduğu kötülüğü unut.
Ehli hikmet de gönül ağarması beş şey ile olur, demiştir. Salah ehliyle oturmak, namaz kılmak, oruç tutmak, aç kalmak, Kuran okumak, yani zikretmek, seher vaktinde Allah-u Teala hazretlerine yalvarmak, gözyaşı dökmekle. Süfyan-ı Sevri dört şey kafirlik getirir demiştir. Bir kişiyi görmeden gıybet eylemek. Çünkü bu gaybe hüküm demektir. Gaybe hükümse küfürdür. Hased eylemek. Zira Cenab-ı Hakk'ın bir kuluna verdiğini layık görmemektedir. Her kim ki Cenab-ı Hakk'ın verdiğini reva görmezse küfürdür. Çünkü Hak Teala'nın hikmetini, adlini inkar etmiş olur. Hak Teala Hazretlerinin rahmetinden ümidini kesmek. Hakikat şudur ki kafirler güruhundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez. Ve dördüncüsü haram mal toplamaktır ki bu da gününün hesabına inanmamaktır. Her kim ki kıyamet gününün muhasebesine inanmazsa kafirdir. Yüce Rabbimiz mealen şöyle buyuruyor.
Küfür ve masiyetten pak olan kurtulmuştur. Rabbinin adını andı, sonra namaz kıldı o insan. Belki siz daima zevale maruz olan dünya hayatını seçerek ahiret üzerine tercih ediyorsunuz. Halbuki daha hayırlıdır. Diğer bir şekilde de şöyle mana verilebilir bu ayet-i kerimeye. Hakikat iyi temizlenen ve Rabbisinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını ahiretten üstün tutarsınız. Halbuki ahiret daha hayırlı ve daha süreklidir. Kıymetli Sevgili iman başlıklı bir sohbeti sunmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda bir başka sohbette tekrar birlikte olabilmek umut ve arzusuyla. Allah'a emanet olunuz.