Rabbi Zülcelalimizin izni olmaksızın insanın başına hiçbir musibet gelmez. Korkmayın başınıza gelen her şey onun ilmi dahilindedir. Rabbiniz sizi itip olgunlaştırmak için imtihan ediyor. O halde her kim Allah'a yürekten inanırsa Allah onun gönlünü hidayet nurlarıyla aydınlatacaktır. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi tam olarak bilmektedir. Cenabı Hak'ın ilmi iradesi ve takdiri olmadan insana hiçbir musibet gelmez. Fakirlik, hastalık, gördüğüm, üzüntü gibi sıkıntıların Cenabı Hak'ın takdiri ile olduğuna inanan kimse bu musibetleri sabır ve metanetle karşılar. Musibetler hayatın bir parçasıdır. Tabii ve kaçınılmaz gerçeklerdir. İnsanın hiçbir musibetle karşılaşmaması için var olmaması gerekir. Efendimizin oğulları İbrahim Aleyhisselam vefatı sırasında ağlamasını yadırgayan bazı sahabilere bu bir şefkattir, Kalp üzülür, göz yaş döker.
Ancak bizim ağzımızdan Rabbimizin razı olmayacağı hiçbir söz çıkmaz. Musibetleri insanları eğiten, olgunlaştıran, onlara hayatın ağır sıkıntıları karşısında dahi tahammül gücü ve iradesini kazandıran yönüne bakmak icap eder. Dünyanın bir imtihan ve bela mahalli olduğu malum, bunun için Darü'l Belva, vel iktibar denmiştir. Hayatın her anı imtihanın bir parçası olarak görülür. Bu imtihanda Cenabı Hak insanları bazen iyilik bazen güzellik yoluyla kimi zaman da ilim, makam, şöhret, servet ile imtihan ettiği gibi hastalıkla sıkıntıyla korkuyla üzüntüyle açlıkla kıtlıkla mal ve can kaybı ile musibetlerle imtihana tabi tutar. Zaten imtihan itibar. Yine imtihan manasına.
Kuran-ı Kerim'de Rabbi zülcelal'miz, Es-Saizübillah, Rabbi Zülcelal'imiz Cenabı Hak'tan Rasulü'nün huzurunda saygıyla, seslerini kısan ve ondan bahsederken edepli ve terbiyeli davranan kimseler var ya, Allah onların yüreklerindeki ilahi hükümlere saygı ve bağlılık derecesini sınamış ve onlar da bu imtihandan yüz akıyla çıkmışlardır. İşte onlar için Rableri tarafından bir bağışlanma, büyük bir mükafat vardır. O halde ey insanlar, bu mükafata layık olabilmek için Efendimize Sallallahü Aleyhi ve Sellem ve onun izinden giden ulema-yı kirama ve idarecilere, sizden olan idarecilere ve büyüklerinize saygı ve edebi gösteriniz. Tüm insanlara karşı terbiyeli ve nezaket içerisinde olunur. Burada imtihanı, ulema-yı kiramımız üç şekilde ifade buyurmuşlardır. Birincisi mihnet. Yapılan günahlara ceza, ukubet mahiyetindedir. Bazıları için de arınma, buna tem hayıs diyorlar.
Bu da sabrettiğimiz zaman günahlarımızın bağışlanmasına sebep olur. Bir diğeri ise derecesi artar. Manevi terfi eder. Kul üzerindeki bela ne kadar kuvvetli olursa o kulun Hakk'a yakınlığı celle celalühu o nispette fazla olur. Çünkü musibet evliyanın elbisesi, asfiyanın beşiği, enbiyanın da gıdası beladır buyrulmuştur. Rabbimiz, esami, külli nefsin, ve igatü mevt, ve nebullukun bihir ve'l hayri fitne ve ileyne tur can sakınla avledin. Her canlı ölümü tadar. Bu deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz ve siz ancak bize döndürüleceksiniz ayetine atıfla Cenabı hakk'ın kulunun nasıl sabredeceğini görmek için şerlerle, nasıl şükredeceğini görmek için de hayırlarla imtihan edeceğini beyan buyuruyor. Şeyh Şibli, Gaddes Allahu Sırrı, böyle hastaymış. Yanına bir grup insan gelir. Onlara bakar ve ne oldu der.
Ahbapların geldi dediklerinde Şeyh Şibli, Kattasallahu Sırra onları taşlamaya başlar. Onlar kaçarlar. Sonra Şeyh Şimdli şöyle der. Ey yalancılar beni sevdiğinizi iddia ediyorsunuz. Ama cefama sabredemezsiniz. Benden uzak durun. Mevlana'mız imtihan kıyamete kadar devam etmektedir diyerek hayatın sadece bir anını değil, her anının imtihan olduğunu ifade buyurur. Bu gerçeği Rabbimiz ashable. Onlar her yıl bir veya iki kez çeşitli belalarla imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar. Görmüyorlar mı ki onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan edilir. Sonra ne tövbe ederler ne de ibret alırlar ayetinin sadece münafıklara ait olduğunu düşünmemelidir.
Burada her insanın imtihanının farklı olduğu gibi imtihan olunduğu derece ve mertebenin de başka başka olduğunu ifade ederek salihlerin de suret-i umumiyede imtihanları iki mertebe üzere vaki olur. Birisi hicabun nefs, birisi de hicabur ruh, birisi nefsin zulmani perdeleri, bir de ruhun nurani perdeleri. Zulmani perdeleri ibadetle, taatle, zikirler, yazıtla, az yemek, az uyumak, az konuşmak suretiyle, sıkı bir kendimizi dinletime almak suretiyle aşılması icap eder. Ruhani olanı da nurun ala nur. Daha birileri de, daha birileri de makam, kaydetmektir. Mevlana'mız imtihanın çeşitli ve dereceli oluşuna ey oğul. İmtihan içinde imtihan vardır. Allah'ımız aşığı imtihanla dener. Ayet-i celilede mümin bir husus ver. O da Esselamü. Buyuruyor Cenabı Hak. Bu çok önemli. Kim Allah'a canı gönülden inanırsa Allah onun, onun gönlünü hidayet nuruyla aydınlatır diye buyuruyor.
Burada ulema-i kiramızın çok güzel beyanları var. Mesela çeşitli tefsirlerden alınarak, Te'abim suresi on birinci ayet cellede böyle kin, havi, güçlü bir imanı olursa, yehdi kalbe, bir nuril verin. Allah'tan manevi ikramlar olur onun kalbine. Aynı zamanda bir en yeca lehu yakinen, iman yönünden de kesin bir inanca tereddütsüz bir imana nail olur. Öyle olur ki Allah'ımıza Allah'ımıza canı gönülden inandığı zaman Rabbimiz onu sevinç anında da bollukta da darlıkta da dünyada da dünyada bolluk ve darlıkta imtihan eder ahirette de cennetine ve cemaline vasıl kılar. Bu hususta kalbin hidayetini tam bir iman, hasıl olursa şu şekilde ifade ediyorlar. Bu da li ittibau's-sünne, li ittibau's-sünne, sünneti seniyyeye uyma Efendimizin sünnetine sallallahu aleyhi ve sellem ve iç tinebil bid'a dinde aslı olmayan hallerinden de kurtulmak.
Burada Ebu Beknil Berra, Gadesallahu Sırri Hazretleri Nimet anında diyor mümin bilmeli ki bu Allah'ın fazlıdır, ikramıdır, ihsanıdır. Kalbini Cenabı hak şükür için şükre hidayet eyler. Vermiş olduğu o ilahi nimetlere karşı Allah'ımızın bu bana fazlı diyecek olursa, ikramı diyecek olursa şükre hidayete eder. Eğer bela ve musibete uğrar bunun da Allah'tan geldiğini bilirse bu zamanda sabır ve rıza ile hidayete nail olur. Sabra nail olur ve cenab-ı Hak'tan gelene razı olmak suretiyle hidayete mazhar olur. Sonra tekrar ifade ediliyor. Ve yasiliv ile mahalli nazarihi eğer kul tam imanını ibadetiyle taatiyle iftihasıyla niyetinin güzelliği ile güçlendirirse Allah'ımızın nazar mahalli olan kalbini ihya eder. Demek ki Allah'ımızın nazarı olan gönlü kirletmememiz gerekiyor. Daha da ifade etmişler.
Mesela ebedi bir nura mazhar olacağını tam bir iman sahibi olunca kalbin hidayeti, sonra tevhidin nurlarının ve işaretlerinin meydana geleceğini, kesin bir inanca nail olacağını da ifade etmişlerdir. Daha çok geniş ele alınmıştır bu ayet-i celile. Daha çok yakin üzerinde durmuşlar. Esselamü. Me asabi min musibetin, Bir musibet isabet etmez ki illa bir irnillah, Allah'ın izniyle olmasın. Yani gerek kafik gerek mümin, fert yahut topluluk her kim olursa olsun başına can, mal veya başka şeylerle ilgili herhangi bir musibet maddi manevi kavli veya fiili hoşa gitmeyecek acı bir hadise gelirse o herhalde Allah'ın izniyledir. Allah'ın izni olmayınca hiç kimsenin istemesiyle, çalışmasıyla kimseye bir musibet erişmez. Allah'ın izni olmayınca bir yaprak bile yerden oynamaz. Allah'ımız esrarı ma sabemin musibetin fil ardi ve la fi en füsikum illa fi kitabim min kavli en nebraaha.
Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın ayetinin tefsirine baktığımızda Çok önemli bir ayet celle. Çok mühim. Hiçbir zaman unutmamamız gereken ayet celle. Esamu. Bu ayet celleyi kendilerine parola kabul etmiştir. Ulema-i kiramız, bir esas kabul etmiştir yaşantımızda. Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Bazı musibetlerin kaynağı, insanın veya kavmin kendi olduğu muhakkak ise de böylesi musibetler bile yine de Allah'ın takdiri, iradesi ve izni olmadıkça meydana gelmez. Onun için, ashab-ı nur, kullüm min andilla, de ki hepsi Allah'tandır.
Bu ancak Allah'ın izniyle olduğu gibi, ashab-ı ve men yümin billahih yehti kalbe, her kim de Allah'a iman ederse, Allah onun kalbine hidayet verir, yardım eder, doğruyu düşündürür, gelen musibetin ancak Allah'ın izniyle olabileceğini ve kendisinin de Allah'ın olup yine ona döneceğini hatırlatarak, e sahibiyle, inna lillah ve inna aleyhi raciun. Biz Allah için varız ve biz sonunda O'na döneceğiz. Tesellisiyle gönlünü rahatlatır esami böylece elinizden çıkınca üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız ifşadıyla sabır, metanet ve ashabne. Yalnız sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir. Müjdesiyle Cenabı Hak neş'e verir, esselamü bir külli şeyin alim ve Allah her şeyi bilicidir.
Binaenaleyh ona izin vermesindeki hikmetini ne gibi hayırlar ve faydalar gerektireceğini, bu yüzden mümin kulunu ne gibi sevaplara ulaştıracağını, böyle bir iman eden bir kulun ne şekilde hareket etmesi gerekeceğini bilir ve kalbine o suretle hidayet vererek muvaffak kılar. O halde yararlı işlerin neler olduğunu bilmek için Allah'a ve resulüne ve o nura Kuran-ı Kerim'e iman edin. Ve atıullah'a ve atıurresul Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin, bu emir yukarıda geçen fe aminu cümlesine yahut esame ve men yü min billahi yehti kalbe vallahi bir külli şeyin alim. Her kim de Allah'a iman ederse Allah onun kalbine hidayet verir. Cenabı Hak her şeyi hakkıyla bilir ayetinin manasıyla ilgili olarak takdir edilen fe aminu'ya bağlıdır. Ve sonra bela ve musibet hakkında Musibetin alameti Hayırlı kimseler için bir mükafat. Şerli insanlar için ceza. Belanın alameti.
Aynı zamanda şu şekilde izah buyrulmuştur Vücudu sabri cemil Güzel bir sabır içerisinde olmak. Hatalarımızın bağışlanmasını Rabbımızdan dilemek, şikayet etmemek. Feryadu fihan. İçinde olmamak. Aynı zamanda musibetin alameti insanın derece ve makamının da yükselmesidir Arifani ilahi için. Rıza-yı ilahiye muvafık düşmesidir. Nefsin tamamen huzur içerisinde bulunmasıdır musibete karşı. Sonra musibetler ikram ve ihanet olarak ele alınmıştır. Aynı zamanda musibet, hakikatte Cenabı Hakk'a yaklaşmaktır. Ve külli belain yebabuka anil mevla. Her bela, musibet Cenabı Hak'tan uzaklaştırır. Feuve fil hakikatil belve ama hakikatte musibet, feuve fil hakikati belve Sakın ha diyor bunu yanlış değerlendirmeyin. İbrahim aleyhisselam çok büyük musibetlere müptela olmuş ve neticesinde de Allah'ımızın dostluğunu ve ona yakınlığı da elde etmiştir. İblis de imtihan olunmuş ama lanete uğramıştır.
Sebebi ise Allah'ımızın emrine muhalefet itmiştir. İbrahim aleyhisselam bela ve musibette hasbi rabbi, halıkım bana yeter demiştir. İblis ise hasbi nefsi demiştir. Nefsine güvenmiş ve helak olmuştur. Bela anlatılırken musibet anlatılırken şu şekilde de izah buyrulmuştur. Asıl musibetin küfür olduğu, dünyada asır musibetin küfür olduğu, isyan olduğu, kötü ahlak olduğu beyan buyrulmuştur. Aynı zamanda fakirlik hali, hastalık, korku ve daha değişik şekilde izah buyrulmuştur. Burada bela ve musibet anlatılırken bela-lam -genel, umum, musibet.- ve hu ve hidtedi -Bizim neden olduğu, niçin olduğu, neden ve niçinleri bırakıp ıslah olmamız, irşad olmamız, edepli olmamız içindir. Has insanlar için vehuveli tevhit onların da nefislerinin arınması, durulması yola gelmesidir. Daha seçkin insanların, Cenabı Hakk'a olan ilahi yakınlıktır. Bir kere halis insanlar için nedir? Cezadır.
İleride olan kimseler için sabıkin günahlarının kefaretidir. Muhlis, halis kimseler için bu şekilde izah buyurmuş. Veliler için ve sıddıklar için bir imtihandır diye böyle bir sıralama yapmışlar. Artık neyi kastettikleri kendilerine ait. Hakiki bela ise iki şekildedir. Bir, rahmet olandır. Bu Allah'ımıza karşı yokluğu ifade etmektir rahmet oluşu. Ceza oluşu da bunda kişinin tedbir alması, kendisini Cenabı Hakk'a yönlendirmesi icap eder buyrulmuştur. Tekrar ele almışlar bela, en şiddetlisin nebilere olduğunu, sonra imanın güç ve kuvvetine göre geldiği beyan edilmiştir. El bela zeynül mümin, müminin bir süsüdür ve kerametun limen akale, akıllı kimseler için bir güzelliktir. Aynı zamanda sabredildiği zaman sebat edildiği zaman bunda imanın kemalinin olacağını da ifade etmişlerdir. Sonra belanın geliş şekilleri üzerinde durulmuş. Cenabı Hak velilerini ve dostlarını imtihan etmiştir.
Daha da birileri makamlara yükselmesi için. Hakiki bela ise diyor, İbni Ataullah el İskenderi, Rahmetullah Ali, asıl musibet budur diyor. İşte göçüklerin oluşması, kişinin yakınlarını kaybetmesi korkuyla, çünkü herkeste bir korku hasıl olmuştur. Bunun yanında açlık da olmuştur. Ürünlerde, mallarda eksilme de olmuştur. Yavrularının başına sıkıntılar gelmiştir daha nice. Ama hakiki bela diyor. Kalbin Cenabı Hak'tan başkasına meyletmesidir demişlerdir. Elvela minellahu Teala ile el muhibbbin bela Allahu Teala'dan muhabbet ehillerine gelen bir imtihandır. Toffetün aynı zamanda bir neşedir, sürürdür, nimettir, ikramdır, ihsandır ve hediyetin hediyedir. İç aleminin Cenabıhakk'a yönelmesidir de demişler. El bela minallah, Cenabı Hak'tan bela. Bel'l afiyet-i minallah. Afiyet Cenabı Hak'tan bela Allah'tan. Emirde, nehiyde, her şey Cenabı Hak'tandır. Beyanında bulunmuşlar.