İman ve Mal-Mülk Dengesi ve İyilik Yolunda Hidayet
İman ve Mal-Mülk Dengesi ve İyilik Yolunda Hidayet kaydında Cuma sohbeti. Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de…
İman ve Mal-Mülk Dengesi ve İyilik Yolunda Hidayet ne anlatıyor?
İman ve Mal-Mülk Dengesi ve İyilik Yolunda Hidayet kaydında Cuma sohbeti. Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cuma sohbeti. Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Zekatın verilmesini emreden bu ayete göre, üzerinde zekat ve hac borcu olanların, ölüm anında üzüntü ve pişmanlık içinde hayata dönmeyi isteyecekleri rivayet edilmiştir. Essair billah, Allah celle celalühü, eceli gelince eceli gelince hiçbir nefsi geri bırakmaz. Allah, taca ve Tekaddes Hazretleri yaptıklarınızdan haberi olandır. Ve ravel Buhari an ibn-i Ömer radiyallahu anhü mekaal Buhari'den İbni Ömer radiyallahu anhuma rivayet ediyor.
Gal dedi ki, ehaze Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir men kibi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem benim omuzumdan tuttu. İnsan bir şey söyleyeceği zaman böyle elini ya dizine kur, ya omuzuna kur, beni bir dinle dediği gibi, mübarek ellerini, omuzuna koymuş, gibi. Mübarek ellerini omuzuna koymuşlar, beni bir dinle der gibi ve burada dikkat de çekmiş oluyor Efendimiz aleyhissalatu vesselam, önemli bir hususu, önemli bir hususu söylemiş oluyor. Omuzundan tut, omuzumdan tuttu diyor. Sonra Efendimizin, onun omuzundan tutması sallallahu aleyhi ve sellem birçok güzellikler meydana getirir. Onun eli bir başkasının eline benzer mi? Ve sonra Allah'ın Resulü iltifat buyuruyor. Mübarek ellerini omuzuna koyuyor bu. Aynı zamanda bir yakınlığı da ifade eder. Bir sevgiyi de ifade eder. Muhabbetinden dolayı, eder. Bir sevgi ile ifade eder. Muhabbetinden dolayı tutar.
Ve gal buyurdu, Buyurdular ki ey olan kimseye gariptirler. Adam ta karşıdan gelmiş, buraya yerleşmiş garip bir kimse dersiniz. Buradan gitmiş Edirne'ye yerleşmiş, garip olarak karşılanır. Gariptir denir. O zaman bizim burada garip olmamızın anlamı nedir? Bizim garip olmamız, bizim garip olmamızın anlamı, biz nereden geldik? Biz Kıyamet gününde biz bundan habersizdik demeyesiniz diye. Kıyamet gününde biz bundan habersizdik demeyesiniz diye. Rabbin celle celalühü Adem oğullarından onların bililerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu, galu şahit tuttu ve buyurdu, ve buyurdu, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar da evet rabbimiz dediler. Ve şehitna biz şahit olduk, sen bizim Rabbimizsin, bunu ne için? Kıyamet günü biz bundan habersizdik demesinler diye, nereden gelmişiz biz? Bu ayette geçen kalu bela ifadesi hakkında farklı görüşler vardır.
Bunun ezelde mi ana rahminde mi yoksa büluğ çağında mı olduğu hususunda görüşler vardır. Bu konuda geniş bilgiyi siz Ahmet Hamdi Yazır hocamızın tefsirinde görürsünüz, Hak dini Kuran dili adlı eserinde. Orada mütalaalara göre bizim ruhumuz aşktan gelmiştir. Demek ki biz burada garibiz biz. Bizim ruhumuz O zaman biz burada garibiz. Garip olan kimse ne yapar? Eşini, dostunu, hemşehrisini, memleketinden gelenleri, diyelim memleketinden bir mesaj gelmiş, annesinden babasından, akrabasından, yakınından, arkadaşından bir mektup gelmiş, ne yapar? Garip bir kimse buna sevinir. Mesela Kuran azimüşşan, Kuran azimüşşan, arştan yeryüzüne inmiştir. Demek ki bizim yakınımız o. Sonra nedir yakınlarımız? O alem ile alaka kuranlardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. O alem ile ünsiyet kuran, kim ise bizim dostlarımız hiç şüphesiz onlardır. Kimdir bizim dostumuz?
Demek ki o alemle münasebet olan kimselerdir. O ilahi memleketten ne geldi? Kuran-ı azimüşşan indi. Hadis-i Şerifler Onun konuştuğu ancak Allah'ın vahyettikleridir. Onlar bizim dostumuz. Sonra o ilahi alemle münasebet kuran kimselerdir. Bunu biz bunu biz Maide Suresi elli beşinci ayeti celile'de görüyoruz. Kimler bize dost? Esaliler. Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Celle Celalü. Resulüdür sallallahu aleyhi ve sellem. İman edenlerdir. Gaybe iman edenlerdir. Görmedikleri görmedikleri hususlara görür gibi inananlardır. Onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar ve zekatı da verirler. Demek ki o alem ile münasebet vuranlar bizim dostlarımız. Diğerleri hususunda ne olacak? Onlar da hiç şüphesiz hepimiz o alemden geldik. Geldik ama o alem ile münasebetimizi koparmamaya gayret ederiz.
Koparmış olan kimselerle münasebetimiz, ashable, ibadet, ikra, mal kavmi, zalimin zalim bir kavim ile bir işi görüştükten sonra fazla oturmayın buyuruyor. Çünkü çalışıyorsun, yiyeceğimiz, içeceğimiz bir ticaret erbabıdır, bakkalı var, dükkanı var, İnsanlar ile olan münasebeti var ama değişik tipte insanlar. O ilahi alemle münasebetini kesen de birçok kimseler var şeytanın. O bağı koparmış olduğu ilahi alem ile Allah'ımızın kitabıyla rasul şeytanında adımlarına uyan kimseler var. Onlarla olan münasebetimizde nasıl olacak? Onlarla olan münasebetimiz bizim bir maslahatı, bir işi görüştükten sonra fazla durmayacağız. Ancak irşad ve ıslah müstesna. Dünyada garip veya bir yolcu gibi. Şu anda biz hep yolcuyuz. Şuraya oturduğumuz andan itibaren hep sefere devam ediyoruz. Çünkü bir önce aldığımız nefesi geri getirmenin imkanı yok, mümkün değil.
Mesela dün bize yeni bir gündü ama onu tekrar yerine getirmek mümkün değil. Bütün varlığımızı versek yine getiremeyiz. Değil. Bütün varlığımızı versek yine getiremeyiz. Değil o günü, değil bir saati, değil bir dakikayı, bir saniyeyi, bir nefesi dahi geri getiremez mümkün değil, gelmez. Seferideyiz devam ediyoruz çünkü. Nereye doğru devam ediyoruz? Geldik, tekrar ona dönüyoruz. Nereye gideceğiz başka. O aleme doğru gidiyoruz. Derler ki her gelen yakındır. Biz çıktığımız yol mesela buradan hareket edip bir başka yere gidiyoruz. Çıktığımız yere uzaklaşıyoruz, gideceğimiz yere ise yaklaşıyoruz biz. Demek ki inna lillah biz Allah'tan geldik, Allah'u zülcelal'e döneceğiz. Ona doğru gidişlerimiz nedir? Artık yakındır. Bunu istesek de istemesek de mutlak mutlak ve mutlak gideceğiz. Ayağımızı diretsek, ben gitmem, ben ölmek istemiyorum, ben yaşayacağım desek dahi biz oraya doğru gidiyoruz.
Çünkü Rabbimiz Cuma suresinde bize ashable, De ki sizin kendisinden kaçtığınız bölüm var ya muhakkak sizi bulacaktır. Ne kadar kaçarsanız kaçın. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Mutlak ve mutlak gideceksiniz, ne kadar ayağını dilersen gidin. Buyuruyor ki Sen eğer akşama erişmişsen, Sabah, sabahı bekleme. İşte şunu edeceğim, bunu edeceğim deme belki ulaşamazsın. Yattığında kalkamayabilirsin. Sabaha ulaşmışsın. Hak edilmese akşamı bekleme. Bu ne demek? İleride yaparım, akşam yerine getiririm, namazı kılamadım ama ben akşam kaza ederim deme yap, vaktinde yap. İşte oruç daha sıhhatliyim, ileride tutarım deme. İşte tut onu eğer şartlarını haiz isek sıhhatimiz, afiyetimiz, yerindeyse tutun. Zekatın daha güçlüyüm, kuvvetliyim, veririm, ileride değil mi belki yetişemezsin.
O bir seneye değil belki bir saniye dahi geçmeyebilir. Onlar vaktinde yerine getirir demek istiyor bize. Diyelim ki evradımız, ezkarımız yaparım ileride deme, vaktinde yap demek istiyor bize. Mesela yavrular daha çok genç, biz de böyleydik, düzelirler ileride deme. Ne yapılması gerekiyorsa bilen insanlara sor, eğitimcilere sor, bilhassa çocukların eğitimi üzerinde duran kimselerle münasebet kurarak de ki ben yavrularıma tesir edemiyorum, etmiyorum. Ben bir şey diyecek olsam onun kafasına böyle ters geliyor. Dinlemek istemiyor çocuk. Ne yapayım, nasıl edeyim, siz bu hususta bir uzmansınız. Çocukların eğitimi hususunda ne yapabilirim, ne ederim sor. Çünkü bu bizimle olmuyor. Bu bilenlere sormak suret ile. Onlar da diyecek ki, bir kere çocuğun zaruri olan ihtiyaçları var, çocuktur, eğlenecek, oynayacak. O eğlenecekleri kimseleri, gezeceği, tozacağı kimseleri iyi kimselerden seçin.
Çünkü o seninle gelmez. Sen altmış yaşındasın. O ise on altı yaşında. On altı yaşındaki altmış yaşındaki ile kolay kolay ünsiyet ünsiyet peyda edemez, mümkün değil. Sen camiye gitmek istersin, o top oynamaya gitmek ister. Olmaz. Sen erken yatayım dersin, o bilgisayarın karşısında internetlerle de böyle bütün dolaşmak ister, dünyayı dolaşmak ister. Olmaz. Zorla eğer sen sohbete zikre oturmazsan seni öldürürüm. Bu olmaz işte. Şimdi biz işi bozduk, onu bilene soracağız. Diyeceğiz ki nasıl yapalım, nasıl edelim? Onlar yol gösterecek. Diyecek kişiyi bir çevre oluşturun. Aman ha çocuğun kendi yaşında eğer on altı yaşındaysa on altı yaşında salihlerden kimselerle ünsiyet peyda ettirir. Bir de onların durumlarını çok iyi gizle, çok iyi gözetle. Onun ihtiyaçlarını çok iyi bildik.
Biz yaşlı da olsak büyüklerimiz diyelim ki bir pikniğe çıkıldı, bir saat kadar eğer ayetlerden hadislerden ve Allah'ın gönlüne indirmiş olduğu ilhamattan bahsettikten sonra ne yaparlar? Serbest bırakırlar. Şimdi bir buçuk saat kadar hem gezin dolaşın hem de abdestlerimizi alalım, namazlarımızı kılarız. Bak bu imkanı tanımazsam oturmaz o. Bunu altmış yaşındakine yaptıramayız biz. Oturmaz. Öyle ayakları hareket etmeye başlar. Şöyle bir gezsemdir, şu alemdeki güzelliği görsem, dağları görsem, dağdaki çiçekleri koklasam, gezsem, dolaşsam, şakalaşsam, latif etsem bunu ister. O ihtiyacını şer ölçüler dahilinde giderirler. Ondan sonra bir buçuk saat, bir müddet diyelim artık ne kadar olursa toplanırlar, bir namaz kılarlar. Ondan sonra yemeklerini gelirler. Onun müteakip belki yemekle çay arası birkaç kelam gittikten sonra Allah'a ısmarladık derler, ayrılırlar.
Yani bu insanın tabiatında fıtratında var, Yaratılışında var. O çocuğu getirdik, biz şadırvan'a kadar gelir. Ondan sonra kaçar o. Bu anlayışsızlığımızdan olur bizim. Bunun üzerinde çalışma yapan, eğitim yapan kimselere soracağız ne yapalım biz çocuğa baş gelemiyoruz. O bize anlatacak artık. Bak diyecek sen bunu alıyorsun, on altı yaşındaki çocuğu altmışlıkların içerisine giydiriyorsun. Bu kendi yaşında kimseleri bul. Onlar da desinler ki bak biz gezdik dolaştık, abdest alalım, namazımızı kılıverelim. Hadi sen bir imam ol, bilen birisine. O geçer bir imam olur. Yarı gülerler, yarı oynaşırlar, namazlarını kılarlar. Ondan sonra gelen bir gençliğimizin gereği olan ihtiyacımızı da mesela dinimizde atıcılık binicilik yüzücülük bu nedir? Bu dinimizde mevcut olan spor tiplerindendir. Şimdi çocuğu tutmuşuz on altı yedi. Biz böyle ilahi görüşmeler yaparken çocuk gülüyor. Gülme.
Ne yapıyorsun huzuru bozuyorsun. Yapma. Dizine de vururuz, olmaz. İşte berbat ettik biz. Çocuk flütdur. O çocuk bir daha oraya gelmez. O anda gelir der ki ben azarlanıyorum, niye varıyorlar? Accık dizimi oynatacak olsam gözüme keskin keskin bakıyorlar. Ben bu cemaat içerisinde de görüyorum. Bir yabancı gelecek olsa böyle dik dik bakılıyor, görüyor musun? Böyle saçı biraz uzun olsa bakılıyor. Ya ona iltifat eder insan. İkram eder insan. Bir çocuk gelecek olsa dolaşacak olsa çok acayip hareketleri biz kendimiz yapıyoruz. Yavrum biz de böyleydik desek tamam. Daha çocukken bizim mahallemizde arkada çocuklar namaz kılıyoruz. Namaz kılarken bir gülüşme başladı. Bir tanesi eski Mesnev altı tahta gibi olurdu. Çok sert. Beş yaşındaki bir çocuğun ayağı ne olacak ki? Öyle bir bastı ki ayağımı. Tabii kanadı.
Eğer üstadımız bizim psikolojik durumumuzu bilmeseydi mürşid-i kamilimiz bilmeseydi kolay kolay camiye girmezdik. Ya girsem ne olacak? Adam beni dövüyor diyeceksin. Şimdi bazı imam kardeşlerimiz odalarında veya ona mahsus dolaplarda çocuklar için gofretler almışlar, işte yiyecekler almışlar, meşrubatlar almışlar. Çocuklar mescide geldikçe veriyorlar. Mescide geldikçe veriyor, çocuk alışıyor ama gözüne bir dik dik bakınca mümkün değil o çocuk gelmez oraya. Sen bizim gibi insanı bile getiremiyorsun. Yav varsan bana çok şiddetli bakıyorlar. Ne yapmış? Adam sığar içiyor. Gelmiş çok kötü kokuyor be. Böyle dediğiniz giyer mi o? Girmez tabii. Biri doktor biri mühendis. Bunlar mescide hiç girmiyorlar. Kendi aralarında konuşuyorlar, diyorlar ki ya mescide girelim. Biri diyor ki diyor ki doktor, yahu varsam diyor tozun toprağın için. Böyle iki yüz elli gram toz toprağıyla kalkıyorum diyor.
Bir diğeri de diyor ki cami kokuyor. Kokuyor. İnsanlar kokuyor. İşte hayvanlarının bakımını yapmış bilmem filan kokuyor, ben giremem diyor. Sonra diyorlar ki yahu sen camide temizliği haber vermeyeceksin. Ben insanlar arası münasebetin ne olması gerektiğini bunlara söylemeyeceğim de bunlar nereden uyanacak? Hadi gidelim diyorlar. Doktor anlatıyor. Halk diyor. Diyor ki Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da temizlikte aşırı olanları sever. Habibim elbiseni temizle ve konuşmaya başlıyoruz doktor. Diyor ki Ayet-i celileden alarak mescide giderken temiz elbiselerinizle girin. Ahıra girdiğin elbise ile değil, ahıra girdiğin ayakkabı ile değil, camiye mahsus elbisenle gir. Ondan sonra Cebrail aleyhisselam bana öyle emirler getirdi ki misvep her namazda farz olacak zannettim. Ağız temizliği çok önemlidir.
Bayezid Bistami Hazretleri ağzını gül suyu ile yıkarmış, çalabımı zikrediyorum diye, temiz ağızda zikredeyim diye. Aman ha diş temizliğine dikkat edelim. Anlatmaya başlıyor. Dişimiz tertemiz olsun. Koltuk, hası temizliğine s ile Harun a. S yumuşak konuşun buyuruyor. Yumuşak konuşun. Firavun'a dahi, Firavun'a dahi giderken Rabbi zücelal'imiz Taha suresinde haber veriyor, ashabıyla. Firavun'a gidin çünkü o i'den iyiye astı. Çünkü ben sizin Rabbinizım diyor, daha nasıl azıcık. Ona tatlı dille konuşun ey firavun, senin yakından tutarım seni paramparça ederim demeyin. Tatlı dille konuşun. Belki o aklını başına alır veya korkar. Korkar da emri ilahiye uyar. Bu mescide mesela yabancı pek kolay kolay giremiyor. Neden? Gözüne çok şiddetli bakılıyor. Biz otururken bir diğerinin dizine değil o, görüyorum. Zaten o endişelerle geliyor. Gideceğim ama bana nasıl muameleler ver diyor.
Bir kardeşimiz geldi hep dışarıda dolaştı, girmez içeri. Dedi efendim seni bekliyorum içeri girse bana dik dik bakacaklar, birbirlerini işaret edecekler. Bu hiç görünmezdi, nereden geldi diyecekler seninle ayrı görüşelim. Mesela bir kardeşimiz yine anlattı, dedik giremiyorum ama sizin ben çok geniş hareket ettiğinizi biliyorum. Şöyle yatsı bir geçsin o dediğin tiplerde de evlerine bir ayrılsın, ben gizlice gelir. Seninle saat birlerde ikilerde görüşürüm. Bu neden? Bizim muamelemizin yanlış oluşudur. Hiç unutmam, üstadımız burada, Kayseri'ye o zaman bir otobüs mü ne çalışıyordu, girerken yolculuk boya yanına tam kendisine muhalif bir kimse düştü. Bütün aleyhinde konuşan bir kimse düştü ve sonra o zaman şarkılar, türküler çok çalınırdır hatta. Dediler ki hocam kapatalım mı? Siz bilirsiniz, hiç razı olmayan mürşidimiz böyle seslere, siz bilirsinizdir. Hiç bundan edep almadık mı biz?
Siz bilirsiniz. Adam bu güzelliğin karşısına derhal kapattı. Kapat bu şeytanın ezanıdır dese, belki daha fazla açacaktı. Sonra yanına tam ters düşen bir kimse, ters. Baktı üstadımızın o latif halini, önünü düğmeledi, oturdu. Belki de onun aleyhte konuşması bizim yüzümüzden oluyordu. Bizim hareketlerimizden, tavrımızdan oluyordu ve sonra tatlı tatlı görüştüler, ayrıldılar, gittiler. İbni Ömer radiyallahu anh ibadetle taatini yapacağın vazifeleri mesela Kuran okuyacağız her gün. Diyeceğiz hayırlı eserler takip ediyoruz. Bunları okuyacağız. Bunu ileride yaparım demeyin, okuyun. İşte yaz günü gelin. Yaz günü geldiğinde de hava sıcaktır, çalışıyoruz, yorulduk bunu diyeceğiz. Vaktimizi çok güzel ayarlayacak olursak, Ehlullah bunu çok güzel tanzim buyurmuşlar değişik tarzlarda. Mesela demişler ki altı saat uyku. Onun iki saatini ibadet ve saate vermişler.
Ondan sonra ihtiyaçları için vesair hizmetler için ayarlamışlar, tespit etmişler. Bir program dahilinde devam edin. Böyle olursa biz ileride yaparız ne diye bir düşünceye kapılmayız zaten alışmışız. Hem istirahatımızı temin ediyoruz. İstirahatımızı temin ettikten sonra okuyacağımız artık Kitabı Kerim takip edeceğimiz eser bu hiç vaktimizi de zamanımızı da değerlendirir, boş yerine harcamamış oluruz. Çok güzel bir ki böyle bir planlı programlı bir şekilde olsun. Mesela biz çok hatamız oluyor, taatlerimizde, fıkhi bilgilerimiz çok zayıf. Bunu bir arkada namaz kılacak olsak görürsünüz secdeye yatışlarımızı, iki secde arasındaki duruşlarımızı, namazdaki hallerimizi, bir zekatın verilmesi konusunda ilmi hallerde yazıyor. Nasıl yapacağız, ne edeceğiz diye şaşıracağımız hiçbir şey yok. Hepsi haber verilmiş.
Mesela çok kısa kısa İslam ilmihallerinde itikadımızı, ibadetimizi, ahlakımızı mesela fikri konuları ele almıştır. Bunları ele alırken peygamberlerin nesini anlatıyor? Hayatında anlatıyor. Peygamberlerin hayatını da anlatıyor. Kısa kısa vermiş Adem Aleyhisselam'ı, İdris Aleyhisselam'ı vesaire. Peygamberler bunları öğreniriz. Çünkü dinimizde itikadi kaideler inanılması gerekli olan şeyleri ve bunlara nasıl inanılacağını bildiren esaslar olarak ifade edilirken ameli kaideler ibadete taalluk eden, ilmihallerle bize beyan olunan hususlardır. Ahlaki kaideler hareketlerin batın yani görünmeyen yönünü tayin eden esaslardır. İçtimai kaideler cemiyet halinde yaşamaya mecbur olan insanoğlunun cemiyet içerisindeki yaşayışını ve insanın diğer mahlukat ile münasebetini tayin eden kaidelerdir. Dini teşkil eden kaidelerden biri de fikri esaslardır. Birçoklarımızın yabancısı olduğu yön budur.
Acaba fikri kaideleri dediğimiz şey nedir? Aklın hareket tarzını düzenleyen kaidelere fikri kaideler denir. Şimdi kim ile konuşursak konuşalım, ne diyor? Ya ben ondan daha iyi biliyorum. Şimdi çocuğu diyelim malumat sahibi, oğlum sen yaşın kadar konuş diyor. Ben seninle akıllıyım diyor. O zaman dikkat edeceğimiz nedir bizim? Herkes akıllı şimdi. Sen bir yere geliyorsun, bir hususu konuşmak istiyorsun, benim senin hayatın kadar tahsidin var diyor. Bunu nasıl ayarlayacağız biz? Herkes şimdi ben akıllıyım diyor. Aklın hareket tarzını, aklın hareket tarzını düzenleyen kaidelere fikri kaideler denir. Aklı kendi başına bırakamayız. Aklın, aklın riayet edeceği neler vardır, esaslar vardır. Öyle ben biliyorum demek ki olmaz bu. Neye göre hareket edeceğiz biz? Bir kere bir kere vahye dayanacak.
O aklımızın hareket tarzını, nasıl ki arabaya bindiğimiz zaman ne yapıyoruz, arabanın yönünü direksiyonla tayin ediyoruz. Direksiyon elimizde sağa sola gidiyoruz, yol işaretleri var zaten. Hızımızı da haber veriyor, virajda nasıl döneceksek onu da haber veriyor. Diyelim ki diğer yerlerden gelen yollar orada nasıl dönüşü temin edeceğiz, ışıklarda nasıl duracağız hepsini haber veriyor. Aklımızın da nasıl hareket edeceğini haber veren kaide, ve esaslar vardır. Dinimizi tarif ederken itikat, ibadet, ahlak, içtimai ve fikri esaslardır. O demek ki aklımızı bizim hareketini tespit Allah'ın kitabıyla olacak. Resulü'nün sünnetleriyle olacak. Yoksa biz irşadımızda ve ısrarımızda asla başarılı olamayız. Bir şeye yok diyorsak neden buna yok diyoruz. Var diyorsak neden var diyoruz. Şimdi konuşuyoruz, her şey konuşuluyor. Konuşuluyor ama konuşmanın da bir usulü bir kaidesi vardır.
Allah'ımız Nisa suresi yüz on dört. Ayet-i celile de bize konuşmanın şekillerini haber veriyor. İyiliği emir, kötülükten kaçındırmak, müminler arasını ıslah, başta Allah'ımızı zikir. Biz bir kere konuşmanın şeklini usulünü bileceğiz. Nasıl bileceğiz, nasıl tespit edeceğiz biz bunu, konuşmanın şekil ve biçimini nasıl ayarlayacağız? Mesela bu Nisa suresindeki yüz on dördüncü ayeti celile de dört tane husus bildiriliyor. Biz mutlak insanlarla yaşamak mecburiyetindeyiz, ayrı olamazsın. Yaşayacağız ama yaşarken bunlara dikkat edeceğiz. Rabbimiz buyuruyor bize. Allah'ımızı zikredeceğiz. Zikir sadece dille de olmaz. Tüm azalarla olur. Tüm azalarla nasıl zikredeceğiz? Yani nasıl zikredecek? Hırsızlık yapmayacak. Muhtaçına infak edecek. Münker ne demek? Münker ne demek? Haram olan şeylerin tümüdür. Maruf ile de emrediliyor. O ne demektir?
Allah Resulünün yapılmasını güzel gördüğü, emrettiği şeylerdir sallallahu aleyhi ve sellem. Müminler arasını ıslah, iki kişinin arası bozulmuş, aman ıslah edelim uzat elin. Uzat uzat. Uzat. Şerbi helalleşin. Olmaz. Buna ıslah dinmez. Adam kalkmış onun malına tasallut etmiş haksız yere. Nedir ıslah? Ona en güzel bir üslubu bile. Sen bak Müslümansın. Bir Müslümanın takip edeceği esaslar vardır. Bu esasa göre Efendimize örnek olarak ifade buyruluyor, hareket edeceksek bir karış toprak eğer biz haksız yere almış isek yedi kat yerin dibine kadar boğazımıza geçirilecektir diye bu bir kere anlatılır. Senin yaptığın iş bu nedir? Hemen helalleşin helalleşin bir kucaklaşın. Öyle kucaklaşma olmaz. Bu yanlış. Buna ıslah denmez. Islah onu o kötü fiilden kurtarmak demektir. O gün sen onu kucaklaştırırsın tekrar düşmanlık başlar. Bir başkasıyla da aynısını yapar. Ne yapacağız?
Aman kardeşim bu yaptığın hareket dinimizde doğru değil. Efendimiz buyuruyor, yarın huzur-u ilahiye çalmış olduğunuz koyunları, sığırları, diveleri sırtınıza alarak ya Muhammed, ya Muhammed diye bağıra bağıra gelmeyin buyuruyor Sallallahu aleyhi ve sellem. Sen bir kere kardeşim bu yanlışlığını bil. Bu yaptığın hareket doğru değildir. Gel tövbe et, bir araya gelin demek suretiyle olur. Bu aksi halde yanlış yapılıyor. Müminlerin arasını ıslah, mesela iki kişi arasında bir dövüş var. Bu nasıl olmalı? Birine varacağız. Arkadaş kusura bakma, Sen vazgeç bundan. Sen de şundan vazgeç. Ya affet şeklinde olmaz. Buna ıslah denmez. Çoğumuzun yaptığı bu. Neden? Kitabı Kerim bilmiyoruz ki. Ulamamızın koymuş olduğu esastan haberimiz yok ki. Yapılmış bir haksızlık varsa buna haksızlığa alet olma denir. Sen bu kötülüğü yapmışsın daha da devam ettirmektir ona. Nasıl olacak?
Eğer maluma sahibi ise o meseledeki anlaşmazlığı Allah emrine getirebilmeye çalışmaktır. O yanlışı çok güzel bir şekilde ifade ederek kötülükten kurtarmaktır. Adamın şimdi namusuna hücum etsin. Aynen namus kelimesi geçer, gıybetini yap. İftirayı da git. Bilmediğin her şeyi de karıştır. Ondan sonra var bir elini öp, var bir buna ıslah dinmez. Bunu kötülüğe teşvik demektir. Daha devam et. Nasıl olsa anlaştırıyoruz ve geçmez isimler. Ona ne dinecek? Bak sen bu kimsenin, namuslu kimsenin aleyhinde konuşuyorsun. Buna bir şahidin var mı? İsmail bu kimsenin, namuslu kimsenin aleyhinde konuşuyorsun. Buna bir şahidin var mı? İspat edebilir misin? Yok duydum canım. O zaman sen diyeceksin ki kişinin her duyduğunu nakletmesi ona günah olarak yeter. Bak bunun şahidi de yok, ispatı da yok. Duymuşum bir yerden, hareket ediyor bu yanlıştır diyebilmektir.
Hemen vazifelerini Rabbimizin emretmiş olduğu görevleri icra et. Ve sabaha ulaşmış ise verilmese akşamı bekleme. Sıhhatliyim, afiyetliyim diyorsun ama Allah korusun bir feşt olabilir. Olmadık yok. Başımıza neler gelir. Sapasağlam bir kimse anında hasta tuttu, anında hasta tuttu. Bunun için buyuruluyor ki hastalık için sıhhatli vaktini iyi gözetle ibadet ve taatini yap. Nasılsa öleceğiz, kaçması da mümkün değil. Onun için bu hayatı aman ha boşa geçirme diye bize tavsiye de buyur. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
İman ve Mal-Mülk Dengesi ve İyilik Yolunda… | Mihmandar