İman kalpte kök bulup, azalarımızda da gereğini yerine getirmektir. Bu hususta geçmiş büyüklerimiz çok hassas davranmışlar. Bu Hasır hoca diye ifade edilen Mustafa Efendi, karşılaştığı kimselere imanıma dua edin demiş. Bunu Esad El-Bibi Hazretleri'nde de görüyoruz, hep büyüklerimizde en son arzuları yani en önemli olan arzuları iman. İman derdi ile dertlenmişler. Bu zatın yaşantısında o zamanki vasıtalar merkep. Onunla girip geliyor, heybesinin bir gözünde kefenini, haydi ölürsem diyor, hazır olsun diye onun yanından ayrılın kefenini. Bu aynı zamanda ölümü hatırlatır insana kefenini görmesin, işte en son giyeceğim işte budur der, tefekkür içerisinde olur. Kendisi imamlık yaptığı yeri demiyorum, demiyoruz. Orada kendisini zamanın böyle biraz ileri noktada olanları ziyaret etmişler. Onlara demiş ki böyle bir yoğurt, onu bir torbaya herhalde koymuş, bir de turşu diyorlar.
Bu ikisini göstermiş, demiş ki bunlar yüzünden acaba Allah'ın indinden nasıl hesap verir? Onlar hep hayret etmişler. Çünkü varlıklı kimseler belki elbiselerini dolaplar almıyor. Bunun da bu halini görünce zühdi bir hali, diyormuş bu yüzden beni Cenabı Hak mesut tutar mı deyip ağlıyormuş. Demişler ki bir yoğurt torbanın içinde, bir de tuş vermişti. Nasıl bir kaba konmuşsa bunu Ankara'da Said-i Nurisi Hazretleri'nin Rahmetullahi Rahmetenvasi bir öğrencisi Tebo kalmış herhalde, çok az kalmışlar. Ben dedi onun öğrencisiyim dedi. Bir görüşmenin neticesinde geldi. Şöyle güzel bir insan giyimiyle, kuşamıyla bir beyefendi diyebilirsiniz, bir beyefendi şahsiyet de çok önemli. Şöyle bir imrenlenecek bakıldığı zaman, öyle bir kimse ben dedi, Saim-i Nursi Hazretleri'nin öğrencisiyim dedi. Daha gençtim diyor, gençtim, demiş kimsenin duan makbul olur, ben senden dua talep ediyorum.
Sonra diyor evi diyor çok basit diyor, öyle halılar, kilimler, ondan sonra oturma grupları vesaire yok diyor. Bir destisini gördüm diyor, bir de takın yakıyor. İşte buna benzer. Bu yüzden Cenabı Hak beni sorguya çekerse ben nasıl cevap vereceğim dedi diyor, bayrak zat. Ubeyde tüpnülcerrah, kendisi ordu komutanıdır, Şam-ı Şerif'te. Hz. Ömer radıyallahu anh kendisini ziyaret etti. Baktı bir post, bir de duvarda asılı yakınlaştır, yayaydı, yavuktur, pu. Dedi Ya Ubeyde, Übeyde, Türknül Cerrah radıyallahu bir ordu komutanısın evin biraz daha şöyle düzenli olsaydı döşemesi deyince, Yaver beni kurtaracak olan bunlardır dedi. Bunun hesabını ne yapacağım dedim. Dedim. Biraz acayip kaçar diye söylemekten çekiniyorum. Gelin bunu değişik şekle sokmayalım da anlatayım size. Ravzai pak-i Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bunu anlatan dünyadaki dört kişiden birisi.
Şunu anlattı bize, böyle bir ateş yapılmış, dünya varlığını sayarak bunun üstünden kim geçecek? Hiç kimse geçmeye cesaret edememiş, sayamıyor. Kendisinin bir arabası, sivilcesinin de var arabası, oğlunun da var, torunun da var. Bunun yanında ev bir değil, bir de ayrıyeten köşk gibi yazık istirahat edeceği evi de var, yerine göre yatları var. Sayamıyorum, dünya varlığı acayip şekilde. Bir tanesini dediler fabrikanın ne kadar sayamadı. Dedi ki ellinin üstünde, bu kadar söyleyin dedi, ellinin üzerinde. Şimdi bu nasıl sayacak? Dünya varlığını sayarak oradan atlayacak. Behlül veli geçiyor. Demekten çekindiğim şuydu, iç elbisesin demiyorum. Gömlek, peynir ve ekmek deyip haklıydı. Bunlar bize Rabbi Zülcelal'imize itaati, saygıyı, sevgiyi ifade eder. Es'adi El-Behbi Hazretleri'nin Haddesallahu Sırra iki ay oldu diyor. Aslında devamlı bu ilahi korkuyu taşıyor.
Fakat demek ki ziyadeleşiyor gittikçe bu ilahi korku ziyadeleşiyor. Nasıl acaba huzur-u ilahiye varacağım, imanıma dua edin diyor. Süfyan-ı Sebhi Hazretleri'nin kalpte sallallahu aleyhi ve sırra daha genç, fakat iki büklüm gibi olmuş. Böyle tanıdığımız kimseler var, hayatlarını gördüm. Onun hayatını anlatanlar şöyle söylüyorlar İnşallah Sufyani Sevri Hazretlerini unutmayın. Gençliğinde bu Sami Fendi Hazretlerinin şerhi şerif iki kişiden incinmedi, biri de bu dediği zatı söylüyor bize. Gençliğinde çok ağlarmış, mendil diyorlar, aynen suya batırıp çıkarılmış gibi. Yalnız ağıklar da bunun değişik şekilleri var, gözden döktüğümüz o yaşlar dökebilsek keşke. Bir neden olur ayrılıktan olur, insan çok sevdiği birisinden ayrılsa ağlıyor. Bir hocadan anlatılıyor, çok ağlamış, evladı ona evlatlık yaptığı gibi aynı zamanda dervişlik de yapmış. Öyle saygı duymuş ki gördüm.
Babası demeden çok işlerini hallediliyor. Bir tespih verişini gördüm babasına, öyle bir saygıyla verdi ki, ver gibi vermiyor. Böyle bir evlada herhalde ayrılığından dolayı da ızdırap duyar. Ayrılmış ağlamış, birçok sevdiği bir kimseden ayrılınca, ikincisi keşke yaşayabilsek, günahlarından dolayı ağlıyor sinek başı kadar olsun, gözyaşı dökmek affı ilahi habbelerini taşır der. Musahabe'de Sami Efendi Hazretleri, o gözyaşı af olmanın, mağfiret olmanın, bağışlanmanın taneleridir diye. O kükriyel cehennem ateşinde Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. Cebrail Aleyhisselam'ın bir bardak su ile geldiği, onu üzerine attığı zaman ateş sönüyor. Sönmesi mümkün değil. Allah korusun bu mevsim önemli. Cenabı Hak'tan memleketimizin her türlü sıkıntılardan muhafaza olması, bilhassa ormanların bir cam parçası atılsa dahi onun yansımasından dolayı bile ateş alabiliyor.
Birbirleriyle sürtüşmesinden bile sıcak mevsimde korusun, yani söndürülmesi ne kadar güç oluyor, kendi memleketindeki artık itfaiyeler vesaireler, bunun yanında ona mahsus kullanılan aletler da dış ülkelerden geliyor, yardım için geliniyor. Biz de diyorlar yardım edelim, sönmesi için zor söndürelim. Bu artık cehennem ateşi. Cehennem ateşi bir bardak su ile sünüyor. Nedir denince, bu asilerin günahından dolayı hatırlıyor. Rabbimizin azamet-i ilahiyesine bakıyor, o yüceliğine, zerrede bile gösteriyor Cenabı Hak azametini. Kendi şahsımızda bir gözümüzü düşünecek olsak, bir beynimizi düşünecek olsak, yani insan bir kipiğini düşünse yine yeter. Bir tanesi, kipliği olmadığından dolayı kullandığı ilaçları söylüyor, harcadığı masrafı anlatıyor. Bir kipri, çok yüklü harcamalar yapıyoruz bu kipi.
Sayılamaz ve anlatamayız, Cenabı hakk'ın esrarını kendi üzerimizdeki nimetin yüceliğini ifade edemeyiz, anlatılamaz. Bir tanesinin vücudu terlemiyor, vücudu terlemiyor. Kullandığı ilaçlar, tabii çok büyük masraf, çok büyük harcamalar gerektiriyor. Vücudu yarık yarık böyle, vücutta ter yok. Yani bu basit gibi görünüyor da, o nimet olmadığı zaman belli oluyor. Gördüm vücudunu yarık yaratıp. Kullandığı ilaçlar, tabii çok fazla. Ondan dolayı Allah'ımıza Elhamdülillahi ala külli hal diyeceğiz. Her halimize şükürler olsun Ya Rabbi diyeceğiz. Biz burada o Sufyan-ı Sevriyye Hazretleri hatırımızda kalsın, biz de Cüneydi Bağdadi hazretlerine doğru verelim. O da bizim sultanımız, pirimiz, her şeyimiz. Hep bunu diyorum başka husus var. İbrahim mekan'i tanırsınız, iyi bir ilim meyil. Dünyada sayılan idi meyillerinden birisidir. Hacı Hasan efendimizin sadakatine bakın, sadakatine.
Hususi onu ziyaret ediyor. Kayseri Müftüsü İbrahim Çelik. Hususen ada pazarına gitti, oraya müftü olarak tayin edilmişti, ziyaretine gitti. Ziyaret ediyor hususen, o ziyarette bulundum, o ziyarette bulundum, Yanında parlamenterlerden birisiydi. Tabi ilim ehli, haline göre de arkadaşlarım var. Üstadımızı tarif etti, öyle kimseye bükülecek insan değil onlar. Ama Hacazen efendinin manevi hali demek ki nasılsa. Dedi ki Abdullah dedi yanındakine, bu benim hocam, bu benim efendim, bu benim şeyhim, bu benim her şeyim dedi. Ben kendilerini Kuran-ı Azimüşşan'a ta'zimle, onunla amelle Cenabı Hakk'a kabul ettirmiş bir veli. Sünneti Muhammediyeye riayetle Resulullah'a ümmet olma şerefine hakiki bir ümmet olma, şerefini elde etmiş, tasdik ettirmiş, tasdik etmişler.
Cüneydi Bağdadi, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri böyle şükür hakkında konuşuluyor dört yüz alim, bir de buna soralım demişler. İşte gönlü kalmasın, sekiz yaşlar önde. Onun bir cevap vereceklerini de cevap vereceğini de hiç ummuyorlar. Evladım, sence şükür nedir? Allah'ın verdiği ile ona isyan etmemek. Dört yüz alim ayağa kalkmış. Ey ulema-yı kiramın gözünün nuru demişler, ne güzel söyledin. Bunun gibi Sufyan-ı Sevri Hazretleri beri bükülmüş vaziyette, sebebi sorulduğunda benim belim bükülmeyip de kimin bükülecek diyor. Hocam son nefeste kelime-i tevhidi okuyamadı, Onun için biz şuna dikkat edelim, yani herkesin kendisine göre bir sıkıntısı vardır. Hayat böyle düz geçip gitmiyor, en gebelidir. Bazen dertli, sıkıntılı, meşakkatliği, bazen sürurlu zaten Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'ı halk buyurduğunda otuz dokuz yıl keder yağmuru, bir yıl da sürer. Böyle hayat.
Bir sıkıntıydı şahsımla alakalı. Doktor şunu söyledi İmanınızı kelime-i tevhidle ziyadeleştirin, dinleyin de ziyadeleştirin. Şimdi burada biz son nefesimiz insan neye alışkınsa böyle narkozlanıyor, bayıldığında ayıldığı an neye alışkınsa onu söylüyor. Sekaret deniyor ya ölüm anında, biz kelime-i tevhide dilimizi alıştıralım da o anda kelime-i tevhidi okumaya başlayalım. Daha yakında anlatıldı, yeni ıslah olmuş bir kimse, daha diyorlar yeni, artık tövbe etmiş, Cenabıhakk'a dönmüş bir kimse, üç gün bu can vermiş, yatağında can veriyor, üç gün. O üç gün zarfında diyor, her zaman duyuyorduk Allah diyormuş, Allah işte al. Ne güzel Allah'ımız netice lütfetmiş, Kuran-ı Kerim'de de Risale-i Nur, güzel sonuç cenab-ı Hak'tan korkmakla alakalıdır. İman nedir? Benim diyor, hocam, Sufyan-ı Sevri Hazretleri kelime-i tevhidi okuyamadı.
Ben diyor, nasıl diyor, belimi düzeltebileyim diyor, nasıl belim düzelsin diyor. Efil fekti bizim fökemizde, dil ile la ilahe illallah, bunu alıştıracağız kendimizi, kalbinde tasdik ediyor. Zaten diye diye ne olacak, kalbimize de işleyecek. Hadiseler de bize onu gösteriyor şu tabiatta, yağmur bakıyorsunuz yağıyor, öyle yağıyor ki böyle çişenleme ağır ağır yağarken yağarken toprağın altına da geçiyor. Bazı yerlerde görüyoruz su kaynaklarının tükendiği söylemi veya azalmıştır. Niye? Yağışar. İnşallah bu kelime-i tevhidi Allah'ımızın aşkıdır, bu muhabbetidir, feyzüdür, lütfudur, ihsanıdır, Onun marifeti ilahiyyesidir. Onu kalbimize dilimizle okuya okuya indirmeye gayret ederiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.