İman ve Kanaatın Gücü ve Manevi Kalkınma kaydında Efendimiz bunların hakkında bir şey yazıyor şöyle size Teberrüken noktayı vereyim. Her hastalığı müminler birbiriyle kardeş Efendimiz bahçede, devatta, Ömer Bey'in, devat kağıtlarını aldık. Daha oraya gitmiştik. İki saat kadar bahçede görüştü o ihtiyar vücutüyle. Yerinde çok esiyordu, soğuktu. Bütün ihvanı ağlattığı bir kelime oldu. Yani…
İman ve Kanaatın Gücü ve Manevi Kalkınma ne anlatıyor?
İman ve Kanaatın Gücü ve Manevi Kalkınma kaydında Efendimiz bunların hakkında bir şey yazıyor şöyle size Teberrüken noktayı vereyim. Her hastalığı müminler birbiriyle kardeş Efendimiz bahçede, devatta, Ömer Bey'in, devat kağıtlarını aldık. Daha oraya gitmiştik. İki saat kadar bahçede görüştü o ihtiyar vücutüyle. Yerinde çok esiyordu, soğuktu. Bütün ihvanı ağlattığı bir kelime oldu. Yani…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz bunların hakkında bir şey yazıyor şöyle size Teberrüken noktayı vereyim. Her hastalığı müminler birbiriyle kardeş Efendimiz bahçede, devatta, Ömer Bey'in, devat kağıtlarını aldık. Daha oraya gitmiştik. İki saat kadar bahçede görüştü o ihtiyar vücutüyle. Yerinde çok esiyordu, soğuktu. Bütün ihvanı ağlattığı bir kelime oldu. Yani nasıl elektriğin, düğmesine, kırarım da. Hep birden millet. Yani evin işi bütün ziya ile doludur. Ziya ile dolduracak bir kelime konuştu. Müminin birisi sevabı bir tıkicik noksan gelmiş en ağır. İnar. Git annen baban akrabayı talimatını yok abi. Hepsini aramışlar gelme. İmkanını bulamadık. Bulamadım Ya Rabbi. Vermiyorlar. Ne annem veriyor. Benim halim fena olmaz. Ya! Babam, an, babam ben askere gidince oyunun büküldüğünü, yani yavrum diye böyle bağrına bassaydın şimdi bir tek sevap ya! Yavrum Bana bak sen bakın yakın yavrum.
Benim daha amelim dağıtılmadı. Benim halim ne olacağını ben bilemiyorum. Dediler. Kamufan, Emmim, Dayım, Akrabam. Ümidi kestim geldim Ya Rabbi! Sen de buyurursan! Dedi. Efendimiz buraya ağlayarak! Allah için dost da mı etmedin sen gelme? Allah için hiç kardeşin yok muydu? Dedi. Allah'ın için kardeşim. Hep bütün ihbarlıkta arkadaşlar. Baktım ki Manisa müftüleri ne bütün gelmiş Allah'ın sevgili dostları Rıza. Çöl Efendimizin sağında oturuyorduk. Bakü'da sağında oturuyorduk. Hep birden oturuyorduk. Başka alem canım. Allah cennette cebisin. Biz Allah için böyle dostlara mı etmediniz diye. Dedi Efendimiz ağlamaya başladık. İşte ben size Allah için dostum demek ister gibi oldum. O sektörasını alın. Kalkıp kalkıp. Hakk'ın birbirimizin bakından bastup kucaklaşmak başladı. Allah yollarından ayırmasın. Kardeşlarımıza bir şey indirdim de öyle kaldık. Ümmetim yetmiş üç dört ay ayrılacak.
Yetmiş iki sayılı var. Bir teki Ali'm. Sahabe-i Kiram çok korktular. Babam bu hadisi okuduk sonra bende çok korkardım. Hasan korkma oğlum! Bizim cemaat, biri çok olacak. Ötekiler, Aleviler, Rafazılar, Ciberiiler, Kadriül mezhepler, Beşinci mezhepler Onlar çok, onlar Ehli Sünnet ve Cemaat mezhebinden olanlar kurtulacak. Sahabe yolu dedim, buyur ya Muhammed ' ın yolundan giren ve sahabesinin yolundan girenler kurtulacak bir yandan mahvolacak. Biz çalışıyoruz. Allah taklidimizi taklit eylesin. Resulullah yolundan gitmeye, sahabeyi kiram yolundan gitmeye çalışıyoruz. Bak sahabenin birinden birini örnek vereceğim burda. Efendimiz yazmış bunu okuyun. Biz Medine'ye hicret edip geldiğimizde, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benimle Salih ile Rabi arasında kardeşlik tesis etmişti diyor. Abdurrahman ibn-i Avf. Allah şefaatlardan nail. Bunu özledim ya! Sa'd bin Rabia, Abdurrahman ibn-i Avfe!
Ben mal cihetiyle Ensar'ın en zenginiyim kardeşim. Sandığa kardeş olduk. Şimdi zengin kardeşler düşünelim de. Hala bir Rabbinden yüz lirasını, bin lirasını kardeş demezsin. Feda olsun demezsin. Bin de bini çıkar. Bin de bir çıkar. Tahir Hocamızın huzurunda bu kadar cemaat vardı. Hicaz lafı vardı. Ben orada bir kardeşimizin, İsa muallimi olup da, on üç senedir maaşını kestiklerinden haber verdim. Böyle kızları pantolonla çıkarmış da, onun yüzünden sen Nurcusun da bacağını niye açmayayım bu kızların? Kızlar da ifade veriyorlar. Haya ediyoruz yahu diyor. Haya ediyoruz. Biz efendimiz bize muallimimiz demişti de biz şey ettik. İfadeyi bulamıyorlar. Niğde'den Muğire'den Ankara'ya, Ankara'dan Niğde'ye. Bulamıyorlar, muhkem eden bir şey bulamıyorlar. Pekala deminden alınmıştır. Maaşı nehyi yok diyorlar. On üç senedir böyle. Şimdi örnekler vereceğim.
İçinden bir tek kardeşimiz iki yüz lira berabere, Cemre soktuşunu o kardeşe verdiği. Hep zengin yani apartmanını güve çıkarmış. Kardeşlarımıza da öyle olmaz. Kurban olalım birbirimize yahu. Canımız kurban olsun ki sahabe yolundan gitmiş olalım. Şeriatçı senin malın senin olsun, benim malım benim. Tarikatça benim malım senin olsun, senin malım benim. Halikatça ne seninki? Senin ne benimki? Ben Allah'ım! Bir kefin giyen giyen başka bir şeyin yoksa. Bunun üzerine Sa'd İbn Rabi, Abdurrahman İbn Avf'e Ben mal cihetiyle hamsarın in zenginiyim kardeşim. Malının yarısını sana ayırıyorum. Yani şöyle sınırlı dikelim ben gideceğim hurmalıktan sen muhacir geldin dedi. Şöyle dik dedi böyle gidelim şu yandı sen olacak bu yandı. Sonra bak paramın yarısıdır senin. Sonra bak develerimin yarısıdır senin. Sonra bak iyi ki kadınımdan hamlısını dilersen senin hesabına talak vereceğim.
Senin insanına boşayacağım ama büyük kadınım iş güzel, küçük güzel değil. Küçük kadınım güzel yalnız iş bilmez. Bunun hangisini boşayım? Boşadıktan sonra müsaade ediyor buna. Boşayacağım, üç ay on gün duracak. Hamile çıkmazsa itti bitti mi sana nikah edeceğiz. Ondan sonra sende kalacak hanım. Bak böyle gayrı mısın? Efendim bunu okulda hem ağlıyorduk hem ağlıyorduk. Yani kardeş ne kadar böyle ileriye girmiş. Buna talak vereyim. İlk derste geçince anne tezevvülsiy edersin kardeşim deve. Abdurrahman b. Avf radiyallahu anh, Salih ibn Rabiu Anh'a, Allah ehlini ve malını sana mübarek etsin. Benim bunlara ihtiyacım yoktur. Vanımla kabul etmem ben bu kadar hediyeyi. Senin aynanı boşayıp da ben buna vicdanım razı değildim. Olmaz bu. Allah kurban olduğum Allah o harfleri bize ver ya. İçinde ticaret edip de edinecek bir çarşımız yok mu? Abdurrahman b. Avf, o Ankara öyle diyor.
Sa'd ibn-Rabi- Bana o pazara delalet ediniz. Bana o pazarı göster yeter pazara gireyim. Sa'd-i Rabia ile Kanyurka Kabilesinin çarşısı var dedi. Abdurrahman İbni Avf, Kalyuka çarşısına gitti satmak üzere. Peynir, yağ vesaire. YETESİ güne gitti. Çok geçmedi. Abdurrahman radiyallahu anh, Rasulullah Salli Allahu Aleyhi Vessellem'i ziyarete gitti. Üzerinde ehli zifafa mahsus, gerdek gecesine girmeye mahsus bir elbise var. Üzerinde. Eğer elbise de vardı. Zaferen, Safran İbiz idi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Evlendin mi diye sordu ya. Ya Abdullah, evlendin mi? Evet, evlendim. Diye cevap verdi. Ondan sonra ile evlendim. Allah Allah! Bunu Hacer edin. Hiç de paran yoktu. Buraya geldim. Bak Allah lütfetmiş de evlendin. Diye keflendi Peygamberimiz. Bizim İhvan'ımız ile kim evlenirse ben çok keflenirim. Rasulullah kimin tecelli ettiğini sordu. Kimi aldınız?
Oda, Ansar dan bir kadınla evlendim Ya Muhammed. Evlendim. Resulullah keyfinden dedi: Ne kadar da mehir verdiniz? Mihri müeccel, mihri muaccel malumunuz. Ne kadar verdiniz buyurdu. Abdurrahman'dan da bir çekirdek, beş dirheme evlendim. Şimdi diyor: Bir çekirdek, beş dirhem ağırlığında altın verdim diye cevap verdi. Bunun üzerine Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Abdurrahman'a bir koyun kesmek suretiyle olsun, velime yap buyurdu. Bir koyun kes de bir velime yap, bir düğün cemaati yap. İyi mi dene? Bu kadar ucuz. Şuraya bir nokta altmış efendim şuraya inmiş. Diyorlar ki Zamanımızdaki evlenmelerde ne gibi ağır şartların olduğunu ve edebi islamiyeye ne kadar muhalif bir israf olduğunu teemmül edelim de ibret alalım. Sahabe böyle evleniyordu, böyle kız veriyor, böyle alıyordu. Şu zamanımıza bakalım da ne sefer israf, lüzumsuz israf. Lüzumsuz israf, kanaatiniz olsun.
Yani kamyonlar doluyor, oturak istiyor, bilmem ne istiyor, yerde yatmaya kimse tenezzül etmiyor, kavuleler istiyor. Neler, neler, neler bizim ta oraya geldi şimdi. Ondan sonra buralarda kim bilir Allah bilir. Kaç yüz bin liraysa, sen ne kadar bin liraysa. Bu Hacer'in Ansarasında akdedilen muvahhad hicretin bir. Senesinde akdedilmişti. Bu uzun geliyor, burayı şöyle kapa diyorum. Muhammed Mustafa efendimizin huzuruna geldi. O kardeşinin malının yarısını almayıp ailesine tenezzül etmediğinden, kırk ve bin ahçe sırf sadaka vermiş. Allah böyle mal vermiş. Allah'a yemin ederim ki diyor, Abdurrahman ibn Avf, şöyle bir oruç kum alsam erime Şöyle altın olurdu. Muhammed a. S.' ın duası hürmetine ben böyle diyor bereketli bir şeye uğradım, bu da sırf kardeşime yaptığım güzel muameleden oldu. Onlar bize tek tavuğunu kesti, yedirtti. Bizde onların şeyine tenezzül etmedik.
Sahabe toplanmış ve Ömer'imizin eline geldiler oturdular: Ansar! Ya Muhammed! Sallallahu teala aleyhi ve sellem! Hani ne olursun! Muhacir kardeşlerlarımızla bizim aramızda, şu mallarımızı takdim etti. Yarısı onların olsun, yarısı da bizim olsun! Bu ne Kardashian sizi ki ya bu diyor. Bu ne kadar Kardashian! Allah'ınız razı olsun sizden dedi. Ben buna dahil değilim. Gelin onlarla bahçenizi, onlar görsün, gözersin, dibini tepsin, sulasın, mirasını yarı yarıya bilsin. Yani meyvesi sizin olsun, yanı meyvesi onlar olsun, bahçanız yine sizde dursun dedi. Ya Resulullah, Allah üzülerek hayır diyor ki, hani ne olur böyle yani belişelim. Böyle, sahabeyi kiram böyleydi. Bilakis, kardeşim, yani kardeşim bin lira Allah rızası için diyorum size. Allah rızası için diyorum, belki zenginimiz ne olur? Haber gönderelim, her memleketin halifesi var. Memuru var.
Kardeşim mıntıkanızda aç bir ilaç kardeşlerimiz var mı? Zekat verme, dövdüğümüz geldi en yakın akrabana vereceksin, en yakın akraban da olmuş var mı? İhvan gardaşım! Zeketin ile olsun onu kaldırmaya çalışalım. Allah'ı sarsıyorum. Böyle etrafı düşünelim. Şu an sohbet için şu kağıdı çıkarmıştır siz gelmeden evvel. Şunlar da kitabımızda yiyin. Efendimiz'in Mektubat'ı arayalım. İftar de öyle dolu. Bu kitapta öyle. Yesümüşkü fiatta size birkaç kelime konuşayım inşallah. Ellerimizle ellerimizle, ayaklarımız ayaklarımızla, gemi ağızalarımız birbiriyle Elveda El-Cart dediği gün, gözlerimiz tavana dikilip yavrularımızın boyu büktüğü gün. O niyetle böyle hadi yani. Kelimesi ile cümlemize Peygamberimiz Muhammed Mustafa şöyle buyuruyor: Dünyamızdan, Ey Sahabe-i Kiram ve ümmetim dünyanızdan, Vallahi üç nesne sevdirildi. Sevdim dediğim öyle de sevdirildi.
Ben Allah'tan gayrıyı sevmezdim ama Allah sevdirdi. Dünyamızdan da demiyor. Ey dünyaya talip olan, dünyayı benim zannedenler, dünya sizin değil. Hamnanettir, içinde oturuyoruz, söz verir. Yani şu an sizden sorulur. Kalacak beleş şeyler kalacak. Dünya dediğimiz şu güzel dul kız, herkesin dostudur fakat vefasız. İşte şimdi fırpadan düşersek birimiz gitti. Ne gelmiş, ne gelmiş Böyle olacağız kardeşim. Hepimiz böyle olacağız. Allah İman-ı Kahnızdan ayrılmasın. Yalnız, dünyamızdan bana üç nesne sevdirildi. Birincisi, Gökçe kokuyu. Gayet güzel kokuyu severim diyor Peygamberimiz Herkesin cebinde gül yağları bulunsun. Efendimiz niye koku sürülüyorsa o bulunsun. Çünkü derse otururken seccadan temiz olacak. Gül yağıyla koklanacaksın. Vaizide Gas'tami efendimiz zikre oturdun mu, ağzını kırk suyla yıkarmış. Allah'ımı ben, mülevves ağızla zikretmeyeyim diye. Gözler yumulu.
Gözler yumulu kıbleye karşı oturmuş, boynunu Mevla'ya bükmüş başka kimse yok. Bilhassa sahabe, yani şaka katmadan evvel olursa, mütehaacıt Namazı kılınır. Sünneti Müekkele diyor Efendimiz Mutlaka gücü yeten yapsın diyor. Karnını recik az yer, bir de güzel akacak olursa, bir de salih nas sohbetinde olursa letaifler çalışmaya başlar. Bu üç şeyden letaif duramaz, patlamaya başlar. Salihlar dediği: '' Ve kun-ü maassalib'in ayetini okur. ''Salihinden murat kutlu cihanlar'' Onun sohbetinde oturmak, rahmetasını yapmak. Yap arkana, yap arkana, yap, cezveyi koyduğumda nasıl ocakta, yani hava kazında, mangalda duruyor. Durukan, Durukan Efendimiz başlıyor diyor. Cip, cip, cip, cip, çip atmaya başlar. Ne çık daha durursa neden? Gümbür gümbür gümbür kaynar. Ne hiç kalıyor bizimle taiflerimiz çalışmıyor? Demek ki kenarına koyuyoruz mangalın, rağıtamız az oluyor. Yoksa hop ladır meyzillah.
Onun için yani Gökçek Kokulu, Serveri Kainat Muhammed Mustafa mubarek ismi yüz gibi kokuyoruz zaten. Bütün kokular ondan oldu zaten. Geber-i Sevir Dağı'na girip çıkalı, bu düğün sene kusur oluyor, yeni girmiş çıkmış gibi kokuyordu Peygamberimiz. Ne yaptınız olsun o Hayvanın, o dolaşık yoldan geliyorduk, kapı açıldığı zaman otoposun içine bir koku gelip bağırmaya başladılar. Daha Medine'ye belki otuz kilometre vardı. Kendi gülle kokarken gine güzel koku taşıyordu. Ümmetime sünnet olsun diye. Öyle olunca sigara ne katiyen içmeyelim. Tarikat-ı Ali Yere sigara. Çünkü Şeriatta mubah, Tarikatta haram. Tarikatta haram, Hakikatte günah-ı Kebair. Hakikatte Kebair, Hakikatte Marifette küfür olur. Küfür bu günahı kebair ne? Essetten küfür değil de, nasıl küfür günahı kebayı cennete kurmazsa, yani bir kerahatle hal yaparsa tarikat adamı, o da dünya cennetine, lezzetine kavuşamaz.
Yine eve geçmişte bu kafası boşanmış çobadan ayırmış, dışarıya yayılmış gelmiş. Kim bilir kimin ekinini yedi, kim bilir kimin bostanını yedi. Akşam gelince onun sütünü yemek tarikatta haram. Ötekinde bu bakıda bunda haram. Şüpheli. Şüphede vaki olan haram da vaki olur. Bunun için aman iyi dikkat edelim buna. Şimdi, Teletremize mani olur. Dünyanızdan bana üç ders de sevdirildi. İnisi Gökçe koku. Gayet güzel kokuyu severim. İkinci sevmiyorum. Aişe'yi sıktı, kayın Rabbim bana kendi sevdirdi. Ben sevmedim. Ne diyorsam onu ezberlerdi. Muhaddis oldu. Railo muydu? Yani Buhari-i Şerife açın bakın! Ne kadar usul, abdest, vesair muamelete ait hadis varsa, tüm Aişe işin istiğra Validemiz tarafından rivayet olunmuştur. Çok büyük bir Allah Şefaaten nail etsin Ya Rabbi. Benim gözümün mürüdi namazda kılındı. Üçüncüsü. Üç şeyi sevdim. Yüzlerimin zınası oldu namaz. Namazı biz yapamıyoruz ki kardeşim.
Namazda huzur alabiliyor mu? Ben alamıyorum. Yalan Aldım, geçirdim geriye. Aldım, geriye geçirdim. Yani Ameliman'da oldum ben. En günahkarımız oldum şimdi. Şahin Nakşibendi Kuddi Kutse Sirruh Hz. Efendimiz'den, Efendim huzurla namazı nasıl kılalım diyor. Abdestli huzurla alın diyor. Ekmeğiniz o Hakk'ı helal olsun. ZİRRE kadar haram şüphesi karışmasın. ZİRRE kadar amma. Haram! Ertikab etmeyin! Yelkeneler huzur yiyin! Ağzınıza lokma yağının! Allah! Allah! Allah! Allah! Diye çıkın böyle hatırınızda olsun! Kalp Allah'ı zikrederek olsun! Kalp çarkı dönmeye başladı mı? Allah dediğin, yiğidin gibi başlar, ne olmayan nur! Bizim kardeşlarımızdan ders tarifi tabi soruyoruz. Biz on dört yaşından beri İkbal'ın diyesini sorarız. Zamanımızdan beri, babamın gününden beri. Allah merak edenler olsun. Kardeşlarımızdan birisi geldi. Ekmek yerken dediği an tarifi tuttu mudur? Lokma ben giderken nur oluyor.
Böyle nur görünüyor güneş gibi nur. Taş dayak etmekte hacet olmuyor. Nur olursa taş dayak etmek olur mu? Kelam-ı dirgahı değil de efendim üstadımızın Eren köyünde Ziya Köşkü, Başak Köşkü'nde Hacı Esali Elbirliği Putdisesi, Ravul Hadis Efendimiz'in orda otuz üç tane misafirdik diyor. Günde öyle misafir bulunurdu. Şahal Efendimiz'e efendim kanunca beş tane artık kimse yasak. Fakat misafire. Ani bu kapıyı Allah kaçtı, Allah örtecek. Ben misafire git diyemeyeceğim. Geliyor başımıza biliyorum felaket geliyor ama Allah açtı Allah kafadır demiş. Başka mesele yok. Orda misafir et diyor, Kayserili kardeşimizin birisi Hacı Mehmet Aksakalp. Hacı Hüseyin felan oğlu. Allah Allah Bin hafta durduk diyor. Taş dayak etmiyor diyor. Uyandık kendimizden. Biz bilek diyelim ki, insanız. Bir Musul alalım da içelim de. Şu karnımızı boşandıralım diye gittik. Diyor. Şıkhal efendimiz oğlu.
Şu Hacı Esad El-Bili'yi efendimiz putbul aktamamış, o da Kavsili A'zam. Oğlu, Kavsili A'zam olarak yetişmişsin. Bunun hepsinin elemeninde ipe düzdüler. Allah şefaatlerine nail etsin, bundan Allah'ım Allah. Oğlum diyor ifadeni hiç değişmez. Sorarlardı yerine vekil kim olacak diyor. Hep sana bakarlardı. Ben Ali olacak demezdim. Ölümümüzün beraber olduğunu Allah bildiriyordu bana diyor. Bizim Kerbela Devrimi şimdi diyor. Kerbela Devrimi ifadeni hiç yanlış verme. Sen de, ben de bugünlerde Hasan Hüseyin gibi ahirete giriyoruz diyor. Yani Kerbela Devrimi çok da halifemiz olacak diyor. Allah, şefaatlerini nail etti Ya Rabbi! Geçen bir yere söylerim ya: Bilim Konya'ya gitti mi? Babam da hapishanede, Kayseri'de kırk beş gün hapis. Onların ölümünü duyunca Hz. Esselam Efendi zehirlenmiş. Şuhar Efendi Hazretleri idam olmuş.
Son devrin mazlumlarını okursanız, ben bile okudum böyle birer birer Necip Fazıl Kısakreyn kitabında. Nasıl hakaret olmuş bu dinimize, ulemamıza bir okun da o atıp o cahiliyeyi. Şura dayanır mı? Hiç dayanacak vaziyet kılarmışsın. Böyle. Pederim diyor, o ölüleri duyunca kılavuz havuz katibi ve ikinci halifeydi yan yana. Böyle. Hafız kalk dedi diyor. Uyku tutmadık yani. Bağırınca cayır yanıyor. Hız lazım gitti, halifeler gitti. Niye ağlan efendim? Ben takdirleri öyleymiş. O ağlamıyorum oğlum. Ben de kulağım, kulağım, burnum vesaire. Hanzalarım düzgün olsa ben de idam olurdum. Kurban olmaya layık değil mi, beni gitmiyorlar diye ağlıyormuş babam da. Otuz yaşında, otuz iki yaşında kılavuz havuz vardı. Allah şefaatine nail etsin. Menemen'e beş kişi gideceğimiz Kirezzade İtam Müdürü Hacabdullah Efendi, Yahya Hafız, Çığız, Kravus Hafız, Çığız, Çığız, Çığız, Çığız, Çığız, Çığ Mustafa. Gidecek.
Kimfin'den diyor böyle melülen'de idam olacağım otuz yaşında yahu. Acaba diyor, Kuhbahan Ayla diyor, şıkımı bir açıktan görür müyüm ona diyor. Biz Hacı Hasan Efendi görmüş gibi inandık, intisap ettik ama ölürdük biz. Şahal efendimizi görür müyüm ola diye. Hafız, ne oldun sen oğlum, hastalandın mı, bir kinlet mi geldi sana, bütün yüz hapishane varmışmış. Bu üç yıl üç yıl ünüm gelmiş. Hapishaneye irşad etmişler. Babamgil, dedi ki efendim oraya melemine gidecek para yok deyince parayı toplamışlar, vermişler. Rahmetlik Fevzi Paşa, Çakmak Paşa Hazretleri Şah efendimize intisaplıymışmış. Kokursanız o son devrin mazlumlarını, Fevzi kulunuz diyor derken haberi olmuş dur. İngılabiliyorum diye. Öyle durdu mesela. Babamın DuduK'a öyle bir karanlık hal geçirdik yani Allah. Kimsenin başına vermesin. İki tane aile, yedi tane çocuk arkadaşlar. Yedi tane çocuk. Murtlar gibi ağlıyoruz.
Müdür Recep canım, yani dersler oğlu gibi oldum ya. Bunlar layık, Kanuna aykırı bir yere birikiyorlar. Allah, Allah diyorlar kanuna aykırı. Bunlar layık bunlar Yusuf, per diyor bunlar. Bunlar Allah diyor diyor. Böyle devir. Geliyorlar develiği bilen araçlarımız var. Hükumet binasını üç dakika makine kıvranıyor. Yaşasın Cumhuriyet kahretsin kara kuvvet diyor. Babama böyle diyor. Kurrecinin oğlu böyle deyince babam Allah seni kahretsin! Diyor böyle. O günü ırak içerken çatlamış. Amına akının başında. Geberik yani! Sonra yedik diyor, ince suyun oraya geldik bilen ne onu bilir. İnce suyun oraya gel, yok diyor. İkindi namazımız geçiyor yavrum dedim diyor. Şüfere, iki jandarma var diyor. Ellerimiz bağlı diyor. Bağlı diyor. Oğlum, riya olmasın, dört sene Çanakkale'de böyle çakmak çaldık, tek namaz geçirmedim. Dedi. Şimdi namazımız geçirttim ey oğlum, git hepsini bir hapishanede kılarız dedi.
Diyor. Allah bizi hapsetmeye, idam etmeye karar verdin, hak ettin, takdir ettinse razıyım. Namazımız mı geçenleri mi takdir ettin Ya Rabbi? Demiş, Babam namazımız da mı gelsin deyince, teker patlak getiriyor Hüseyin. Şüphe diyor ki, gideceğiz bugün alim diyor. Hemen Hocam yine de namazımızı da Allah belanı versin diyor. Namazımızı kıldık diyor. Orada vardık ki yine de suyu. Ya hakimi ne diyor. Hiçbirisi gitmemiş. Şık Mustafa sen misin? Şık Fazlı sen misin? Şık Klavi sen misin? Evet evet. Hükümet bütün ayakta Kayseri'ye. Vali'ye ayakta. Yetiştiriyor musun camileri yahu! Gittik diyor arkadaş, vardık diyor. Happy ayaktaymış Esset'ten diyor. Sen misin şık Mustafa? Sen misin şık Fazlı? Sen misin şık Kılavuz? Evet efendim. Yanlış şakığımız yok bizim. Hükümetin pençesini altına girmeyecek miyiz zannettin dişleri? Gıcık gıcık, hepsini diyor. Yiyeverecekler ya. Ganatımız olsun yiyecekler diyor.
Kötü bir nazarata attılar diyor. Şu pencereler çok kolay. Üç ayları orucu tutarlar onlar da. Yani yeni seneler. Böyle üç ayları tutarlar. Recep Şaman tutaklar. Ramazan'da tutarlar. Evimizden içine ekna ak diyor. İki hafız diye çiğledi, çiğledi boğazından geçmedi diyor. Hafızı demem diyor. Oğlum ben Emine bir kader Emine miler kelerim. Kaderine iman eden keder etmez. Fatma'nın ipliği, pazarda belin olur. Biz takdirimize razı değil mi? Yarın Huzur-i ilahiye böyle dikilmeye çıkmıyor. Reis-i Cumhur'la beraber ne Allah bizi böyle dikmeyecek mi? Dikinecek. Seni bunu birbirlerini bu kadar rezil ettiler, dinleyecek mi Allah? Dinleyecek. Ya Rabbi biz seni Allah, Allah, Allah, Allah Allah Allah beni zikredelim de onun için yasal ya Rabbi. Şu evi seçiyorum bak böyle, gölbaşında pencereleri bahçeye diyor. Bu düşünceyle, yani penceresi bahçeye bir tehlikeye maruz olmayalım diyor. Neyin için?
Bara girenler o Sinemaya girenler, kahveye girenler, kajuiye girenler, her fenada girenler müstesna de biz yasak kardeşim. Biz iki kabul Elhamdülillah! Şimdi Allah razı bizden inşallah! Düşünüyoruz! Allah! Bin Malik böyle yekli yerime uğrarız diye eğilettiniz ise babam bunları teselli edince Fatma'nın girdiği Pazarda olur, Allah'ın takdirine razı değer miymiş sıklan? Hafızla yemeye başlar diyor. Bende yedim biraz diyor. Yatacağız diyor. İmkanı yok. Yatarsak ölürük diyor. Soğuktan. Hepsi hatırra geçiririm diyor. Bir Ertuğrul geçiririm diyor. Bir yorgan almış Fazlımız, üçümüz diyor kafamızı ona giydik. Onun için de salat-ı nari okuyalım. Bir hatim inelim. Dört bin dört yüz kırk dört defa okunursa, bütün müşkül hal bakmış durumda. Bunu okuyalım dedim. Okumaya başladık diyor. Şafak atmadan bitirdik hatimi diyor. Uymayayım ki yok.
Şafak atmadan gözün böyle bir ıslanınca Muhammed kıraat üzerinden gelmiyor. Selametsiniz, diyor. Selametsiniz! Diye diyemeyeceğim, sırrımı saklayacağım olmadı diyor. Hafızlar keflensin diye, yavrum teb şehit ederim Muhammed Aleyhisselam geldi diyor. Sakar a. S. Diyor ki: Yani Ümmü Yıldırım iyice diyor, beynen nevmi belli yapsa, uyanığı ile uyku arası hemen diğeri gitti, sana anlattık biz dediler. Hiçbir de Resulullah'a geldik, ifade verdik. Kırk beş günden sonra böyle koyarlar, sonra da beraat ettiler. Onları da Yasir'e diyeceğim. Bu İslam dininin başından geçenleri, yani bizim elimizden geçenleri anlatsak bak hep ağlayıp, dayanacak vaziyeti yok bu işin. Evimizde hapislik kardeşim. Biz ziyaretçimiz geliyor da Mevla kendilerinden razı olsun, Allahsız geçen hayatın cehennemde geçmiş gibi, gelir de bir dost ziyaret ederse Allah kendine mükafat veriyor.
Bende hizmet edeyim, gönlüm şöyle bir açılır. Allah'ım Ya Rabbi, kanaatiniz olsun, yoldan geçmeye haya ettim Hasan kardeşim, burada deniliyor Tahir Hoca. Şu Yahya Ali'ye uğramadan geçersem ben suyu edep etmiş olurum. Buradan ayrıldı diyor bizim dehamet. İyi ki gözünden diyor böyle yaş geliyor, sakallı, arslan, sakallı, yakuluyor. Memlekete teşvik etti. Bütün millet yiyecekdi. Dayın Hoca'yı yiyecekler çıktı. Ben biliyorum halk partısının en huzur dışından birisi, boğazına böyle ağzını açmış, Dahil Hocayı böyle yiyecek keyfimden. Yani yayarlar evimize teşvik etti. Bir lokmamızı yedi. Hep öğlen şimdi üç saat sürmedi. İki saateceğiz bizim evde. Yani ne kadar özledim geriye eve döndü mü? Hemşireniz kızımız, oğlumuz, gönlumuz, gönlümüz hepsine vardım ki secdede gördüm böyle. Bizim evimize bir misafir Allah'a, bulamadım Tayyip Hoca'yı göndermiş dedi.
Ben varım kapandım, şükredillah, secde etmek lazım. Yani eline Allah'ın bir dostu gelse de, bu ev sahibi secde etmesin, Allah doğru değil diyor. Bu senin diyor, elinde bir salayatten Allah gönderiyor yahu! Ne akraba, ne amca oğlu, ne teyze oğlu, ne hala oğlu, ne kimse hiç akraba değil, sürün! Yani tahteyle kendi evimiz gibi iniyoruz içine. Allah'a indiğimiz evden de, gelen cemaatten de, bütün yıkılanımızdan da razı ol Ya Rabbi. Namaz gözümün ziyası buyurdu felah'dan Namaz. Namazı kırmak için huzur mu istiyorduk? Evet. Şeyh Nakşibendi Efendimiz, ekmeğinizi helalden kazalım. Helal ekmeği huzurla yiyin. Huzurla yiyin. Bir de abdestinizi huzurla alın. Hem arzayla, aldığın abdest ağzasında tevbiyinin ettiğiniz günahlara Namazda hazır bulunduğu birinde tekbiri tahrim derler ona. Her şey kendine haram olur o zaman. Allah, şöyleymiş büyüklerinin tarifini haber vereyim.
Elimin dışıyla, dünyamı, dükkanımı, tezgahımı her şeyimi geriye attım Ya Rabbi, huzurumdayım Allahu ekber. Allah'ı görüyor gibi ibadet edin diyor. Siz Allah'ı görmüyorsanız, Allah sizi görüyor gibi, Allah seni görüyor gibi bulun da bir bak, ayağın üstünde durmayın, yıkılıyor insan. Yani Allah seni görüyor gibi huzura, al, bu namazı böyle kırarsanız, huzur gömleği giyer üstümüze. Kılavuz havızı, o ismi çok geçti rahmetliyim. Namazdan zorla boşandırır namazdan, aldığı zevkten müminin namazları miraç olacak. Miraç, Peygamberimiz miraç gibi. Ne bizimki miraç gibi olmuyordur, nezlesiz geçiyor? Ne abdestimiz abdest, ne yediğimiz yeme, Ne huzurumuz huzur, ne yerken huzurla yiyoruz, karnımızı tartakmazsa dolduruyoruz. Yani azıcık da şiddetli tarafına gelelim, bu tesir yapar insana. Onun için böyle olursa, böyle namazdan böyle olursa, belki de olmaz diyor. Olmaz, Allah rızası için.
Böyle devam edelim İnşaallah. Bismillah. Ağzım sık sık buraya havam şeyler. Bismillah. İkincisine geçiyorum. İlklerinizden tükenenleri düzeldin. Efendimiz, Efendimiz, Allah şefaatlerinden nail etsin. Bir şeyi sevdikten sonra Ömer dedi. Resulullah gerçek söyledi. Ben onun sevdiğini tam severdim. Ondan başka üç şeyde ben seviyorum. Neyi seviyormuş bakalım dinleyelim. Ya Muhammed Senin yüzüne bakmayı seviyorum. Otursan, açlığı neyi olan insan Peygamberimizin yanına geldi oturdu baktın mı, açlığı neyi unutur, günlerce böyle geçermiş. Bir gün, Ali Yül Murtaza radiyallahu anh cihattan geldi diyor. Hasan, Hüseyin efendimiz de hastaydı. Hasta. Girince kapıya Fatıma Tacra validemiz ellerini öperler. Hoş geldiniz dediler. Gezizin aldılar takarlar. Çocuklar nerede dedi? Çocuklar yatıyor. Ne olmuş dedi. Hastalar biraz. Baktı çığlıkla bir hastalık yok dedi. Zannedersem çocuklar aç dedi.
Doğru söyle hayatıma çığlıkla. Üç gün taam yemediler, dün uykulusun görmediler. Hiç yemedik, diymediler böyle saklandım aklıma. Vaa taş adam bir taş getir. Sarayın mineden üstüne. Hiç kimse halim bilmesin, salmanmasın bir Fatıma. Hıkam da vardır gık yama. Evin de çok çektin cefa. Sana sorarsan Mustafa, etme şikayet Fatıma. Sen canların cihanlar mısın, hanımların sultanısın, Sen bir Muhammed hızısın. Öyle Şefaat Fatıma. Allah şefaatlerini nail eylesin. Böyle açıkladılar. Diğeri var, İbrahim yalnız bir şey var mı hiç? Evde hatırıma geldi. Altı akça var dedi. Melek bir çağrıya dökmüştüm. Altı Akçağı çıkardı. Geliyordu bir adam bir adamın saçından tutmuş. Şarjda sürüyor. Kopuştu vardı. İyi sürüyorum dedi. Altı akçe burcu var dedi. Bir ayı geçti dedi. Gününde verme dedim. Götürüyorum mahkemeye sürüyorum dedi. Hani oğlum dedi. Bir ay daha misal edin. Canım feda olsun sana dedi.
Böyle ön, üç para verene verir. Allah on sekiz sevap verir. Sadaka verene on, on sevap verir. Çünkü sadaka almaya alışmış el olsa yine ister. Ön, üç para isteyen yok da onun için ister. Yirmi olacağı değil, geriye alacağı için on sekiz sevap olur. İstikrar, çok büyük sevap dedi. Gel bir ay daha müsaade et o kadar sevap. Hayır ya Ali kalk yeğenim, yani hiç imkanım yok. Çocukları aç çocuklarının o nefakasını, altı ayçayı o boşluğunun eline koydu. Bir gün döndü. Çocuklar bir şey getiriyor sevgisiyle, kopuşarak geldiler. Hz. Ali'nin derdi boşuna: Ya Fakir ya Ali çocukları çok üzdün dedi. Ne ettin Karayına böyle boş geldim. Böyle böyle böyle oldu. Bir boşluğu kurtardım. Allah bize yeter, kefildir. Rızk-ı al Allah! Öldürmez, süründürür ya! Öldürmez, korkma! Dedi. Bir rızık kapısı açar inşallah! Dedi. İyi etmişsin sen girdiğin havalya! Dedi. Çok müteessir. Ne kadar müteessir olursan ol.
Muhammed'i gördün Musa. Hiç müteessirlik kalmaz. Bir de baktın mı karnın doyar, aylığım bilmem böyle. Çok mucize var yüzünde de. Çünkü yüzünden Ay Güneş oldu anam. Ayşe annemizin dizinde yatıyor da Ay'a bakıyor. Peygamberimize bakıyor. Yeminle Ay'a baktı mı Ay kapkara oluyor. Ağladığı zaman böyle yüzüne dökülüyor. Ne bu yüzüne dökülen ne ağlıyorsun ya Ayşe, Uykular uyandırdın beni Ya Muhammed dedim. Sen Ay'a bakıyorum, sana bakıyorum Ay kararıyor. De Hatib ederim sana. Ayın güneşin ziyası Muhammed'in yüzünden alındı. Benim ilk yüzümü görse, bütün insan ölür dedi böyle. Dayanamaz, bunun ters yüzün görünen daha dedi. Peygamberimiz! Niçin misli bulunmayan bir Sultan! Allah Ya Rabbi burda bir inemedik, zamanında da alamadık. Sahabesi olamadık. Mahşerda beraber it. Ya Rabbi! Sancağı saadet altında beraber et Ya Rabbi!
Firdevsi Ala Cennetine çekildiği zaman, çekildiği zaman Buyurun arkadaşlar, Peygamberimizi ziyarete girelim, dediğimiz zaman Ya Rabbi! Hiçbir ferdi seçme bizden yeter. Seçme beraber, devatına baktık, Asiye Annemiz, Meryem annemizin düğünleri olacak. Larımız gelsin, hey cennete gelecek, buyurun. Diyor. Maalesef, buyur Ümmet ashabı, ben size aşırdım diyor. Kızım Baltuma'yı istemem Ya Rabbi! Diyor. Ümmetimi isterim. Böyle bir Peygamberin Ümmetiye Elhamdulillah! Niye ağlanayım diyor. Mahşer da yüzünü göremeyenler olur mu diye ağlanayım. Göremeyenler olacak, dedi. Da Halık-i Zül cenabınız, Allah'ımız buyuruyor. Kim benim zikrimden irazilerse, ayrılırsa, namazımdan, emrimden, ibadetten Allah Allah, ahhah! Mahveden kim ayrılırsa, '' ''main'' maişetinden tanken. Maişetini dar halkı derim dünyada. Çok verir ve bluzu dar olur. Yani tam al doymaz, tığı, mim ayndan olur bu.
Kıyığım karnı koş, mim karnını koş. Aynının ağzı açık olduğu için doymaz, hiç. Hiç doymaz, yani iki şey doymuyormuş, iki şey. Birisi cehennem. Helmin bezi sayasıyla çeviriyor. Ya Rabbi doymuyor, gel buraya rahat daha üstüme benim. Bir de nefis doyuyormuş içeriden, tama. Nur Ya Rabbi, ondan sonra bana yetmez, bir daha ver, bir daha ver. Yüzünü verse yine doymaz, doymaz. Kanaat tükenmez bir hazinedir. Kanaat, kap olduğu için olan iki noktası kapın boşluğunu dolduruyor, kanaatli olan kimse bir şeyi olmasa Allah'ın vermesin ki Hocam! Diyor. Her şeyim var be! Diyor. Allah bize kanaat ediyor Ya Rabbi! Görüyor musunuz? Kabrini dal, halk ederim bazı müfessliğine göre. Gözlerini ama halkı derim. Gözü kör olur, ne peygamberi görür, sen nerede görür. Hiçbir şey göremez. Dolanarak diyor ki adam mahşer yerinde:
Kaynak: Genel
İman ve Kanaatın Gücü ve Manevi Kalkınma | Mihmandar