İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Cennete girişim birinci şartı kelime-i şehadettir. Veelen tühminu hatta tehabbu. Birbirinizi canı gönülden de sevmedikçe mümin olamazsınız. Bunu mümin olamazsınız derken kamil mümin olamazsınız demek bu. Kamil mümin olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim mi? Bunu yaparsanız hakikaten birbirinizi seversiniz. Efşüsselama beynek, aranızda sevgi ve muhabbeti yayınız buyuruyor. Selamı yayınız. Birbirinize en azından selam veriniz. Karşılaştığın zaman esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatü deyiniz. Selamın da şartları vardır. Selamı alacak bir tavırda olacak. Öyle ki baktığı zaman kişi, hakikaten bu selamı alacak diyebilmeli. Selamı almaya hazır bir vaziyette olacak. Diyelim ki bunu anlamıyor, bunu bilmiyor, şartlarını da bilmiyor, esasında da bilmiyor. O zaman bizim yapacağımız nedir?
Bir fırsatını bulup en azından selamı verip daha sonra da halini hatırını sormaya başlarız. Bir kere Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisi şerif ile nefsani arzu ve isteklerin olmamasını ifade buyuruyor. Hani iman, iman olunca artık imanın dışında hiçbir şey kalmamalı. Okuduğumuz tevhid çünkü La ilahe diyoruz. Cinsi ilah yoktur. O zaman onlar heva ve arzularını, isteklerini ilah edinirler buyruluyor. Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de buyuruyor. Onlar nefislerinin arzu ve isteklerini ilah edinenler ne diyeyim tamah olsun, hırs olsun, cimrilik olsun, şeheviyi arzular olsun, mala ve mülke olan düşkünlük olsun, kendisini üstün görme gibi haller, bunlar hep nefsani hallerdir. Nefsani istek ve arzulardır. Bunları ilah edineni görmedin mi buyuruyor. Demek ki bu kadar güçlü. Bu arzular bu kadar güçlü. Bunları tevhid tamamen yok ediyor.
Ama hangi Tevhid şartlarını haiz olarak okuduğumuz hükmü Allah'a veriyoruz. Maksat ve gayemiz o oluyor. Ona ibadet edip ona yardım bekliyoruz. Şartlarında haiz olunca tamamen nefsani arzu ve istekler bitiyor. İradeyi Rabbimize teslim ediyoruz. Ve mahiyeti isyanı, kötülüğü terk ediyor. Kişi iman sayesinde edildiğine göre terk etmiş oluyor. Allah için dost olmak, kardeş olmak suretiyle. Birbirinizi sevmedikçe de siz iman etmiş olamazsınız. Ama bu sevgi nasıl olacak? Halis bir sevgi. İşte hoş gelen yerden koyun esirgenmez, bilmem falan. Bundan ileride çok büyük istifadeler ederiz, faydalanırız. Çoluğumuza, çocuğumuza, işlerimize faydası olur düşüncesinin hep dışında. İşte bizi iyi görsünler, şöyle sevsinler, saysınlar düşüncelerinden azade, sırf mevla için dost oluyor. Onun dışında hiçbir şey yok.
Mesela üstadımızın üstazı öyle bir dostluk temin etmiş ki, demişler efendim biz ruhaniyetinize de Fatiha'lar gönderiyoruz. Katiyen buyurmuş. O zaman bu uhuvvetimize kardeşliğimize halel gelir. Ben Allah için hizmet ediyorum. Böyle bir sevap için de yapmıyorum. Rıza için yapıyorum demiştir. Bir kere Allah için birbirimizi sevmek nedir? İmanın gereğidir. Sanki imanın direği gibi. O kadar güçlü, o kadar kuvvetlidir. Allah için sevmek, Allah için birbirlerimizle kardeş olmak imanın direği gibidir. Bel kemiği, imanın bel kemiği. Müminlerin birbirini sevmesin. Eğer müminler birbirini sevse idi şu dünya üzerinde görüyoruz ki açlık, yokluk, sıkıntı, eza, devamlı şiddet, ta dokuz yüz kırk yedilerden beri adamların çekmeceğin yok, fare etini dahi yemenin hükmünü soruyor. Bu ezaları görmez Sırf Allah için olması icap eder. Selam veriyoruz ya birbirimize, bu muhabbetin sağlanmasına vesiledir.
Şimdi bir Güneyyüz tatlı dille selam verse onun yüzündeki o beşaşet, o güzellik ne yapar? Karşıdakine tamamen itki verecektir. Onun unutamaz. Der ki öyle bir selam verirdi ki bana, Demek ki onlarla olan da bizim bir halimiz imtihan durumundadır. Bu sebeple haktan da katiyen ayrılmaz. Allah'ımız bu dünyayı bize rahat rahat uyuyalım. İstediğimiz gibi yiyelim. İstediğimiz gibi giyelim. Bunun için halk etmedi. Şu dünyanın yaratılışı, yahu evimiz daha şöyle güzel olsun, arabamız daha bir üstün olsun. Evet olsun ama efendimizin buyurduğu gibi olsun. Hakkı kaybetmemek ve kibritmemek. Başkalarının da hukukunu gözetmek suretiyle. Eğer bir başkalarına hizmetimiz oluyorsa, varsın olsun. Çünkü Allah'ımız nimetini kulunun üzerinde görmek ister. Ama bir başkalarını daha çok istifadelendirebiliyorsak. Yoksa biz burada, buraya gelişimiz ebedi kalmak için değil. Bir dert yeridir. Şimdi düşünün.
Beled suresine baktığımız zaman, İnsanın yaratılışında bir zorluğun olduğu, mesela ana karnındaki çocuk, Allah'ımız buyuruyor, vehin üzerine vehin. Yani zorluk üzerine zorluk. Ananın çekmiş olduğu sıkıntı, babanın çekmiş olduğu zahmet, o çocuğun karnını doyurmak, iaşesini temin etmek, sıkıntılardan korumak için bir izni İddiai Teala çalışmak, ananın şefkati, merhameti, hizmeti, o çocuğun büyümesi, gelişmesi, okuması, evlenmesi, diyelim büyüdü gelişti. Ondan sonra bunun derdi, hastalığı vesair durumları yani dünya rahat edilecek bir yer değil, kimse de rahat etmiş değil. Bura imtihan yeri. Nimete kavuştuğumuz zaman şükredeceğiz. Bir musibet olduğunda da sabredeceğiz. Böylece haline taacip edilen imrenilen bir zümre haline geleceğiz. Böyle bizim rahat edeceğimiz yer değil. Büyüklerimizden anlatılırken diyorlar ki mesela Said'in Nursi hazretlerine Rahmetullahi aleyh, Rahmeten Vaziha.
Üstadım diyor yanındaki hizmet eden zat, biraz ayaklarınızı uzatsanız, hep böyle dizüstü durmasanız, söylediği söz şu Molla diyor kabirde çok istirahat ederiz, burada yorulalım diyor. Mesela onun bir öğrencisi, çok yaşlı bir zat, şunu anlattı bize. Diyor ki evladım sen gençsin, senin duan makbuldür. Şu dünyalıklar sebebiyle Allah beni mesul tutar mı? Deli ve içinin tahassürünü ifade etti. O da diyor, bir de bir ibrik, bir kost başka bir şey yoktur. Vur, bir hasırın üzerine. Bu dünyalıklar yüzünden indi ilahide acaba ne olurum dev ediyor. Bunlar bu. Dedem Rahmetullah Ali hazretleri çok yapı ustaları var evlatlarında. Efendim sana ne olur bak on beş kişilik bir ailesi. İki göz yer ama çok dar odalar. Misafirinde akşama kadar geliyor. Gecesi de yok, gündüz de yok. Bir ev yapalım. Hayır hayır. Selman'ın Farisi, nerede bir ağaç gölgesi var orada yattı kalktı.
Bir abası vardı hem elbisesiydi hem yatağı yorganıydı ne yapacağım dünyayı demiş. Ama Sami Benmuz hazretleri geldiğinde de üzülmüş. Keşke bir evim olsaydı da, ben ikram etseydim, başkalarının evinde ikram etmeseydim diye de yakınmış. Aleyhissalatü Vesselam benim ölçüyü çok iyi korumamız gerekir. Tamamen dünyayı terk eden ahiretine, tamamen dünyayı terk eden, terk edecek olursa dünyasına, ahireti terk edecek olursa, mesela dünyaya tamamen meyil ediyorum. Tamamen dünyaya meyil ediyor. Tamamen dünyaya meyil eden insan ahiretine zarar verir. İbadeti var, taati var. Tamamen yönelmiş. Ebu Zerruni Uluh-u Fari hazretleri gibi. Geliyor Selman-ı Farisi diyor, bizi terk etti. Anası, çocukları. Bak bu da doğru değil. Çünkü Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem senin üzerinde ya ebazer nefsinin de hakkı var, ailenin de hakkı var diye buyuruyor.
Her şeyi yerli yerince dinimizin emri üzere hareket etmek. Dinimizin emirleri içerisinde en güzel bir tarzda geçirmek. Nebi-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz üç olarak da geçer. Dört, madde halinde de ifade edilir. Şunlar insanların saadet alametidir. Saliha bir zevce. İbadetli taatli bir hanım. İkincisi süratli bir vasıta. Üçüncüsü işinin memleketinde olması. Dördüncüsü geniş bilir. Misafiri için, ikram için, ihsan için ifade buyuruluyor. Bütün bu ölçüleri koruyarak dünyaya da meyletmemek, sadece meylimizin Allah'ın yolunda hizmet olsun. Rabbimizin seveceği amelleri yapalım. Yaşımı başımı aldım. Elhamdülillah rahatım. Memleketimizin evlatları Kuran-ı Azimüşşan'dan uzak kalmasınlar. Kuran okusunlar. İbadet ve taat etsinler diye onlara hayırlı mekanların hazırlanması için çaba göstermektir. Allah korusun.
Ancak şerli insanların dünyaya gözünü dikmiş, ahireti bilmeyen insanları rahat edeceği yerdir ehli, Bunların içerisinde onları da Hakk'a kılavuzlamak suretiyle hep hayırlı işlere meyletmek, ona dönmektir. Bil bir haber de bu şekilde geçiyor. Şüphesiz altunulsa gerek, binler. Ateş ile mi o halis bir hale geliyor? Bunu biz Hucurat Suresi'nde ayet-i celilesinde görüyoruz. Onu daha bir halis hale getiriyor. Salih kul da belalarla, musibetlerle, görmüş olduğu şiddetle, eza ve cefa ile ne oluyor? Halis bir hale gelir. Aynen bir halının tozunun silkelenmesi, arınması, pakılması için vurulmasına benzer. Tokuşla vur ha vur, vur ha vur bir sopa ile vuruyor. Ne oluyor? Tozları silkeleniyor. Allah'ımızın bizi imtihan için, bizi bize bildirmek için Nefsimize vermiş olduğu ezalar, sıkıntılar, hastalıklar, çocuk vermiş olduğu ürünlere verilen sıkıntılar vesaire.
Açlıklar, susuzluklar, mesai, mezhep, musibetler. Nedir? Bizim arınmamız için, temizlenmemiz içindir. Okuruz Behçet-ü Seniyye'de geçer. Allah'ımız velayet makamında olan bir kısım kullarına, elleri kırılıncaya kadar, kırılırcasına ezalar diyor, vermedikçe, sıkıntılar vermedikçe o yüksek makamlara gelemez. Birilerini kırarcasına musibet ve bela verir Cenabı Hak. Onlara tahammül eder ve sonra onlar tahammül içerisinde de değil. Zevktir onları. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezemdirler. Onlara zevk olur. Çünkü yardan geliyor, haktan geliyor, bostan geliyor. Bu şekilde kabul ederler. Belaların en şiddetlisi nebilere gelmiştir. Yalnız burada bir noktaya işaret etmemiz gerekir. Diyelim ki bela ve musibet şu bizim imanımıza zarar verir. İmanımızın gücüne ve kuvvetine zarar verir. Mesela şu bana şöyle eza etti. Bu bana böyle eza etti. Zaten insanın hafif meşrep olması da bundandır.
Şu bana şöyle eza etti. Şu bana böyle sıkıntı verdi. Bilmem falan demek. Efendimizin hayatını okuyun, hiç Peygamberimize şikayet yok. Peygamberlerin hiçbirinde şikayet yok. Sadece Nebi-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Şu kavme ne oluyor ki? Şöyle veya böyle yapıyorlar. Peygamberimiz Ebu Cehil bana bunu yaptı. Ebu Leheb bunu yaptı. Utbe şeybe şöyle etti demiyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Bir başkası bana şöyle etti, böyle etti demek bizim imanımıza, amel ve tatilde zarar verir. Ne yapacağız o zaman? Güzelce vazgeçeceğiz, usulü kendimize bulacağız. Başka hiç çaremiz yok. O zaman hiçbir hizmet veremezsiniz. Bunları konuşa konuşa konuşa, mesela bizim bir büyüğümüz diyelim. O da şöyle oluyor böyle oluyor. Sana ne? O bunu nimet kabul ediyor. Onlar için gözyaşı dökülür lan. Seninle alakan var. Onunla sen bazı fırsatları elde etmek istiyorsun.
O senin bu oyununu da anlar Allah'ın izniyle. Hiç gerek yok. Onlarda öyle güzellikler var ki kendisinin canını alacak kimseye çok saygı gösterir. Dostuna gösterdiği sevgi gibi sevgi gösterir. Bundan imanları canlanır onların. Kuvvetlenir onların. Mesela Hazreti Osman radiyallahu anh Efendimiz kendisini şehit edecekleri Allah'ın izniyle biliyor. Hep güler yüzle karşılıyor. Fatıma annemiz de öyle radiyallahu anh'a. Hasan'la Hüseyin efendimizi şehit edecekleri hep biliyor. Ama şefkatle, merhametle, sevgiyle, saygıyla karşı. Örneğimiz ortada elhamdülillah. Ayet-i celileler dolu. Onların hilelerinden dolayı sen sadrını daraltma, mahzun olma. Hiç gerek yok. O zaman hiçbir hizmet veremeyiz biz. Hiçbir çalışma yapamazsınız. Şunu görüyor musunuz bize mani diyor, bilmem falan. Sen hizmeti yak yürü gitsin. Onun bir nimet olduğunu zaten burada ifade ediyorum. Bir nimettir senin için.
Sen ne yapıyorsun? O sıkıntıyı kaldırmak için daha çok bir gayret gösteriyorsun. O zaman ruhen arınmış oluyor insan. Temizlenmiş oluyor. Hiç gerek yok. İbrahim Aleyhisselam malum ateş katır. Aşağı bir hiç değil bu. Görmüş olduğu eza ve sıkıntı. Bir tanesini diyorum. O ne oldu? Bu eza ve cefa onu Rabbimize yaklaştırdı. Ve Rabbımızla dost olma nimetine erişti. Şeytan da ne oldu? Adem'e secde et deyince gitmedi. Allah'ımızın emrine riayet etmedi. Ne oldu? Lanetlendi, kovuldu, helak oldu, vahuldu. İbrahim Aleyhisselam bela ve musibetle ne dedi? Rabbim bana yeter mi? Şeytan dedi? Hasbi nefsiydi. O da nefsine dayadı. Biz Mevla'ya dayanacağız. Allah'ımız yolunda cümlemize daim me gaybiyesin.