Başta hocamıza İdris, hoca baş hocamıza teşekkür ediyoruz. Yarı duydum, yarı duyamadım ama çok memnun oldum. Orada daha evvelden de rehberlik yaptığını biliyordum. Ondan anlattılar güzelce, sağ olsunlar, var olsunlar. Cenabı hak taim, kaim midesin. Dokuz yüz altmış yedide, dokuz yüz altmış yedide üstadımız hacca giderken oradan geçmişler. Buradan onu götüren firma ben diyor diğer hacılar için pek endişe etmedim. Nerede olsa kalırlar diye düşünüyordum. Fatih Hacasın Efendi, Hadi Sallallahü's-ı sıra onu diyor misafir etmemiz gerekir, ağırlamamız gerekir, o diğerleri gibi değil. Bu endişeyi taşıyarak yanına geldim. Efendim ne yapayım, size otelden mi bir yeri ayıralım, nasıl edelim deyince, siz merak etmeyin, burada benim dostlarım var buyurmuşlar. Dedim ki diyor burada ne dostlarım olacak, ilk geliyorsun. Otobüsten iner inmez Acasın Efendimizin diyor etrafını sardılar, sardılar.
Hacı Salih sen de gel buyurmuş. Sanki diyor evvelden haberli gibi telefon yok, telgraf yok, haberleşme yok. Öyle diyor. Bir muazzam sofra hazırlamışlar. Hacı Hasan efendimize diyor ikramda bulundular. Onun sohbetine iştirak ettiler. Bizim de bir yolculuğumuz oldu. Bu İslam menüsünden arkadaşlarla beraber gittik. Fakat kutsi şerife geçmemiz mümkün olmadı. Mümkün olmadı. O Lut Gölü'nün etrafında ne de Türkiye'den gelen bütün imam hatip okulundan omreciler zikirler yapıyorlar, ilahiler okuyorlar. Biz de öyle beş gün kadar kaldık orada biz. Bir türlü geçemedik. Suud'a da geçemedik. Çünkü firma biz demişler yolda bize'yi alırız. Onu da alamadılar. Son bir ümitle diyorlardı ki işte Türkiye'ye gidelim, Urfa'ya gideriz vesair Ashab-ı Kehf ziyaretler yaparız, gönlüm hiç razı olmuyordu.
Rabbimiz dört fetse de Beytullah'a ulaşsak diye, bu düşünceler içerisindeyken içimizde Ferhat Koca diye şimdi fıkıh üzerine iyi çalışma yapan, hangi dereceye geldiğini, hangi makama geldiğini bilmiyorum ama fıkıh üzerinde İslam hukuku üzerinde çalışma yapan ve başarılı bir kardeşimiz. O dedi ki ben Hac Hasan Efendimizi gördüm bugün rüyamda, büyük bir dağın üzerindeydi, taşlar yuvarlanıyordu. Buyurdular ki içinizden birisine söz verdik, geçeceksiniz. Allah Allah, hiç ümit yokken son bir ümitle dediler ki, konsolosluğa bir müracaat edelim. Orada, Künyalı birisi meydana gelmiş. Sizin işinizi yaptırırım demiş. İşler yapıldı, gittik biz. Döndüğümde içeri girer girmez Efendimiz Hazretlerinin istirahat buyurduğu odadan ses geldi. Buyurdular ki sizi geçirene kadar ne çektin, sizi geçirene kadar ne çektim diye bunu Ömer Faruk Ekinci diye parlamenterlerden birisi var. Parlamenterlerden birisi var.
Bu hanımı annesi çocuklarıyla hacca gidiyor. Yalnız son zaman beş gün kadar bir müddet kalmış. O vakitte de kapıları kapatıyorlar. Bu müracaat etmiş Suud vizesini almak için. Fakat bir türlü alamamış, yolda alırım diye düşünüyormuş, vermemişler. Çok mahsun bir şekilde gelmiş, minibüsle gidiyorlarmış. Böyle gözüne uyku gelmiş, şöyle bir dalmış. O daldığında Hacasın efendimizi görmüş, buyurmuşlar ki Ömer seni hudutta bekleyen var, işini yaptıracaklar, hemen yetiş diye. Varmış, orada hiç tanımadığı bir delikanlı, elinde bir evrak Ömer Faruk Ekinci, Ömer Faruk Ekinci parlamenterlerden birisi. Diyor, seni bekliyoruz, senin işini yaptıracağız diyor ve yaptırmışlar. Param da diyor tükenmişti. Yani hep tükenmemiş de az kalmış, ona bir meblağ biraz para vermiş, dönüşte demiş ödersin. Velhasıl geçmişler geçmişler, dönüşte yine aynı kimse hasıl olmuş.
Demiş ki almamam bana emrolundu, haydi işiniz rast geçsin. Bunu üstadınıza anlatınca benim dedi hiç haberim yok, bu ancak ruhaniyetin işidir dedi. Kocasın efendimiz gerçekten müstesna bir mürşid ikame. Zamanın kutbu zaten. Bu anlatılınca şu hadiseyi nakletti. Bir eczacı Kayseri'den, hanımı rahatsızlaşmış, doktora götürmüş. Kayseri'de demişler ki bizim bunu tedavi etme durumumuz yok. Bunun İstanbul'a gitmesi gerek. İstanbul'a götürmüş. Orada bir müddet kalması gerekiyormuş. Ezzade kardeşimizin de izini ancak o vakte kadar gitmiş, o doktorun dediği tarihe kadar kalması mümkün değil, ayrılmış. Hanım annemiz evradlı, ezkarlı, zikirli, gönül çok daralmış hastanede. Bir iznillahi teala yetiş, Esad Erbili efendim demiş. Pil de bakmış ki bir müddet sonra kapı çalınmış iki tane hanım. Bizi Esad Erbili Hazretleri gönderdi Bacımız, kardeşimiz diyerek sabahlara kadar sohbetler etmişler.
Böyle gününü tamamlayıncaya kadar o hanım kardeşlerimiz geliyor. Sonra eczacı hanımını almak için geldiğinde demiş nasıl vakit geçirdim? Hiç sıkılmadım. Esadı Erbili Hazretleri bana her gün iki tane hanım annemizi gönderdi, onunla sohbetler ettik. Sonra Esadı Erbili Hazretleri'ni ziyaret eder. Bu hadiseyi anlatınca hiç benim haberim yok, bu ruhaniyetin işi, bu ruhaniyetin işidir. Bunu anlattılar. Velhasıl Efendimiz Hazretleri bütün dualarında mutlak Kutsi Şerife dua ederlerdi. Hem de feryadı figan kopararak ve müjdeleri de verirlerdi. İnşallah o müjdeye nail oluruz. Burada size zalimlere meyletmeme hususunda bir konuyu az da olsa göstermek istiyorum, essane. Siz zalimlere meyletmeyin ki size ateş yapışmasın. Halbuki Allah'tan gayrı sizin dostunuz yoktur. Binaenaleyh zalimlere meylederseniz hiçbir kimse tarafından yardım olunmazsınız.
Hadis-i Şerif'te zulümden sakınınız çünkü o kalplerinizi harap eder buyurmuştur. Kalp harağı olunca da sair aza da harap olur. Burada artık onların tabiatı belli. Bu ta şimdi yapılan bir iş değil. Kurulduğu günden beri Kudüs-i şerif devam etmekte, en çok üzüldüğümüz müminlerin bir araya gelemeyeceği. Kudüs'ün müftüsüydü. Bir ara diyordu ki, Kutsi Şerif onun kurtulması için Yahudi ne ki? Eğer Müslümanlar bir araya gelse de tükürse, tükürüğünde onlar yok olur diyordu. Meşay-ı izamla bir yolculuğumuz oldu. O yolculuğumuzda bir tanesi şu söyleyeceğim sözü nakletti. Dokuz altmış yedide Kolon Tepeleri bir Müslümanlar tarafına geçiyor, bir Yahudiler tarafına geçiyor. O esnada çok korkmuş Yahudiler. Demişler ki ne olacak, Müslümanlar bir araya gelirse biz helak oluruz. Başlarındaki Yahudi liderleri şunu söylüyor. Siz onların sabah namazına iştirakine bakın.
Eğer cuma günü camide toplandıkları gibi sabah namazında da toplanıyorlarsa endişe edin, yoksa hiç endişe etmeyin demiş. Burada Meşşaihten bizzat şunu söyledi. Eğer eğer cuma namazına toplanıldığı gibi sabah namazına da toplanılıyorsa, o zaman Müslümanlar başarılıdır, yoksa ferlaha ermezler, kurtuluşa ermezler. Burada bizim secdelere, burada bizim rükulara, kıyamlara, ibadet ve taate elimizden geldiği kadar önem verip birinci olarak fetekullah mestatatun, gücümüz yettikçe Allah'tan korkacağız. İkincisi, birincisi itteguullah, Allah'tan korkunuz, ikincisi gücünüz yettikçe. Üçüncüsü de hakkatügatti. Bu takvaya gider, veraya gider. Cenabı hakk'ın emrine sımsıkı sarılmadıkça olumsuz bir tablo çizmeyeyim de başarımız Cenabı Hakk'a olan bağlılığımıza, ibadetimize, taatimize, zikrimize bağlıdır.
Elimizden geldiği kadar aleyhüssalatü vesselam Efendimizin sünneti Muhammediyesine ve Sadat-ı Kiram Efendimizin izlerini takibe gayret gösterelim. Cenabı Hak müminlere en kısa zamanda zafer lütf eylesin. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.