Efendimiz'i üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz felevatı şehitelerin, Sezai hakkında bir hadisi hep dolası musun, dedi. İsniyet böyle derdi Abdullah ma'n. Allah rızası, biz peygamberimiz bana geliyor diyor bana, ehli biley verir diyor. Hoşuma gelir bu kelamı dedi. Onun için ebedi bileylesin der. Ya Rab bileyre ey sünneti ashabın, yarın yirmi kıyamette, yarın yevmi kıyamette, yevmi nedamatte, mahşer yerinde. Arşın gölgesi altında, arş-ı Azamın gölgesi altında, benimle buluşmak, oturmak, elimden gitmem istersen, arşı alzamın altında gelinle aşk, aşk bulmayın ister. Mübarek ellerimi de gitmem istersen, bana her gün yüz defa salavat şeyiyle gönder. Eller, vurgunlar gibi kaynar bana mahşer yerinde. Sen selamete çıkıp de arşı alkalun bölgesinde yeniyle elleşmek istersen, ellerini üretmek istersen biz de sadakatatı keyife okusun diye. Ey sen hoca bundan dolayı hiçbir şey yok.
Yani nerem vahiy kainat böyle pabuç ediyor, şimdi yüz defa Salavat-ı Şerif'e okuruz. Evet, namaz ruhu, orucumuzu, hangi ibadetlerimizi güzelliği yedi birinde yaptıktan sonra, yüz ve Salavat-ı Şerif'e okurken Peygamberimizin hakiki Azam'ın altında yedi sınıf orada gölgeleyecek yedi sınıf, sonra onlara gülemeyeceğim ayete hiç mana veremiyorum. Birisi de bu üstat yüz defa Felekatı Kerife okuyup da Peygamberimiz bilmeyen Nuni'den emziriyor, çok oturanlar. Kuran-ı Kerim'e kesiyorum. Namazda yüzünüzü doğru ve batı yana, yanına göndermeniz biz-i taatu değildir. Yahudî ve Maksanî'ye Allah cevap veriyor. Muhammed Aleyhisselam, meselenin nüzul de böyle ayetin gelmesi. Halid-ül Zülgelen, böyle yanılgı, taat olabilmenin, biz bir taat Allah'a ibadet, garip taat ibadet olmadı.
Bu değildir fakat biz Allah'a, Celle Celaluhu, Allah'a ahiret yüzünden, gelince dirilmeyen, meleklere, kitaplara, kıyılan berbere iman edenleri Şimdi, şimdi kafirlerin ibadeti ibadetten olmadı. Allah'a ibadet, iman edeceksin. Peygambere iman edeceksin. Ahirete iman edeceksin. Veletlere iman edeceksin. Kitaplara iman edeceksin. Bu iman, iman olun. Sonuçta bizim zihninin kimsenin iman olmaz diye, Allah'ım kendi cevap veriyor. Malını Allah tevzisiyle, elindeki malını Allah'ın tevzisiyle yahut mala olan tevzisine rağmen malı caf seviyordu. Allah'ını caf seviyordu. Anlıyoruz. Malum o kadar sevdiği halde Allah'ı sevdiği için akrabaya geliyor, yetimlere geliyor. Yoksullara, boyda dalmışlara, misafirlere, gülenlere, dilenilip yapıp da bilenen alt üstünde oldala, efendim filan gencinde ol da, alt üstünde ol da isteyene verin diyor Peygamberimiz.
İstediğini gelin, kostünden yönelen, direnenlere, köle ve esirlere, eskiden köleler vardı, esirler vardı. Allah'ım onların nefsine laf ediyor. Onları esrartan kurtarmaya, kurtarmaya girenlerin bir ırzı zat, istihtan bulunandır. Yani cennete kazandıran, ihlaslı anan, namazımı dosdoğru kılan, namazımı dosdoğru kılan, bu sene çok konuştuk namazı doğru kılmadan, zekatını ödeyen, ödeyeyen kimselerin, ahipleştikleri zaman sözlerini yerine getirenlerin halleridir. Ahit yaptı, ahk etti, ahdini yerine getiriyor. Namazını kınıyor, zeketini veriyor. Hayır, sakın bu da hastalıkta, buharelerin tutuştuğu zamanlarda, sabır ve metanet gösterenlerin birbiri, ibadetleri Allah'ın Bunlar yok mu? Yani yok alemde iman bahikleri yok mu? Yok bunlara, yetimlere, yolda kalmışlara, misafirlere, gidenenlere, kölelere, cariyelere gelen yok mu? Cesatını ceren, namazını top olduğunu kılan, ahcide bulan yok mu? Yok mu?