İman ve İbadet Arasındaki Dengenin Önemi ve… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İman ve İbadet Arasındaki Dengenin Önemi ve Ruhani Arınma
İman ve İbadet Arasındaki Dengenin Önemi ve Ruhani Arınma kaydında Bu aile hakkında iyi bir araştırmaydı. Nasıl dikkat edilecek, riayet edilecek diye. Şimdi dört esası çok sayarlar. Birincisi Şeriat, ikincisi tarikat, üçüncüsü marifet ve hakikat. Bir sıralama daha yapacağız. Bir istikamet, basiret, kısmet ve musallat. Şimdi en sonunda alarak tabii buna erişemesek dahi imreneceğiz. Bunlara imreneceğiz.…
Bu aile hakkında iyi bir araştırmaydı. Nasıl dikkat edilecek, riayet edilecek diye. Şimdi dört esası çok sayarlar. Birincisi Şeriat, ikincisi tarikat, üçüncüsü marifet ve hakikat. Bir sıralama daha yapacağız. Bir istikamet, basiret, kısmet ve musallat. Şimdi en sonunda alarak tabii buna erişemesek dahi imreneceğiz. Bunlara imreneceğiz. Niye bunlar gibi bulamıyoruz? Dememiz bile faydalı. Niye derseniz bir Arabi efendimize geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Dedi ki ya Resulallah bir kimse var. Bir kavme imreniyor. Onların yaptığı gibi yapmak istiyor ama bunda başarılı olamıyor deyince. İşi sevdiği ile beraberdir buyrulur. İnşallah imreniriz de tabii imrenen insan da onu taklit edecektir. Vuslat ne demektir? Çok önemli, Allah Teala'ya serin bir şekilde vuslatın iki anahtarı vardır. Önemli önemli bir çalış, bir senelik çalışmanın neticesi. Şimdi nasıl malı dedi? Edin?
Diyorum ki İhvanımızın cebinde bir kalem olsun, bir defter olsun. Bir senelik çalışma, bir senelik çalışma. Bak, önümüze getirmişler, biz değil bunu yapar. Çok kıymetli insanlar hazırlayıp önümüze. Birisi içerisinde hiçbir şirk alametinin olmadığı kamil iman. Diyeceksiniz ki şirk nedir? Şirk, ikilemektir. Ali Bin Hatem efendimize geldi. Sayılı Muraduhu. Dedi ki, ya Muhammed, biz şirk ne diye bir şey yok. Ne şirk koşuyoruz deyince söyle buyur. Ruhbanlarınız yani onların kendilerine göre büyükleri. Size bir söz söylediğinde onu kabul eder misiniz? Dileriz. İşte bu bir şirk. Şey. Yani Rabbimizin emri varken bir başkasının emrine riayet etmek. Şimdi biz geliyoruz. Efendimizin mübarek sözü. Yahyalı deresi, Evliya deresi deresi. Kime dedi bunu bilmiyorum. Muhakkak vardır. Evliya deresinde cenaze zannettim. Bunu terk etmiyorlar zaten. Anlatsak bile terk eden.
Bir düğün yapıyorlar ki kadın, erkekle karışıyor. Yani emri ilahi bu. Allah'ımızın emri, sünnet olan kim kim benim sünnetimden ayrılırsa benden değildir. Yani bu sünnetsin yoğun an işe bir kadının, bir erkeğin yan yana bulunması, buna ihtilat denilen. Birbirine karışması caiz. Mesela bir gün Esma annemiz radiyallahu anha efendimizin huzuruna geldi. Buyurdular ki Esma, bu elbise değiş. Değişir. Ya Rasulallah, üstümü ürküyor ama rengini belli ediyor. Bu tesettür hem erkekler için önemli hem de kadınlar için. Kadınlar için önemli olduğu kadar erkekler için önemli. Onlar giyinliktirler, örtülüdürler ama açıktırlar. O dar olan giyimler, şimdi görüyorsunuz. Efendim, biz elimizden geldiği kadar Allah'ım nasıl Celle Celalühü'nden Habibine Sallallahu teala bize riayet edeceğiz. Şu şöyle bu böyle demek bizi yoldan alıkoy, başka bir şey olmaz. Ama biz dikkat edeceğiz. Biz riayet edeceğiz.
İman ve İbadet Arasındaki Dengenin Önemi ve Ruhani Arınma ne anlatıyor?
İman ve İbadet Arasındaki Dengenin Önemi ve Ruhani Arınma kaydında Bu aile hakkında iyi bir araştırmaydı. Nasıl dikkat edilecek, riayet edilecek diye. Şimdi dört esası çok sayarlar. Birincisi Şeriat, ikincisi tarikat, üçüncüsü marifet ve hakikat. Bir sıralama daha yapacağız. Bir istikamet, basiret, kısmet ve musallat. Şimdi en sonunda alarak tabii buna erişemesek dahi imreneceğiz. Bunlara imreneceğiz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendim, şirk dendiği zaman Risale-i Nur Şimdi Kuran-ı Kerim'de dul ayetler var. Mesela Lokman suresinde bile var. Allah'a o müşrikle inanıyor değil, inanıyor Hatta şeyde geçelim. Yunus suresi diye hatırlıyorum. Diyor ki, doğumumuz, bölümümüz, rızkımız, yiyeceğimiz, içeceğimiz Allah'ımızın sıfatlarına kadar inanıyorlar. Ama bunlar niye müşrik oluyor? Yaradan yaratan olarak Mevla'yı tanıyorlar ama emir hüküm hususundayım. Bu Sivas'ın bir Cemel diye bir köyü var. Orada Mehmet amca vardı. Bu, diğer bir tarikin mensubu ama çok güzel bir insandı böyle. Arada cezbelenir, Allah diye bağırırdı. Ellerini tutmazdı. Hanımına çok teşekkür ederdi. O benim hizmetlerimi görüyor diye saygılı bir insandı. Buna bir düğün yapacaklar. Bu düğün şerri şerife uygun bir düğün değil. Dinimize uygun deyin. Böyle bastonuna dayanmış. Öyle bir feryat etmiş ki, öyle bir feryat etmiş ki, yanlış.
Şimdi bak oğlumuza başka gelemedi, kızımıza başka gelemedi, yo, Allah'ım Bak görüyor musunuz halk yaratmada Rabbımızı iman ama emir hususunda iş değişir. Efendim ticarette kazanabilmek için faizsiz olmuyor. İşte burada iş değişmiyor. Her şeyde çünkü Rabbamızın Kuran Azimüşşan'da anlatmadığı bir husus yok. Çünkü yaş ve kuru ne varsa hep seni zikrettik hiçbir şeyi eksik bırakmadı, buyuruyor. Diğeri ihsan makamında icra edilen salih amellerdir. Bu suratın iki yolu yani. Bir, imanda şirk yok. Ya bizim imanımızda şirk ne gezer? Ayet okuyacağını sana. Şimdi Rabbinize ibadet ve saatte ortak koşmayın. Bir şirki celiği var. Celihi bir celiği zikir şirk haşa haşa şirk var. O açıktan putlara tapmayın. Ölür ya. İyi geçer bu Necm suresinde. Sonra. Allah'ımız ne büyük bir çılgınlık buyuruyor. Böyle haşa haşa haşa melekler Allah'ın kızları gibi ifadeler, neler. Bu yine çılgınlık buyuruyor Cenabı hak.
Şimdi bu açık bir şirk. Gizli olan nedir? Şirki hafi buyurmuş aleyhissalatü vesselam efendimiz. Veya, gösteriş. Bu niye şirk oluyor derseniz Allah'ımıza yapacağımız Celle Celalü taati bir başkasının beğenisini elde etmek için yapmak. Bu kadar. Haldir. Evet, İrem, bu. Her kim ki Rabbine likai vusratı bulunuyorsa, gerçekten ahiretin varlığına inanıyorsa salih ameller işlesin ve Rabbine iman ve ibadette hiçbir varlığı şirk koşmasın. Şimdi salih amel nedir? Ne kadar mühim? Birçok üzerinde kudret değiliz de şu hülasastir, salih amel Kuran'ı azimüşşan'a muvafık yaşantı demektir. Ha bu tarih çok önemli. Salih amel biz Kuran'ı azimüşşan'a uygun harekette uygun. İmandaki zaaflar ve amellerdeki kusurlar Allah yolunda terakkiye, terakkiyi mutlak anlamda engelleyen arızalardır. İmandaki zaaflar, şimdi iman bölünmez. O bir bütündür. İman bölünmez de parçalanır bir bütün. Ama imanın nesi var?
Kuvvet ve zaafı var. Kuvvetli olan iman, işte hepimizin bildiği bir konulduğu için, Hazreti Sıbbeyk'ın imanı radiyallahu anh. İşte terazinin buyuruyor radiyallahu anh, bir kefesine buluşsan, bir diğer kefesine de kıyamete kadar, yani sabaha haşre kadar gelecek insanların imanı konuşan Sıddıyık'ı ağırmaz. Şu bir tereddüt yok, yakin bir iman, kesin bir inan. Sonra iman derilerine işlemiş. Nasıl tarih edeyim ki? Tarihi zor. Tadını almış artık imanın tadını. Yani bizim derine dalalım dediğimiz bu. Yani bütün biz birbirimize diyorum yardımcı olalım ama derine dalabilelim. Yani iman, iman şimdi derine dalması nedir, denirse tarif buyurulurken, kalbin bir kere inanmasıdır. Maarifetün bilim kalp. Dilimiz diyor. Bu ne için? Dilimiz, bu insanlar için. Mesela Müslüman olduğunu bileceksin. İşte şahitlik hususunda. Ondan sonra Müslüman kabristanlarına konacak. Onun için.
Şimdi kalbi olan yön çok önemli. Kalbi olan yön imanın tadını almış, lezzetini almış. Zaten efendimiz ne güzel buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üç madde halinde birisi ve İman İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelir. Bunu biz zannediyoruz ki, şimdi küfür, yani haşa, kafir haşa haşa, onun için bu değil. Bu, bu Hadis-i Şerif çok basit ifade. Hani İslam'a dahil olduktan sonra, küfrü bir hayat. Mesela İslam'a Hud Suresi'nde yüz on üçüncü ayet Boşuna Ehlullah bunun üzerinde durmamış. Aman ha yaşantınız batıllara uymasın. Diyelim ki bizim yiyeceğimiz, içeceğimiz, şimdi batılılar bunu düşünmez ki. Bir küfür içerisinde olan düşünmez. Onlar, efendimizin yine aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ya, kişinin nereden kazandığını hiç aldırış etmeyecek. Yani onu düşünmeyecek. Haramdan, helalden bir kıyametin alameti olarak bu verilir.
Mesela yiyeceğimizde içeceğimiz de bir haksız ticaret. Dinimizin dışında, İslam'ın dışındaki bir ticaret hususu Allah korusun, küfrün bir hayatıdır. Sonra dilimizin Allah korusun, hakkı söyleyecek yerde batılı ifade etmesi, batılı sunulması. Gözümüz öyle. Hakk'a bakacağı zaman batıla bakması, şehvetle bakması, hazretle bakması elimiz, ayağımız çok mühim. Bunu dinleyeceksiniz şimdi. O kıymetli yine insanlardı. Diyecekler ki imanın tat ve lezzeti İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşi atılırcasına zor gelecek. Tabii ben giyecek o adam, ben Müslüman'ım, ben katiyen küfre dönmem, bir Hristiyan, bir Mecusi, bir Nasrani olmam diyecek ama bu hayat olarak, yaşantı olarak. Giyimde böyle, kuşamda da böyle, her şeyimiz de öyle. Bak ağırlaşıyor ya. Evet, İmandaki zaaflar ve amellerdeki kusurlar. Demek ki iman bir bütün halinde bunun kuvvetle zabı vardır. Kuvveti nedir?
Bize bunu okullarda gösterirlerdi. Böyle tebeşirle yazı tahtasında bir lamba şey yaparlardı. Eğer gazı olacak olursa o gazı onun ibadet ve taat ederlerdi. İşte gazı olursa bu yanacak diyorlardı. İmanın gözde yanması, kulapta yanması, kendi ayakta, elde yanması, cömert olması, müminlere yardım etmesi, sıkıntıda olanları düşünmesi, ayakta olması Allah yolunda cihat bunun gibi ifade ediyorlardır. Allah ile insan arasındaki engellerdir. Allah'a karşı derin bir muhabbet ve vusrat, nikah arzusu varsa bu muhabbet ve arzu sözde kalmalıdır. Mesela denir ya ben aşığım diyor Allah'a resulüne. Bunun mücevheri, yani bir dilde kalmaması. Aksi halde insanlar bu sözlerin arkasına sığınarak yaşamadıklarını yaşamış, yapmadıklarını yapmış ve söylemediklerini de söylemiş gibi bir tavra bürünürler ki bizim için de büyük bir Niçin onlar yapmadıklarını sürdürdüler?
Ondan dolayı vaizlerimizin eski böyle bariz, başlangıçları çok güzel. Evvela bu fakirin, lisan ve ne bileyim, haktır halel, çok güzeldi. Onu ararım her zaman. Vardı bir başkasına bir hocaya çok güzel ifade ederlerdi. Evvela, işte kendilerinin irşadını, ıslahını Allah'ımızdan talep ederek konuşurlardı. Bunu neden? Bunu bilerek yapıyorlar çünkü birçok hakikatler anlatılıyor. Günümüzde birçok insan Allah'ın sevdiklerinden, ona aşık olduklarından dem bulurlar. Halbuki Rabbimiz kendisine olan sevginin sahipliğini Kuran-ı Kerim'de şu şekilde ibadet Şimdi Allah'ımıza derin bir aşkımız, sevdiğimiz muhabbetimiz var derken, bu muhabbeti Cenabı Hak bakın şu şarta koşuyor. Allah'ı sevdiklerini iddia edenlere söyle Muhammed'in. Habibime tabi olsunlar. Ona tabi olsunlar ki Allah da onları sevsin. Günahlarını bağışlasın. Allah'ımız çok yardımcı, ayeti, çok merhamet edicidir.
Allah'ı sevmenin gerçek göstergesi hayatın tüm alanlarında itikadi, ahlaki, ibadi, siyasi, iktisadi, içtimaı, hukuki, eğitim ve öğretimde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi örnek almaktan geçer. Mesela şimdi seçimlerde bunlar filan, herkes imreniyor, yazılıyor, bunlar filan. O da güzeli. Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyorlar ki ya bazen iki kişiye de olsa baş olma. Yani bu mesudiyetini ifade etti. Yani bu işin ağırlığını ifade ediyor. Böyle kolay değil ki. Buraya bir, sana efendimizin evlatlarından biri geldi. O zamanki bir idareciydi. Üst arzımıza dedi ki, ben dedi bir benimle görüşebilir miyim bir elini öpsek dedi. Vahti işte neyse musafaha ettiler. Ozat sormuş demiş ki, işte ben buranın idarecisiyim deyince kaç demiş, nüfusumuz kaç. O tarihte on bin gibi. Demiş bak on bin kişinin üzerimizde hakkı ve hakkı. Hakkı. Bu kadar ağırındaki işlerimiz çok mu? Çok mu?
Allah'ım zahir varacağı başka bir şey yok. Gerçekten ağır. Şimdi çok üzülüyorum, böyle bir zuhur attı uçmaydı, acımıyor. Bugün bu meseleyi açmayın, rahatsızım bu şekilde. Çünkü biz, Şevi emirlere dikkat edeceğiz. Şimdi adam, yüksek haller, bilmem planlar, ya görmüşümüz, Abdulkadir ve sünnetdir. Bir de gelirler bunu, diyorum ki şaşırmayalım, Allahu alem, Süleyman-ı Darani Hazretleri, bana da diyor böyle haller olur. Ben diyor, kırk gün beklerim. Kuran'a ve sünnete uygunsa, bunlar halkla gider etmezler, endişe etmezler. Mühim ulan bunu. Bizim tarikatımız bu değil. Bizim tarikatımız, şeriattir, istikamettir. Ne için? Açıktırmayın, üzülüyorum ben şöyle söyleyeyim. Bir de sildik kalma. Üstte de öyleydi. Bazı buna böyle benzeyen Sami efendimizin seçkin evlatları vardı. Mesela, Konya'da, Müsteh Efendi'ni kovarmış meclisde. Mütevazide benim hiçbir şeyim yok. Ben aciliyim.
Elimden geldiler onlara canlarını verirler. Geçelim, özellikle hayatın genişlik boyutunda sünnet, dünya görüşü olarak kabul edilip, hayat tarzı haline getirilmedikçe, Allah'a açıktan muhabbetten bahsetmek inandırıcı değildir. Bir kere efendimizin sünnet seniyyesi, sallallahuullahu Teala aleyhi ve sellem, hayatımızın her alanında. Sadece yemekte tuzlu, neydi bu? Değil. Evet, sünnet, güzel. Bunun yanında hayatımızın her alanı, daha çok insanların, bakıyoruz insanlarımızın iki sıkıntı görülüyor bizlerde. Birisi ailevi sıkıntılar. Bir diğeri de mal, mülk, ticaret. Hayatımızın her alanında Efendimizin Sünneti bizi cihada edecek. Sallallahu teala ve sellem. Size bunları yoracak, anlıyorum şimdi. Bu Kayseri'in ulemasından bizzat var. Mehmet Zeki Uçer, böyle bir kitap hazırladı. Kayseri'in uleması diye. Ulema-i kiramın da ziyaretini ekseriyetle şeyde yapıyorlar. Cuma günü yaptılar.
Bize buranın merkez vaiziydi Hasan hocamız gelirdi. Cuma günleri gelirdi. Efendimizi ziyaret eder. Sonra faiz verirdi. Bir gün geldi. Üstadımız yataklarının üzerinde. Öyle yatağı böyle yüksek yüksek değildi. Çünkü bir karış dahi olmaz. Neyse öyleydi. Bunun yanı başına oturdu. Üstadımız da Esadiye birliği hazretlerinin Mektubatından açtı. İşte, Şeyhi Kamile muhabbet dedi. O zaman hocamız dedi ki, efendim dedi, bu muhabbeti dedi, biz nasıl temin edeceğiz dedi. Gerçekten Mürşid-i Kamil'de bizi hiçbir zaman çözümsüz bırakma dedi. Yoksa kitapta böyle deyip geçer ama buna bir çözüm getir. Dedim ki hocam iki şey. Bir, sünnet-i seniyyeye riayet edeceğiz çünkü edebin karşılığı sünnet-i seniyyedir. İkinci olarak çünkü. Rabbim beni terbiye etti ve benim de terbiyem ne güzel oldu. İşte sünnet seniye bu. Şimdi ikinci olarak da rabıta-i şeriflerinde.
Tabii gelenler bir iki çağında yapılıyordu, çay getirdim. Baktım hoca, üstadımızın o kalbi hali teşhir etmiş demek ki, bak seviyorum. Galiba çabalarını teşhir etti ve algılamaya başladı. Zorla. Üstatımızın ayağımla eğililmek istedi. Devamlı mani oldular. Böyle bir alim. İşte onu böyle halktan ziyarete geliyorlar cuma günü. Halk Efendi hazretlerinde büyük bir şey var, mahzuniyet var. Üzüntülü bir hali var. Efendim diyorlar, bir mahsun halimiz var. Belli oluyor görünür, düşündüğünüzde. Nedir deyince, ben diyor, Hazreti Yusuf vesselam Efendimiz'i müşahede ederdim. O gün ise nasip olmadı diyor. O anda gözü yumulmuş bir halde. Sonra tebessüm ederek uyanıyor. Elhamdülillah diyor mülaki olmak, kavuşmak nasip oldu diyor. Ne diyelim, hiçbir halimiz kalmıyor. Bir şunu bulabiliyorum başında. Bir kimse bir dövme imrenmiş başka için. Bulabiliyorsanız siz deyin.
Aslında kardeşlerimizin sohbet etmesini istiyorum. Böyle konuşsanız, konuşun ya hiç yapmaya. Yani biz muhtacız, biz istifade etmek istiyoruz. Gerçekten. Dinlediğimiz zaman daha güzel bir dinlemeyi arzu ediyoruz. Bu hayatın içerisinde iman da vardır, sevgi de ahlak da vardır. Efendimizin sünnetini ifade ediyor. Kıyam da, ibadet de vardır, siyaset de, fert de vardır, devlette, hukuk da vardır, cihattan muamelat da vardır, eğitim, öğretimde, teheccüd de vardır iktisadi çözüm de. Hepsi var. Yani Resulü Ekrem ve Sellem'in sünneti deyince sadece kıldığımız namaz, tuttuğumuz korucuların ah namaz bir ele alınsa namazda bütün taat mevcut. Cihat da var, tebliğde var, davet de var. Mesela Said Nursi Hazretleri'ni cihad ediyor. Bare icra. İşte idam edecekler son bir arzusu soruluyor. Namaz diyor. Yani Rus generalinin bulunduğu namaza tahammül edememiş. Hayranlanmış. Huzur içerisinde.
Derhal şey yapmış Sabri, bağışlama demeyin onlara ve bu fikirden vazgeçmişler. Kuran-ı Kerim'in bizzat kendisi, ayetlerin hayatına anlam vermediği kimselerin hiçbir şeyin olmadıklarına, kimlik iddialarının hoşuna olduğuna dikkat çekmiştir Kuran-ı Kerim. Hayatına eğer Kuran diyor anlam vermiyorsa, vermiyorsa bu kimselerin kimlik gittiği ağlarının boşuna olduğuna, yani sadece Müslümanım demekle işin tamam olmadığını, mesela Yani diyorlar ki biz iman ettik. Fakat iman ettik diyorlar. Onlar Müslüman uzun diyorlar ama iman gönüllerine girmemiş. Şimdi bizim asıl dekleneceğimiz bu olacak. O zaman ne yaparız? Bizde sıkıntı kalmaz. Şu bu sözleri biter. Hep Allah'ımız kalır. Peygamberimiz kalır. Niye bunların hayatını biz emirlerini yaşayamıyoruz diye dertlenme olurdu. Ne güzel. Bu çok önemli.
Ayetlerin hayatına anlam vermediği kimselerin hiçbir şey olmadıklarına, kimlik gitti ağlarının boşuna olduğuna dikkat çekmiştir. Mesela Abdullah bilsem Al-i İman suresinde on yedi diye hatırlıyorum Beş tane esas var. Eshabirine, anlarsınız artık bilirsiniz. Türkçe dinleyeceğiz ederiz. Türkçe bozuyor. Münfekkin ne demek oluyor? Işte. Okuyoruz, istiğfar. Bir tanesi Efendimize Sallallahu Aleyhi ve Sellem diyor ki, ya Resulallah, ben Kuran'ı bir gecede hatmettim. Aleyhissalatu Vesselam benden buyurmuşlar ki Kuran'a hatmettin de gözyaşı nereden buyurmuş. Seherde istiğfar deyince okuduğumuz istiğfar de akan yaş yüzlerimizin, sakallarımızı ısıtıracak. Yer ısınacak. Evet. Daha çok en güzel şuradan alacağız. Ahzab suresindeki otuz beşinci ayeti celihiyeden alacağız. Hepsini hulasa ediyoruz. Hepsinin hülasası Ahzab suresindeki otuz beşinci Ayet-i Celile-i Cemiledir. Aferin isterseniz.
Hem de gönlümüze inşallah Kuran sayesinde nur Öyle bir sır ki, bu Kitabı Kerim, Yanlış mı dedin? Vakı suresinin yanlış mı okudun acaba? Geçen bir şey düşündüm kendi kendime. Hatırıma geldim. Dedim ki, Nisan bir yere geliyor. Bir hediye götürüyor. Ne yapıyor? Mesela, burada güzel halı dokundular. Şimdi dokunmuyorlar. Daha ziyade halı seccadeni hediye ederlerdi. Şimdi meyvecilikten burada, çalma şeyde sayılır, iyi sayılır. Celma hediyeler. Başka yerde kendi durumuna göre hediyeler yaparlar. Mesela bir düğündür, nişandır, altındur, bileziktir. Efendimiz'di kendi kendime Miraç'tan bize hediye getirdi. Böyle düşünürken aleyhissalatü vesselam efendimiz, Allah'ımızdan bir hediye vurunca, bunu niye baş tacı edinemiyoruz? Namazı neden baş tacı edinemiyoruz? Büyüklerinden biri attı. Bunu bir hoca davet etmiş. Hoca, çocuğundan da hanımından da çekmediği hal etmiş.
Gayri dayanamamış bir gece vakti şey davet etmiş, umbarek zatı, umbarek. Var ya, hocam ne olacak demiş. Dört rekat eksik killarım demiş. Huzurlu, namazdan evvel, çok huzurlu. Dört rekat eksik olur, var ya demiş. Demiş ki hoca efendi, ben bu hanımı boş ediyorum. Yaş yapmam. Hocam, şimdi ben akıllı oldum, sen de akılsız oldun demiş. Bak, bir tane ver, şey yapma demiş. Böyle bir şey yapma, Burada diyelim, namazı diyor, namazda diyor hocam, rahatsız ettim siz demiş de dört rekat eksik kalır. Demek ki namaza ibadet ve taaten ne büyük bir aşk, ne büyük bir muhabbet. Efendimizin gözümüzün nuru buyurması sallallahu aleyhi ve sellem. Çok uzun girer tabii. Bu hediyeyi Rabbamızdan geldiği için bazı şeyleri iyi düşünmek gerekiyor. Bunlar hatıramıza geldi mi? Cami gönülden sarılıyor insan. Nasıl diyor ben gaflet ederim.
Efendimiz bize Rabbamızdan getirmiş olduğu hediyeyi, Mesela, anasının hatırasını, babasının hatırasını, ceddi ceddiatının hatırasını nasıl muhafaza ediyor kişi? Benim diyor, bu babamdan kaldır diyor. Bu dedemden bu yerden kaldı. Allah anamız, Habib-i Kibriya getiriyor bize bunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Canlı başlığımızda, lavu bileceğiz sarılacağız onu. İnşallah esrarına da dualarımıza erişebilirsek doyurmaz onu. Olur. Mümkün değil. İşte Efendimizin sallallahu teala için mübarek ayaklarının şişmesini düşünün. Kuran-ı Kerim bizzat kendisi