Bismillahirrahmanirrahim. Hızır Aleyhisselam bir kimseyi görüyor, çok imreniyor, seviyor. Onlar boşuna sevmez, sen Mevlana oğul Şems gelir demişler. Listesine bakar, listesinde göremez Ya Rabbi, çok müstesna bir kimse ama bizim listede yok bu. O liste Adıl Soya, bundan sonra bir dosya kağıdı alt alta yazılmış isim değildir, onlar nurdan yazılan bir isimdir. Onlar gönle yazılır silinmeyen isimlerdir. Rabbimize arz edince ey yazar bulun, bir bizi sevenler var, bir de bizim sevdiklerimiz var. İşte bu dava onların omuzlarında yükseliyor ve bunu da Necip Fazıl inanmış dört adam diyor. O dördün altında kırk dört, dört yüzler, binler, on binler eder. Ne güzel ifade etmiş inanmış, düh adam. Onu Abdül Hakim Arvasin Hazretleri boşuna sevmedi. Ben necibime söz söyletmem dedi. Belki o devre namaz da kılmıyordur. İki şeyi aşırıdır dedi. Bir aklı, bir de aş.
Tabii namaz kılmıştır sümnü, buyuruyor ki Eğer ittikası olsa, biraz Allah'tan korksa, -nechid buyuruyor- devrinin Gazalisiydi diyor Rahmetullahi. Ama Allah öyle bir aşk vermiş ki kılıcı kalemi kılıç olmuş, O günün batıllarına öyle bir cevap vermiş ki o cevabı yetmez mi? Kadir Mısıroğlu Rahmetullahi görüştüğümde şunu anlattı, dedi Hacı Hasan Efendi'yi unutamam, çünkü dedi bizimle görüşen bir kimseye şunu söylemiş, Onun öyle bir sözü var ki ahirette kurtulmasına yeter. Bu nedir? Zalime karşı haklı haykırmak demektir. Asıl mücahit de odur. Böyle yüzleriniz güzel, halleriniz güzel, bu değil. Gönüllerimiz güzel olsun, ruhlarımız güzel olsun, ahlakımız güzel olsun, edebimiz güzel olsun ve ehlullah ile bir araya gelelim, onlarla oturup kalkalım. Bulamıyoruz rabıta yapalım. Bu yolda in'ikas ve insibağ bunu bazen vurguluyoruz. Rabbimizin boyası.
Bu boya kapıyı, pencereyi boyaladığımız, bunda çok güzel minberdi, kürsüydü, onların yerliği değildi. Bu gönüldeki takva boyaları, münsiyet boyaları, muhabbet boyaları. Bunlardan mahrum olmayalım. Bak gençsiniz. Kuran-ı Kerim'de bahçelerde fidanlar da misal veriliyor. Bir Meryem validemiz fidanla haber veriliyor. Öyle yetişelim ki aldanmayalım, nefsimize aldanmayalım, çok iyi gayret gösterelim, ehlullah'ın hayatlarına bakarak hayatımızı tanzim edelim ona göre. Ve in'ikas Efendimizin nuru, Ben Allah'ın nurundan halk olundum, kamil müminler de benim nurumdan buyuruyor. Bu nurdan iktibas edelim, bu nurdan alalım biz. Sevgimizde, saygımızda, muhabbetimizde hep bu nur ile nurlanma suretiyle olsun. Bir değişiklik meydana gelsin, aynı hal üzere kalmayalım. Şu tabiatta bile eşya aynı hal üzere kalmaz. Hep bir gelişim içerisindedir.
Bir bağ çubuğu idi, bunun ehli olan birisi dedi ki bu her gün, biraz tabir, uygun düşer mi bilmem, bir tavşanın dedi, bir tavşanın adımı gibi kendisini geliştirir. Ya bu kişi daha, da, biz bir insanız. Allah'ımızın hitabı o fidana değil, o taşa değil. O hayvana değil, bize hitap ediyor Cenabı Hak. O zaman bizden bir şeyler beklenmiyor. Genç dendiği zaman, bakın bir genç, bir genç, eğer Esad bin Zürare'nin aşkında olursa radıyallahu anh, Mus'ab bin Umeyr'in aşkında olursa radıyallahu anh, İsa Aleyhisselam'ın havarilerinden iki kişi gibi aşk ve muhabbeti olursa ta Antakya'ya gelen, hala Yasin-i Şerif'te, hala değil mi, her zaman, Yasin-i Şerif'te onların cihadı, imanı, aşkı öyle haber veriliyor ki kendilerine Allah'ın yolunda feda ediyorlar. Yasin-i Şerif'in ikinci saikası Yasin-i Şerif'in hemen hemen bütününü ihtiva eden çok büyük hakikatleri içine alan bir esastır.