İman ve Amelin Birlikteliği ve Kalp Nurunu… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İman ve Amelin Birlikteliği ve Kalp Nurunu Parlatmak
İman ve Amelin Birlikteliği ve Kalp Nurunu Parlatmak kaydında Estağfurullah, estağfurullah, Bunun çok güzel bizde bir hatırası da var. O da vaizlik dönemimizde bu müdellis hocalarımızdan birisi. Kürsüde bu hadis-i şerifi okudum. Yalnız halisen ve sadıkan tabirinin olmadığı bir hadis-i şerifti. Konuştuk, aşağı indiğimizde ben o hocamızı takdirle karşılıyorum. Dedi ki orada dedi kim canı gönülden, o…
Estağfurullah, estağfurullah, Bunun çok güzel bizde bir hatırası da var. O da vaizlik dönemimizde bu müdellis hocalarımızdan birisi. Kürsüde bu hadis-i şerifi okudum. Yalnız halisen ve sadıkan tabirinin olmadığı bir hadis-i şerifti. Konuştuk, aşağı indiğimizde ben o hocamızı takdirle karşılıyorum. Dedi ki orada dedi kim canı gönülden, o şekilde demedik de son sözü kelime-i te'lif olursa cennete dahil olur, buyruluyor. Hocam dedi, burada halisen tabiri var, sıdken tabiri var. Bunu ulema-i kiramımız dört şekilde izah buyuruyorlar. Dört tane bunun şartı var, diyorlar. Birincisi iye kenaudu, Ancak sana ibadet ederiz Ya Rabbi. Bu ancak sana ibadet ederiz derken gönülde birçok duygular var. Al-i İman Suresi'nde Allahu alem on dördüncü ayet celili olacak. Bir de Tevbe Suresi'nde yirmi dördüncü ayet-i celile, belki yirmi altı olabilir.
Velhasıl anlayacaksınız siz bunu Rabbimizin lütfuyla, bu Al-i İman Suresi'ndeki Rabbi Zülcelal'imizin bildirmiş olduğu essanuzu yinelinneshuhubbbüşş-u minennisa ila ahiril aye, sadakallahü'l-allim. Buradan devam eder, buradan devam eder. Buradan Mevla-yı Zülcelal'imiz yedi. Bir de Tevbe Suresi'nde geçen Ayet-i Celile-i Cemil'e de Mevla-yı Zülcelal'imiz sekiz kavram, bunların kalbimizde yer etmemesi gerekir. İşte kadına olan böyle gayrimeşru bir alaka, Bunun yanında asıl dikkat edeceğimiz hususlardan birisi işte akrabası, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü, arabası, telefonu vesaire. Neyse dünyevi bütün varlıklar bunların gönülde yer etmemesi gerekiyor. Abdülkadir Geylani Efendimiz gerçekten müstesna bir Allah'ın dostu, hem de bir İslam hukukçusu, gavsın insanların ve cinlerin de gavsıdır kendisi. Buyuruyor ki İşte para, mal, mülk Ye'cüzü fil beyit, evde koyabilirsiniz, caiz.
Hasanınızda da olur, kesenizde de olur ama kalpte la yecuz buyuruyor. Aman ha gönlünüze giydirmeyin bu maddi değerleri. Çünkü insanın yaratılışı Cenabı Hakk'a kulluktur. Bilhassa kalp, Allah'ımızın muhabbethanesidir. Kalp, ilahi korkunun merkezidir. Kalp, Haşetullah, Cenabıhakk'a büyük bir saygının yeridir. Kalp, Rabbimize dönüş yeridir ve ce epikal bin münib buyuruyor. Bunlar tek tek Ayet celilelerle izah edilir. Sonra takvanın merkezi kalp, böyle bir yere sakın ha Rabbamızın dışında bir muhabbet koymayın. O zaman İmam Şafii Hazretleri'nin şu sözü ne kadar yerinde bir ifade kendinizi hak ile meşgul ederseniz batıl sizi istila etmez buyuruyor. Gelininizi hakla meşgul edin. Bir de Hacasın Efendi Kaddesallahu sırra üstazımız bir sohbet buyurdular. Bu Nevşehir'de bir sohbet buyurdu.
Orada şunu anlattı, buyurdu ki murakabe-i akrabiyete gelip, ayet cellelerle, Ka'b Suresi'nde Es'aibillah ve nahnu akrabu ileyh min hable'l-verid ve biz burada açıklamayı yaparken mutlaka o harfleri hep ifade etmemiz gerekir. Hep onların bir manası var. O ve diyoruz ya Esad-ı Erbili Hazretleri'nin huzurunda bir tanesi Kuran-ı Kerim okuyor. Kuran-ı Kerim'i hiç bilmeyen bir meczubinden de olabilir. Bir kimse başını kaldırıyor, olmadı, olmadı, onu tanıyanlar, onu tanıyanlar diyorlar kimsenin hafızlığın yok, Kuran-ı Kerim'de okuyamazsın. Neden başını böyle kaldırdın? Eliyle gösteriyor sadece. Bir vav harfi, çok büyük diyor bir dağ gibi aralık meydana geldi, Levh-i Mahfuz'u müşahede ediyor. Güzeldi mi? Levh-i Mahfuz'u müşahede diyor oradan görüyor. Bu bakımdan önemli ve Cenab-ı Hak kuluna şah damarından daha yakındır diye buyruluyor. Şah damarından daha yakındır.
İman ve Amelin Birlikteliği ve Kalp Nurunu Parlatmak ne anlatıyor?
İman ve Amelin Birlikteliği ve Kalp Nurunu Parlatmak kaydında Estağfurullah, estağfurullah, Bunun çok güzel bizde bir hatırası da var. O da vaizlik dönemimizde bu müdellis hocalarımızdan birisi. Kürsüde bu hadis-i şerifi okudum. Yalnız halisen ve sadıkan tabirinin olmadığı bir hadis-i şerifti. Konuştuk, aşağı indiğimizde ben o hocamızı takdirle karşılıyorum. Dedi ki orada dedi kim canı gönülden, o…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Öyle bir Mevla-yı Zülcelal'imiz o zaman o gönül elbette kirletilemez, saf, duru, temiz olacak. Bu ay celleeyi okudular, eğer dedi bununla tamamen nefsi alt edemezsek o yapacağı oyunu yapar buyurdu. Yani Efendimizin mübarek sözü sallallahu teala aleyhi ve sellem, göz açıp yumuncaya kadar bir devamında da bu geçer, ondan da daha az bir zaman da olsa ya Rabbi beni nefsime bırakma diye buyuruyor. Ya Rabbi beni nefsime teslim etme diye buyuruyorlar. Bu kadar önemli, böyle bir mekanın korunması gerekir. O zaman kalbi Allahu Zülcelal'in muhabbetine hasredeceğiz. O saydığımız hususlar malum, belli. Şimdi biz kelime-i tevhidi okurken bunun tam bir sadakatle gönülden ihlasla okunması iyyake nabudu. Ancak sana ibadet ederiz ve iyyake nestain ancak senden yardım bekleriz. Bir de ilahi ente maksudi ve rudake matrubi. Ya Rabbi maksadım, gayem senden isteğim rızayı ilahindir diyebilmek.
Bir de asıl önemli olan bunların ifadesinde en mühim nokta minil hukmu illa lillah. Hükmü hükmü Cenabıhakk'a verebilmektir. Her türlü yaşantımızda hükmü ilahiyeye teslim olmak, yani biz bunu şu gördüğümüz dünyadaki insanlar vesairler değil de Cenabı hakk'ın emrine uygun düşmesidir. Bu hadis-i şerifi almamızın sebebi ehlullah'a baktığımız zaman bu Ashab-ı Güzin efendilerimiz, peygamberlerimizde bile teveffen I müslimen Ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içine kat diyor. Ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içerisine kat. Ne kadar mühimmiş. Bir peygamber bunu söyledikten sonra aleyhisselam bizim ne kadar dikkat etmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. Ya Rabbi diyor, beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içine kat. Demek ki Rabbimiz korusun, bunun muhalifi de olabiliyor. Bu bizim memleketimizde kasır hoca diye kıymetli bir zat.
O zamanki vasıta ad merkep batır, merkebinin üzerine heybesinin bir gözünde kefenle gidermiş, kefen. Haydi ölürsem diye bu kadar muttakiyle bir insan. Burada onun çok yakını var, evinde kalıyor, gece diyor yatmalı diyor. O yaz gününde gece de çok kısa, geceleri çok kısa, böyle bir köşeye çekildi diyor. Aman ha kızım demiş, uyur da namazı getirirsem ne olacak diye. Bizim bu büyüklerimizden geçmiş atalarımızdan yakın bir yerimiz var dağda, orada harman işleriyle meşgul. Yani bugünkü gibi vasıtalar yok. İşte savurmasıdır vesairesidir, bu makinalar neler yok. Zorluklarla temin ediliyor gece tabi harmanı kaldırınca yaz günüdür, kısadır, yatmış. Yatınca kalktığında bir de bakmış ki güneş göbeğinde. Öyle bir feryat etmiş, öyle bir feryat etmiş, bunu anlatırken dermiş ki kırk sene ben sabah namazını kaza ediyorum, bir defa geçirmiş.
O da gece tabi bu işlerle meşgul olunca, yattığında bayılmış gitmiş ve her anlatışında da ağlıyor, acaba Rabbim bana ne muamele eder diye. Böyle dikkatli olan kimselerimiz dahi bu hocamız şunu demiş, imanıma dua edin, böyle hocadır, hacıdır, bunlara dediği gibi rast geldiği bir yavru da olsa, dermiş ki yavrum, benim imanıma dua edin, imanıma dua edin, bundan bir hatıra naklediyorlar. O olan bir hadise, o da şu, bir yerde imamlık yapar bu, bunu ziyarete gitmişler. Ziyaret etmişler, orada ağlamış bu. Diyor ki bize gösterdiği bir yoğurt torbası, bir de turşu olacak. Bir şişenin içerisinde turşu var. Demiş ki Cenabı Hak bunlardan dolayı beni mesul tutar mı? Demiş. Tabii hesap ağır. Bu Kayseri Ulemasından Mustafa Efendi diye kıymetli bir insan, bizim memleketimizde, Şeyh Mustafa Efendimizin kendisinden talim gördüğü de bir zat. Yani bu memleketin hocasını, hacisini okutmuş.
O zaman medrese varmış zaten, Okutmuş. Bu zat öyle müttaki, öyle Allah'ımızdan korkan bir insan ki böyle kabakların, böyle kabağı soyuyorlar, kabuklarını toplarmış. Bu Allah'ımızın nimeti aman ha bunu nasıl yere atarlar diye böyle müddet. Üstadımız da şiirlerinde geçiyor nimete tazim gerektiği, Allah'ımızın nimeti korunsun diye. Böyle bir kimse kağıtları toplar, işte buna ayetler yazılıyor diye, böyle bir kimse. Bu vefat anı yalnız son nefeste biliyorsunuz kelime-i tevhid hatırlatılır. Ölmek üzere olan bir kimseye la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diye hatırlatılıyor. Fakat bir türlü kendisi söyleyememiş. Böyle muttaki olmasına rağmen, söyleyememiş.
Gözlerineleri böyle açılmış, perişan bir vaziyette, hemen kardeşi Hacı Zühtü Efendi, kendisi muhaddismiş, mübarek bir insanmış ama çok ulema-i kiramdan bir zat hemen yetişmiş kardeşim Cenabı hak verdiği emaneti geri almaz, la ilahe illallah Muhammedün resulullah demiş ancak açılabilmiş. Yani itibar sona derler, bu sözler boşuna değil, itibar sonadır. Biz burada şimdi rahat yaşıyoruz ama yer bize çok güzel bir eserde geçer, bu İmamı Hastalani Rahmetullah Ali Hazretleri ifade ediyor. Üzerinde gezip dolaştığımız yer bize konuşuyor. Diyor ki sen benim üzerimde gülerek dolaşıyorsun ama ağlayarak içime gireceksin diyor, ağlayarak içime gireceksin. Sen böyle eş dost akrabanla bir araya geliyorsun, toplanıyorsun ama tek başına sen kabre gireceksin. Böyle on madde halinde, on madde halinde yani böyle bir sonumuz var, böyle bir sonumuz var. Yalnız başımıza gireceğimiz bir mekan.
Bizim bir müştümüz vardı. Tabii halkımız çoğu ayet ve hadis-i şeriflerden biraz zorlanıyorlar bunda. O, bunu bir beyit şeklinde söylemiş. Burasınmuştur, yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir? Burada söylemek istemişler. Anlatabildim da güzel bir ifade. Giden gelmiyor, acep ne iştir? Hakikaten doğru. Burada son zamanda Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor cehenneme bir adım kala kişi cennete, cehenneme bir adım kala da cehenneme bir adım kala cennete, cennete bir adım kala da cehenneme girer buyuruyor. Cehenneme bir adım kala cenneti hak eden bir kimse. Öyle bir tevbe ediyor ki, Medine'de biliyorsunuz bir kadının durumunu uygunsuz bir hal. Efendimiz buyurdu sallallahu teala aleyhi ve sellem, öyle bir tevbe etti ki Medine dağılsa hepsine yeter dedi. Böyle bir kişi bu vefat etti. Bunu kardeşi ziyarete gidiyor, cennetül Baki'de.
O gece rüyasında kardeşine diyor ki kardeşim buraya kolay girilmiyor. Aman ha bu hayatı büyük bir nimet bilin. Dört şeyden sual olunmadıkça kişi adımını bir yerden diğer bir yere atmaz, buyruluyor. Ömrümüzden sorulacak, hayatımızdan sorulacak, Gece yarılarına kadar gözlerimizin baktığı Kuran-ı Kerim olsun. Gece yarılarına kadar oturduğumuzda salihlerle oturalım. Eğer bir kimse bulamazsak rabıtalı olalım, zikirli olalım, murakıbeli olalım. Hayatımızı çarçur etmeyelim, bu büyük bir nimettir, bu büyük bir ihsandır. Hepsinden sorulacağız. Her nimetten kişi sorulacak buyurulurken müfessirine izam hazeratı buyuruyor ki bir ekmeğin en küçük parçasından bile sorulacaksınız, her şey. Kehf Suresi'nde geçer. Baktığımız zaman, bunu Hacasen Efendi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a vah dediğimizi de tüh dediğimizi de Cenabı Hak kaydediliyor, soracak.
Yani o kadar mevzuyu, bu anlaşılamayacak mevzuları anlayacağımız hale getirmiş. Yani karşısındaki bir doktora tezini hazırlayan, yüksek lisans yapan, doçent, profesör kimse değil. Evet, onlar da var ama ekseriyatı bizim gibi insanlar. Nasıl anlatsın onlara? Bu şekilde öyle bir gönüllere işlemiş ki, zaten hakiki bir mürşid-i kamil pedagogtur. Çok iyi insanı ölçer, biçer, onun yazısından bilebilir. Karakterini yazısından da bilir. Yerine göre saçından da bilir. Fazla uzatmadıysam eğer omuzlarından da bilir. Çünkü omuzlar üzerinde melekler oturur, Bilir. Rabbimizin lütfuyla burada kılavuz hafız diye Şeyh Mustafa Efendimizin çok kıymetli bir evladı. Böyle askeriyeden bir kimse, yüksek rütbeli'de, o zatı görmüş, yanındakilere demiş ki bu kim? İşte efendim halkımızdan şöyle bir hafız efendi, hayır demiş. Bunu bin kişiyle tarsanız ağır gelir, şu vakara bakın demiş. Yani mümin ağırbaşlı olur.
Bugün başıma bir sıkıntı geldi. Üzüldüm. Namaz kılarken sevgi olur ama namaz kılmıyor. Namazda Cenabıhakk'a dönülüyor. Arada perdeler kalkıyor. Bir kere kim huzuruna durduğumuz yani namaza münafi, namaza uygun olmayan bir hareket olmaz. Sevgi Rabb-ı Zülcelal'imizedir. Sevdiğimiz insanı Rabbimize olan sevgisinden dolayı, o kurbiyetinden dolayı, ünsiyetinden dolayı, bu sebeple severiz, bu sebeple muhabbet ederiz. Yani insanı kutsamak diye bir şey yok. Allah'ımız bu celle celaluhu. Efendim, sonra yetişir Hacı Zühtü Efendi Hazretleri, kardeşim verdiği emaneti Allah almaz deyince açılır ve kelime-i tevhidi okur. Alkamma Hazretlerini biliyoruz, sahabeyi bizim efendilerimizden bul. Bir türlü kelime-i şehadeti okumadı, İş Efendimiz'e duyuruldu sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurdular ki bunun kimi var?
Annesi var ya Resulallah, Annesini getirdiler, hakkını helal et deyince itmem ya Resulallah dedi. İtmem diyor. O da yemek hazırlanmış. Yemek hazırlanacak, demiş ki anne sen yorulma da hanım yapsın. Anne çok nazik demek ki. İşte benim elimin değdiğini yemedi de hanımının yapmasını istedi diye bundan kırılmış. Efendimizin öyle bir siyaseti var sallallahu teala aleyhi ve sellem bu nebevi siyaset. Bu politika değil, bu politika, kelime takmalı ayaklara. Bu siyaset İslam fıkhında önemlidir. Baktığımız zaman reddül Muhtar'da çok önemli bir husustur bu. Yani bu tabirleri biz bileceğiz artık. Artık de zaman kaldı. Bilmemiz gerekir, resmi müftü. Bunlarda mevcut İslam hukukunda bir esas bulun ve dinimizi çok iyi öğreneceğiz. Bu vakıf hususunda kimseyi rencide etmek için demiyorum. Bunu dahi zorlandık anlamada. Fıkh-ı İslamiye'de var, İslam hukukunda var bu.
Yani dinimizi iyi talim edeceğiz, iyi öğreneceğiz dinimizi. İşte vazifeler, evradımız, ezkarımızı konuşurken şer'i vazifeleri yerine getirmedikçe evrad ve ezkarda ilerleyemeyizdir. Temel bu. Bir sünnet-i seniyyeye dikkat etmek, bir adaba hem de İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor bunu. Buyuruyor ki bir kerahatten kaçınmak, bunun tenzihi olanı var, tahrimi olanı var. Tenzihi diyelim ayağını uzatmış kıbleye doğru, bu günah değil ama ayağını toplarsa bu tarafta Beytullah var diye bunda mükafat vardır hiç şüphesiz. Bu bile buyuruyor zikirden, fikirden, murakabeden çok üstündür diyor. Mühim olan bu, bunlara dikkat edeceğiz biz. Evet, güzel rüya görürüz, mübeşşiratlandır onlar. Bizim ıslahımız için, irşadımız için olmaz değil olur mu? Allah'ımız gönlü pak, ruhu temiz, insanlara gösterir. Rüya önemli mübeşşirattan. Adgasu ahlak olanı var, vesair var.
Allah korusun şeytani olanı var ama Rahmani olanın müstesnadır ve bunu evrad ve ezkar aldığımız, sırrımızı muhafaza edecek kimselere anlatırız. Olmaz mı olur? Gönül gözü açık olur, ilahi nurlar görür. Burada bizim dikkat edeceğimiz nedir? Dikkat edeceğimiz şer'i emirlere, dinimizin emirlerine dikkat edecek, bunu çok iyi bileceğiz. Biz Hacı Zühtü Efendi Hazretleri'ni anlatsak da bitmez. O mübarek tuzak, Kayseri'den ta buraya gelirmiş dedemle görüşmek için. Büyüklerimiz bir söz söylüyor, buyuruyorlar ki Cenabı Hak sizi emsalinizle müşerref kılsın. Bu çok önemli. Mesela çok dostu olur insanın ama haldaş bulunmaz. O içini dökebileceği kimse çok müstesnadır. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin hayatında görüyoruz. Biz böyle konuşuyoruz, sonra dinliyorum, hiç mevzuyu işleyemiyoruz.
Gelin biz bunları hep buraya koyalım, mevzuya dönelim, almışım bazı notlar almışım, Said Nursi Hazretlerini almışım, nasıl Cenabı Hak'ın emrine dikkat ettiklerini Ankara'da bir tarih bulunduğunda böyle kravatlı, yaşlı başlı, böyle temiz giyimli bir kimse. Dedi ki ben Said Nursi Hazretlerinin öğrencisi olurum. Bir hatıramı anlatacağım, dedi. Ben dedi o zaman çok gençtim, çok gençtim, demiş ki sen gençsin Said Nursi Hazretleri. Senin duan makbuldür demiş. Senin duan makbul. Orada diyor eşyasını gösterdi. Bir takınyası var, bir ibriği var, bir de postu var diyor. Beni bu yüzden Cenabı Hak muahaze eder mi diye ağladı. Dua ait sorguya çekilmeyin. Ubeydetübnul Cerrah Hazretleri, Hz. Ömer radıyallahu anh Şam'ı şeritte ziyaretine geldi. Zaten girdi, birden ordu komutanı evine girdi ev takır tukur. Hiçbir şey yok. Bir post varsa onu gördü, var o postu var.
Bir de destisi var, bir de duvara astığı kılıç, bir ordu komutanı bu. Ya eba bey de dünyanın varlığın bu kadar mı? Ya Ömer, Allah'ımızdan haya ediyorum, korkuyorum, beni kurtaracak olan bunlardır dedi. Ben dünya benim neme diyen Allah'ın Resulü'nün sallallahu teala aleyhi ve sellem izini takip ediyor. Artık nefs-i alade halimizi kıyas bile edilmez. Ne yapalım? Ne yapacak bir şey yok. Tevbe edelim, istiğfar edelim, bir kere böyle yönümüzü çok iyi tespit etmemiz gerekir hayatımızı. Biz neye göre bir ölçü onun içerisinde olacağız, bunu düşüneceğiz. Çünkü Cenabı hak essamiyet etmem zalikum ni'meti ve raliku lekümul islame dine. Bize biçilen kaftan İslam'dır. Onun dışında olamayız. Bu haftanı uygun halimiz olacak, her şey tamamlanmıştır, uyacağız onu. Günlük programımız olacak, dikkat edeceğiz. Bilhassa şerhi Şerife, temel budur. Öyle aşkımız şevkmiş bilmem falan güzel, bunlar kötü değil.
Biz bu gibi hallerde büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla, onu söylüyorum, biz bildiğimizden değil, onlardan gördüğümüz, acayip haller görüyor, acayip ne bileyim esrara erişiyor. Tek hedef aman ha halimiz kitabı kerime sünneti Muhammediyeye uysun diyeceğiz. Aman ha halimiz Kitabı Kerim'e ve sünneti Muhammediyeye uysun. Kurtuluşumuz budur bizim. Evet, sen. Es'ad Erbili Hazretleri buyuruyor ki iki ay oldu, iki mah diyor zaten orada, herhalde bunu Farsça bir ifade olarak, iki ay oldu diyor, iki ay oldu, iman korkusu içime girdi, ne yapacağım diyor. Bu Esad yeri bileği. Burada kelime-i tevhidi okuduk da mektubatında bir tabir geçiyor. Bu bizi çok düşündürüyor. Buyuruyor ki kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. O günün en yüksek okullarını bitirmiş, medrese. Altı aylık da bitecek kitabı iki ayda bitiriyor, çok zeki.
Allah öyle bir akıl vermiş ki ona, çok zeki ve hocası da diyor zaten siz diyor meşayih evladısınız, ulema-yı kiramdan geliyorsunuz, yarı ilimle doğarsınız diyor, takdir ediyor ve hakikaten de hocasının beğenine aldığı gibi Resulullah'ın muhabbetini elde ediyor. Cenabı hakk'ın sevgisini elde ediyor. Öyle bir gayret göstermiş ki, öyle bir gayret göstermiş, kader gayrete aşık diye o görsel cihazlarda seyrettik ya, kader gayrete aşık yirmi üç yaşında intisap ediyor, beş sene sonra hazratımın makamına geçtim diyor. İnşallah letaiflerimizi tez tez geçeriz. Ah dilersek bu olur. Olmaz değil, ah dedicek. Kendimize bir hedef koysak önümüze, şimdi okul arkadaşlarımız var bizim, elhamdülillah, Allah'ımıza hamd için söylüyorum, hepsine müntesiptir. Hepsi de hacasen Efendimiz'in manevi evladıdır. Hep getirirdim, onun huzuruna görün zamanın kutbunu verdim, görün. Biz bir şey olamadık, siz olsun görün.
Onu gördüler mi gece teheccüd namazına kalkarlardı, gelirlerdi, beraber kalırdı. Teheccüd namazını kılarlardı. Öyle oldu ki biz okul dönemimizde arkadaşlarımızdan hep bu mevzuları konuşurduk biz. Bunun dışında olmazdı. Hep böyle hayırlı kelamlar, hayırlı sözler, ek dersler alırlardı, ilmi ferayız, o gün de çok ilk kaldırılacak ilim diye ifade edilir. Aman ha bu ilmi öğrenin diye hem okulda derslerimiz olur hem de bunun dışında dersler alınırdı. Böyle onlarda görürdüm, böyle bir hedef tayin ediyorlardı. Bazı arkadaşlarımız, beraber oturduğumuz arkadaşlarımız böyle işte şu şu noktaları geçmem gerekir diye. Diyelim ki ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin. Bunları gerçekleştirmedikçe olmaz. Yoksa bu nefis bizi dağlara değer, gözümüzü, gönlümüzü hiçbir şey öğretmez o bizim. Bu beladan bir kurtulalım biz. Bu beladan kurtulalım, cehd edelim. Gayret gösterelim. Allah'ımız boşa salmıyor zaten.
Gayretini, çabasını, insanı boşa salmıyor. Yalnız bu gayret ve çaba da biraz ısrarcı olacağız. İşte biz hepimiz diyoruz ya, bir türlü şu huyundan vazgeçemiyorum. Allah'ımıza öyle bir el kaldıralım ki, öyle gönül ellerimizi de kaldıralım, melekler bile dua eder bize, melekler bile dua eder. Ya Rab, bu kuluğun sadasına biz tahammül edemiyoruz, kabul ettir. Bakıyorsunuz Yunus aleyhisselam balığın karnında diyor, melekler arşta yanıyor adeta. Ya Rab, bir kuluyun sadasını duyuyoruz diyorlar. Bak bu bize örnek. Yusuf Aleyhisselam, o kuyu dediğimiz nedir o kuyu bizim? Şu bildiğimiz bahçemizdeki o kuyular ne değil o? İçi bütün yılanlarla dolu, engerek yılanlarla dolu. Öyle bir sıkıntılı ki ama Allah'ımız kendisine sığındığı için Yusuf Aleyhisselam'ı bir taşın üstüne alıyor. En büyük zevkim o kuyudaki halimdir diyor ve Cenabı Hak'tır zikrediyor, melekler tahammül edemiyor.
Yani bir iyi sarılmamıza bağlı. Allah'ımız Kitabı Kerim'de, Hepiniz birden, bir şey mi diyorsun? Diyor, topuğunuz birden Allah'ın emrine, Kitabı Kerim'ine sarılınız diye buyruluyor. Efendim, Hacasen Efendi, kalpte Sallallahu Aleyhi Sırr Hazretleri bir hadiseyi anlattı bize, başından geçen. Bende dedi, büyük bir üzüntü hasıl oldu. Çok büyük bir üzüntü hasıl oldu. Sami Efendi Hazretleri'ni anlattım. Efendim, ben çok korkuyorum, yarın huzur-u ilahiden ne olacağım diye. Öyle ki diyor mümin biliyorsunuz, beynel havf ver raca korku ile ümit arasında olur. Korku galebe çalıyor, galebe çalıyor. Bu derdini anlatınca şu Hadis-i Kudsıyı okuyorlar. İnne rahmeti sebegadü velabi. Bunu okuyan putbul aktabtır. Biz okuruz, diğerleri okur yaşantımıza göre. Ama onun yaşantısı takva ve aynı zamanda Allah'ımıza mukarrep bir kul.
Okuyunca işte rahmetim gazabımı geçmiştir hadis-i kudsisini, derhal bu hal geçti, normal bir duruma girdim buyurmuşlardı. Kendileri bir sabah uyanırken böyle tebessümle uyandı. Yalnız tebessümün ötesindeydi bu uyanış. Böyle biraz daha sevinç galipti. Sebebi sorulunca bakın ne anlatıyor bize. Demek ki bunu dert etmiş kendisine, dert etmiş. Çok genç yaşta, onun için bu halini saymamıza gerek var mı? Gerek yok. Damgalı gümüş, Allah'ın yüce velisi. Rüyamda ölüyormuşum, ölürken kelime-i şehadeti okumak nasip oldu buyurdular. Bak nerelere tesir ediyor. Ona göre dikkat edeceğiz, bizim boş geçirecek vaktimiz yok. Neden böyle geçiyor derseniz, o alemi görmediğimiz için. Dedemin rahmetullahi aleyh'in sevgili bir evladı huzuruna gelir, çok ağlar. Buyurur ki evladım neden ağlıyorsun? Efendim ben geliyordum, haberin yanından geçtim ve iç gözleri açık bir kimseymiş demek ki, iç gözleri açık.
Orada yananları gördüm, feryad ü figan koparanları gördüm, tahammül edemedim diyor. Görmedik. Yani ölüm bize tesir bırakmalı. Süfyan-ı Sevri Hazretleri'nin genç yaşta beli bükülmüştü. Sebebini soranlara şöyle dedi, çok benim dedi bir hocam vardı. Son nefeste kelime-i tevhidi okuyamadı. Benim dedi belim bükülmesin de kimin beli bükülsün dedi. Böyle Erenköy'de, yalnız Erenköy'de değil de onun dışında Bostancı'da olabilir, daha başka yerler de olabilir, kartal da olabilir. Neyse, o mahalllerinden birinde cuma namazı kılınacak. Yalnız hiç kimse yok öyle konuşan görüşen üstadımızla çok iyi tanıyorlar. O tanıyanlardan birisi Sami Efendi hazretlerine der ki üstadım Hasan Efendi cuma namazına kadar konuşsun mu? Tabii buyururlar. Üstadımıza deyince der ki git tekrar söyle, ben Efendimin huzurunda konuşamam. Haya ederim, konuşamam diyor. Ben diyemem diyor böyle. Müsaade aldım, izin aldım.
Ayağa kalktığında okuduğu ayet celle şu, kurtulanların gerçek müminler olduğunu ve bunu da anlatırken İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri'nden bir nakil yapar. İşte imanı tehlikede olanlar şunlardır diye. Birisi iman nimetine şükretmeyen, biz de böyle cuma gecelerinde nikah duaları var. Elhamdülillahi alel iman, elhamdülillahi alel İslam, diye başlarlardı. Allah'ımıza lütfettiği imandan dolayı şükredeceğiz ki deyip, eğer nimetime şükrederseniz nimetimi artırırım. Bu maddi nimetler olduğu gibi manevi nimetler de öyle. Ne demek yani Müslüman olmak, imanlı olmak, iman öyle bir şeref ki bunun tarifi yok. Ebedi bir cennet. Yalnız her şey bir bedel karşılığıdır. Kalben sadık bir şekilde o dört şartı herhalde ifade etmeye çalıştık. Hükmü diyelim en son maddesiyle Allah'ımıza vererek her şeyde onun hükmüne razı olarak hayat çıkarır.
Resulullah'ın sünnet-i seniyyesine uyarak bu Allah'ın hükmü değil mi Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Bunu nereye koyacağız? Kim Resulullah'a itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Şari mübindir o. Hükümler koyabilir. Cenabı hak ona bu yetkiyi lütfetmiş, ihsan etmiş. Efendimizin Hadis-i Şerifleri, sünneti Muhammediyesi olmadan Kuran-ı Kerim anlaşılamaz. Burada İmam-ı Azam Efendimiz'den, Rahmetullahi, işte iman nimetine şükretmeyenlerin tehlikede olacağı imanlarının bahsederler. Daha da tabii konuşurlar, görüşürler. Tevfik Baba diye bir zat bu Esad Erbili Hazretleri'nin dergahında otuz sene aşçılık yapmış. Allah'ımız veli kalbine, veli gözüne nur ihsan etmiş. Buyuruyor ki Es'ad-i El-Bidî Hazretleri bundan sonraki hayatını Medine'de geçir. Gelin bakın bu kadar seçkin olmasına rağmen vefat edeceği an asasını istiyor ve asayı böyle süratli bir şekilde atıyor.
Böyle kendinden geçmiş gibi bir an var. Kendine geldiği zaman diyorlar neden böyle yaptınız? Tam diyor, vefat itme anı diyor. Böyle diyor, tam hatmi infaz edeceğim, son nefesimi vereceğim zaman olmalı ki diyor, şeytan karşıma çıktı diyor. İmanımı almak istiyor diyor şeytan. Ona diyor hiddetinden böyle yaptın. Üstadımızın, Hacasen Efendi, Kadı üstad sırra üstadımızın damatları Hafız Ahmet Efendi, genç yaşta, yirmi dört yaşındayken, Amansız bir hastalığa tutuldu. Üstadımız da çok severdi. Çok severdi onu. Beraber seferlerde ede bulunurlar. Bu bir hal geçirir. Böyle bir vefat etme anı gibi. Üstadımız gelirler, bakarlar ki elini bir böyle yapıyor, bir iki parmağını kaldırıyor, Bir şehadet parmağını ama şiddetli bir şekilde yapıyor. Kendine gelince Hafız Ahmet ne oldu diyor üstadımız. Hacı baba karşıma şeytan geldi diyor. Bu bizim hep başımıza gelecek, ona göre.
Şeytan diyor ki Allah iki diyeceksin diyor. Bak bu son anda yani sekerat-ı mevt denilen insanın kendinden geçtiği bir an demek o. İnsanın ciğerinin yandığı anda diyor buzlu sular getirir diyor. Bunu iç, Allah'a ortak koş demiş hain. Eğer ortak koşarsan bu suyu veririm diye. Hacı baba diyor, karşıma geldi, o iki diyeceksin diyor, ben de bir diye diyor, diretiyorum. Şimdi bunun kolayı dilimizi kelime-i tevhide, hayatımızı tevhidi bir hayata alıştırmadan mümkün değil. Eslahivü billah. Tabii bu kadar belki acılı gibi oldu ama devamız için manen bu, kurtuluşumuz nasıl olacak dersek, ashab-ı Hak'tan korkup emrine sımsıkı tutunanlar için. Yani her bir anımızı ilahi emir doğruluğuna geçirmek, esamle. Müminler ancak Cenabı hak anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
Onlar ki Müslümanlığın vazgeçilmez şartı olan namazı ona gereken dikkat ve özeni göstererek, dosdoğru ve aksatmadan kılarlar ve kendilerine bağışladığımız nimetlerden bir kısmını toplum yararına fedakarca paylaşarak Allah için yoksullara harcarlar, işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rab'leri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır. Şimdi imanın üç şekilde olduğu bildiriliyor. İman zaten bir bütündür o bölünmez, parçalanmaz. Fakat kuvvet ve zaafı vardır. Bu imanın eksilip çoğalmadığı, çoğalmadığı melekler içindir. Buradan yaratılmış varlıklardır. Ve imanun yeziddu ve yangusu iman artıyor, imanın artması ibadet ve taatle, Cenabıhakk'a yakınlıkla, ibadette Mevla'mızın rızasıyla ve eksilir günahlarımızla, hatalarımızla ve ve imanu ammettil müslimim, bu bizim gibi insanlar. Eğer saatte bulunursak artırıyor Cenabı Hak, yoksa eksiliyor.
Öyle ki imanları eksilmiyor, arttıkça artıyor, artıyor bu peygamberler ve resullerdir diye ifade edilmiş. Yani kamil müminlerin haiz oldukları evsaf-ı aliyeden birisi de farz namazlarını vaktinde, şurup ve erkanına riayetle eda etmeleridir ve rezzaka hakiki olan Allahu Teala Hazretlerinin kendilerine ihsan buyurduğu rızıklardan zekat ve nafile sadakalarını fukaraya ve hayrata vermekten çekinmeyenlerdir. Allahu Teala zikrolunduğunda kalpleri Cenabı Hak'tan kavf eder ve ayatı celile tilavet olunduğunda imanlar artar. İşte bu hesaba haiz olanlar hakkıyla mümini kamillerdir. Onlar için herkesin ameline, haline göre dereceler vardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuştur, derece dediğimiz zaman böyle sıcaklığı soğuğu örten örten derece değil o. Cennette yüz derece vardır, her derecenin arası yüz senelik yoldur.
Cemaatle namaz kılmakla yalnız kıldığımızda yirmi beş, bir rivayette yirmi yedi derece var ya, işte arası her derecenin arası yüz senelik yoldur buyuruyor. Hülasa, bir hakkın mümin olabilmek, Cenabı Allah'tan korkmak, Kuran okundukça imanının ziyade ve kuvvet bulması imanının ziyade ve kuvvet bulması ve Cenabı Allah'a tevekkülle teffizu umur etmek ve farz namazları eda etmek ve zekat vermeye tevakkuf ettiği bu ayet dildeden mustafa durulmaktadır. İbni Abbas radiyallahu anhuma'dan rivayetle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sabru ala bela ile. Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını ikmal etmiş olmaz. Allah'a tevekkül celle celalühü, Rabbimize teffiz umur işlerini ısmarlama, memrine teslimiyet, kazasına rıza Allah'ın imtihanına sabırdır. Böyle yazılı bir daha hareket oldu mu, biraz sordu, ondan çekiliyor.
Bir kimse sevgisini ve buğzunu vermesini ve vermemesini halisan Cenabı Allah rızası için ederse hakikaten imanını kamil etmiş olur. Nefsin için sevdiğin hayrı cemi insanlar için de sev ki, o halde müslim-i kamil olasın. İman-ı kamil, kalp ile marifet. Asıl önemli olan bu. Lisan ile ikrar, aza-i cevari ile amel eylemekten ibarettir. Yalnız amelsiz olarak iman kafi değildir. Yani ameli azaldıkça imanı da fevt olur. İman kavil ve ameldir. Artar eksilir. Yani herkesin imanı amel ve ibadeti nispetindedir. La yekbelullahu imanen bile amelim ve amelim bile iman. Cenabı Allah amelsiz imanı ve imansız ameli kabul buyurmaz. İman ile amel yekdiğerine mütekarin ve mütelazındır. Binaenaleyh iman amelsiz yahut amel imansız bir işe yaramaz. Saddagahul amel. İman ne temenna ve arzu ile ne de zahirde kendini kavlen mefilen salih kimselere benzetmektedir.
Velakin müminin imanı öyle bir şeydir ki kalbinde yer tutmuş ola ve amel ve ibadeti de onu tasdik eder. Ayet-i kerimede ashab-ı kim bir mümin olarak iyi amel ve hareketlerde bulunursa o ne seyyiatının artırılmasından ne de hasenatının eksiltilmesinden endişe etmez. Rabbimiz ashabüne, hakikat iman edip de iyi amel ve hareketlerde bulunanlar buyurmuş ve imanın şartı, sıhhatini amelde kılmıştır. Binaenaleyh amelsiz iman tekamül etmez, amelle iman birbirinin lazımı, gayrı mufarekte değildir, ashable. Nasın küllisi mertebede müsavi olur mu? Elbette olamaz. Zira o kimseler ki Allahu Teala İslam'ı kabule kalbini vahşi kıldı, nurlandırdı. O kimse Rabbisinden hidayet üzerinedir. Azab-ı azim de zikri ilahi işitmekten kalbi katı olanlar içindir. İşte kalbi katı olanlar açık bir dalalet içindedir.
Cenabı Allah İslamiyet'i kabul eden ve müminlerin kalbini genişletip hidayet nurunu kalbinde parlatır, tecelli ettirir. Onur sebebiyle inkişafı tam ve kemali yakın usule gelir. Buna mukabil o kimseler ki kalbi zikrullahı işitmekten ve zikri haktan mahrum kalarak zulmeti ve kasveti kadret uçar oldular. Onlar için de veyl helaket vardır. Bu ayet celleyi resulü, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz okuyunca huzur-u risalette bulunanlar sordular ki kalbin inşirahi, yani genişlemesi nasıl olur ya Resulallah? Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem marifeti ilahi, Cenabı Hakk'ı tanıma nuru kalbe girince kalbin kapısı açılır, genişler buyurunca. Bunun alameti nedir, dediler. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, buna alamet dar-ı ahirete tedarik üzere bulunmak ve ölüm gelmezden evvel hazırlanmak ve lüzumundan fazla dünyaya rağbet etmemektir.
Abdullah ibn-i Mesut radiyallahu anh da mervîdir ki Cenabı Allah'ın zikri güneşin bal umumunu yumuşattığı gibi ehli imanın kalplerini yumuşatır nitekim, ashabimle. Rablerine derin saygı göstermekte olanların onun vaidleri, tehditleri karşısında ondan derileri ürperir, sonra da hem derileri hem de kalpleri Allah'ın zikrine yatışıp yumuşar. Sonra uzun bir ayet-i celile geliyor ama çok müstesna ifadelerde bulunulmuş, vakit fazla geçmesin. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.