İman ve Amel Birlikteliği ve Ruhun Arınması kaydında Din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç ihtiyaç Essadi erbiyeli Hazretleri Hazretiallahu Sırra böyle inançsız kimseleri görmüş. Nasıl olsa onların sözlerini işitmiş. Ondan çok mukadetler olmuş, kederlenmiş, üzülmüş. Onun üzerine Nevadirül Usul ve Camius Samir'den Cami-i Sair zaten kısa Hadis-i Şerif'ten. Onlardan bir derleme yapmış…
İman ve Amel Birlikteliği ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
İman ve Amel Birlikteliği ve Ruhun Arınması kaydında Din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç ihtiyaç Essadi erbiyeli Hazretleri Hazretiallahu Sırra böyle inançsız kimseleri görmüş. Nasıl olsa onların sözlerini işitmiş. Ondan çok mukadetler olmuş, kederlenmiş, üzülmüş. Onun üzerine Nevadirül Usul ve Camius Samir'den Cami-i Sair zaten kısa Hadis-i Şerif'ten. Onlardan bir derleme yapmış…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç ihtiyaç Essadi erbiyeli Hazretleri Hazretiallahu Sırra böyle inançsız kimseleri görmüş. Nasıl olsa onların sözlerini işitmiş. Ondan çok mukadetler olmuş, kederlenmiş, üzülmüş. Onun üzerine Nevadirül Usul ve Camius Samir'den Cami-i Sair zaten kısa Hadis-i Şerif'ten. Onlardan bir derleme yapmış konulara göre. Böyle kurtulsun şu insanlık diye. Hemen hemen hep böyle peygamberlerimiz öyle. Ona vekil olan el ulema varasetulenbiya onlar öyle. Ulemayı kiram öyle. Hep bizim kurtuluşumuz için gayret göstermiş, çaba göstermişler. Böyle eserler çok fazla. Asıl korktuğumuz Cenabıhakk'a karşı Celle Celalühü bu Cuma suresinde ifade buyurulan harikımız Celle Celalühü o kimseleri merkebe benzetiyor. Kitap yüklü bir merkep gibi buyuruyor. Kitap yüklü bir merkep gibi. Amel edilmeyecek olursa. Çok sözlerini duyduk biz.
Büyüklerimizin duymadığımız kelamları kalmadı. Fakat mühim olan onunla amel etmektir. Ayet-i Cennet de şu idi İslam'ı. Çok pek çok. Şimdi amel etmek, mühim olan amel etmek zaten tarikat-ı Aliye de zevkine eğilmektir. Zevkine ayırmak değil mi? Allah'ımızı tanımak Celle Celalühü şimdi tatmadığımız için bir söz söylerler ya. Tatmayan bilmez diye. Tatmadığımız için bilemiyoruz. İşte marifetullah binlerce defa duyuyoruz bunu söylüyorlar. Marifetullah. Aman marifetullah, Rabbi Zülcelal'imizi tanıma. Şimdi o nimetle nimetlenmeyince bilemeyiz. Ancak nimetlenen kimseler onun kıymetini bilir, aman hadi istifade edelim, faydalanalım dediler. Bize düşen teslimiyet, bağımlılık, riayet etmek, dikkat etmek onun üzerine yazmış bu eseri. Bu çok önemli. Bu ticaretimizi yiyeceğimizi içeceğimizi kendi elimizle temin etmek, bir sanat sahibi olmak. Mühim bu. Çok önemli ama.
Peygamberlerimizde bunun örneğini görüyoruz zaten. Adem Aleyhisselam'ı bilirsiniz. Ziraatla meşguldür. Bildiğimiz kadarıyla mesela Yusuf Aleyhisselam ilk saati bulan kimse diye de geçiyor. Çeşitli rivayetler var. Kendi elleriyle rızıklarını temin etmişler. Zaten kendisi böyle yüksek kademelerde bulunuyor. İlk evvela bildiğimiz maliye nazırı diyoruz ya biz, diyor o zamanın kralına melikine diyor ki ben diyor hazineyi çok iyi korurum Kuranı Kerim'de, muhafaza ederim diyor. Ondan sonra da melik oluyor. Hiçbir meslekleri var. Onun yanında da rızıklarını helalinden temin etmek için çalışıyorlar. Çok önemli çünkü ibadetin onda dokuzu rızkın helal olmasına bakmıyor. Biri de en önemli hususlardan birisi iç alemimize dönmek. Şunu unutmayalım bunu. Muhafaza edersek iyi olur. Ya Musa kendi ayıplarınla meşgul olmadıkça başkalarının ayıplarıyla uğraşma bulunur.
Okul kaydedelim dedim bunu kafamız herhalde kaydedelim. Unutulur. İlim, aldın yazı vukuadır, buyurulur. Ya Musa kendi ayıplarından kurtulmadıkça başkalarının ayıplarıyla meşgul olmadı. Mesela dersler yükselebilir. Böyle murakıbelerde de olabiliriz. Amma velakin ahlak yükselmezse böyle nefis, belli bir mertebeye gelmeyecek olursa hiç itimat edilemez. En azından mutmainler, mutmainler kötülüğünü hiçbir eseri kalmamış bitmiş. Yine de çekinirler, yine de korkarırlar aman kabil bir tehlikeye düşeriz mi diye felyadü filan koparırlar el amanu el aman ya rabbi diye. Onun için kendimizi böyle yüksek görmek olmaz inşallah. Bu çok kötü bir sıfat zaten. Devamlı mütevazi, devamlı bak ihtarı var. İslam ahlakında bir başkasını kendimize tercih etmek. İşte ben ondan daha ileri olayım, ben ondan daha öne geçeyim, yok. İtarım. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem gibi buyuruyor.
İnşallah okumamız lazım. Bir tane ineceğiz ki ancak anlayabilelim bunları biz. Üst yazarımız çok güzel yazmış. Mesai eserlerden de okunur ki kendimize böyle bir gün çizeceğiz. Ufak tak çizeceğiz. Anlatılır konuşulur ama mühim olan amel edebilmemizdir. Şey hoşumuza girer bizim büyüklerimiz mesela Ebu Hafsa'daki hazretleri bu sadece bir hadisi şerifle yetinme manasına değil, gördüler ki sen niye hadis toplantılarına gelmiyorsun? Buyurmuş ki ben bir hadisi şerif dinledim. İşte malayani boş sözleri terk etmek kişinin dininin güzelliğindendir. Daha demiş ben bununla amel edemiyorum derken burada bize misal veriyor. Aman ha amel edelim diye. Büyüklerimizden diyorum, duyduğum muslar olurdu. Dinlerdim. Şimdi onları dinlerken mühim olan gönlümüzün de istifade gitmesin. O sadece konuşma değil ki onu herkes konuşur. Yayınlardan da dinlerir, kitaplardan da dinlerir. Çok konuşmaları yapılıyor.
Mühim olan burada bizim kalbimizin istifade edebilmesi, halleriyle hallenebilmek bu. Mesela sözün sadece kulağımızda kalması değil, kalbimize inmesin. Bir gün biz böyle öğrenciydik, geldik. Daha yeni de herhalde imam hatip ve yazdık. Ben okuyoruz. Geldiğimizde Mürşid-i Kamil'imiz Mürşid-i Kamil'imiz böyle huzuruna aldı. Öğrenciler oturuyor. Otururken bunu şu esas söylemek istiyorum ben. Konuşmak değil amel etmek değil. Amel etmek de değil. Bu avamil de gaybiyelerde geçer. İhlaslı olmayın. İhlas bedenin bir saati değil kalbin saati samimi olabilmek. Bu gönülde yaşanır. Hatta bununla da hatarı alayım denir büyük bir tehlike vardır. Ne olacak? Muhlas Allah tarafından ihlaslaştırılmış. Şunu diyeyim size. Yani büyüklerimizin bununla anlamı o. Mesela bir dergide gördüm, bizim dergimizde. Bir tanesi yazıyor. Ben diyor hocaları dinlerdim diyor. Fakat diyor hacasın Efendimizle dinlerdim diyor.
Camidekilere de hoca dinliyor. Üniversitedeki kimselere de hoca deniyor. Ondan sonra vesaire. Had diyor, hacı Hasan efendimize de hoca deniyor. Ana iyi bir tespit bu. Had onun diyorum diyor, niye bir Diyanet reisleri gelip dizinin dibine oturuyor? Bir Tahir hoca ayağına kapanmıyor. Bin İbrahim mekan hoca ayağına kapanmıyor. Düşündüm ki diyor ilmi Allah'tan diyor. Yani gönülden verilmesin. Yoksa diyorum kitaplar doğru, her şey yazılmış çizilmiş. Bizim istediğimiz kalbimizin o güzelliklere girmesi. Emmareden levvame levvameden ülhemen, Hutmain nedir? Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Bunlarda yoğunlaşacağız. Hedef tayin etmedikçe yürüyemeyiz. Burada Efendimizin zahiri batıni bir şikayeti hariç var. Burada hedefini gözetmek lazımdır. Efendim yazmış, ne güzel yazmış. Hedefini gözetmek lazım. Hedef nedir? Din Allah'ın oluncaya kadar mücadele etmektir. Hedef nedir?
Hedef nefsimizin hayvaniyetten kurtulup sultani ruhun hakimiyetidir. Bak burada olduğu gibi yazmış. Hele bir murakabeyi işlemiş. Çok böyle kısa bir şekilde ama bir dürtlüğün içerisine sığdırmış bunu. İr Murakabe içine katıl ebrarlar gücüne. Ebrar dedi kötülüğe veda etmiş kimseler. Hayırlı zümre bu. Bunlar gelmesin içine hedefin gözetmek lazım diyor. Bunlar böyle el sallamayın olmaz diyor. Yapmayın diyor. Dikkat edin bunlar esastır insan olmamız için. Allah'ımızın huzuruna bedenle varmayacağız. Ruhumuzun imaniyle varacağız. Bunu söylüyor. Kalbin arşa tamam açmalı, Allah'ın feyzini içmeli, fena ahlaktan geçmeli, hepsini çiğnemekten ne olduğunu söylemiş. Şimdi oturun öğrenciler meğer hep böyle gözetilmiş. Bu evliya gözü gören bizim gözlerimiz değil ki. Şimdi onlar ayrıldıktan sonra dedi ki baktım dedi istifade eden dedi bir kişiyi gördüm dedi. Onun kalbine anlattıklarım giriyor dedi.
Mühim olan o. Biz onu istiyoruz. Yoksa don. Biz arif istiyoruz, irfan istiyoruz. Evet, ilim ne kadar güzel ama ilim irfan olmadıkça, haşyet olmadıkça okuduğumuz gibi merkebe yüzünden kitap. Bunları elde etmek. Bize çok üzüldüğüm. Böyle kendimizi belli bir makamda görmek. Buna çok üzülüyorum. Çünkü ben mürşidimizi gördüm. Haşa haşa dediğini diyemem. Sadece bir kısmını diyeyim diyemem yani öyle bir sözel söylüyor ki. Benim dedi hatalarımı bilseniz kapımın önünden geçmezsiniz diyor. Sami Efendi'ni söyleyeyim. Ne oluyor? Yani birisi bir rüya görüyor Fatih Karagöz'e rüya görüyor. O rüyayı aldanıyor. Ya bu rüyayla olmaz. Evliyaullah'ın bir tanesine demiş ki, efendim seni cennetlerde gördüm. Ne kadar irfan eydi bir kimse. Şeytan demiş seninle benim bulduğumu aldatmaya demiş. Gerçi bunu konuşmayın. Bundan çok muzdaribim yani çok muzdaribim vallahi. Bir türlü indiremiyoruz kardeşim.
Şöyle bir motorlu vasıta olsa şu küçük yola bile onu park edebiliyoruz. Birkaç manevra yapıyor, duvara değecek mesela, önü önü. Birkaç manevra sağ yap sol yap, onu düzgün şöyle gel derken onu girdiriyor. Amma uçağa vurduğu zaman onu indirecek yeri yok, pis istiyor. Çok değilmiş, pis istiyor. İnmiyor diyor. Kanatlanmış, bir kere onur girmiş içine. Girmemiş desen bile girdi içine. İyi tövb ederim. Bak genel söylüyorum, muzdaribim. Yüzümün güldüğüne bakmayın, muzdaribim. Koskoca Sami sultanımız kendisine kutbuniyet geldiği halde başka Sami arayın dinliyor. Yapma. Olmaz. Çok kötü olur. Şimdi Akkoyunlu merketten bir düşme var. Belki bu malı incir ama uçaktan düşüyorum çok kötü. Mütevazi. Bu tombatların Hacı Ahmet Efendi vardı. Ne zaman karşılaşsa, kendini girdiler sünenir. Böyle olacağız, böyle olacağız. Bir dur birine dedi ki o da gözleri manen açık bir kimse.
Dedim bunu niye böyle yapıyor dedim böyle, bizi gördüm dedim. Böyle toprak gibi olacağız. Girdim. O da ne? O da anlattı. Meğer Üstadımız bizi omuzuna almış. Oradan geri atıyormuş. Bir vücut meydana gelince olmadı diyormuş. Olmadı. Tekrar yeri gibi olmadı diyor. Bak bunu Mevlana'mız diyor ya tevazuda toprak gibi diyor. Bunlar dışla yapmayla olmuyor. Zaten belli oluyor diyor. Yani bu yol öyle bir hassas ki, beni mütevazı hale girse bile sırtarı beni. Onun için ağlayacak mıyız? El amanı el aman diye. Kardeşim iyi dinleyelim, iyi dinleyelim başta nefsin. Safiyeye gelse bile. O artık Cenabı Hak'ta bir okumuş. Zati tecelliler onlar diyor önüne bir ağlarlar ki Allah'ım diye Sıddika Azam, Radıyallahu Anh. Eğer kutup olsaydı biz ta dört sene önceden kutup, bilim sözüne baksaydı, Neleri neler? Hiçbirisine aldırış etmek. Niye?
Çünkü Şah-ı Nakşibend Efendimiz, Kaddafi Allah'a sıra övgüleri, ledihleri ben diyor yokluk denizine atarım. Allah'ın karşısında kelime gelmiyor. Cenabı Hak bunu tanımadığımızden şey bunlar. Allah'ımız semavata nasıl tecelli ediyorsa zerreye de öyle tecelli ediyor. Öyle bir İrfan ki bunu Sami Efendi Hazretleri ifade etmiş. Böyle manzaralı bir yermiş. Bakıyorlarmış, denize bakıyorlar. Onun üzerine, orman vesaire güller çekler. O manzaraya hayret eden koca kesimliymiş. Günlerce kimse evet abi. O ilmihal yazan kimseler hatta. Buyurmuş ki zirvede bile Cenabı hak azametini gösteriyor. Çok zor gelir. Efendilerim şahidim, mürşiğimize şahidim. Emin olun. Çok uğraştık. Böyle indirmek için çok çalıştı. O da rüyasında İmam-ı Azam mühendiimizi görmüş. Adam yok şimdi. Ben lussa dimen zaten. Sırtınız plazmış. Mürşidimiz yani öyle üzülüyor ki yurt bunlara aldanılmaz. Bakın, tir. Rüya Hürriyet değildir.
Sonra bir tanesi efendimiz diyorum buna geri kazıyor. Adam murakabelerde çünkü. Şimdi bize diyor oğlum şunu bölüştürme benimle diyor. Ben efendimizin elhamdülillah yakınıyım. Yani insanın bir sırrını bileceğine kimse olur. Etini bir müze bile yerine göre anlatıyor efendimiz bize. Hayret ettim. Dedim ki adam dedi murakabelerde uçuyor. Efendimiz niye daralıyor? Bir topluluk geliyor oturuyorum. Kulağımın arkasına gelip bir şey yemesin. Otuz senedir murakabe değindi. Eyvallah. Bir kibritle koskoca orman yani. İnşallah yine bir şey olmaz. Allah'ımıza yalvarırız yine bir şey olmaz yasak. Emek verilmiş çünkü. İnşallah kurtuluşumuza vesile olur. Bunlar da olmayalım. Yoklukla. Çok anlattı efendim. Mesela istifa diye anlatırdı böyle. Yok hattı bala herhalde yine hatırın yerini. Böyle tepelerde duyurdu Efendimiz Hazretleri. Toplanmaz yağmur yardımı mı? Vadilerde toplanır. Çukur yerlerini.
Allah'ımızın rahmeti diyor kendinde varlık görünmeyenlerde toplanın. Geçin diye. İnşallah efendimiz dikkat edin. Bir eserini okuyorum şimdi Mürşid-i Kamilimizin. Şu sahifelerini döndüre döndüre bu sahifeler kopacak hale gelmiş. Mis gibi de kokusu geldi. Gelir. Eserden kendi kokusu gelir. Kırk sene olmuş, bir evliyaullahın ne güzel kokusu durmuş, o mu gelin yönetmen? Allah Allah. Inşallah yokluğa girmese bulunmaz. Şeklini değil de bu batinin. Onun sihridi misafirlerimiz. Bu gönlümüz mühim olan kalbimizin istifade ile bilmesini bu kes baktığında en son kısmına bak Böyle kim böyle yenilen bir meyve bir ağaç dikiyor? Sadaka. Böyle insanlar yiyor, ondan sonra hayvanlar yiyor, puşt yiyor, kuşuyor, Hepsi ona sadaka yazılır. Meyve dikmiş. Dökülmüş işte meyveye veya bu meyveden yem işte. Ama çalışılıyor. Helal rızkım helal olsun. Niye çalışıyor? Bu cihada hiçbir sevaptır.
Bize kıymetli bir hocamızdı o anlattı. Ben dedi kürsüye çıksam dedi anlat bana. Dedi hiç kitaplara bakmadan dedi elhamdülillah maluma sahibi oldu, iyi maluma sahibi. Ben dedi konuşurum. Yalnız dedi rızkım helal olsun diye dedi mesela bir cuma günü vaaz edeceğim, yoruluyorum dedi. Bir o kitaba bildiği hadi de uçurum dedi. Sırf rızkım helal olsun kardeşlerimize sunarken sözünde tesirli olsun diye dedi kitaplara dedi uzamıyorum, oradan onu alıyor. Tellilerin içine gömülüyorum da ancak öyle dedi rızkım helal olur mu diye düşünüyorum. Hasan efendimiz hazretleri seksen yaşım geçiyordu. Geçen gün. Onun başka bir rızkını anlatamam. Onu ona gelen rızık ayrı. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz buyuruyor ki şimdi Ashabı Güzin efendilerimiz dediler ki ya Resulallah siz peş peşe oruç tutuyorsunuz. Biz de oruç tutalım. Ben buyurdu Rabbim katında yedirilir, içirilirim.
Bu velide de velayet ölçüsü içerisinde olur. İstese yemez. Allah'ımı doyuruyorum. Bu ayrı bir konu. Yani Sami Efendi Hazretleri rızkı üstadlarımızın rızkı öyle cildimiz gibi olmaz. Onu onlar yaşar. Allah lütf ederse olur mu mütevazı bir mümin istiyor. Ya bitti efendimize emin olun. Fena andır, fena denir. Lokum içerisinde. Evet efendim. Helal lokma aramak ve onunla karnını doyurmak cihat gibi mucib-i ecirdir. Allah korusun. Vatanına hizmet, vatanına hizmet ve kendisine ticaret maksadıyla diyarı, ahirden erzak celp edenler mevzu ve yüksek fiyatla satmak arazıyla, erzadı hapsiden muhtekirden melundur. Mesela insanların ihtiyacı var, bir haber almış. Diyor ki işte şu tarihte fiyatlar artacak diyor. Halbuki insanların da ihtiyacı var. Onu izliyor. Lanetten yürütardı. Tabii. Cenabı Hak şefaatler namaz kılsın. Sıdk ile hayır bura değilmiş.
Korkak tacir ticaretten mahrum ve cesur ise bilakis mevzu olur. Yani bu cesaretin ölçüsü var öyle dalıp gitmek değil ölçülerle. Hatta ticareti şer an bizim dinimizde onun şer'i esaslarını bilmeden ticaret yapmayı bile doğru görmezler. Bir kere de ticaret hukukunu bilecektir kendi başına da ticaret olması. İğnimizin ölçülerini koruyalım. Var o kitaplarda hep var zaten. Sana giderim cuma hutbesinde böyle bir hadisi şeriften duygu musunuz? Bize. Sıdk ile mensup olan yani doğrulukla vasfılan, tair yevm-i kıyamette arşullah sayesinde hararetten mahvolur buyururmuş. Buraya koydu. Sadık ve Emin olan yani inanılan tacir ticaret ehli, yirmi kıyamette enbiya ve sıddık ve şehitlerle beraber haşrolunulur. Temini maişet için çalışan herfet, herfetleri sanat sahiplerini Cenabı Hak sever. Elhamdülillah ülkemiz olarak da böyle olduk.
Artık siz okuyor musunuz bilmem bir tarih Türkiye için demir yolları size ne? Ondan sonra daha birçok teknoloji ve gelişmeler hususunda bunlar sizin işiniz değil. Siz sadece ziraatla meşgul olun yeter. Şimdi mesela elhamdülillah bir meslek erbabı olunca sanayi de olsun, teknoloji de olsun bilhassa enerji çok önemli. Enerjide ne oldu? Elhamdülillah bir başkasına boyun eğmemiş oldu. Neredeyse yüzde yüz teslim iken yüzde otuz nispetlerinde kaldı. Yani dışa bağımlılık pebo olarak kaldılar. Yüzde otuz gibi kaldı. İşte biliyorsunuz o dış ülkelerden bize verilecek şeyler vardı, uçuklar neler vardı? Otuz beşlerini de. Onlar vermezler mesela. Mesela veriyor, şeyini vermiyor. Onun şifrelerini vermiyor. Öyle bir hilekar ki. Mesela harp gördünüz işte Afrin'de, Sahih Yerler'de, Hitlip'te. Öyle eski gemilerle bilmem planlarla değil, bir odanın içerisinden muharebeyi idare ediyorlar.
Bu kadar teknoloji değil tabii. Çok ideal yani buralarda bir kısmını ve silahını verirken en önemli olan tarafı önemli. Şimdi enhamne Efendimizin hadisi şerifi ne kadar önemli. Biz bunu sadece şey olarak ele almayalım, sırtı perde olarak ele almayalım. Ülke olarak döndü. Ülke olarak öldü çünkü döndü. Hadis-i şerifte mucizdir. Mesela efendimiz buyuruyor. Her müminde hayır olmakla birlikte güçlü mümin zayıf müminler üstün. Şimdi bunu Medine-i Münevvere'de hatip okudum. Bu hadisi şerif okudu. Kuvvetli mümin zayıftan daha üstündür deyince ekonomi yel aldı. Dedi ki sadece bu bütün olarak, sıhhat olarak değil. Mesela bu da önemli. O organik yiyecekler diyoruz ya, onun bozulmuş şekilleri var. Bu iki ülkede var. Birisi İsrail. İsrail bütün onun genleriyle oynuyor, cenasını yapamaz. DNA o Allah'ımız fetabarekallahü ahsen muhalikti. O cena mümkün değil. Ama genetiğiyle oynuyor.
Ben haya ederim öyle oynuyor ki bilmez. Haya ederim, siz daha iyi bilirsiniz. Bak bunlar da oluyor. Ne kadar hadisi şerif önemli insanın sıhhatin doymuyor. Daha neler neler. Yani öyle teknolojiler ki yapmış oldukları o savunmalarda nelerde kodlayabiliyor. Mesela çok küçük. Şimdi mercimek gibi ne gibi? Onlarınki onu kodluyor. Mesela kodladığında belli bir sınıfı yok edebiliyor, belli bir sınıfa dokunmuyor. Yani teknoloji çok ileri. Onun için Ali Kerim Allahu vechi efendimiz evlatlarımızı zamana göre yetiştirin buyuruyor. Yani teknolojiden haberdar olsunlar. Bak yillarca ülkemiz ne hale gelmiş. O Kıbrıs çıkartmasında neden? O hatta filmin yardımı oldu kendisi böyle mermi sandıklarını alarak Türkiye'ye yardım edeceğiz diye koştular. Diğerlerine yok. Onların her yönüyle kuvvetli olmak. Edenen de çok önemli. Mesela sıhhatler bozuluyor. Hastalıkların çeşidini saymakla bitiremiyor insan.
Çok değişik hastalıklar meydana geldi. Eskiden bir sıtma, bizim yakın tarih girdiğimiz bir sıtma. Ondan sonra pek öyle hastalık yok. Çok az. Bu yiyeceklerin tesiriyle birçok rahatsızlıklar ortaya çıktı işte. Ondan sonra ekonomide öyle. Ticarette öyle. Her şeyde güçlü olması gerekiyor hadisi şeriflere baktığımız zaman insanı o hatip kıymetli bir insan çok güzel hitap etti. İlimdeler dedi kuvvetli olmamız lazım. Onun dili daha çok sanayiydi ve sahilde. Bunlardan da güçlü olmamız gerekiyor. Hadisi şerifi bir yönüyle ele almayalım. Mesela zeka çok önemli. Bunda çok güçlü olmamız lazım. Çok. Beyim kadar büyük bir nimet olamaz. Bak, beynin tarikatı aliye ile alakası çok büyük. Murakebeyle alakası çok büyük. Niye? Çünkü azamet-i ilahiyeyi düşünür. Onlar yalvarırken Arifani ilahi ya Rabbi, azamet I ilahiyeni anlayacak akıl muhtetle diyor. Yaptıkları duaya bak. Ya Rabbi diyor, senin şanına layık.
Senin yüceliğini azamet-i ilahiyyeni anlayabilecek bize idrak ver diyorlar. Bu bilimle alakalı. Çok önemli. Kalp zaten bambaşka bir nimeti lüzum olur. Büyük bir nimet. Çünkü kalp hannası da besliyor, Hannnanı da besliyor. Rabbisizü'l Celalimizin muhabbeti de girebiliyor. Hannnas. O zaman nasıl yeneceğiz? Bak hedefi gözetmek deyince bu neymiş size. Şimdi şu bizde bir ruhu hayvan var. Bir de ruhu sultan var. Var mı? İçimizde var bizim. Şimdi ruhu hayvanide ona yardımcı olan şeytan diyor. Yeri de akıl maaştır. Yani dünya aklı. Ruhu sultanide ise ruhu sultanide onun yardımcısı melektir. Yeri de aklı maat, ahiret aklıdır. Şimdi burada mesela diyoruz ki biz tövbe ediyoruz, istiğfar ediyoruz, biz sohbet oluyoruz, sohbette yanıyoruz, tütüyoruz, etkileniyoruz ama ondan sonra o hal devam etmiyor. Mesela bir gün iyi oluyoruz, diğer gün tam tersi oluyor.
Bir gün öyle oluyor ki gözümüze yaş da geliyor. Kalbimizde dikkatli incelik de oluyor. Böyle kötülüklere veda ediyoruz. Bir de bakıyoruz başka gün tam bunun tersi oluyor. Bunun tersi olmasının sebebi tek konu. Ruhu hayvani ruhu sultaniye galebe çalınıyor. Oradan geliyor bu. Oradan işte efendimizin ne güzel sohbetleri, eğer rabıta dersin rüknü azamı olmazsa şeytan nefis bir adım attırmaz diyor mesela. Şimdi dört dakikalık rabıta üç dakikalık olmuyor bununla yürümüyor işte. Ama mesela biz akşam bir yerdeydik. Hadi saat oturduk dur bakayım. Dokuz içtim gittim. Neden gittin? On on bir on bir buçuk iki buçuk saat. İki buçuk saat oturulur. İki buçuk saat biz ders yapabiliyor muyuz? Nerede? İşte bunlara yoğunlaşırsak Allah'ımızın izniyle o zaman başarabiliriz. Bize şu zor geliyor, anlıyorum Allah'ın izniyle. Böyle halbetten almak ne zor geliyor.
Halbuki ruhu sultaniye hakim olanlar da böyle bir pikniktir bilmem filandır veya bir çilehanede bulunmak hiç fark etmez onu. O yalnızlık ona böyle büyük bir nimettir. Mesela gerdeğe giren bir delikanlı üçüncü şahsı ister mi? Allah'ımızın harimi ismetine girmiş o. Tecelli harimine girmiş. İstemez o. Hatta der bana lav olan bir şey konuşmam der. Konuşacaksanız hayır konuşun. Efendimizin eski tohumları vardı, çok güzel. Kulaklarına pamuktır hala. Gördün mü? Böyle çarşıya çıktıklarında neler? Duymayalım kötü sözlerle böyle inat ederlerdi. Yani bu çabamıza göre ashabına endişe insan illerine sağlık. İnsan için ancak çalıştırımın karşılığı. Bak gençleri neyi seviyorum? Güzel. Ama bir hal sahibi olalım. Ebul Halıkı yok. Bir gençliği olursa müstesna. O suret abi. O fenafillah beka billah billah bilmek için çöpe yaramaz onu elhamdülillah. Gördüm ben mürşitli kamillerimizi gördüm.
Onun için bize anlatmasınlar. Anlatacaksan bize nefsimizin bu haşmetinden kötülüğünden nasıl kurtulacağız? Sen onu derken ben daralıyorum zaten. Tüm o halde değilsin, o suret. Evet, o halde olmanın kurtuluşu nedir? Onu söyleyelim. Çünkü yaşıyor yerine göre. Orada iki şey gerekiyor. Birisi iman, birisi de takva. Orada eğer toplayacak olursak şu gerekiyor. Şerdi şeriata son derece dikkat. Sünnet-i Senniye son derece dikkat o zaman makbul olur için ve bu da anlatılmaz yani. Diyor ki, bilmiyorum ki ya. Bu mürşiliğimizi biliyorum. Emin olun, ben anlatamıyorum bazı şeyleri. Huzurunda tutulmazdı öyle şeyler. Ama şer'i şerife dinimizin gemilerine dikkat edilmesi olur. Mesela efendimiz bir gayb almış orada o kitapta görüp. Böyle işaret etmiş matlak diye işaret burayı okuyun diye. İnanın ben biz bunu okuyamıyorum size. Çünkü itiraz olur. Olur.
Öyle ki yapılan bir hareket o hakikat ehilleri için küfür şimdi bunu kalkacak, kafasına sokacak, kalbinde şüpheler oluşacak anlatılmaz. Şimdi. İnsanları akilları öyküsü içerisinde konuşuyor. Sen daha yeni tarikata girmiş bilmem ne ona kalk sen aşktan, kürsüden, gerhten olmazlardı. Olmaz yani daha. Biz öğrenmeye çalışacağız bunları tayinimiz. Tevacın olacağız. Şöyle bir hadis-i şeriflerde. İnsanın kazandığı şeylerin eftali yetiştirdiği evladı ve fıyanetsiz olan mübayattır. Yani hile olmayan alışveriştir. Çocuklarımız ne halde? Çocuklarımızın bir kısmı inançsız yetişiyor. Ülke olarak söylüyorum. İlahiyatta biz okuduğumuz devrelerden hemen sonra biliyorum arkadaşlarım. Ondan sonra bir kısmı Allah'ımızın varlığını tartışır hale geldi. Cenabı Hak var mı yok mu bunu konuşuyor. Uçmayı kaçmayı bırakalım da biz bunlara eğilelim. Onlar yüksek haller.
Biz tövbe edelim, o yüksek halleri yaşayanlar çok mütevazı. Topraktan daha şirin. Ondan sonra üçüncü bir zümre var ki bunlar çoğalıyor bak, çoğalıyor. Bu da Allah'ımızı hükümde kabul etmemek Yani varlığını zaten müşriklerle kabul ediyordu ama diyor ki o 0 zamandı diyor. Bak yayınlara dikkat ederseniz hadis şeriflerden pek bahsedilmiyor. Halbuki Kuran azimüşşan ancak Hadis-i Şerifleri de anlaşılır. Büyük bir oyun var. Bundan dolayı Nebi Yekem Efendimiz Salli Allahuteala Aleyhisselam insanın kazandığı şeylerin efdalı yetiştirdiği evladı buyuruyor. Baktıklarımız bu inançsızlığın içerisine giriyor. Korkuyoruz biz. Biz kaçsız söylüyor ve beynini döndürüyor. Ondan sağ olsunlar biz tebrik ediyoruz. Kardeşlerimiz bu usta çalışıyorlar çok şükür. Ellerinden gezdiği kadar gayret gösteriyor. Dervişlik işte bu noktada olmalı. Sadece seccadenin üzerinde çekmekle bulunmuyor.
O çektiğimiz dersler imanı düşündürecek bize. Çünkü Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bütün Hira yurd Dağı'nda düşünüyordu bu insanlık nasıl kurtulacak diye. İş bu. Ondan dolayı vay şu ricali girmem bul. Geç bunları geç. O ricali sana koklatmazlar bile. Ancak onu irfan ehilleri bilir. Öyle olay değil o üçler, girdiler, ırklar. Güneş kaç tane? Bir tane. Ay, bir tane. Kömür dol, her taraf kömür madeni amma elmas çöz. Yakup çok az. Şurada çıkardıkları bir altın madeni var. Herhalde günde çok az yirmi tane daha az belki orada da değil. Çok az. Kıymetli olanlar devamlı azdır. Onlar da efendimizin mübarek kalbi saadetindedir. Onları efendimiz Onun Ruhleyi Muhammediyesinde yetişiyorum ben. Sallallahu Teala vesselam. Biz de bak onlara muhabbet iniyoruz çok şükür. Elhamdülillah yapamasak bile imreniyoruz.
İnşallah onlarla beraber Allah'ımız haşr-ı cemizin bir tanesi halinden çok üzülmüş de Sami Efendimiz buyurmuş ki, bak şimdi buyurmuş Tren, gidiyor. Öndeki hangi surette gidiyorsa o vagona takılan da aynı en arkadaki de aynı süratle giriyor evladım buyurmuş. İnşallah biz teslimiyetle takılalım bu halkaya. İnşallah gideriz.
Kaynak: Genel
İman ve Amel Birlikteliği ve Ruhun Arınması | Mihmandar