Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Suresinin son sahifesinde şöyle buyuruyor. Bu okuduğumuz Ayet-i Celile çok kısa bir Ayet-i Celile. Yalnız, gördüğümüz halari ile bu kısa olan Ayet-i Celile'de iki defa Cenab-ı Hakk kendisinden hakkıyla korkulmasını ifade buyuruyor. Çok güzel bir tabir yaptı. Zaten ulema-i kiramımızın da tarifi budur. Ey iman edenler bunu geçmiş büyüklerimiz tekrar güzel beyan verirler. Ey iman şerefiyle şerefyab olan müminler. İman şerefiyle şereflenen müminler. Bunun gibi daha üstün bir şeref olamaz elbette. Çünkü ebedi bir şeref bizim için. Öyle bir günlük, on günlük, bir senelik, on senelik bir sürur değil. Ebedi bir sürur. Çünkü küfür içerisinde olursa kişi, Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. Ebedi azap da, ebedi azap da. Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse hiç şüphesiz ebedi cennette olacaktır.
Beyhan çok güzel Allah'ımızın emrini yerine getirip nehyinden yasaklamış olduklarından kaçmak suretiyle ondan korkan müminler. Mesela sabah kalkıyor. Niye? Allah'ımızın emri Sabah ve akşam Allah'a zikredin diye buyruluyor. İşte sabah namazımı yerine getireceğim, kılacağım diye Halıku Lem yesemden titriyor, emri ilahiye koşuyor. Allah korusun onun muhalifi bir hal olacak olursa onlar isyan olur. Böyle bir harekete düşmekten de hiç şüphesiz korkuyorum. Taha suresinde Mevla-yı Zülcelal beş vakit namazı müfessirlerin beyanı üzere şu şekilde bildirir. Bunu da arz etmek istiyorum. Korku beş vakit namazımızı yerine getirme hususunda. Çünkü biz namazımızı yerine getirirsek bütün taatleri yerine getirmiş oluyoruz. Hele hakkıyla yapabilecek olursak o zaman bir zekatı da veriyoruz. O zaman haccımızı da yapıyoruz. O zaman tebriğimizde yapıyoruz. Davetimizde yapıyoruz.
Çocuklarımızın ıslahına da koşuyoruz. Bütün emrolunan ve zahif-i ilahiyeyi bütün görevlerimizi yerine getiriyoruz. Çünkü namaz ibadetlerin başı olduğu için arz ediyorum. Çünkü namaz kılan bir insan hiç şüphesiz. Eğer kıyamında dururken bir elif gibi durduğumuzu bilir. Dosdoğru olacağız elif gibi dersek bu ne demektir? İstikamet üzere yaşamak demektir. Bu nebilere, sıddıklara, bütün peygamberlerimize, Allah'ımızın sadık kullarına, şehitlere ve salihlere uygun bir yaşantı demek. Onların yaşantısıyla bu acz ettiğimiz vazifeleri hiçbesiz yerine getirmek suretiyle onlar Allah'ın hayırlı, sevgili kullarından olmuşlardır. Bazen aslında münakaşasının hiç yapılmaması lazım. İşte namazın vakitlerini üç, işte öğle, ikindi, akşam gibi üç vakte indirmelere cevap olarak söylüyorum. Müfessirini izam. Bunun beş vakit olduğunu ifade buyuruyor.
Bir meseleler dahi Nebiyy-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimizin beş vakti eda etmesi, beş vakit de namazı eda etmesi Ashab-ı Kiram'ın bu davranışı bizim için en güzel örnektir. Çünkü kendisi şer'i görevleri bize bildiriyor. Şari odur. Öyle bir Şari ki, şeri emirleri bildirir ki Araf Suresine baktığımızda Efendimiz ' ın bakın Resaille. Öyle bir Peygamber ki, sallallahu aleyhi ve sellem, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ilçeye efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi kendi kitaplarında buluyorlar zaten. İki cihan güneşi bütün evsafıyla hem Tevrat'ta hem de İncil'de bildiriliyor, geçiyor. Hatta mübarek gözlerindeki kırmızılığa kadar beyan ediyorlar. Size bir ayet-i celile daha gösteririm ama çok uzar. O ayet-i celîleyi mealem bildireyim. Cenab-ı Hak bütün nebilerden ahit alıyor. Eğer yetişebilecek olursanız, Nebi Muhammed'in Muhammed Mustafa itaat ediniz diye.
Bunu siz Fetih Suresi'nde direkt görürsünüz. Ona iman etmek, ona saygı duymak, onun emirlerini yerine getirmek, onun onun emretmiş olduğu vazifeleri devamlı her şeyden üstün tutmak. Onu tazimle karşılamak, sevgiyle karşılamak ifade buyuruluyor. Allah'ımız buyuruyor. Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ilçeye, o Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem, o ümmi Peygambere uyanlar var ya işte o Peygamber onlara iyiliği emrine onları kötülükten men eder. Onlara temiz ve güzel şeyleri helal. Bak Allah'ımız Habibine, Habibine bu imkanı sağlıyor Pis ve zararlı şeyleri haram kılar ve üzerilerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar. Yani hata ile adam öldürmekte kısas icrasını ve günah işleyen azaların pislik diyen pervisinin kesilmesi gibi ağır tehlikeleri kandırır.
O peygambere inanıp, ona saygı gösteren, yardım eden ve Sonra onunla birlikte gönderilen nura Kuran'a uyanlar var ya İşte kurtulanlar onlardır. Demek ki Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam kendisi de emrediyor ve yasaklayabiliyor. Allah bu imkanı kendisine lütfetmiş, izhar etmiş. Bu ayet-i celsede Paha suresinin son sahifesinde insan. Fas bir. Ne demek? Fas bir dendiği zaman Kuran'ı anlamları ile ifade edilmesi lazım. Sabret, sebat et. Mesela Vas bir ayeti cellesi Kuran-ı Azimüşşan'da çokça geçer ama Kuran'ı anlamı önemli. Oradaki kullanılmış tarzını bilmemiz abiler. Habibim Muhammed'im Sen onların söylediklerine sabret. Tabii olumsuz ifadeleri vardı. Şair denir mi efendimiz Bir sihirbaz denir mi? Ne der neler. Onlara. Allah'ımız buyuruyor. Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et.
Gecenin bir kısmı yani gecenin bir kısım saatleriyle gündüzün etrafında da tesbih etki Allah rızasına girersin Celle Celalühü. Bu Ayet-i Celilede övgü ile tesbihten maksadın namaz olduğu belirtilmiştir. Şimdi biz bunu belirtemeyiz. Biz söyleyemeyiz. Bu İbn Abbas radiyallahu anhuma gibi ve diğer mesela bu Arap diyarında da Arabistan'da da Hasan-ı Basri Rahmetullah Ali hazretlerinden şok rivayette bulunurlar. Mutlak kulaklarımıza gelir. Diye çokça geçer veriler. Bu gibi ilmi derinliği olan tabii onun da vasıfları var. Bunları beyan için işte bu şartları haiz olan kimselerin ifadeleridir ancak. Beyzaviye göre güneşin doğmasından önceki tespih sabah namazıdır. Güneşin, güneşin doğmasından önceki tespih, sabah namazı. Çünkü tespihten maksat namaz olduğunu beyan buyuruyorlar. Gecenin bir kısım saatlerindeki ise akşam ve yatsı namazlarıdır.
Gündüzün etrafında yani başında ve sonunda tesbih ifadesi ile de önemine binaen sabah ve akşam namazlarına ikinci defa dikkat çekilmiştir. Beş vakit namaz beyan budur. Burada geçtiği gibi siz bunu Kalk suresinde de görürsünüz. Bu ayrı bir konu. Ele alınması gereken konulardır. Evet diğer surelerde de de buna rast gelinir. Hiç şüphesiz. Zaten Efendimiz ve ashabının yerine getirmesi beş vakit namazın haciyetini bize bildiriyor. Ey iman şerefi ile şereflenenler. Yalnız bu şeref şu şekilde izah buyrulur. Şimdi delillere dayanan bir iman var. Görgüyle ve delillerle bir iman var. Görgü dediğimiz işte anamız elhamdülillah Müslüman, babamızsa Müslüman, geçmişlerimizden bunun yanında etrafımızda amcalar, dayılar hep Müslüman. Bir böyle Müslüman olma var. Bir de bunun yanında tefekkürün kemaliyle, baktığımız her zerrede cemal I ilahinin tecellisi ile eşyada, o eşyanın sırrını görerek iman var.
Anlaşılmadığını biliyorum. Çoğumuz tarafından anlaşılmadı. Ama bunu kalbimiz hissedecek. Çünkü kolay bir ifade değil. Biz de anlayamıyoruz. Büyüklerimizin sözlerine iyi ulak verirsek canı gönülden anlarız. Baktığımız her eşyaya Allah'ımızın cemal sıfatlarının tecellisi ile o eşyadaki esrarı görmektir. Bunu bir yumuşatmamız lazım. Biz niye anlıyoruz? Fahrettin Razi Hazretleri bir yolculuk yapar. Bunu çokça de duydunuz. Bütün tefsirül kebir yazmıştır. Tefsirlerin anası olduğunda hiç şüphe yok. Çünkü bütün müfessirini uzan, Tefsiri Kebir'de alıntılar yaparlar. Mesela dedem Şeyh Mustafa Hulusi Rahmetullah Ali hazretlerinin icazetnamesinde Esali El-Bili Hazretleri yazmışlar. Orada Fahrettin-i Razi Hazretleri'ne atıf var. Tepsiri Kebir'de geçtiği üzere diyor. Ulema-i kiramın kaynak eseri. Mesela Elmalılı Hamdi Yazır hocamız ondan nakiller yapar. Öyle muazzam bir tefsir ki. Tarih mümkün değil.
Böyle bir mübarek ulema-i kiramdan Zat-ı ali. Zaten tefsircilerin babası diye geçer. Bir memlekete giriyor bütün eserleri ile karşılıyorlar. Halk olduğu gibi karşılıyor. Nasıl oldu ise diyor ki bizi karşılamayan oldu mu? Efendim bir derviş var o gelmedi. Onun dışında herkes sizi karşılamak için yola çıktı. Biz onu ziyaret edelim buyuruyor. Ziyaret edelim diyor ama bu cami gönülden bir ziyaret değil. Arıyor, selam veriyor. Halid le Lemyezeli yüz delil ile burhan diye geçer. İspatlayan Fahrettin-i Raziyi neden siz karşılamadınız, ziyaret etmediniz? O da buyurur ki seni ziyaret etmemek benim için bir vebal mı? Hayırdır. Vefam yoktur. Hem de diyorsun ki yüz burhan ile Allah'ı ispat eden, Bürhan şüphe için bir şüphedir. Hakkın beyanında şüpheden dolayı insan deliller ortaya koyar.
Benim de gönlüme Cenab-ı Hak öyle bir nur ihsan etti ki o nur ile hiçbir dediğine ihtiyaç kalmadan Halid ve nemyezeli ve tasdik ediyor. İşte bu nur evradımızda, ezkarımızda bilhassa, bilhassa iki hususta riayetimizde gönülde tecelli eder. Birisi namus, ikincisi de dilimizdir. Hem konuşmalarımızda hem yemelerimizde dikkat edersek, onur gönlümüze akar ve bununla Harikidemizin varlığını ispat için hiçbir diliyle ihtiyaç kalmaz. Koca karı imanı dedikleri de budur. Bu boşuna söylenen bir söz değil. Ey iman şerefiyle şereflenenler. Biz şimdi ne yapacağız? Bu taklitden kurtulmak istiyoruz biz. Biz imanımız tahkikayız. Bizim imanımızın tahkiki için hazzının, imanın tadının gönlümüze girmesi gerekir. O şekil olarak değil ha. Nasıl girecek bu? Bu imanın tadının lezzetinin gönlümüze girmesi Hadis-i Şerifler de pek çok uzun uzun ifade edilir. Sevdiğini Allah için sevecek.
Allah ve Resulü Celle Celal'i ona her şeyden daha sevgili olacak. Bunu nasıl bileceğiz? Yaptığımız ticaretimizde bileceğiz. Eğer ticari ahlaksızlığa gitmezsek Allah ve Resulü her şeyden sevgili demek. Mesela bazı bizim merasimlerimiz oluyor. O merasimlerle diyoruz ki işte konu komşudan çekindim, evlattan çekindim, onlara baş gelemedim, bu iş böyle oldu. O zaman burda Allah ve Resulü tercih gidilmemiş oluyor. Eğer imanın tat ve lezzeti gönlümüze girseydi, biz onun emrinin üzerine hiçbir emri tercih etmezsek. Ve sonra iman İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelirse. Sadece bir örnek. İ'ttebullah, Allahu Zülcelal'den korkun. Öyle korkun ki efendimiz sabahlara kadar uyuyamadılar. Dediler ya Rasulallah sizi uyutmayan nedir? Benim yatağımın altında bir tane hurma. Acaba bu hazineye mi ait? Bana mı ait? Endişesiyle uyuyamadım diye buyurdu.
Üç tane sahabeyi biliyoruz. Sahabe deyince üç tane arkadaş Ashab-ı Rakim geçer hadis kitaplarında siz de bilirsiniz. İşte bir taşın mağaranın ağzını kapatması ve bu sıkıntıdan kurtulmak için Cenabı Hak'tan korkularını vesile etmiş ve kurtulmuşlardır. Demek ki ilahi korku bizi her türlü sıkıntıdan kurtarıyor. Yine Mevlamız Kuran-ı Azimüşşan'da Kim Cenab-ı Hak'tan hakkıyla korkarsa Allah ona çıkış yolu lütfeder. Ama kim hakkıyla korkacak olursa. Şimdi biz ameller yapıyoruz ya, buraya oturduk mesela. Biz buraya oturduk. Geldik evimize abdest aldık Kastamonu. Riayet ederek edeplerine ve namaz kılma düşüncesi ile bu güzelliği yerle yürüdük. Yürüdüğümüzde ne oldu? Attığımız adımlar günahlarımızın affına ama dürüst bir adım atmış isek hiç şüphesiz dürüst atmışız. Bununla günahlarımız affolmuş. Allah'ımız dereceleri ihsan etmiş.
Sevapları lütfetmiş ve burada oturduğumuz sürece de meleklerin bizim için istiğfarı da hiç şüphesiz variktir. Bunu nedir? Biz önden göndermiş oluyoruz. Bundan önce yapmış olduğumuz bütün taatleri göndermiş oluyoruz. Biz bunu aynen şunun gibi feneri önden götürmek. Dişiyi önümüzden götürüyoruz. Müzzemmil suresinde de Cenabı Hak bunu bize izah buyuruyor. Yine diğer İnfitar suresinde de geçer. Allah'ın emrini terk eden kimseler gibi olmayın. Hatta buradaki izaha baktığımız zaman İbadet ve taati hiç hesaba almıyor. Onu yaparız diyor. Mesela gencim diyor. Sonra yerine getiririm diyor. Velhasıl böyle bir dikkatsiz olmayın. Bu şekilde davranmak suretiyle unutanlardan olmayın. Allah da bunlara kendilerini unutturuyor. Yani yanlış hareket ettiğimde bir azap var. Ta'atlerimi yerine getirdiğimde bunun karşılığında mükafat var. Bunu düşünemez hale geliyor.
Öyle ki izahına göre, izahına göre Ulema-i Kiramımızın Şöyle. Bu dünyada Rabbi Zülgelalimizin emirlerini unutunca, unutunca o zaman ölüm anı, kabir anı, kabirdeki sualimiz, kalkış, defterlerimizi alış, mizan, huzur-u ilahiye duruşumuz ve sırattan geçişimiz hep buralarda ne oluyor? Kendimizi unutmuş oluyoruz. Kendimizi kaybediyoruz. Çok güzel izah yapıyoruz. Allahu Zülcelal'in emirlerinden çıkan kimselerdir. Burada cennet yaranı ile cehennem yaranı'nın bir olmadığı hiç pes bir değildir ama ayet-i celleyi tam olarak almamış. Cennet Yaranının Artık arzu olunan bütün lütuflara girişe, ona kavuşan demek. Ne demek? İman-ı kamil ile göçmek kadar büyük bir nimet olur mu? Biz Fahreddin Razi hazretlerinden anlattığımız için misal bundan olsun. O ziyaret etmiş olduğu zat, nereye bize gelmedin dediği Ecmetdini Kübra hazretleridir. Çeşitli rivayetler var bu hakka dair.
Bir gün Necmetdini Kübra Hazretlerinin Elhamdülillah kurtuldu deyişine müridanı şahit olur ve sorarlar efendim nedir bu söz durup dururken kurtuldu demeniz. Hayrettin Rasi irtihal etti. Habibe'den melekler sual sordular. Sorularından birisi Cenabı Hakk'ı nasıl bilirsin diye. Yüz delil ile ispat ediyordu. Orada ise cevap veremez oldu. Bismillahi Teala Halıkımız lütfetti. Muhammed Mustafa nasıl bilmişse, bende öyle bilirim deyince kendisine geldi buyuruyor. Tabi bu bir dert değil mi? Bu bir sıkıntı değil mi? Elbette ki en büyük sıkıntılardan biridir. Hz. Osman Efendimizin en çok ağladığı haber. Buralarda ağlıyor. Niçin ağlıyorsunuz deyince Resulullah'tan duydum. Haber hali güzel geçenin diğer halleri de güzel olur. En sıkıntılı yer oradadır buyuruyor. Artık onlar istemiş oldukları bütün nimetlere kavuşacaklardır. İman-ı kamitle göçmek, kabirde sual sıkıntısından kurtulmak vesair nimetler.
Artık arzu edilmeyen her türlü sıkıntılardan da kurtulur.