Şimdi biz burada karanlığı arasak bulamayız. Dışarıya çıksak şöyle. Karanlık bir yer yok. Her taraf aydınlık. Bir taşın dibine de baksak, vesaire yerlere de hep aydınlık. Bir evin diyelim kenarında ev, ortada yok. Bir ağacın dibinde de yok. Mesai yerde yok. Neden? Güneş doğmuş. Ortalık, ortalık aydınlığı. Bunu Cenabı Hak Esselamle. Ayet-i celile güneş doğduğu zaman, ortalığı aydınlık aldığı zaman, bu ortalığı aydınlık aldığı zaman maddi cihetiyle değil sadece. Gönüldeki o imanın nuru, ibadetin nuru, güzel ahlakın nuru, tecelliyatın nuru vurduğu zaman bir boşluk kalmıyor. Boşluk neden oluyor? Boşluk bizim nefsani hallerimizden oluyor. Bazen biz şahıs olarak bir daraldığımız an oluyor. Daralıyoruz, bunalıyoruz. Diyoruz ki sıkılıyoruz. Bir türlü kurtulamıyoruz. Dünya bize dar geliyor. Onun tek sebebi var. Hayrihi ve şerrihi minallahu Teala. Hayır ve şer nedendir? Hayır ve şer Allah'tandır.
Buna tam inanmış ol. Yıkan, yakin, kesin bir inançla artık bu noktalardan kurtulmuş oluyor. İman öyle bir değer ki öyle bir değer ki onun zerresi ebedi cennette kalmaya vasıta olmasının esrarı müstesna. Çünkü imanı buyuruyor ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Hazreti Selman'a doyasıya iman verilmiştir ve bir defasında mübarek ellerini Hazreti Selman'ın Radıyallahu Anh omuzuna koydular. Buyurdular ki iman Süreyya yıldızında olsa da ona nail olurlar. Öyle bir iman. Bunlar öyle Müslüman kimseler, anaları, babaları, Müslüman jetleri öyle kimse değil ki. Ceddi ecraatı öyle Müslüman değil, şirk düzeni içerisinde, şirkin içerisinde. Ama öyle bir nur doğdu ki kalplerine Efendimizin huzurunda Kelime-i Tevhid'i okuyunca kendilerinden geçtiler. Ebu Zer Radiyallahu Anh duydu. Bir peygamber çıkmış Mekke'de diye. Zıfar kabilesinden araştırmak için geldi.
Ali Efendimizin radiyallahu anh hanelerinde kaldılar. Ali efendimiz de öyle bir edep var ki niçin geldin demiyor. Sıkık buyuruyorlar. Böyle üç güne doğru varınca artık sorma zamanı geldi kimsiniz dedi. İşte ben bir peygamberin burada zuhur ettiğini, ben amcasının oğluyum dedi, şimdi huzuruna gideceğim. Yalnız dedi ortalık şirk dolu, şirk dolu. Karşıma bir müşrik zuhur ettiği zaman, geldiği zaman ben ayakkabımı düzeltir gibi yaparım sen yürü gitti zaman bilmesin. Çünkü zulmediyorlar. Mekke'nin en sıcak, yerlerinden yatırıyorlar. Üzerlerine taşlar koyuyorlar. Hatta kemiklerindeki ilik eriyor. O kadar zulmediyorlar. Varlılar Efendimizin huzuruna kelime-i tevhidi okuyunca kelime-i tevhid öyle bir nur ki öyle bir nur ki kelime-i tevhid öyle bir nur gönlüne girince kendisini zapt edemedi. Halbuki ortalık şirk dolu. Kabe'de müşriklerin ortasında Kelime-i Tevhid'i haykırdı.
O zaman neredeyse öldürecekler. O kadar hakaret ettiler. Hazreti Abbas dedi ki bak Mekkeliler, yolunuz Hıfar kabilesinden geçiyor bu Hıfar kabilesinden. Neyse bıraktılar. İman öyle bir cevher. Mesela İbni Mesut Radiyallahu Anhın Hazretleri Rahman suresi nazil oldu. Esselamü allemel Kuran halekal insan Kim okuyacak İbni Mesut Hazretleri. Bu, bilmiyorum, çok zayıf olduğu söyleniyor. Boy hakkında bir şey diyemem. Pek geçmiyor fakat çok zayıf. Bir hurma dalına çıkınca sahabe gülmeye başladı. Böyle alaya alma şeklinde gülmediler. Gayri ihtiyari şu bacakları, çilpi gibi, ipinci. Efendimiz his buyurdular. Bu ayaklar yarın Uhud Dağı'ndan daha ağır gelecek ey ashabım gülmeyin buyurdu. İman öyle bir cevher ki ağır gelecek buyurdu.