İlmin Fazileti. Allah Teala Adem aleyhisselama esmanın tamamını öğretti. Meleklerin Hazreti Adem'i ve zürriyetini yaratmadaki hikmetin nedir diye sormaları üzerine, Vacib Teala Hazretleri sizin bilmediğinizi ben bilirim buyurmuştur ve Adem'in yaratılışındaki hikmet ilimle mümtaz olmasıyla meleklerden efdal olduğunu beyan buyurdu. Hazreti Adem'in kalbine ilham suretiyle Esma'yı talim buyurdu. Bu ayet-i celile ilmin cümle faziletlerden efdal olduğuna delalet eder. Çünkü ilimden ziyade bir şeref olmuş olsaydı vacip Teala ve Takaddes Hazretleri Adem Aleyhisselam'ın faziletini onunla ispat ederdi. Halbuki Hak Teala faziletini ilimle ispat etmiştir. Şu halde ilimden ziyade bir fazilet ve meziyet olmadığını bu ayetle beyan buyurmuştur. İlmin faziletine dair müteaddit ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler vardır.
Tefsir şerhinde Amir-i Cüheni radıyallahu anh'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Kıyamet gününde talibi ilmin mürekkebiyle şehidin kanı huzur-u ilahiye gelir. İlim talebesinin mürekkebi şehit olan kimsenin kanı üzerine tafdil olunur, buyrulmuştur. Allah Teala dilediği kimseye hikmet verir ve bir kimseye ki hikmet verilmiştir. Muhakkaktır ki o kimseye çok hayır verilmiştir ve bunları düşünmez ve hissement olmaz. Ancak ehli lub akil ve irfan sahipleri teşekkür eder, mütenassıh olurlar, nasihatten faydalanırlar. Bu ayet-i celile müminler için ilim tahsiline sa'y ü gayret etmeye ve insan için ilimden ziyade hiçbir fazilet olmadığına delalet eder. Yirmi sekiz Biz onu kendi endimizden bir ilimle talim ettik ki o ilim kitap veya bir üstazdan taallum vasıtasıyla değil, belki bizim ona bildirdiğimiz bazı esrardan bazısının ledünniyatını bildirmekten ibarettir.
Habibim sen, Ya Rab ilmimi ziyade et ve Kuran'ın nefis malumadını ihsan et, ziyade ilim talebinden geri durma demektir. Bu ayet-i celilede insan için ilim öğrenmeye sayeylemesi ve Cenab-ı Hak'tan daimi ilminin ziyade olmasını talep etmesi bir vazife-i vecibe olduğuna vazıhan delalet eder. Cenabı Hak habibine ilimde ziyade talebini emir buyurmuştur. Fakat başka hiçbir şey için ziyade talebini emir buyurmamıştır. Abdullah bin Mesud hazretlerinin bu ayeti okudukta, Ya Rabbi ilmimizi artır, imanı yakın ihsan buyur diye dua ettiği rivayet olunur. Ya Ekramarrusül biz senin için gözünü açıp boşaltmadık mı? Yani biz inzal ettiğimiz ayetleri kabule layık, kalbi nebevini genişletmedik mi? Elbette genişlettik. Ve bir manaya göre biz senin kalbini suret-i kat'iyyede şerh ettik demektir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ins ve cinne rasul olunca onlara tebligat ve mübahhasat ile meşgul olmak için birçok ilim ve hikmeti cami olan ayeti kerimeler ve meziyyat-ı Kuraniyeye kesb-i ittila için Cenab-ı Hak Azze ve Celle Hazretleri sadrı nübüvveti açmış, manen şerh etmiş ulum-i Rabbanisini ihsan buyurmuştur. Sizin cinsinizden size Resul göndermekle nimeti itmam ettiğim gibi o Resul-i muazzam sizin üzerinize vahdaniyetimize delalet eden ayetlerimizi okur ve sizi günahlarınızdan temizler ve size kitabı o kitabın şamil olduğu hikmeti öğretir ve sizin bilmediğiniz şeyleri size öğretir.
Yani ey ümmet-i Muhammed size nimetimi tamamlamak için resul gönderip vahdaniyete ve hakkaniyete delalet eden ayetlerimizi okumak ve günahlarınızdan sizi temizlemek ve ahkam-ı dünyeviye ve uhreviyeyi cami olan Kuran'ı size öğretmek verdin işlerinde daha bilmediğiniz birçok şeyleri ve sünnetimi size öğretmekle nimetlerimizi tamamladık demektir. Vacib Teala Hazretleri bu ayeti celilede Rasulünün yüksek meziyetlerini beyanla erbabı inadı insafa davet etmiştir. Çünkü Rasul gönderildiği milletin içinde yetişmiş ve aynı örften bulunmuş olmakla Habibinin her hali iffet, emanet. Temiz bir yaratılış ve daha nice meziyetlerini bilmeleri tebliğ-i ahkamda kolaylığa vesile olacağı gibi kavmi ve düşmanları nazarında dahi ali mevki sahibi olduğunu takdir edecekleri şüphesizdir.
Eğer yeryüzünde olan ağaçlar kalem olmuş olsa ve denizin o kadar vüs'atiyle beraber yedi deniz daha uzasa, mürekkep olsa ve bütün yaratılmışlar Cenabı Allah'ın acaibatını yazmış olsalar kelimat-ı ilahiyenin mutazammın olduğu manayı tüketemezler ve Cenab-ı Allah'ın kelimeleri tükenmez. Zira Allahu Teala mülkünde herkese galip ve cümle ef'ali hikmetten hali değildir. Hazreti tefsirinde beyan olunduğu üzere bu Ayet-i Celile Yahudiler veya Kureyş kafirleri tarafından Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği Kuran tükenir demeleri üzerine nazil olmuştur veya ayeti nazil olunca sen enbiyaya verilen ilmin az olduğunu söylüyorsun. Halbuki Tevrat'ta her şeyin ilmi mevcuttur. Yani senin sözün Tevrat ayetine aykırıdır deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Tevrat'ta zikrolunan ilim Cenabı Allah'ın ilmidir.
Çünkü Cenabı Allah'ın ilmi tükenmez ama Kuran'da nazil olan bu ayet kulların ilmine müteallıktır. Zira Cenabı Allah'ın ilmine nispetle kulların ilmi elbette azdır buyurması üzerine bu Ayet-i Celilenin nazil olduğu rivayet edilmiştir. Buhari'de de açıklandığı üzere Musa ve Hızır Aleyhisselam yürüyerek deniz kenarına geldiler. Gemici Hızır'ı tanıdı. Musa Aleyhisselam'ı ve Hızır Aleyhisselam'ı gemiciler navlunsuz gemiye aldılar. O sırada bir serçe geminin kenarına konup denizden bir veya iki yudum su aldı. Hızır Aleyhisselam dedi ki, ey Musa benim ilmimle senin ilmin Cenabı Allah'ın ilmini bu sercenin denizden aldığı bir yudum su kadar bile eksiltmez. Ey ümmet sizden bir cemaat olsun ki o cemaat insanları hayra davet iyiliklerle emir, münkerattan nehyetsin. İşte şu hayra davet edip emri bil maruf ve nehyi anil münkerle meşgul olanlar ancak felah bulup azaptan kurtulanlardır.
Yani İslam milleti arasında halka her hususta öğüt verecek ve nazarı şeriatta caiz olanla olmayanı bildirecek bir cemaat olmak lazımdır. İşte öğüt verenler ve öğüt dinleyenler dünyada ve ahirette kurtuluşa ereceklerdir. Emri bil maruf farzı kifaye olduğundan ümmetten bazılarının bu vazifeyi ifa etmesiyle diğerlerinden farz düşer. Eğer emri bil maruf tamamen terk edilirse Ümmeti Muhammed'in tamamı günahkar olur. Müminler için dinde fıkıh ilmi tahsili ve cihat hususunda hepsinin gitmesi sahih olmadı. Keşke müminlerin her kabilesinden bir taife ahkamı diniye ve adabı İslamiyeden lazım olanları öğrenip tahsili ilimden sonra dönüp memleketlerine geldiklerinde kavimlerini inkar etmiş olsalar hem kendileri hem de kavimleri haklarında nimet olur ve umulur ki onlar inkar ile menhiyattan korkarlar.
Fahrüddin Razi ve Nisaburi'nin beyanları üzerine ulumi şer'iyyeyi tahsil etmek farzı kifaye olduğundan talibi ilim olan kimsenin niyeti de halkın noksanını ikmal ve ahvalini ıslah etmek için olmak lazım geldiğine bu ayet-i celile delalet eder. Binaenaleyh her belde ve her kabilede dini meseleleri talim edecek bir alimin bulundurulması farzı kifayedir. Eğer bulundurulmazsa o beldenin halkının tamamı günahkar olur. Fakat her müminin ilmi halini, feraiz I diniyesini kendisi öğrenmesi de farzı ayn olduğundan ilmi halini öğrenmeyen kimse günahkar olur. Çünkü İslam diyarında cehalet, mazeret sayılmaz. Sevgili Nücrem Musahabe serisinin birinci cildinde ilim bahsine bir sonraki programımızda devam edeceğiz inşallah.