Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. İlim yolunda bize gereken için ilim talebinde bulunan kimseye şu konuda kulak gereklidir. Onlardan bir tanesi zeka. Zeka ne demek? Anlayış. Anlayış demektir. Demek ki zeki olacak. Artık bunun zeki kelimesinin anlamını vermeye gerek var mı? Yok. Zeki, anlayışlı demek. Yalnız akilla zeka farklıdır. Zeka umumidir. Mesela bir Gayri Müslim'de dahi ne olur? Zeka olur. Nasıl olur? Öyle planlar kuruyorlar ki, aklı hayale gelmez o planlar. Vurdukları planlar. Neyi konuşuyorlar? Artık yerin trafiğini geç de, Semanın trafiğine kadar konuşuyorlar. Zeka bu işte. Yerine göre Havva'da uçan bir vasıtanın ne olacağı uçaktır. Tayyar ediyoruz, onun yakıtını bile temin ediyor. Ne demek insansız uçakları kaldırabiliyor. Zeka ile istediği noktayı tespit edip, onu vurabiliyor. Bunu da temin ediyor. Bu ancak zeka ile olur. Daha ne?
Mesela bir memleketi, Allah muhafaza buyursun, fay hatları diyoruz ya, fay, yerin altında yer kabukları, fay hattı diyoruz. Onların hareketine kadar, onların hareketine kadar, o kadar ilerledi ki zeka ile, zeka ile bunu bir de temin edin. Artık uydu antenleriyle yapmış oldukları işler. Bunlar nedir? Bunlar zekadır. Mesela bir vize işlemleri iki dakikada dinliyor. İki dakikada kurumların ayağına gitmeden, önünde bilgisayarı, onda işlemlerini iki dakikada yaparak bu vize işlemlerini yürütüyor. Ne ile yürütüyor bunu? Zeka ile yürütüyor. Akıl nedir? Akıl Allah'ı ve resulünü bulmaktır. Eğer kişi Mevla-yı zülcelal'e inanıyor, habibini rasul olarak kabul ediyor ve imanın bütün esaslarını canı gönülden, bak canı gönülden, çünkü tasdikin temeli kalptir. Canı gönülden kabullenmesi. İşte dinimizin emirleri nedir? Cuma günündeyiz. Cuma namazını kılacağız.
Cuma namazını kıldığımız zaman, Rabbi zül celalimizin rızayı ilahisi vardır. Müminler olarak bir araya geliriz, halleşiriz, konuşuruz, görüşürüz. Bir sıkıntımız varsa, bir mümin kardeşimizin elemi var ise, derdi varsa onu görüşürüz. Mesela çocuğundan rahatsız. Diyoruz ki çocuğun nasıl oldu, yavrunun tedavisi için ne yapıyorsunuz, işte duyuyorum şöyle bir doktor var, o daha tesirlidir. Buna benzer çocuğun mesela ahlaki durumu, eğer çevresi güzel olursa çocukta güzel olur. Ona göre şekil alır. Aman ha yavrularımızı iyi bir ortamda yetiştirelim. Nasıl ki bir toprak mis gibi kokuşunu güle bağlıyorsa, bizim yavrularımızın da edebi ilahiye ile, edebi Muhammediye ile yetişmesi için, onun toprağını güzel arkadaşlar olarak temin edelim diyerek, birbirlerimize halleşiriz deriz. Bu imanın gereğidir.
Hastasını soruyor, fakirini soruyor, yoksununu soruyor, bunun yanında hayırlı tavsiyelerde bulunuyor. Birçok görevler, vazifeler Mesela yetişmemiz için ne icap ediyor, yaz gününe girmişiz, artık bahar da yaza doğru adım atılıyor. Bu girişte nelere dikkat edeceğiz, bizim pikniklerimiz, eğlenmelerimiz, yaylalarımız, bunlar nasıl olacak? Bir eğitim dahilinde olması gerekir. Evet bedenimizin eğitimini düşüneceğiz. Bunun yanında ruhumuzun eğitiminde. Mesela deriz biz bu yaz mevsiminde İmamı Gazali'nin Rahmetullahi'l Bari, İhyau Uluumud Dinini bitireceğim. Bir diğerimiz diyor ben de İsmail Hakkı Erzurumi hazretlerinin marifetnamesini, bir diğerimiz Fütuhat-ı Mekkiyye'yi, bir diğerimiz Bahrulmedi fi Tefsiri'l Kuranil Meci bunu, bir diğerimiz el-İhtiyar bir fıkıh kitabı. Bunun sadeleştirilmiş olanı, Türkçeye çevrilenleri olmakla birlikte dilimize, Arapça olanlarını söylüyorum.
İşte bunu okuyacağım. Böyle kendilerimize hedef tayin edersek, bu imanın gereğidir. Yoksa nerede eğleneceğiz şeklinde değil. Nerede eğlenirsek şeklinde değil. Nerede eğlenirken kafamızı da ilahi alemlere, gönlümüzü ilahi alemlere, bedenimizi ibadet ve taate nasıl sevk edeceğiz buna varacağız. Mesela bizim mürşid-i kamilimiz hakikaten seviyordu piknikleri, gezmeleri, açık havada bulunmaları, yeşillikleri, su akan tabiatı güzel mekanları. Ama onun sevmesi nasıldı? Çantasını kitabını dolduruyor. Diyelim ki memleketimiz olarak söylüyorum, en uzak bir yer Toros Dağları'nın tebesin. Orada kardeşlerimizi biraz çantasına koymuş olduğu kitaplarda mütalaa ediyor. Daha sonra istiğfar okutuyor, tevhid okutuyor, lafzai celal. Ondan da serbest bırakın. İşte şu vakte kadar, hem abdestlerinizi alırsınız, namazlarınızı kılarsınız, himmetlerinizi yenir, gezersiniz, dolaşırsınız.
Ondan sonra tekrar topluyor. Bir on beş, yirmi dakika Allah'ımızın Kitabı Kerim'inden, Hadis-i Muhammediye'den, evliyaullah'ın kelamıyla konuşur. Ondan sonra bir yere geliyorlar. Bir gün içerisinde bu o kadar rahatsızlıklarına rağmen, hem de eğleniyor geliyor. Bura diyor dikme. Ben burada manevi dikmeler de dikeceğim diyor. Onlara evret ve ezkar tarifi ediyor. Ondan sonra ikinci gün bir davet. O da malum memleketimizde meyve çok güzel bir şekilde yetişiyor. Onların bölgesi altında evlatlarına, sevenlerine, muhabbet edenlerine, neyden konuşuyor? İmam-ı Rabbani'den konuşuyor Gaddesallahu Zırrı. Daha neyden konuşuyor? Efendimizin Uhud cenginden konuşuyor. Hep böyle bizi irşad edecek, ıslah edecek sözlerden bu şekilde geçirmeye çalışacağız. Bu nedir? İmanın gereğidir. Bunun yanında ilim için bize gerekli olan nedir? Hırstır.
Bizim bir yakınımız, bir hocaya demiş ki, hocam ben acaba okurda bir ilim sahibi olabilir miyim? Bir hırs var işte. Kendisi uzak beldelerde, Türki devletlerine orada talim gördü. Hakikaten de maluma sahip oldu ama Cenabı Hak terakki kazasıyla ruhunu hapsetti. Biz öyle hüznü zannediyoruz, şehit oldu. Ama malumat sahip oldu. Bir hırs istiyor. Hem ilmi zahirde, hem ilmi batında, hem de ruhumuzun eğitiminde, evradımızda, ezkarımızda hırsız diyor. Ben işte intisabeleri on sene oldu. Fatıma on sene içerisinde her sene bir letaibimi geçseydim, ne olurdu? İnsanı kamil olurdu. Şu vücudumu nefsin, şeytanın elinden kurtarır, Rabbimizin emrine ram ederdim diye bir hırs, bir kardeşimizin hırsını anlatayım size. Ben diyorum, üstazı halimizin huzurunda bulunuyorum. Evrad ve ezkarını, evlatları geçiyor. Ben de geçmek istedim ama muvaffak olamadım.
Bir gün dedim ki efendim benim kalbimde bir uyanıklık var mı? Hayır dedi. Öyle bir hırs gösterdim ki diyor, ne olur efendim kalbime bir nazar buyursanız. Mübarek gözlerini yumdu. Biraz nem var. Öyleyse bunu akıtırım dedim diyor ve kalp skilline başlıyor. Böyle bir aşk istiyor, muhabbet istiyor. Bu olmadı diyelim. Bu olmasa bile ben ahlaken hayvani duygulardan nasıl kurtulacağım, bu bana artık ikrah edeceğim bir hale gelecek diye bir hırs olacak. Mesela Üstad-ı Ali'mizin anneleri öyle bir hale gelmiş ki bu hırsıyla ilahi hırsıyla bana demiş kötülük aynen şunun gibi. Deseler ki bir kadının ete olan arzusu, bir çocuğu baktığında taşıdığı zamandır. Deseler ki şu size et olarak ikram ediliyor, en sonunda da bu haramdır dense, bana köpek eti gibi gelir diyor. Bu nedir? Artık imanın tadını almış, ilahi bir hırs ile, mutmainne sıfatına erişmiş. Daha ne gerekir ilim için?
İlim için gereken bizim için bir içtihattir, bir çabadır. Gecesini gündüzüne katmış denir ya, gecesini gündüzüne katıp çalışacak. Bu yolculuğumuzda bir kimse gördüm. Geri yüzü temiz, görünmüyor. Kim olduğunu sordum Suriyeli oldum. Biraz konuşunca otuz sene dedi, otuz sene ilim tahsil ettim. Tefsirini, hadisini, fıkhını, beyanını, bedini, fesahatını, bedahatını, en önemli olan bu zaten. Eğer belagat ilmi olmazsa tefsiriyle yapamaz. Öğrendim bizi, cehletmiş demek ki. Bir içtihat istiyor, bir gayret istiyor. Bir Abdülkadir Geylani Hazretlerinin dizleri, aynen diyor deve dizi gibiydi. Neden? Kaydetinden dolayı, çabasından dolayı. Kolay ne elde edilmiyor. Ömrünü verip. Bir kardeşimiz Muhyiddin-i Arabi hazretlerini anlamak için altmış yılımı verdim diyor. Cept etmiş demek, gayret göstermiş. Bu ilmi elde ederken öyle kolayını elde etmemiş. Bazı hocalarımızı tanıyoruz, onların gayretlerini.
Baş uçlarında lamba, gece kalkıp yine çalışıyordu. Daha ne gerekiyor? Sohbette üsteydi. Üstazıyla alışveriş yapıyor. İlmi mesaili görüşüyor. Mesela burada kıraat eğitimi diyene bu bölümü. Bunun yanında ne oluyor? Üstadları, Kuran talim edenlerin, bölüm bölüm. Yirmişer grup halinde birini bir diğer hocaya, bir diğerini bir başka hocamıza emanet ediyor, dudak talimiyle. Vov, nasıl çıkar? İşte tat, en çok zor çıkanlardan birisi bu da onun için söylüyor. Nasıl çıkar? Bunların talimini yapıyor. Daha sonra tecrit, daha sonra Kuran ilimleri geliyor artık. Aşeresi, takribi, tayyibesi geliyor. Böyle bir üstazın eli altında talimini yapmak. Daha bize gereken nedir ilim için? İcab eden nedir? İlim için icap eden, tulu zemane, uzun bir zaman. Yani kısa bir vakitte öğreniverip çıkmak değil onun. Senelerini verecek, yillarını verecek ve bırakmayacak. Böyle bir gayretle, böyle bir çaba ile ne yapılır?
İlmin yolları insana elbette ki açılacaktır. İlmin yolları açılıyor bu sayede ve bir de yeterlilik olacak. Ne yapıyor? Öğrencileri aldığı zaman, eğer o noktada kabiliyeti yoksa diyor ki okuturuz ama hiçbir meseleyi kavrayacak gibi değil. Bunu şu gibi işlerde kullanabilirsiniz. Mesela bu hadis ilminde değil de tefsir ilminde. Tefsir ilminde değil de fıkhi ilminde. Onda değil de başka ilimlerde. Eğer onda da gözü yoksa, anlayışı yoksa, o zaman başka yollar gösterilir. Şu şekilde hareket etsin çünkü bu noktada başarısı yoktur denir. Bülgatün deyince bir yeterliliktir. Yani zekaun zekası olmayacak, bulgatün, yeterliliği olmayacak. Bunu nasıl okuyacağız? Mesela biz duyduğumuz, üstadlarımızda altı ayda tahsil edilecek, ilmi iki ayda tahsil ediyor. Bunun zekasıyla, büyük bir kabiliyetiyle elde ediyor. Mesela Kuran-ı Kerim'i iki senede daha anca ezberleyenler var.
Bunun yanında altı ayda Kuran-ı Kerim'i hafız olanlar var. Daha bunu çok kısa bir zamanda hafız olan da var. Bu böl lügat, yeterlilikle oluyor. Bir kardeşimize üstazı zalimiz buyurmuş ki hafız oğlum. Ben diyor hafız ne değilim diyor. Bana hafız oğlum dedi hafız olacağım dedim diyor. Günde altı sayfa ile gittim diyor. Bu neyle? İhtilliyle, zekayla ve kabiliyet vurur. Özetleyecek olursa, ilim için bize, uzun bir vakit ama gayret ve çaba. Sohbetü üstten, üstazının sohbeti, lülugatü Geceyi gündüze katacak. Hersün bir azim yılmayacağım. Ben bunu başaracağım. İşte şu zamana kadar bana hocam şöyle bir müddet tanıdı. Bu müddet içerisinde, şöyle bir müddet tanıdı. Bu müddet içerisinde diyelim ki bela hak ilmi, bunu ben başaracağım Allah'ın içinde diyeceğiz. Diyelim fıkhıyım, el-Hidaye. Bu kitabı bitireceğiz. Dolu. Multegaller burada var vesaire de var.
Bunu daha bir alt seviyede diyemem de ilim hususunda nur-u lisan da var vesairede var. Okuyacağım lütfen. Bir çabanın içerisinde zekavul bir anlayış da var. Bunu her işte kullanırız biz. Maddi olanda da manevi olanda da niyetimiz düzgün olmak şartıyla, ben diyor bakkaldım, hiçbir şey değildi. Belki ben gemilerin önünde su satan kimseydim diyor. Ben şeton, onu satardım. Eğer bu hale geldimse ben gayretimle, çabamla geldim diyor. Bu müesseseleri, bu fabrikaları eğer kurmuşsam büyük bir hırs, büyük bir içtihat, büyük bir gayret, zeka ve bölük hatunu diyor ya, yeterlik. Bir de nedir? Turlu zemani, uzun zaman diyor yılmadı. Belki iflas ettim ama o iflası bile bırakmadım, tekrar tuttu. Biz bunu Arapça metinlerde bile görürdük. Öğrencinin birisi, artı demiş ben başaramayacağım, çanta yapmış, bir tarafa atmış. Böyle yatarken bir karınca, ağzında bir nimet, onu yuvasına ulaştırmak için uğraşıyor.
Böyle biraz yokuş bir yer, yüksekçe bir yer, tam yaklaşacağı zaman düşüyor. Bunu ikincide, üçüncüde, dördüncüde, beşincide, altıncıda hatta dokuzuncu defada ulaştırabilmiş. Sonra tefekkür etmiş. Demek ki bir karınca gayret gösterince, içtihat edince, hırs olunca, o ağzındaki yiyeceği yuvasına demiş dersimden yılacağım. Derhal kitaplarını toplamış, dersine devam etmiş. Bizde Allah'ın yolunda gayretimizle ve çabamızla çok dikkat çalışıyoruz. Daha yeni de kermesimizin açılışında bulundu. Bunda da bir hırsımız. Hırs nedir? Ne olacak? Arakan'daki Müslüman ne yiyecek? Kimliği yok. Af boyunun bir hayvandan daha ziyade eza görüyor. Bir hayvana yapılmaz o eza. Cep telefonu kullanamıyor. Toplu toplu öldürülüyor. Hiç de sorulmuyor. Sadece bu bir misal. Bunun yanında diyelim ki, çok küçücük kümes gibi yerde bir sene yıkanmaya fırsat bulamıyor. Bu ihtiyacını gideremiyor. Anlatmakla tükenmez.
Böyle eza gören müminlerin kurtulması için nedir, bir çaba. Ne yaparız? Bunu biz bir araya geliyoruz ya, hanım kardeşlerimiz de bir araya geliyorlar. Ne yaparlar? Yahu biz Allah yolunda gayret için, çaba için, çünkü bizim ibadetimiz kendimizi kurtarmayabilir ama Rabbimiz amel istiyor bizde. Bu bir ameldir. Bu Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Ashab-ı Suffe'de oturan, o fakirleri doyurmak için yapmış olduğu bir gayrettir. Onların hem de hem de kafalarını ilimle bezemek için doyurmasıdır. Bunda da bizim bir elimiz olsun. Temeli deneyi oluşturacak olursak, Rabbimizin Kuran-ı Azimüşşan'da ahiretten bahsettiğini, sıfatlarından bahset bahsettiğini ve bir de infak. Bu Mevla yolunda infaktır deyip hanım kardeşlerimiz de ne gerekiyor? Oraya ne yapabiliriz? Çünkü insan kalbine girdiği zaman aç kalkacak. Ne Ne yiyecek?
İşte bu kermesimizde yaptığımız gibi, eğer fakir ve yoksulun huzura girmesi için zulüm gören kardeşlerimizin bu ezadan fedaı, kurtuluşu için yapacağı diyelim mantılar, börekler, çörekler. Ne gerekiyorsa, yapmış olduğu hizmetle ancak bununla kurtulacağız. Bir kadın aç olan birisi, çok aç olan birisi der ki ne olur, bana bir ekmek yok. O da ağzına götüreceği bir lokma var. Ne olur onu ağzına girdirmeden bana ver. Alır onu o fakir. Bu çocuğu, bu kadının, infak eden çocuğun, kadının çocuğunu kurt kapar. Tabii ana yüreğidir, tahammül edemez, koşar. Bakar ki elbisesinden tutmuş ama onun derisine diş geçirememiş. Yapmış olduğu ağzına götüreceği bir lokmadan dolayı, o lokmayı dahi, muhtacına infak ettiği için Mevla'yı Zülcelal çocuğunu kurdun ağzından kurtarıyor.
Bizim yarın kabirdeki sıkıntıdan, mahşerdeki elemden, mizan ve sırattaki ezadan kurtulabilmemiz için, kermesimize de hem erkek, hem de kadın kardeşlerimiz ellerinden gelen gayreti gösterdikleri zaman, bu Rabbimiz için olan taattir. Ya Musa benim için ne taat kıldın? Ya Rabbi namaz, oruç, hac, zekat hep bunlar senin için. Ya Rabbi senin için olan amele beni delalet et, bir fakiri doyurdun mu? Kermez hanım kardeşlerimizin de bizim de. Oraya için koşmamız, gayret göstermemiz, Rabbimiz için olan taattir. İnşallah bizi de Cenabı Hak delil bulabildiysek, kurtuluşumuza vesile olsun. Rızayı ilahi bulmamıza vasıta olsun. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.