Yaşadığımız hatıralar pek çok uyabilirsek onlara, mesela üç tane dili ehli ismini vermek istemiyorum. Fakat resmini çizeyim. Birisi gerçekten geniş bir salonu, her tarafı kitap dolu ve mütalaa eden bir kimse. Bu eserleri dedi ben mütalaa ettim, gerçekten. İkinci bir kimse, bu da zaten müderris olan bir zatın, çünkü Kuddus-i Veli Hazretleri'ne demişler, Efendim, yerinize kimi koyacaksınız? Ördek yavrusunun yüzmeyeni olmaz, demiş. Şimdi bir müderris yavrusu bilgisi var, malumatı var. Esali Erbili Hazretleri'ne bile değil diye bu Erbil'in bir kasabası, orada ilim tahsiline gittiği zaman hocası diyor ki zaten siz yarı ilimle doğarsınız, sizin geçmişleriniz hep alimdir. Size diyor illa baştan değil tabii durumun sizinlemiştir. Bir muallimin himmeti olur. Herhalde öğretmen diye anlıyoruz. Bir himmeti olur, bundan haberimiz olur tabii. Onun himmeti olmadıkça öğrenci içemez.
Öyle bir Rabbimize teslim ki, öyle bir Rabbimize teslim ondaki o teslimiyetin nurları ibadet ve taatinin ahlakının güzelliği öğrenciye yansır. Şimdi burada öyle bir kimse de var. Kendisi aynı zamanda vaaz-u nasihatle ve ilimle meşgul. Bir kimse daha var ilim ehli. Bize buyurdu ki o anda bulunamadı. Kırk beş dakika bir, kırk beş dakika bir görüşme geçti, ben de hayran kaldım dedi. Zatın birisi bir iş yapmış da ben de beğendim demiş. Demek ki Allah tarafından lütfediliyor. Halimize göre, durumumuza göre naklediyorlar, bildiriyorlar. İşte bunları mühim olan kaybetmemek. Bizim İmam Hatip'te bir hocamız, hocamız yazı tahtasına bir nokta kurdun. Bunu hiç unutmuyorum. Süleyman, Uğur altmışlı yıllar. Dedi ki, bak şu nokta, bundan çok az bir sapış olsa gittikçe dedi açı çoğalır. Kuran-ı Azimüşşan artık on dört asırdan daha fazla inmiştir.
Biz Kuran-ı Kerim'den Allah korusun inşallah olmaz, inhiraf inşallah olmaz, az bir tavsama olursa gevşeme bir gaflet hali, gittikçe bu gaflet çoğalır. Efendimizin çünkü iki esasa iyi sarılırsak azı dişlerimize şaşırma diye bir şey olmaz. Efendimizin sünneti Muhammediyyesi ondan az bir sapma. Aynı zamanda Raşid halifelere uyun diye buyuruyor ve gerçek ilim ehillerinin dünyanın ve ahiretin ışıkları olduğu beyan buyrulur. Az bir o hal, tavır aşkından ayrılacak olsak ne olur? Açı çoğalır. İşte o zaman başkaydı. Üstadımızın bir şairi var, Elvan. Diyor ki zaman aynı zaman, Elvan değişti. Değişen hiçbir şey yok. Sıddık Azam Efendimiz'in iltihalinden sonra sallallahu teala aleyhi ve sellem Muhammed de bir beşerdir Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. Es'ahünne inneke meyyütün ve inneküm meyyütün. O da siz de ahirete göçeceksiniz ama Allah bakidir, dedi. Rabbimize kuluz, sımsıkı yapışalım, dedi.
Zaten Rabbimizin emrine sımsıkı yapışırsak Habibullah'a tutunuruz. Bir de yolundan giden, işte Raşid Halifeler buyruluyor ya dünyanın ve ahiretin ışığı olan Ulema-ı Kiram aynı zamanda Verese-i Enbiya Nebilerin varisleridir. Kurtuluruz hiç şüphesiz. Biz bunlara iyi sarılacağız efendim, iyi dikkat edeceğiz. Şu beynimizi kullanacağız. İnsandaki değerler dedik ya bu ne büyük bir değer, akıl kadar büyük değer olmaz. Öyle olmasaydı peygamberlerin vasıflarından bir tanesi fetanettir. El-Müminu keyhüsün hazzun fatının, fatınınun diye buyuruyor. Çok ileri görüşlü, çok iyi anlar, işleri çok iyi hesap eder. Bizde olabiliyor bir beşer olarak olur. Yanılmalarımız olmaz olur mu? Pek çok. Bu yanılmalarımızdan birisi biz zannediyoruz ki post üzerinde doksan dokuzluk tespih çekilir. Hayır efendim. O tespihin çekilmesinde bir gaye var, bir maksat var.
O çekilirken o vazife, yerine göre devletin idaresi var o tespihte, doksan dokuzluk tespihte. Hani nasıl idare edeceğiz biz? Reis-i Cumhur mu olacağız? Evet, Reis-i Cumhur olacağız. O tespih bize öyle bir düşünce hasıl edecek ki yetiştirdiğimiz evladın bir gün en önemli noktalara geleceğini en azından bir kaymakam, bir vali, bir bakan, bir başbakan, bir Reis-i Cumhur olacağı beynimizde dalgalanmalı. O tespih onu hatırlatır. O çekilen tesbih seccade üzerinde ne yapar? Aile hayatımızı Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem aile hayatına dönüştürür. Deriz ki acaba evimizde evimizde çünkü biz, hepiniz çobansınız, elinin altındakinden mesulsünüz. Biz bunu en yüce, en yüksek birim olarak düşünmeyelim hepimiz için. Mesela biz işvereniz. İşverensek işçilerimiz hususunda da biz neyiz?
Bir gözetleyici, onların halinden, tavrından, yaşantısından, itikadından, ibadetinden, ahlakından, muamelatından sorumluyuz. Yol göstereceğiz. Şimdi pek olmuyor da eskiden anlatırlardı işte bizim askerde bir komutanımız vardı. Bunu üstadımız söylüyor. Bulabilsem gösteririm Rabbimizin lütfuyla, siz dua edersiniz, biz de bunu bulmaya çalışırız. Benim diyor, komutanım öyle bir nasihat yaptı ki diyor, öyle bir nasihat yaptı. O nasihatı diyor ben unutamam. Mesela Acasın Efendi hangi tarafından baksanız ışık, nur yansıyor. Bu sadece o değil, hepimizden yansıması lazım. Bazı düşünceler gerçekten zayıf. Hepimiz için demiyorum. İşte yaşarsa ancak onlar yaşar. Diyoruz ki Ayet celaleler sırf onlara inmedi, hepimize indi. Bakın bir askerlik dönemini nimeti nasıl rahmete çevirmiş. Yine subaylarından Mevlit Bey'i gözlerinden yaşlar akıtmış. Evladım neden namaz kılıyorsun?
Halbuki biz sabah eğitimine de çıkıyoruz. Kendi dönemimden söylüyorum, dönemimizden. Hem de akşam eğitime çıkıyoruz. Gerçekten de o eğitimler çok güzel, çok güzel. Aslında o eğitim şu hayatımızda da var. Nerede var? Altımızda arabalar var da onun için yapamıyoruz bu eğitimi biz. Bir, mümin kardeşimiz muzdaripse onun ızdırabına koşmak öyle bir eğitim ki ecir ve mükafat getirir, yürüyoruz. Sonra bir cenazeye iştirak, harekettir. Bunun yanında akrabasını ziyaret edecek, onları memnun edecek, mesur edecek bir harekettir. Bunun dışında pek çok camiye gidip geliyoruz. Mesela Ashab-ı Kiram Hazeratı evlerini camiye uzak mahalden seçiyorlar. Çünkü atmış oldukları adımlar biri günahını siliyor, bir diğeri ecir ve mükafat kazandırıyor. Pek çok.
Şimdi bu nimeti nasıl rahmete çevirmiş, bir kumandanının vermiş olduğu öğüt ve nasihati anlatıyor ve kendisi ayrılırken bakın, bakalım Allah'ımız Kitab'ı Kerim'inde Allah'ın izniyle hurma ağacı misal veriliyor. Her zaman ürün veriyor. Askerlikte ürün vermiş askerlikte. Mevlüt beye demiş ki bir onbaşı bana yat dese çünkü askerlik bana zorla namaz kıldırıyor demiş. Seni kim demiş zorlayan? Umtanım bir onbaşım bana yat dese çalı çırpı demiyorum, yaş çamur demiyorum yatıyorum. Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de sekseni mütecaviz ayet-i celîlede akimus sale, akimus sale demek namazı ta'dil-i erkanla kıl demek. Ta'dil-i erkanın İmam-ı Yusuf'a göre rahmetullah aleyh farz olduğunu biliyoruz. Diğer mesab imamlarımıza göre vacip. Çünkü vacibin terki iadesini de icap ettirebilir. Kumandanın efradını seviyor candan. Bak bir ev nihayet, er.
Orada subayları da var, astsubayları da var, yarbayları da var, albayları da var, generalleri de var ama bir er o kadar efrada altı bin kişiye nasıl örnek oluyor? Biz altı bin diyoruz da daha fazla. Demek ki mümin hayrunnas menyen kavunnas, insanların hayırlısı, insanlara hayırlı olan şerlisi de Allah korusun, şer'i miras eden demektir. Bu örnek halinin neticesi kırk birinci Alayın komutanı olan mermi sandıklarından bir kürsü yaptırır. Kazanlarla helva ikram için kendisi de orada mevlit okur ve bir de asker arkadaşlarından biri efendim sizin tabiatınızda şiir de söylemek vardır, bir de şiir söyleyin deyince şu dizeleri ele alır. Kumandanım efradını seviyor candan. Bakın El Vedud sıfatını işliyor burada. Yaratan yarattığını sevmez mi? Biz bu izaha girmeyelim ezan okundu. Yüksekliğini söyleyeyim, sorunuz benden. Her içtimasında arz eder dinden.
Muhterem kumandanım affedin bizi, ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. Kim bu? Hasan Ertem. Rüyasında fakri alemi görür sallallahu aleyhi ve sellem. Kırk birinci Alayda şu bölükte benim Develi'nin Yahyalı Bucağı'ndan Mustafaoğlu Hasan diye evladım var, buyurur. Şimdi düşüneceğiz biz Resulü Ekrem Efendimize ümmetim dedirttirebiliyor muyuz kendimize? Cenabı hak kulum diyor mu tefekkür edeceğiz. Kafayı buralara yoracağız. Meyveler şöyle kalmadı. Bunu konuşup durmayalım yaşantımıza göre. Kumandanım efradını seviyor camdan. Yüksekliğini söyleyeyim sorunuz benden, her içtimasında arz eder dinden. Muhterem kumandanım affedin bizi, ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. İki bin efradın emrinde döner, birinin parmağına taş değse vicdanın yanar. Bu ne demektir? Bu hadis-i şerif ayetlerin mali mes'elü'l mümin kemeselil cesed. İleştekaulun tedaallehuseiru'l ceseli. Biz Seher'i verelim. Ummu?
Şu Mehmetçikler sizi atamız sanar kıymetli kumandanım affedin bizi. Ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. Her cihetten memnunuz zatı alinden, ata kelamları duyduk tatlı dilinden, cümleten ve perhiz nazik elinden, şefkatli kumandanı mahvedin bizi, ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. Şimdi insanlara değer vermeyi büyüğe büyüklüğünden, küçüğe ifade ediyor. Bakıyorsunuz amir, memur amirindir nihayet senin. Derhal karşı çıkıyor. İnsan bir kere onun bize amir oluşundan dolayı isyan olmadığı müddetçe itaat eder, edep duyar. Günümüzü biliyorsunuz. Subaylarımızın da bizde emeği dolu. Bir ağabeyi gibi onlara bağladık beli. Sizlere söylüyorum ordunun gülü, sayın subaylarım affedin bizi, ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. Süngününüzden titrer yer ile gökler. Her düvel de size fedai derler. Hakkınızı helal edin kahraman erler. Sevgili vatandaşlarım affedin bizi.
Ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. Askerlik şerefine söyledi lisan, çünkü Peygamber ocağı, bu yolda can verdi binlerce insan, Vatan sevgisini unutma Hasan. Huppil vatan münel iman. Şerefli askerlik affedin bizi, ömrümün nihayetine kadar unutmam sizi. İşte nimeti rahmete çevirmek. Burayı okumuşsam tamam, cennete aşık olan kimse hayırlı işlere koşar. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.