Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Zümer Suresi dokuzuncu ayeti celile. Mevla-i celile, Mevla-yı Zülcelal'imiz, ey Muhammed, de ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri onları hakkıyla düşünür de öğrenmeye gayret eder, malumatsız kalmaz. Kalmaz. Bir alim ama aynen ışık gibi, etrafını da aydınlatan bir alim. Sadece kendinde mahfuz değil, bir başkasını da aydınlatacak. Fikren aydınlatıyor, kalben aydınlatıyor, aile hayatı olarak aydınlatıyor, ticaret olarak aydınlatıyor. Bütün ilahi emirleri haber taatte bulunan bin abidden hayırlıdır, bir tane alim. Çünkü yol gösteriyor, hakikati öğretiyor, yoklukları bunu bildiriyor zaten. Bir ulema-i kiramdan kimsenin olmayışı çok büyük bir eksikliktir.
İlmi Ferahiz bu miras hususundaki ilim, o hususta maluma sahibi olan bir kimse ahirete göçünce diğer hocalar diyorlar ki artık biz kime müracaat edeceğiz. Geliyordu insanlar, anam öldü, babam öldü, kardeşim öldü. Bunun mirası nasıl görüşülecek? İşte bilen şu kimse idi, o da ahirete göçtü ne yapacağız. Zaten ilk kaldırılacak olan ilim bu. Yani bileni kalmayacak. İlim kalkmaz, ilim aynen yerinde durur. Ama maluma sahip olan insanlar ahirete göçer. Bu büyük bir eksikliktir. Hakikaten bunu aramızda kim yapabilir? Şu cemaat içerisinde kim yapar? Oğluna kaç düşecek, kızına kaç düşecek? Nasıl ayarlayacaksınız? Nasıl tespit edeceksiniz? Okunmazsa, öğrenilmezse, bilinmesi o bakımdan çok üstündür. Aramızda bir alimin olması, her şeyin Allah'ın izni ile tamamlanmasına vesiledir, vasıtadır. Insanları talim için, insanları öğretmek için ilimden bir konuyu mütalaa etmek, bir konuyu.
Mesela nikah hususunda bir konu. Ailesine, evde canı sıkılmış, talak dermiş. Olsun demiş. Şimdi bu konuyu bilmek, öğrenmek ve buna benzer mesaili talim etmek, ve buna benzer mesaili talim etmek bunlardan bir tanesi de olsa, yetmiş sıddıkın ecir ve mükafatı verilir ona. Şunu talim ediyor, okuyorum. Diyelim ki biz zekat hususunda içinden çıkamadığımız konular var. Varıyoruz bu gibi insanlara malumat sahip olanlara. O bize zekat hakkında okuduğu muteber eserlerden malumat veriyor. İşte ulema-i Kiramımızın bu hususta görüşü şudur diyor. Onun bu meseleyi bilmesi yetmiş Sıddıyp sevabına gece bir denktir. Hani Sıddıyp sevabı deyince peygamberliğe bir makam kalan bir mertebe yüksek bir sıfattır. Şimdi ilim talebinde, cihanı gönülden, ilim talebinde, irfan talebinde böyle bir yolda gidip geliyor.
Diyelim ki Kuran öğrenmek için eline almış kitabı azizi öğrenmeye geliyor Veya diyelim camimizin imamıdır, içimizden malumat sahibi bir kimse veya tayin edilmiş bir kimse. Bunda ilmihal bilgilerimizi öğrenmek için gidiyoruz. Çünkü geceler de çok uzun. Bu en güzel bir fırsattır yapabilirsek bizim için. Böyle bir kimse yok ki, işte bak alimin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Yok köyümüze yok. Mahallede de yoktur böyle bir kimse. Olsa da biz ona talim için gidecek olsak Halık Ala'm Yeze, Halık Ala'm Yeze öyle ikramda bulunuyor ki onun için melaike I ikram kanatlarını yayıyor. Şimdi ilim talebinde öğrenmeye çalışıyor. Fakat Halıkellem yazan bu esnada ruhunu kavzetmiş, irtihal etmiş. O kimseye şehit ecir ve mükafatı verilir. Çünkü ilim yolunda ruhunu teslim etmiştir. Alim bize öğretiyor ve bir de bunu öğrenmeye çalışıyor. Birileri de öğrenmeye çalışıyor.