Vallahi yarın yağmur yağacak dese şar, şar, şar, şar, şar, şar yağmur dökülür. Yani onları kılamam ben diyor. Sakalları, saçlarına karışmış, kimsenin beğenmediği bir insan olur. Onun için her gördüğünü Hızır bil, her geceyi kadir bil. Biz böyle olursak iyi olur kardeşim. Şu şöyle bu böyle elimle uğraştın mı onun o kendine iyi gelmez. Kendümün nasıl alakadar okurum? İnsanlara akillarının gerecesine göre konuşursun. Akillarının gitmeyeceği taşkın bilginizle insanın yanına çıkmayınız. O koca Kutbu cihan, hem hukuktan mevzu, hem üvvelden Paris'i alimi, Hacı Esat Efendimizden Arapçasını okumuş, Resulullah'tan da yedi yüz yirmi beş almış. O öyle yüksek gecesi var ki İbrahim Ekenbe'ye diyor ki vallahi de diyor, hocam vallahi de diyor, ben bir bayramına vardım Bağdat'ta okuduğum kırk beş kitabı bana tercüme etti diyor.
Ülke o kitabı görmemiş ya diyor cemaat diyor o okuduğu menakıblarını bırakınca bana darlılığa çıkınca bir şey anlayamadık yahu efendim ben anladım halini. Daha diyor yeryüzünde tek alim, Hacı Sami Sultan diyor. Öyleyken hep bu kadar ilim sahibi kardeşlerim, bu kadar ilim sahibi bizzat, anlaşılmayan bir kelime söylemez. Ahmet Hocamız içimizde var mı, kıyak mı bilmem. Gerçi Arapça ne bilir yazdığı mektubu tercüme edilemez orada lukatlı lukatlı lukatlı lukatlı lukatlı lukatlı ne olacak lukatlı lukatlı efendim selam ederim, hatırı olsun çocukları nasıl buradan da selam ederler ve diyor ki atsın bir şeyler konuşuyor ki ben gülen mi yiyorum? Efendimiz siz öyle de konuşmaz. Yani bu hadis gelmişken deyim burdaysa duyuyor diyor ki bir daha böyle kapalı söz söylemeyeyim diyor bir daha öyle yapmayayım diysin ve Edebe muhalif hareket olmasın inşallah.
Ben kardeşlerime, bize intisaplarıma her şeyi söylerim. Onlarda hiçbir şey demezler teslimiyetleri kuvvetli olduğu için Elhamdü lillah. Daha Yedullahi alel cemaa Peygamberimiz Muhammed'miş kafa buyuruyor Allah'ın kuvveti ve yardımı cemaatle beraberdir. Sen beraber olun kardeşim, Allah'ın yardımı Cemaat ile beraberdir. Lokman oğluna dedi bir beste asa getir getirdiler ta Efendimiz yirmi beş sene evvel böyle buyurdu dedi ki aman kardeşleri vahdete değil, ayrılık azaptır. Azaptır. Birlik rahmettir. Hadis geliyor önünde rahmettir. Kitne uykudadır, uyandıranlara Allah lanet etsin buyuruyor. Peygamberimiz onun için fitneyi uyandırmayın. Küçük bir şeylere celallanmayın. Celallanmayın, öldürürlerse de seslenmeyin diyor. Yani siz Filizsiniz daha, başkaları ejderha gibi büyük.
Onun için Peygamberimiz filiz zamanı Mekke'de onlara çarpmadı, Medine-i Münevvere'ye gelip de üç yüz dokuz kişi olana kadar, üç yüz on üç kişi olana kadar sabretti. Ondan sonra Bedir kalbi yaptı, kazandı biiznillah. Ondan sonra Müslümanlara cesaret geldi. Şimdi az az yerde, az az ve aç kalırsan az az yerde kafanı ezerler hapishanelerde çevirirler, yaptığınma pişman ederler. Süpeti iltizam edin rica ediyorum. Onun için asayı durun da anlıyor, çektiler görünmadı, tek tek edin de görün, tek tek ettiler de çat, çat, çat, çok kitapta yazdı bu. Efendimiz yalnız dört deneme el yazısı ile yazdı. Dedi, Lokman aleyhisselamın başka yurtlerinde yazdı. Ben onlarla konuşamayacağım şimdi size. Demek ki, anlatsana mı verdiğim mevidi? Anlat. Baba anlamayacak bir şey yok. Biz onu kardeştik birbirimizden ayrılmazsak hiç kimse bize bir şey inemez.
Lakin ayrılırsak kafirler bizi yüzüne verir verir gıdalar çat çat kırılır gider. Bunun için de dostlarım şimdi sabırlık bulunacağım inşallah. La Rasulullah Peygamberimizden bir Hadis-i Şerif tarzı Cemaat birlik, beraberlik, rahmettir. Tekrika, ayrılık, azaptır. Ayrıldınız mı azaba giriftar olursunuz. Birleştiniz mi hiç kimse sizi dizine vurup duramaz. İstikara eden zarar etmez. Zarar çekmez, istihara eden ama bizim Asker Hoca'nın istihkarası gibi değer. Keyfine gelen istihare. İstihara mı götürüp, Efendine göstereceksin. Şu uza, şunu şöyle istihare yaptık. Okuyacak birer birer, incelecek, bakacak, peki iyi olmuş derse olacak. Efendim, Müstaheyle emretiyorsunuz siz öyle bir şey karışmıyorsunuzdur böyle bu ne olur da olmaz bu iş inan ben sizin çok açıklayacak yerlerinizi biliyorum, oraya geldiniz dediniz mi, şaksımızdan utanıyorum. Yok öyle olmaz.
İstiharayı benim görmem lazım öyle diyemiyorum. Vermiş, alnının şerbetini içmiş ne diyeceksin? Böyle olmaz. Ben danışıyorum, ben danışmak istiyorum. Üst ağzına danışıkla yapılan işte bereket var. Üst ağzına danışmadan yapılan işte bereketsiz ve yeyipsüzdür o. Yalnız, bir çıkmış hayırlı olsun desin, onun ağzından hayırlı olsun çıksın bir. Ondan sonra da işimi yapacağım. Bu yevmiyün evitleri, İstikara giden zarar etmez. Efendimiz diyor ki birisi geldi, şöyle bir fabrika kuruyor efendim, şirket olduk, ilkvanlar hep birden, öyle mi? Belki dedi filan, yalnız bana Danısmail olmaz Hasan Efendi'ye git, istihare yapsınlar. İstiharadan sonra istiharayı bana haber veren de ben vereyim şey dedi diyor. Git istihare yapılmış diyor. Bana da duyurmadan orda işi yapmışlar. Milyar lira boca girmiş, milyar.
Geldi diyor ağladı efendim fabrikadan zarar ettik karşısındaki İtalyan'daki fabrika yanmış bize malzeme veremiyor, hiçbir şey veremiyor böyle çöplük aldı milyonlarca ziraat etti deyince, Ali Hasan Efendi'ye dedi mi ki istihara yaptım diye, yap diye gene böyle oldu. Böyle olmaz yapsaydı, dem diyor. O demferemeyen Efendimiz sakalları böyle dünya İstihara olsaydı öyle olmazdı dedim diyor. Çiv Hasan Efendi'ydi diyor, bir çığlıkla geldi. Ulan istihare yaptınız dedi, bunların içi böyle götüne gitmiş niye? Efendim çıkmadı dedik, yapma dedik, bu haram yaptı. Eniye bana yalan söylüyorsun be oğlum. İstihara yapmış, olmaz demiş. Niye yap demedi mi sana demiş. Gelin Nuriye işimize öyle geliyor orada. Kendi işime öyle geldiği şey yapılmaz. Bakalım istihgara nasıl çıkacak. Bu demiş istikrarınızın çıkmadığından oldu.
Bize danışıp da istikrarla muavuk çıksaydı böyle olmayacağı, karşıdaki fabrika yanmayacağı demiş. Orayı da yaktım burayı da yaktın. Lehhk karşım! İstişare eden pişman olmaz. Şimdi istişare eden şöyle verelim mi efendim, böyle verelim mi şu şöyle danışıp yapan pişman olmaz. Yani eskiden derler ya, siz hocalarımız bilir ya bir süslü gelmiş. Haccacıl Zalimun yanına. Karar, karar, karar, karar! Hadi çık! Çık hadi hangi kapıdan çıkayım efendim demiş. Şu kapıdan çık demiş. Şu kapının orada celletleri bekliyor. Celletler demiş ki efendim bekliyorduk biz demiş keseceğim, bunun kusuru öyleydi. Ne diye onu kurtuluş kapısından gönderdiniz? Benimle istişare etti. Rasulullah buyuruyor ki, istişare eden peş iman olmaz buyuruyor. Ben Resulullah'ın sünnetini tutarım diyor. Zalimin kalplerim ama daha bir ikindi sünnetini geçirmedim hayatta diyor. Yani öteki hali de var, bu hali de var.
Yani bura öyle kardeşlerim. İktisadiden fakirliğe düşmez. Yani kardeşlerim elinize para geçer, muallim olursunuz. Birden bile paraya kavuşunca, bir de yine hanım ne alınca, geç çarşıya, gel çarşıya, şunu al, şu cici olur, şu bitçe olur, şu yiyecek, şu diyecek derken hiç para artırmazsanız her aylığınızdan şuraya sandığınızun dibine birkaç bin lira birkaç bin lira, birkaç bin lira, bir senede birkaç bin lira para olur Onu ona evinizi yapınız, batınızı yapınız, Peygamberimiz bize tembih ediyor. Elinizi geçince salıp savurmayın, israf etmeyin. Doyduktan sonra yemeyin. O yüzden kızı, Peygamber sülalesinin kızıydı, balıkların, anne. Aklından da öyleydi, sevikler idi onlar. Yeşil sarık sarılırlar Develi oğlumun babasını bilirim ben, Mahmut bilirim ben, Mahmut Efendi, Hacı Mahmut Efendi, yeşil sarık sarardı. Bu nedir? Emir'de emirler bunlar, Rasulullah'tan akrabalıkları geliyor diyorlardı.
Onlar da öyle sararlar, devemle yeşil sarıp sararlardı. Allah rahmet etsin. Yalnız onlar bizi daima iktisada davet ederlerdi. Nasıl olurdu? Bizim evde Nuh mu olurdu? Sizin evde siz annemiz, babamız olursunuz. O burada İsmail Efendi can verirken Efendimiz, film bazlamasından müzayacak ki bazlamayla elma şapakından getirin de son girdiğim o olsun deyip ta oraya geldi. Allah rahmetine kahretsin şu tombaklı İsmail efendiydi. Ruh için Fatiha. İşte kardeşlerimiz, tarikattaki kardeşlerimizin hiç hobuydu yani. Bunlar olmazsa kardeş değil o. Bak ben hubu bugün birini öğrettim. Bir, başına bir musibet gelirse yetişeceksin. İki, gıyabında kayıracaksın aleyhinde bir sözlüsü. KAS BE! At tasten aldı öyle ağzına. Böyle bütün yetiyorsa böyle diyeceğiz. Bütün yetmiyorsa kalben buz edip kalkıp gideceğiz. Yok bütün yetiyorsa babamın yanında, Kayserili Hoca'nın birisi geldi. Aman çatap toplar sokaklarda.
Bunamış efendim diyor. Kabak döküntülerini toplar cennet kıymeti diye kabülünün çınlanmaması lazım. Kahaba Kuran yazılır diye hiç yeryüzünde kağıt koymaz. Hacı Mustafa Efendi Hocamız, babanın müdercisi bunamış gibi bir vaziyeti var. Böyle kağıtla topluyoruz zannediyor. Kes! Babam birdenbire, kes abdesttan, estiymiş senin gibi yenilen ağzından hocayı, Öyle al dedi. Ben bir babamdan gördüm böyle, böyle dostluğun kaynacaksın. Bir de ahirete gittikten sonra Fatiha'dan neden unutmayacaksın? Bak ne kadar Fatiha vardı şimdi İsmail Efendiye. Kabir Nurullah böyle bir çalkandı, Allah razı olsun efendimden deve, ha böyle bütün dostları unutmuyoruz biz. Ülenlerimiz de yanımızda gibi, kılavuzamız kırk sene olmuş öleli. Şimdi yanımızda gibi durur. İnan böyle her gün ismini anarız, okurum böyle kardeş olduk biz Elhamdülillah. Sizi de öyle kardeşlığa kabul ediyorum ben. Hep böyle olalım.
Tahattu, Tahabbu, Sadık Resulullah hediyeleşin, birbirinizi hedaya getirin götürün. O rekol yetmezmiş böyle çatlıyorsun, yok canım. Bir şekeri sefere, her edaya verin, bir tek şeker. Ondan sonra Peygamberimiz buyuruyor birbirinizi seversiniz o zaman. Babam diyor ki bunu okudu mu, taatdu, tahabdu oğlum muhabbetinden karışırdaymış der. Tatlı bir şey değilim, ey Allah razı olsun deremiş der. Onun için selamlarsınız, sevişirsiniz, hederelersiniz, sevişirsiniz. Hadis-i Şerif bunlar. Yani zannetmeyin ki, edaya çok bir şey oluyor zannetmeyin. Çünkü bak size bir misal çekip bitireyim şeyimi. Harun Müreşit olmalı. Padişah, öğüt. Şeyin birisi dağlarda çadırda oturan bir aşı, aşiret. Dağda suya çok muhtaç olduklarından, başka baş yere bulunduklarından yağmur yağdın mı kaklıkdirler, Şöyle su dolar, basların içine.
O sabahlara biz bu yağarak vardık mı sıkmacımızı yedikten sonra içtik mi buz gibi olur o sırada. Ondan fincan, fincan, fincan bir deste doldurmuş, padişahı hediye götürmüş. Padişaha, hedaya götürmüş. Vadi yere hediyesiz varılmaz. Değirmenden varanın eline bakarlar. Onun için akrabanızı, taallukınızı, bacınızı, sıla-i rahim ettiğiniz yere bir eda, çayınız, şekeriniz, bir şeyiniz olsun. Ona insan keplenir. Yani. Hakilla. Hakilla. On gün yol çekme ile o su ne yapsın? Teaffun etmiş, kopmuş. Kapıyı çalmış, Padişahın nöbetçi, maşallah'ı hediye getirdim mi görüşeceğim. Sormuşlar, gelsin demiş, gelmiş. Hayrola o ne demiş, elimde geçti. Efendim bizim orada kaklıkların içinde çok güzel sular olur da su belki burada bulunmaz diye efendime su getirdim demiş. Yani padişahıma su getirdim bir deste, açmış ki kokuyor su, hazineleri çığırmış bu suyu. Doğal olarak yok bir yere. İçinin dolusu altın doldu.
İçinin dolusu altın doldu. Peygamberimize hedaya geldin mi bir misli daha fazla geldi de ona verirdi. Hedayayı yedi, sadakayı, Fırtırayı, yakap parası, yeniliyor, soğunu vesaireden bir şey yemezdi Peygamberimiz, Eda'yı alırdı. Sultanımız da öyle, bir tanecik hediye alır başka bir şey kabul etmedi. O da, hidayete böyle bir gözünden geçirir. İçinde panga, faiz, kanunca verilmiş bir şey varsa almaz. Bu sene bize yemin et dediler ille bu sene son bir para toplayalım demişler ağızlı pullaya toplayalım demiş Hacıvamın biraz ihtiyacı var vardır. Hani borcu var, Ayşebacı'nın Tayfun, Acun Ilıcalı onlara vereceğim diyordu. Topladıklarını duyunca yemin etmezdim benim. Hacetim kürsünün üstünde. Arafa günü. Arafa günü. Benim için dışarıya çıkılmış bir şey toplandığını kulağım esitti. Hem vallahi, hem billahi, hem tallahi almıyorum ben. Çünkü içinde panga, faiz vesaire karışık oluyor.
Şu karnımı kurtarana kadar ne çektim ben hallaştıracağım ruhumu diye. Ne çekiyorum da nasıl yiyeyim ben? Ama yalanım dolu yere olduğu için Allah da yemin ediyor. GAPEM ediyor. Çok yemin ediyor. Resulullah'da yemin ediyor, nefsim kabza-yı kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki iman etmemekçe cennete giremezsiniz diyor. Nefsim Kabza-yı kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki birbirinizi kardeşim diye sevmedikçe kamil mümin olamazsınız diyor. Bende böyle diyorum, mermi iki kişiyi itiraz etmiş, iki kişi itiraz etmiş. Elhamdülillah. Kardeşlerimiz benim her şeyimi görüyorlar, daha çok görmüşler. Ellere Allah muhtaç etmesin, ne nerede ne bir perde. Biz kardeşe yaşıyoruz elhamdülillah. Birbirimizle sevişiyoruz, birbirimizle görüşüyoruz. Üstadımız da almaz, iki cihan güneşi de almazdı. İnşallah hepimiz bu hak yolunda bak böyle terler dökülür dökülülü sohbet, vaaz böyle.
Bunlar hep Allah rızası çalıyor. Allah rızası çalıyor. Darab'a Zeydun Amran diyenler değil. El Ulema, Birestü'l Enbiya olan hiç maişe niye bağlanmadan kaç defa maiş teklif ettiler bize? Almayın biz. Hadisimiz diyen. Babam gelir maişların içerisinde umumhane parasına karışık. Onun için bereketin neyi yok? Kim şu an zenginleşemiyor, görmüyor musun? İyi, sen mi, sen yatacaksın nasıl paranı? Şu alnın kerdiyenin çoklara ayrıldı. Müşrikler ayırıyor, geliyor, arsa atıyor, arsa satıyor. Kimisi mağazaya girmiş, kimisi her biri bir yere. Yani şarkı atıyorum dedim ki orayı bırakıyorum doğru çiftten boh broşürdüüüt başka çarasın. Allah bize halalarından mızık lütfetsin inşallah. Haram yiyip de bizi Allah şu anda cevabı şeye çekmesin. Bunlardan bunlardan çekecek der. Maaşlardan neden çekecek der. Hakkındır onu kazanmışsın. Hadi ya, bunlardan değil de kötü böyle feyizli.
Efendim gelsin ailem duruyor, anası babası ölmüş. Kardeşını alırsa ben öyle alırım kanun utansın, kanun utansın, yarı vereceğim ben, malımı alacağım diye varmış dünyamiş. Babamın kız kardeşinin kocası kendi hücu olduğu halde Salim Hoca ben kanuna razıyım deyince sabaha kadar ağladı babam. Bacım yanına haber gönderdi. Yanına yakın olmasın Tecdidi iman, tecdidi nikah etmeyince, küfre vardı hoca dedi, küfre vardı. Allah'ın Kuran'ına razı değilim, ben onu çınlıyorum, kanuna razıyım demek oluyor geliyor söz. Kardeşlerim buraları incelemezsek ibadetimiz bir kibritle yanar. Yani yılan, yılan, yılan, yılan, depo eden kamyonlarla sap çeken şu kadar bir çırp yakardı hepsini kül eder koymaz, hiç koymaz. Onun için üstadımız şöyle bakıyor, içinde karışık varsa hedayayı da almıyor. Taha, şu, Taha, bu yok da bizim evde olur mu sizin evde de oluyor mu efendim? Bizim evde de oluyor.
Birisi dolu dolu, dolu dolu çarpma vehmez, kabak höpür höpür bazı köyünden gelmiş. Hemçilerim dedi ki onlarda da o zaman öyle hal var. Bizde de halimizi yitirdik şimdi, vermiyor musun diyorum halimiz kalmıyorını yitirdik. Bir fakire döndük. Ben diyor bu diyor pekmezin içinde katağın görüyorum gibi oluyor. Bende vardım diyor, bende cirahat görüyorum gibi oluyor. Cirahat var gibi. Hiç evimize kabul etmedik, dışarıya sadaka dağıttık. Şahin Nakşibend'miz öyledir diyor. Fakirlere sadaka dağıdım o gün. Ondan sonra Şemsi Abdullah bir fakıracak bal getirmiş. Misal bal ihtiyacı var. Misafirimize koyuyoruz, hürmet oluyor. Getirmişler. Vala vardım baktın mı da nal görüyorsun dedi. Aynı girahat var gibi içinde merkepin sırtından akan girahat var ya onun kadar gitsinler geliyor dedim. Bizlerde de olduk, şimdi yeterdik göremiyorum bu yani. Ondan sonra nasıl oldu efendim?
Geriye bakacağı eline inat ettik. Yerine eşine mi koydular balın diye bakmış bal. Yengen getirdi efendim, bunu boşaldım diye getirdim. Hay hay Abdullah alamayacağım, çok rica ediyorum. Böyle layık yere ver. Sonra anladık ki bana iyi desinler diye babasının ıskatını getirmiş. Efendimiz de o zaman ıskat almayın gayri gelir. Evet alın da vergiye niye verin dedi. Borcumuz, harcımız olur ama şuradan almayın dedi. O almayın dediği zamana tasarruf ettiği için babasının kefareti yiyin, kefareti savununu getirmiş. Oraya varınca çok itiraz etmiş yani. Tabi babamın ihvanı yoldan çıkı yazmış. Kürdoğlu'na biraz yola getirmiş. Üç gün sonra kafası ayıkmış. Çok etyapıda biteceğini diyeyim size. Şems-i yine dillenecek. Bellenirse bellenecek, yolun başı ellenecek, başına kurban olduğum diyor. Vurduğu başlara kurban olduğum çok doğru hareket ettin. Ben onu bildirmeden sana yutturacağım.
Yani bildirmeden o ceketi, fıtrayı neyse kepartinin sonunu, böyle bulaşıklı şeyleri de yemeyelim kardeşim. Allah izin verirse daima halavından yiyelim. Çünkü dört paralık haram, cemaatle kılulmuş kabul olmuş yedi yüz zevki atmazlar değişilecek. Dört para haram. Onun için Üstadımız Allah'ımız böyle, hazretimiz bunu yazmış. Siz iyi olmaya iyi olunuz, bu diğer su okuyan, benim verdiğim reçeteyi kullanan üç gün, yedi gün nihayet kırk günde veliler zümrasına karışır. Amma içinde zerre kadar haram, dirhem kadar haram bulunan dört sene yürürse bir adım ileriye varamaz diyor. Biz bunları Züpdetü'l Hakayık Tercüması Gayetü't-tekaik kitabından okuyoruz. Yani konuştuğumuz böyle kafadan akmalar değil. Hep övürümeler, hep mutalalarımızdan çıkıyor. Hep Efendimiz'in sözleri oluyor. Şu bir İlah şeyi bana neşe verici. Şunu Silayına çevirdim. O Memduh mu nerede? Memduh.
Gel de kardeşlerimize bizim Efyakın birisini bunun gayidesine sokmuşsun, bir La ilahe illallahu Allahu'yu diyememişsin, onları yeniden rica edeceksin. Celal'in gel yanına otur. Celal ilahı kıyamaz. O ancak gönül öğütüyü seçer. Aha şöyle bir grup yaştınız mı? Yine o yolda başlıyor ya onu. Diyecek. Canan'a geldim! Canan'a geldim! Geldin. Geldin. Aşikidin yüzüne