MUSAHABE SERİRİMİZİNİN BİRİNCİ CİLDİİNİN İLMİN FAZİLETİ BABINA KALDIĞAM EDİYORUZ. Bir kimse bir melikin hizmetine talip oldu. Melik de git ilim ve edeb öğren ki hizmetin salih olsun dedi. O kimse de ilim tahsiline başladı ve ilmin zevkini, lezzetini tattı. Sonra Melik haber gönderdi ki, ilmi terk etsin de artık gelsin benim hizmetime ehil oldu dedi. İlim tahsil eden kimse de dedi ki, beni senin hizmetine ehil görmediğin vakitte her ne kadar ben kendimi senin hizmetine ehil görmüş idiysem de, fakat şimdi sen beni kendi hizmetine ehil görüyorsun. Lakin ben nefsimi Allah Hazretlerinin hizmetine devama daha ziyade ehil gördüm. Buna da sebep evvelce cehaletimden dolayı zannediyordum ki, ancak kapı senin kapındır. Fakat şimdi, şimdi bildim ki, gerçek kapı ancak Rabbi hakiki olan, şeriki ve naziri olmayan Rabb'ül erbab, mun'im-i hakiki, Halık Teala Vedekaddes Hazretlerinin kapısıdır.
Böylece ilmi tahsil ile hakiki kapıyı fehmü idrak etmek saadetine nail oldu. Ve yine şöyle buyrulmuştur ki: İlim tahsili senin üzerine zor meşakkatli olması senin dünyaya aşırı muhabbetinden dolayıdır. Zira sana bir sevad-ı ayn, bir de süveyda-yı kalp vermiştir. Yani sana gözünün bebeği, kara bebeğini ve kalbin içinde de bir kara noktacık vermiştir. Şüphe yoktur ki, süveyda demek sevadın küçültülmüş halidir, daha küçük demektir. Kalbin siyah ufak noktası göz bebeğinden daha küçüktür. Bu böyle iken senin göz bebeğin önüne yakından ufak bir şey kor isen, hiçbir şey göremezsin. Öyleyse senin göz bebeğinden daha küçük olan Süveydayi kalbine bütün dünya muhabbetini koymuş olursan öyle kapalı olan kalp gözüyle ne görebilirsin? Zira halüşşan onların gözleri kör olmaz, velakin göğüslerinde olan kalpleri kör olur buyurmakta. Yani sinelerinde olan kalpleri idrakten ve ibret almaktan kör oldu.
Zira kalpte ibret almaya layık idrak olmayınca baş gözüyle görmek de fayda olamaz. Hadis-i şerifte buyrulmuştur: Bu hadis-i şerife iki surette mana verilebilir. Bir manaya göre Ulema, varis-i Enbiya'dır. Diğer manaya göre, Kim ki varis-i enbiya ise ancak alim odur. Mutavvel'de Müsned ve Müsnedün ileyh bahsinde bir kaide vardır. Müsned ile Müsnedün ileyh marife olursa ister Müsned, ister Müsnedün ileyhhi tahsis caiz olur. Bu hadis-i şerifte müpteda ile haber marifet olduğundan iki suretle mana verilmek caizdir. Bu itibarla bu hadis-i şerife ikinci manayı vermek uygun düşüyor. Çünkü Cenabı Hakk'ı bilmeyen, tanımayan, Cenabı Hakk'tan korkmayıp masiyeti işleyen kimseye hakiki alim ıtlakı caiz olamaz. Alim-i billah olan insanları ve vassız, garazsız ve ücretsiz bir menfaat mukabilinde olmayarak sadece Allah rızası yoluna, şeriat-ı mutahharanın emirlerine davet eder. Buyurulmakta. Ey Muhammed!
Siz insanlara çıkarılan ümmetlerin hayırlısısınız zira siz emri bil maruf nehy-i anil münker eder ve Allah'a iman edersiniz. Hiçbir peygamberin ümmeti varis-i enbiya rütbesine nail olamamıştır. Yani her peygamberin ümmetine emri bil maruf ve nehy-i anil münker verilmemiştir. Ancak bu vazife ümmet-i Muhammed'e tevdi olunmuştur. Hayra ümmetinden murat, ulemayı zahir değildir. Çünkü ulemayı rusuma verese-i enbiya denilemez. Çünkü irs tabiri pederden evlada intikal eden şey ederler. Ulema-i Zahir'in ilmi ise irsi değil kesbidir ve kesbi olan yani çalışarak elde edilen vehbi olmayan bir ilme irs yani varislik tabiri sahih olamaz. Binaenaleyh ulemayı zahire de varisi enbiya demek asla doğru olmaz. Allah'ın kulları içinde Cenabı Allah'tan korkanlar ancak Cenabı Allah'ın zatını ve kahru adabını layıkıyla bilen alimlerdir. Yoksa Cenab-ı Allah'ı layıkıyla bilmeyenler Allah'tan korkmazlar.
Halbuki Allahü tealadan layıkıyla korkmak lazımdır. Hadis-i şerifte: Erkek ve kadın her müslim için ulum-u diniyesini talep edip öğrenmek farzdır. Velev ki Çin'de dahi olsa ilmi talep ediniz, buyurulmuştur. Sallallahu teala efendimizin bu hadis-i şerifte tahsilini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zahiri ilme tahsis etmekte doğru değildir. Çünkü marifetullah'a ve havf-u ilahiye mukarin olmayan ve dünyadan zühdünü artırmayan ilim, ind-i ilahide şayanım kabul bir ilim sayılmaz. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: Bir kimse ilmini tezyid eder de o kimsenin elde ettiği ilim, o kimseyi dünya muhabbetinden zühdünü artırmazsa Cenab-ı Hak'tan uzak kalmaktan başka bir şey kazanamaz demektir. AKTALA Hazretleri, Halbuki size ilim verilmedi, ancak az bir şey verildi, buyurmuştur. Sahabeden birisi, Ya Resulallah bu ayet-i celilede siz de muhatap mısınız? Diye sual edince, evet, buyrulmuştur.
Bütün peygamberler ve evliyanın ilmi Hak celle ve ala hazretlerinin ilmine nispetle bir nokta kadar bile değildir. Hadis-i şerif kavli, fiili, takriri olarak üçe ayrılır. Hadis-i Kutsi kavliye dahildir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemden Hz. Ebu Hüreyre r. A beş bin üç yüz yetmiş dört. Hz. Abdullah bin Ömer iki bin altı yüz otuz üç. Hz. Aişe iki bin iki yüz on. Hz. Enes bin Malik iki bin iki yüz seksen altı, Hz. Abdullah bin Abbas radıyallahu anh bin altı yüz altmış, Hz. Cabir bin Abdullah radıyallahu anh bin beş yüz kırk, Hazreti Ebu Said el-Hudri radıyallahu anhuma bin yüz yetmiş hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. İş bu hadislerden bir kısmı Buhari ve Müslim'de, diğeri başka kitaplarda ve başka ashabtan dahi birçok hadisler rivayet olunmuştur. Yekunü muhakkak surette cem edilmemiştir. Mevzu hadislerin sayısı ise hesapsızdır.
Muhaddisin ıstılahına göre hadislerin nev'i adedi otuz veya otuz dörde kadar varmıştır. Bunlar mütevatir, müstefiz, garip, fert, aziz, merfu, mevkuf, maktu', mürsel, munkatı', mudal, müdelles, Muan'an, Sahih, Hasen, Zaif, Şahıs, Mahfuz, Münker, Maruf, Muallev, Mudarip, Müdreç, Maklup, Musahaf, Muharref, Müharref, Müdleç, Müdebec, Mübhem, Münker, Mudarip, Müdreç, Muhahaf, Muharref, Müderref, Müderec, Müderec, Müderref, Müderec, müdebec, mübhem, münker ve müttefak diye isimlendirilmişlerdir. Kütüb-ü Sitte sahipleri de şunlardır: Hadis-i Şerifler Ashab-ı Kiram zamanından kısmen ve tabiin zamanında dahi tamamen cem edilmeye başlanmıştır. Hadis-i kutsi Peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimize rüya veya ilham ile Cebrail aleyhisselamın getirdikleridir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem manasını söylemişlerdir. Hadis-i kutsi müteferrik kitaplarda zikrolulmuştur.
Adeti mazbut değildir. Bir tefsire nazaran meal-i şerifi: Ey Resulüm kerem, sen Rabbin tealanın ismiyle başlar olduğun halde Kuran oku ki, o Rabbin Teala cümle mahlukatı yarattı. Yani bir cümle cihanın zerratını halk eden Rabbin tealanın ismi şerifi ile yardım talep eder olduğun halde sana nazil olan Kuran'ı sen oku. Bundan hareketle Kuran okumaya başlayacak olan kimsenin evvela besmele-i şerife okuması vaciptir. Kuran-ı Azimüşşan'dan en evvel nazil olan ayet-i celile odur. Resulullah nübüvvetle gönderilmeden önce tevhid fikriyle mutekid idi ve İbrahim aleyhisselamın şeriat-ı ahkamıyla ibadet ederdi. Ramazan aylarında bir miktar erzak alıp Hira Dağı'na gider, orada kudret-i ilahiyeyi tefekkürle ibadet ederdi. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz kırk yaşına eriştikten sonra vahy-i ilahiye mazhar oldular.
Fakat vahy ile başlangıç devri altı ay kadar rüya aleminde tecelli ediyordu ki gördüğü her rüya aynen zuhur ediyordu. Bir hadis-i şerifte, rüyayı saliha nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür, buyurulmuştur. Bundan maksat da yirmi üç sene süren müddet-i nübüvvetin kırk altı biri altı ay olduğu tarafından izah edilmiştir. Vahyin başlangıç keyfiyeti Sahih-i Buhari metninde zikredilmiştir. Deniyor ve inşallah bu konuya bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.