Siz insanlara çıkarılan ümmetlerin hayırlısısınız zira siz emri bil maruf nehy-i anil münker eder ve Allah'a iman edersiniz. Hiçbir peygamberin ümmeti varis-i enbiya rütbesine nail olamamıştır. Yani her peygamberin ümmetine emri bil maruf ve nehy-i anil münker verilmemiştir. Ancak bu vazife ümmet-i Muhammed'e tevdi olunmuştur. Hayra ümmetinden murat, ulemayı zahir değildir. Çünkü ulemayı rusuma verese-i enbiya denilemez. Çünkü irs tabiri pederden evlada intikal eden şey ederler. Ulema-i Zahir'in ilmi ise irsi değil kesbidir ve kesbi olan yani çalışarak elde edilen vehbi olmayan bir ilme irs yani varislik tabiri sahih olamaz. Binaenaleyh ulemayı zahire de varisi enbiya demek asla doğru olmaz. Allah'ın kulları içinde Cenabı Allah'tan korkanlar ancak Cenabı Allah'ın zatını ve kahru adabını layıkıyla bilen alimlerdir. Yoksa Cenab-ı Allah'ı layıkıyla bilmeyenler Allah'tan korkmazlar.
Halbuki Allahü tealadan layıkıyla korkmak lazımdır. Hadis-i şerifte: Erkek ve kadın her müslim için ulum-u diniyesini talep edip öğrenmek farzdır. Velev ki Çin'de dahi olsa ilmi talep ediniz, buyurulmuştur. Sallallahu teala efendimizin bu hadis-i şerifte tahsilini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zahiri ilme tahsis etmekte doğru değildir. Çünkü marifetullah'a ve havf-u ilahiye mukarin olmayan ve dünyadan zühdünü artırmayan ilim, ind-i ilahide şayanım kabul bir ilim sayılmaz. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: Bir kimse ilmini tezyid eder de o kimsenin elde ettiği ilim, o kimseyi dünya muhabbetinden zühdünü artırmazsa Cenab-ı Hak'tan uzak kalmaktan başka bir şey kazanamaz demektir. AKTALA Hazretleri, Halbuki size ilim verilmedi, ancak az bir şey verildi, buyurmuştur. Sahabeden birisi, Ya Resulallah bu ayet-i celilede siz de muhatap mısınız? Diye sual edince, evet, buyrulmuştur.
Bütün peygamberler ve evliyanın ilmi Hak celle ve ala hazretlerinin ilmine nispetle bir nokta kadar bile değildir. Hadis-i şerif kavli, fiili, takriri olarak üçe ayrılır. Hadis-i Kutsi kavliye dahildir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemden Hz. Ebu Hüreyre r. A beş bin üç yüz yetmiş dört. Hz. Abdullah bin Ömer iki bin altı yüz otuz üç. Hz. Aişe iki bin iki yüz on. Hz. Enes bin Malik iki bin iki yüz seksen altı, Hz. Abdullah bin Abbas radıyallahu anh bin altı yüz altmış, Hz. Cabir bin Abdullah radıyallahu anh bin beş yüz kırk, Hazreti Ebu Said el-Hudri radıyallahu anhuma bin yüz yetmiş hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. İş bu hadislerden bir kısmı Buhari ve Müslim'de, diğeri başka kitaplarda ve başka ashabtan dahi birçok hadisler rivayet olunmuştur. Yekunü muhakkak surette cem edilmemiştir. Mevzu hadislerin sayısı ise hesapsızdır.
Muhaddisin ıstılahına göre hadislerin nev'i adedi otuz veya otuz dörde kadar varmıştır. Bunlar mütevatir, müstefiz, garip, fert, aziz, merfu, mevkuf, maktu', mürsel, munkatı', mudal, müdelles, Muan'an, Sahih, Hasen, Zaif, Şahıs, Mahfuz, Münker, Maruf, Muallev, Mudarip, Müdreç, Maklup, Musahaf, Muharref, Müharref, Müdleç, Müdebec, Mübhem, Münker, Mudarip, Müdreç, Muhahaf, Muharref, Müderref, Müderec, Müderec, Müderref, Müderec, müdebec, mübhem, münker ve müttefak diye isimlendirilmişlerdir. Kütüb-ü Sitte sahipleri de şunlardır: Hadis-i Şerifler Ashab-ı Kiram zamanından kısmen ve tabiin zamanında dahi tamamen cem edilmeye başlanmıştır. Hadis-i kutsi Peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimize rüya veya ilham ile Cebrail aleyhisselamın getirdikleridir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem manasını söylemişlerdir. Hadis-i kutsi müteferrik kitaplarda zikrolulmuştur.
Adeti mazbut değildir. Bir tefsire nazaran meal-i şerifi: Ey Resulüm kerem, sen Rabbin tealanın ismiyle başlar olduğun halde Kuran oku ki, o Rabbin Teala cümle mahlukatı yarattı. Yani bir cümle cihanın zerratını halk eden Rabbin tealanın ismi şerifi ile yardım talep eder olduğun halde sana nazil olan Kuran'ı sen oku. Bundan hareketle Kuran okumaya başlayacak olan kimsenin evvela besmele-i şerife okuması vaciptir. Kuran-ı Azimüşşan'dan en evvel nazil olan ayet-i celile odur. Resulullah nübüvvetle gönderilmeden önce tevhid fikriyle mutekid idi ve İbrahim aleyhisselamın şeriat-ı ahkamıyla ibadet ederdi. Ramazan aylarında bir miktar erzak alıp Hira Dağı'na gider, orada kudret-i ilahiyeyi tefekkürle ibadet ederdi. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz kırk yaşına eriştikten sonra vahy-i ilahiye mazhar oldular.
Fakat vahy ile başlangıç devri altı ay kadar rüya aleminde tecelli ediyordu ki gördüğü her rüya aynen zuhur ediyordu. Bir hadis-i şerifte, rüyayı saliha nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür, buyurulmuştur. Bundan maksat da yirmi üç sene süren müddet-i nübüvvetin kırk altı biri altı ay olduğu tarafından izah edilmiştir. Vahyin başlangıç keyfiyeti Sahih-i Buhari metninde zikredilmiştir. Deniyor ve inşallah bu konuya bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.