Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızda yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildi ile devam ediyoruz. Bugün ilim ve gerçek alime dair bir sohbeti sizlerle paylaşmaya çalışacağım. HADİS-i Kudsi'de Ben bir gizli hazineydim, bilineyim için mahlukatı yarattım buyurulmuştur. Dolayısıyla alim olan Cenabı Hak ilim sıfatını mahlukuna bildirmek için bu sıfattan bir nebze mahlukunda halk buyurmuştur ki onunla Cenabı Hakk'ın ilim sıfatı bilinsin.
Eğer bir kulda ilim sıfatından bir nebze olmasa Cenabı hakk'ın ilim sıfatına marifet hasıl olmaz. Diğer sıfatı ilahiye de bu minval üzeredir. Mesela anadan doğma gözü görmeyen ve kulağı işitmeyen bir kimse görmek ve işitmenin ne demek olduğunu bilemez. Keza Cenab-ı Hakk'ın mürid sıfatı vardır. Kulunda irade-i cüz'iyeyi halk buyurmuştur, yaratmıştır. Eğer kulda irade-i cüz'iye olmasa Cenab-ı Hakk'ın irade-i külliyesi de bilinmez. Mesela gözü açık olarak aynaya bakan kimsenin in'ikas eden yansıyan hayalinin de gözü açık olması lazım geldiği gibi. İşte Cebriye mezhebinin iddiasının butlanı batıl oluşu bununla zahir olmuştur. Allahutaala Hazretleri mürid sıfatına mukabil insanlara da irade-i cüz'iye vermiştir ki yevm-i kıyamet de onları hesaba çekebilsin. Çünkü tekalif-i şer'iye yani şeri yükümlülükler irade-i cüz'iyenin bulunması üzerine terettüp ediyor.
Nefs-i emaresini hiçbir kayıt altına almamak fikrinde bulunanlar Cenab-ı Hak salahımı murat ederse salih olurum, etmezse olmam tarzında kaçamak yapıp batıl yola sapmak isteyenler kendilerini aldatmış olurlar. Cebriye mensupları derler ki Ya Rab, bir kısmımızı cennete ve bir kısmımızı da cehenneme gönderiyorsun. Bu doğru değildir. Zira tasarruf senin, her şey senin takdirindedir. Takdir olunan değişmez. Bu masiyeti işlemek elimizde değildir derler. Böyle olsa neticede muhasebeye lüzumu olmaması icap eder. Cenab-ı Hak zulümden münezzehtir. Ayet-i celilede es-tei billa Allah kullara hiçbir haksızlık istemez buyurulmuştur. Cenabı Hak Adil-i Mutlak Hazretleri bunlara cevaben işte ey ehli cennet yani irade-i cüziyelerini hayra sarf edenler cennete nail oldular. Siz ise irade-i cüziyenizi şerre sarf ettiniz de cehenneme müstahak oldunuz buyuruyor.
Nitekim ayet-i celilede Bizim uğrumuzda mücahede edenlere gelince, biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Yani bizim hidayetimiz kulların mücahedelerine bağlıdır buyruluyor ve yine gerçekten insan için kendi çalıştığından başka bir şey yoktur ayet-i kerimesi de yalnız maişeti dünyeviyeye münhasır olmayıp maişeti uhreviyeye de aittir. Hadis-i şerifte Ulema nebilerin varisidirler buyurulmuştur. Ulema varis-i nebidir denilmek caiz olduğu gibi kim varis-i Nebi ise ancak alim odur diye mana vermek de caizdir. Bu itibarla bu hadis-i şerife ikinci manayı vermek uygun olur. Çünkü Cenabı Hakk'ı bilmeyen ve tanımayan, Cenabı Hakk'tan korkmayıp masiyet işleyen kimseye hakiki alim denilmesi caiz olamaz. Alim billah olan Allah'ı bilen, halkı garazsız ve ücretsiz hiçbir menfaat mukabili olmayarak Allah'ın rızası için Hakk'a, şeriat-ı mutahhharanın emirlerine davet eder.
Nitekim Al-i İman suresi yüz onuncu ayet-i kerimede mealen şöyle buyruluyor. Siz insanlar için, insanlığın faydası için gaybdan yahut Levh-i Mahfuzdan seçilip çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız buyrulmuştur. Hiçbir peygamberin ümmeti varis-i embiya mertebesine nail olamamıştır. Yani hiçbir peygamberin ümmetine emri bil maruf ve nehyi anil münker vazifesi verilmemiş ancak bu vazife ümmeti Muhammed'e tevdi ve ihsan buyrulmuştur. Bu vazifeyi ifaya memur olan ümmetin hayırlısından murat, ulema-yı zahir değildir. Zira ulemayı rüsum denilen zahir ulemasına peygamber varisi denilemez. Çünkü irs tabiri bir pederden evlada bilakesp intikal eden şeydir, yani çalışmadan intikal eden şeye denir. Ulema-i zahiri yenimi ise irsi değil kesbidir. Medreselerde tahsil edilir, vehbi değildir. Vehbi olmayan ve kesbi bir ilme is tabiri sahih olamaz.
Ulema-i zahirede varis-i enbiyadır demek asla doğru olamaz. Ayette Allah'tan kulları içinde ancak alimler korkar buyurulmuştur. Hadislerde de erkek ve kadın her Müslim için ulum-u diniyesini talep edip öğrenmek farzdır. Velev ki Çin'de dahi olsa ilim talep ediniz buyrulmuştur. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin bu hadis-i şeriflerde tahsilini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zahiri ilme tahsis etmek doğru değildir. Çünkü marifetullah'a ve havf-ı ilahiye mukarin olmayan ve dünyada zühdü artırmayan ilim, end-i ilahide şayan-ı kabul bir ilim sayılmaz. Nitekim hadis-i şerifte buyurulmuştur ki bir kimse ilmini ziyadeleştirir fakat iktisab eylediği ilim onun dünya muhabbetinden zühdünü artırmazsa Cenabı Hak'tan uzak kalmaktan başka bir şey kazandırmaz.
Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Muaz bin Cebel Radıyallahu Anh'ı bir kavmi irşada memur olarak göndermiş ve kavim efradı muhtelif meseleler iradi derlerse ne yapacaksın diye sormuştur. O da Kuran-ı Kerim'e müracaat ederim. Kuran'da bulamazsan ne yaparsın? Ehadisi Nebeviyenize müracaatla cevap veririm demiş Muaz. Onda da bulamazsan diye buyurulduğunda içtihadıma müracaat ederim diye cevap verince Efendimiz Elhamdülillah buyurmuşlardır. Bir mümin şer-i şerifteki noksanlarını daima sormalıdır. Nitekim nasıl bir bağı ve tarlası olan bir kimsenin ziraata müteallik hususları daima ehil ve erbabından sorup öğrenmesi lazım geliyorsa dini meselelerdeki noksanları da öylece öğrenmeye gayret etmelidir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır. İlim hazinedir, anahtarları ise soru sormaktır.
Her asırda neşri din, vazife-i mukaddesesi ulema-yı zahir ve batın, yani ulema-yı meşayih-ı kiram efendilerin uhdei liyakatlerine tevdi ve tahmin buyrulmuştur. Yani her dönemde her asırda dini yayma işi, bu mukaddes görev zahir ve batın alimlerine tevdi edilmiştir, onlara bırakılmıştır. Ulema-i zahir ve batının bu mühim vazifeleri umumun menfaatine hizmet edeceğinden faidesi yalnız kendi nefsine münhasır olan abidden, onların derecesi daha yüksek ve daha hayırlıdır. Elbette ki ibadeti müteaddiye, ibadeti lazım eden hayırlıdır. İşte bu hikmete mebni Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri Hazreti Ali keremallahu vecheh efendimize Ya Ali, senin delaletinle Cenab-ı Allah'ın bir şahsı hidayete ulaştırması dünya ve mafiyanın, yani içindekilerin senin olmasından daha hayırlıdır buyurmuştur.
Hak Celle ve Ala Hazretleri geceleri sabahlara kadar namazlarda Kuran okuyarak mübarek ayakları sızlayan ve şişen habibine biz Kuran'ı sana zahmetçi kesin diye değil, ancak Allah'tan korkacaklara bir öğüt olmak üzere indirdik ayet-i celilesiyle ferman buyurarak ibadetinde itidale davet buyurmuştur. Diğer taraftan Nuri nübüvveti görmek şerefinden mahrum kalan küffar ve münkirler de bu nasıl peygamber, bizim gibi yemek yiyor, çarşılarda yürüyor demişlerdir. Hazreti Musa Aleyhisselam hasta olunca Cenabı Hak'tan deva istemiş. Hak Celle ve Ala Hazretleri şu nebat şifadır diye ilacını beyan buyurmuştur. Musa Aleyhisselam o devayı kullanmış, o ilacı kullanmış fakat iyi olmamış. Yine Cenab-ı Hakk'a müracaat etmiş. Keza aynı deva beyan buyurulmuş, kullanmış yine iyi olmamış. Üçüncü müracaatında filan kimseye gitmesi beyan buyurulmuş.
O tabibe gittiğinde evvelce tarif buyrulan aynı ottan ilaç tavsiye etmiş. O da ilacını tabibin tarifi vechile kullanmış ve şifayab olmuş. Musa Aleyhisselam demiş ki Ya Rab, evvelce de aynısını kullandım, iyi olmadım. Bu tabibin aynı devayı tarifi vechile yaptım, iyi oldum. Bunun hikmeti nedir? Buyurulmuş ki, ey Musa, her kulum hastalandığında bana müracaat edemez. Her ilmin, sanatın tahsili için ehline müracaat lüzumu vardır. Bu hikmete mebni tabibin tarifinden istifade ettin. Nitekim hadis-i şerifte Her sanat için ehil ve erbabının yardımını isteyiniz buyrulmuştur. Sevgili dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi Programlısı bu sohbetle sona erdiriyoruz bugünkü bölümünü. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden İlim ve Gerçek Alime Dair bölümünü aktarmaya çalıştım.
İnşallah bir sonraki programımızda Salih Alimlerle sohbet konulu inşallah bölümü paylaşmaya aktarmaya çalışır. Sultanü'l-Arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.