Veya altı yıllık okulu bitirmekle kalmamış, bölümlerine ayrılmış. Kulak burun boğaz demiş. İç hastalıkları demiş vesaire. O bölümlerde kendisini geliştirmiş. Ne olmuş? O sahanın uzmanı olmuş. Profesörü olmuş. Bunun gibi. Mesela mühendislikte çok ilerlemiş. Zamana göre, yere göre, mekana göre, insanların tabiatına göre, yaşantılarına göre projeler çizebiliyor. Buna göre ayarlıyor. O beldenin durumunu göz önüne alır. Oranın örfünü, adetini, yaşantısını, coğrafi yapısını, iklimini göz önüne alarak, mühendislikte derinleşmiş yapıda ne kullanılır, ısı kaybını vesair. Ne gerekiyorsa bunları en güzel biçimde yapmaya muktedir bir hale gelir. Hendesede mühendislikte ilerlemiş. Diyelim ki matematik, yüksek matematik daha ilerlemiş ve bunun profesörü olmuş. Fizikte profesör olmuş. Sadece okulunu bitirmekle kalmamış, tekrar okulda çalışmalara başlamış. Yüksek lisanstı.
Onda başarılı olunca artık yardımcı doçentlik öğretim görevlisi yardımcı doçentlik, profesör, ilerlemiş gitmiş. Bunun gibi. Diyelim ziraat, ziraatta malumat sahibi ama onunla kalmamış. Ziraat fakültesini bitirmiş. Bitirdikten sonra, ziraat fakültesini bitirdikten sonra, okulunda ayrıyeten staj yapmaya başlamış ve bu stajda yükselmiş ve çok önemli. Mesela çevirecilikte Bundaki ilerlemiş. Diyelim bir şehir planlaması. Bunda uzman. Bir şehir nasıl tespit edilir? Okulu nasıl yapılır? Hastanesi nasıl kurulur? Camisi nerede olur? Şadruvanına kadar her şeyini tespit ediyor. Su kanallarını tespit ediyor. Elektriğini, suyunu, yolunu tespit edin. Şehircilikte uzmanlaşmış. Mesail ilimlerde de öyle. Onların olduğu gibi ilimde de rüsuh sahibi olmuş. Rüsuh sahibi malumatı çok ileride.
Mesela bir fıkhi konularla, İslam hukuku, İslam hukukunda, İslam hukukunda ne yapmış Sadece fıkhi konuları öğrenmekle kalmamış. Usul-ü fıkhı okumuş. Mesela fetva verebilmek için resmil müftü, bunu öğrenmiş. Rehber muhta. Beş tane muteber kitaba bakmadan, hüküm vermemeye gayret ediyor. Bizzat inceliyor. Ulema-i kiramın mezhepte müçtehid olanların görüşlerine bakın. İlmi delilleri ortaya koyarak o hususta insanlara malumat veriyor, bilgiler veriyor, derinleşmek. Fıkıhta olduğu gibi hadiste de derinleşir. Mesela hadisleri binlerce, on binlerce hadis-i şerifi okumakla olmaz. Usulünde okumuş. Hadis usulünde de maluma sahip. Bugün de üstat. Buna ilmi dilde eğer hadiste yüksek bir payeye ulaşmışsa tefsirde fıkıhda kelamda şeyh tabiri kullanılır. Tefsirde de öyle. Çünkü ele aldığı bir ayeti celilede kelime anlamına göre hareket etmiyor.
Kuran-ı anlamına göre, nüzul sebeplerine göre, ayeti celilenin, ayet celilenin iniş sebeplerine baktığı gibi, bedi ve beyan, fesahat ve belagat onunla alakalı ve hadis-i Muhammediyeye bak. Bir konu bütünlüğü içerisinde veriliyor. İşte bunlar ilimde derinleşmeye adım atan insanlardır. İlimde derinleşiyor. İşte ben nasıl olsa okudum, Arapça'yı biliyorum deyip, Essalü ve rasikune fi'l-' Alim ilimde yüksek derecelere ulaşanlar, böyle demiyor. Ne diyor? İlimde derinleşmenin, derinleşmenin sebeplerini ortaya konuyor. Nasıl? Biraz uzun okudum. Huccetü'l İslam İmamı Gazali Rahmetullahil Bari Hazretleri, batıni ilimle. Bu rahlenin üzerinde, bir hocanın önünde, sadece okumakla değil, bu gönül ilmi ile, kalbin murakabesi ile, kalbin murakabesi her an Rabbimizin bizi gözetliliğini bilerek ve ahireti, ölümü, kabri, haşri, neşri bunları da bilerek.
Yolunda da Allah'ın yolunda, Sıdrik-i Azam ve Aliyy-i kerremallahu vech-i Efendimize emanet edilen bu güzel yolda da sadakati ile, kendisinde kendisinde, gönlünde ilahi alemlere bir açılış. Bu sebeplerle gönül alemi açılınca her şeyi açık seçik görüyor. Biz nasıl insanın, gönlünden geçen gönlünden geçen bütün düşüncelere biiznillahi Teala vakıf oluyor. Sadece misal olarak bir tanesini söylüyor. Mesela ölüm denince ölümün esrarına bağlı. Gözünü yumar inanılmaz bir hesabın başladığını, ruhunun dünyada ne halde ise, öldükten sonra da o hale doğru yürüdüğünü görüyor. Bu mücahede ve murakabe ile gönlünde ilahi kapılar açılıyor. Bu kapıların aralanması aralanması ile kalbi yönden gelişmek suretiyle ilmin inceliklerine, artık bu sırrı diyebiliriz, ilmin sırlarına gelişmeye başlıyor. Ve sonra gönlünde hikmet pınarları kaynıyor.
Hiç kitapların yazmadığı hususlar onun mübarek dilinden dökülmeye başlıyor. Çünkü kalpte murafebe ile, ahireti bilip ona tamamen meyledip uhrevi amellere ağırlık vermek suretiyle, yolda olan sadakatiyle, mücahedesi, gayreti, bu sebeple gönlünde, gayip alemine, ilahi aleme, ceberut alemine doğru bir açılış hasıl oluyor, açılıyor. Ve ilmin sırlarına ancak o zaman in. Ve kalbinden de nurlar karşılıyor. O nur ile dilinden hikmetler, hikmet kalbi ile bir haldir. Hayrı şerden hayır edebilecek yüce sahip olmaktır. Anlamı tefsirlerde çok uzundur. Böyle bir açılış zuhur ile, galem İmamun Me'c, İmamı Malik Rahmetullahani Hazretleri ise Velrasikune bil ilim, ilimde yüksek payeye ulaşanları şu şekilde tarif buyurur. İmam Malik hazretleri buyuruyor ki, ilimde yüksek payiyeye erişenler, batıni ilme nail olanlar zahiri ilmi de öğrenmek mecburiyetindedir.
Farzı bilirler, vacibi bilirler, sünneti bilirler, ibadet ve taat erkanına vakıftırlar. Bunları öğrenirler bilirler. Fıkhi konularda cahil değillerdir. Manuma sahip olurlar. Ve bu malumatı ve amelleri sayesinde çok sadık bir şekilde, ve Ve gal İlim sadece çok rivayetler etmek değildir. Kitaplardan, işte ulema kiramdan şu zatın beyanı, Hasan-ı Basri rahmetullahani hazretleri hazretleri şöyle buyuruyor İmam Gazali böyle haber veriyor deyip bunları çokça öğrenmek çokça haber vermek değildir ilim. Asıl ilim, ilimde nurdur. Allah'ımız bunu sevdiği kulların kalplerine, gönüllerine yerleştirir. O kalplerde olur bu ilim. Yoksa, kafalarda olan ilim değil o. 0 gönüllerde olan ilim.
Bu öyle bir ilim ki, ilimde hakikaten zahiri ilimlerde yüksek payeye ulaşanlar, üstadımızın üstadının huzurunda bir müddet bulunduktan sonra etrafına derler ki, tahsil etmiş olduğum Bağdat'taki Eser üniversitesinde öğrenmiş olduğum ilmi, kırk beş Kitabı çok kısa bir zaman içerisinde kulasa itti elime verdidir. İşte bu ilimdir. İlmi zahir okuyan insanları bile mübarek dizinin dibine oturtturup, onlara bu hakikatleri buyurabilme melekesidir. İlim nedir? Bir şeyin hakikatine ulaşmaktır. Nasıl bu hakikatine ulaşmak nedir? Cenab-ı Hak Adem Aleyhisselam'a esmanın hepsini öğretir. Öğrettiği bu eşyanın isimlerinin görevlerini de bilmektir. Mesela, Halık'ımız celle celalühü, işte bu demirdir diye bildiriyor. Fakat bu demirin görevleri nedir? Vazifeleri nedir? Nerelerde kullanılırdır? Bunu da bilmektir. Mesela suyu Halık lemyez'e öğretiyor. Sudan nelere hazır olur? En basitinden.
İşte siz bağınızı, bahçenizi sularsınız. Bundan istifade edersiniz. Hayvanlar sulanır. Bundan elektrik de üretirsiniz. Vesaire. Bir de çok alanları vardır. O sudaki derin manaları da talim edebilmektir. Onları da bilmektir. Mesela rüzgar esiyor. Rüzgar biliyoruz ki zahiren rüzgardan faydalanabilmek, istifade etmek. Mesai, rüzgardan faydalanabilmek, istifade etmek vesaire birçok hizmet alanlarının gönülde belirtmesidir. Bazı arifler dediler ki sah hal amel. Amel sahih olur. Şimdi cuma namazı kılınacak. Eğer Cumanın farzını bilmezse, işte kaç rekat kılınacağını, o kılınacak rekatların farzlar, vacipleri, sünnetleri bilinmezse nasıl yapılacak? Başta bilim ne yapar amelimizi düzgün kılar. Mesela üç rekat değil de dört rekat kılarsın. Akşam namazının da üç rekat kılarsın. Çünkü bu şekilde öğreniyorsun. Billa ilmi, sahhal amel. İlim ile amel sahih olur ve bilame amel yine de.
Siz hikmete erişirsiniz. O ibadet ve taatin konuş sırlarına nail olursunuz. Ve zühde de erişirsiniz. Dünyanın geçici zevklerine aldanmazsınız. Ve bu zühühtle de siz ahirete yönelirsiniz. Çünkü Dünyanın muhabbetinden kurtulduğunuz zaman ahirete meyliniz çoğalır. Ve bir rağbet-i fie tenelülizallahu ta'id. Siz ahirete de yöneldiğiniz zaman Allah'ın rızasını bulursunuz. Size bilimde rüsuh sahibi olmak, yüksek ayeye erişmek, bunları temin eder esrara vah olursunuz. Bir kere ilim sizi azamet-i ilahiyeden titremeye doğru götürür. Yani malumatımız oldukça sizin meyveleriniz su alır. Kalbinizde Allah'u zülcelal'in azametinden titreme meyvesi hasılun. Gözünüzde ibret meyvesi, kulağınızda hikmetli sözleri dinleme meyvesi zuhur ettiği gibi. Zaten ilim ehilleri için de Ayet-i Celilede Cenab-ı Hak'tan en çok korkanlar ilim sahibi olanlardır buyuruyor.
Sühile Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Buyurun bir kelime-i şehadet. Kelimesi ile cümlemize hüsnü hatime nevteüfik geliyor.