İlim Ve Amel Birliği Ve Manevi Terbiye | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İlim Ve Amel Birliği Ve Manevi Terbiye
İlim Ve Amel Birliği Ve Manevi Terbiye kaydında Rüzgar, bulutları götürür. İnsan yaptığı binalarla rüzgara karşı siperlenir. Uykuda insana galip eder. Ölüm ise hepsine birden galip eder. Edin. Bunu duyardım sohbetlerde meğer büyüklerimizin eserinde büyüklerimiz deyince anlamamız lazım. Üstazlarımız, Sadadı-ı Kiram. Onların eserlerinde mevcutmuş. Olmayan bir şey yok ki. Bazı mükema,…
Rüzgar, bulutları götürür. İnsan yaptığı binalarla rüzgara karşı siperlenir. Uykuda insana galip eder. Ölüm ise hepsine birden galip eder. Edin. Bunu duyardım sohbetlerde meğer büyüklerimizin eserinde büyüklerimiz deyince anlamamız lazım. Üstazlarımız, Sadadı-ı Kiram. Onların eserlerinde mevcutmuş. Olmayan bir şey yok ki. Bazı mükema, hükema dediği hikmet ehli, göğün nur gibi olanlar, hakkı görenler, demişlerdir ki oğul, yok oğul babanın yaptığını yapmazsa babasının yolunu tutmazsa onunla alakası kesilir. Ümmet de peygamberlerinin yaptığını yapmazlarsa peygamberlerinden alakaları kesilir. Şu halde ilim ve amel, irtibatı bulunmayan bir nesep bağında sadece babalarıyla, dedeleriyle iktidarda bir mana yoktur. Biz de zorlanıyoruz bunlar.
İlim ve amel irtibatı bulunmayan bir nesep bağında, ha demek istiyor ki bunu buraya, anasıyla, babasıyla şöyle kimselerde ne diyerek dövülmenin diyorum hiçbir faydası yok. Mühim olan güzel bir beyanda bulundular. İlim ve amel irtibatı bulunmayan ne diyor? Benim diyor, geçmişlerimde şöyle, ilim ehli kimseler var, hocalar var. Bunu demekle olmaz demek istedi. İlim, onlar nasıl alimse evladın da ilimden nasibi olacak ve amel, öğrendiğiyle amel edecek. Yoksa diyor, sadece babalarıyla, dedeleriyle itikarta bir mana yoktur. Biz bunu ne yaparız? Düşünürüz, düşünmeyince olmaz. Sırf Ali'ydi, Veli'ydi deyip gitmek olmaz. Bizim asıl babamız tabii saygıyla birlikte şeriatimizin ölçüsü içerisinde Adem Aleyhisselam gibi bir babamız var. Sonra efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Manevi babalarımız onların diyor ilim ve öğrendiklerimizle amel etmeyecek olursa manası yok. Hani yanında ne dedi?
Başını mı atar? Bizim Meryem anamız gerçekten böyle kendisini belletmemiş ama şimdi biz anlıyoruz. Müstesna bir anlayışmış. Şunu çok derdi, başı şöyle bükmeyi hiç hoş bölmezdi ve şu şekilde, buraya Hadi Hüseyin Assal Hocamız gelmiş. Hem Essadi Elbili, hem de Sami Bennun halifesi. İhvanlar oturmuş, böyle duruyorlar. E, öyle öyle. Hiçbir şey bir şey bilmez. Efendimizle de çok rahat konuşurmuş. Hasan Efendim iş, bunlar niye böyle yapıyor? Şimdi demiş güzel, konuşanla münasebetleri oluyor. Söyle, anamızın kemal ehli olduğuna inanıyorum. Müstesnaymış. Şimdi düşünüyorum gerçekten çok kaza ve belanın ünlenmesine vesile çalamaz. Onun için ruhuna niye niye okuyamadın? Gerçekten annemiz derlerdi. Bir tanesi bir söz söylerdi üç ayda bir biz Bayezid İbistami hazretlerine annemize gidiyoruz derdi duyardık. Demek kendini belli etmemiş. Ama çok disiplinliydi.
Burada bir hanım ve öğretmen vardı, aydın tabii. En az altmış sene oldu belki altmışa varmaz. Belki de yaklaşır. Demiş ki o mahallede bir anne varsa oyıtır. Ciddi, çok ciddi. Bize çok yol gösterdi aslında, çok! Aman oğlum, arkanda bu kadar insan dikkat et, ne kadar güzel söylemiş! Hani mesul duruma düşünme diyor. Bu kadar insan diyor, bak dinliyor. Dikkat et, haline riayet et diyor. Burada tabii onları göremiyordu, yemek ne hazırlantığını. Şahit olmak istiyordu demek ki. Gelenlere, işte bayağı da gelen oluyordu, aman yemek verilsin, aman yemek verilsin, biz yanlış yapmışız, keşke yeniden yemek etsekmiş. Veriliyor, camide diyoruz, yoktu. Çok haklıymış. Şimdi de peygamberlerden mi bir tanesi olacak? Büyüklerden bizzat okudum da unutuyorum bazen. Bu çok varlıklıymış. O varlığın mesuliyetini görmüş. Allah'ımız bir varlık vermişse onun bedeninin ödenmesi gerekiyor.
İlim Ve Amel Birliği Ve Manevi Terbiye ne anlatıyor?
İlim Ve Amel Birliği Ve Manevi Terbiye kaydında Rüzgar, bulutları götürür. İnsan yaptığı binalarla rüzgara karşı siperlenir. Uykuda insana galip eder. Ölüm ise hepsine birden galip eder. Edin. Bunu duyardım sohbetlerde meğer büyüklerimizin eserinde büyüklerimiz deyince anlamamız lazım. Üstazlarımız, Sadadı-ı Kiram. Onların eserlerinde mevcutmuş. Olmayan bir şey yok ki. Bazı mükema,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demiş Allah'ım, ben nasıl kurtulurum? İkram et buyurmuş. Faki'de, yoksullara ikram et diyor. Gerçekten önemli. Çok şükür, şimdi eskisi gibi değil ama yine de gözetmemiz lazım. Biz diyoruz ki fakiri, yoksulu gözetin derken akıl fakirliği de var. Tefekkür fakirliği de var. Anlayış, kabiliyet fakirliği de var. Büyüklerimizden gördüğümüzü yaşamama fakirliği de var. Kimse alınmasın. Tespih çekmeye baktım, efendimiz anlatırdı. Sübhanallah derken, böyle dik de tutulmaz. Şu şekil bak, en yanındaki bilen insan yapıyor. Hem de sohbet ettik. Onunla dinimizi çok iyi öğreneceğiz. Ben efendimizi anlatmakla bitiremem. Hususen hocaları toplar, onlara nimet verir, yemeklerini de verir. O zaman bilinmezdi, o bastır mı ne Yahya diye. Vardı da var, bilinmezdi. Yemek usulün neyini hep horre düşünmemek. Şahidim, Konya'da onların kendine nasıl bir yoğurtlu çorbası var, kimse bilmezdi.
Yani efendimiz her yönüyle bir efendiymiş be. Bunun dedi tarifini bana verin. Bir, buradan yayıldı insanlar, Yemeği de fenden öğretti. Bu biraz mahalli ifadeler olacak da, şu kabak kızartmasını dahi, yani müstesna bir mürci imkan. Bakın ne diyor, bir yeri yaralamak, orayı kötülemek, kahbi yiyen bize düşmez, caiz dedi. Buyuruyor ki, hadisi şeriflerde de var, ev ve onun etrafının temiz tutulması hususunda bereket usulü. Efendimiz demiş, bak eski olduğunu şuradan anlayacaksınız, Hazın damını gezeceğim buyurmuş. Hazın damını bugünün mutfağı işte. Ne kadar o seneyi bilirler, kurallı olanlar bilir. Sene, senelerle zibiller, bütün toplanmış derelere dökülmüş. Öyle bir mürşilik ahı, sırf yüz on bin istihbari çekmekle din gibi. Ondan hayran kalıyoruz biz efendimiz. Şurada koca müezzin dillerde öldü adam. Bu kasabanın adamlarına dedi ki toplanmışlardı.
Ben dedi, size Hacı Hasan Efendi'yi anlatayım arkadaşlar dedi. Ben dedi, intisatlı değilim dedi. Aman dedi, dinlerdim dedi. Bu memlekette zekat verilmez dedi. Zekatı Hacer seni efendi öğretti dedi. Benim onu zekat hakkında konuştuğunu anladığım şu, dinler etti abi, çocuktum ama dinlerdi. Diyelim ki bizim mutfak eşyamız var. Bir de mutfak seti var. Onu dolabın altına veya dolabın üstüne koymuşuz. Buna zekat düşer. Eskiden halı dokunurlar, bir kısım kimse de o halılar duvara asarlar. Bu firavun aletidir. Aleti dedi, alet demiş. Efendimizin çektiğini bilendir. Ne mürşidi kamıymış, Allah'ımıza öyle bağlanmış ki. Onlar hiç geldi ona. Eğer evinizin döşemesi var da halıyı sarmışsanız, o zaman pek sarılmak ederler. Duvarlara, nelere böyle kilerle çakarlar, ona zekat düşer. Tek tek tek İslam'ın dinimizin. Emirlere onu anlattı. Bak efendimizi bir kısım insanlar okumamış bir gün.
Bunu size söylüyorum. Ne bilir ki mübarek sultana neler dindi? Ne bilir ki dinen sultanınız? Demişler ki Hasan efendi menkıbelere çok ağırlık veriyor. Anca menkıbeler kaldı kafamızda. Avrupa bile eğitimi menkıbeye dayandırıyor. Tarih, gönlü nur olanlar bilir, şefaatine mazhar olanlar bilecek tarih. Bunu duymuş. Fıkhi meselelere gelmiş. Huşlu anlatırken böyle kadınlar bölümünde, bir kısım kadın çıkmış, demiş bizim guslümüz usul değildi. Bu küpe de kalırlar bilirsiniz, şupulağa da kalırlar derdinden, değişik şehirler içinde. Oraya buyuruyor, pamuk iplik. Pamuk suyu sorar. Vücutta iğne ucu kadar kalmayacak. İnan anlattıklarını şimdi anlatamam. Öyle İslam'ı anlattı ki onu haya ederim bilmeyen. O ona mahsus konuşur. O Rabbimizle devamlı münasebet içinde. O konuştuğunda ne de onun öyle bir bağlantısı var ki tarifi yok. Efendimizle münasebeti var sakın Allahü Teala'nın.
Şu göbek kısmını, bunu diyeyim sadece, göbeği dışında olan da var, içinde olan da var. Onu da anlatıyor ben. Eğer içinde ise o içini parmağı ile şöyle bir dolandırsın. Bak unutabiliriz, anlatırken gönlümüz. Kulağın tavanı var. Kulağın tavanı şu üst kısmı diyor kıvrım yeri, orayı da yoklayın. Şimdiki gibi şampuanlar bilmem filan yok. Şu başı yıkamayı anlattığını hatırlıyorum, sabunla böyle, şu ellerinizle taşıyacaksınız buyurdu. Sapta çalışıyor saman, ondan sonra bağda, bahçede, tırnaklar uzun uzun, ondan sonra içine bütün çamur gibi dolmuş simsiyah bunları anlatıyor. Tek bir anlattım bunları bunu. Hele bir anlattığı bu küçük abdest yollarındaki hal var, şimdi hemen hemen çoğu vakit bu gibi durumda hatırlar. Kardeşlerimiz küçük su yolundan hemen kalkmayalım. Uyuşmuş vaziyette iyice bir artık onun gök adında denir, altmış adım.
Bunu sıvayarak, sıvayarak son damlasına kadar çıkartmak, bunu diyordu yapamazsınız. Çünkü o aletin en uç kısmında dörtte biri eğer necaset olursa, bu idrardan bulaşırsa, namaz kabul olmaz. Nasıl anlatmış? Ondan sonra onu yapamayacağımız için biraz bekleriz. Sonunu alırız. Öksürüğümüz olmasa bile öksüre öksüre öksüre, işte yaşı ona müsait olan yok. Hep öldü hep. Hep öldü. Dinleyenleri bir görseniz, dinimizi, imanımızı, kitabımızı, ondan öğrendik dediler. Bir de eyvah çekerlerdi. Nasıl dinlendi? Ben hayran kalırdım bu dinlemelere. Öyle bir aşkla, muhabbetle dinlerlerdi ki, böyle çok evvel çıkardı kürsüye. Evvel çıkar, tek tek tek tek anlatır. Biz gusül anlatırken üç tane farz ederiz. Üç, işte niyet ediyoruz. Bütün vücudumuzu bir kuru yer kalmayıncaya kadar yakıyoruz.
Maz maza ve istinşah almış olduğumuz o ağzıma suyu, ağzımıza suyu boğazımıza kaçırmadan böyle gargara halinde burnun böyle kemiğe sızlayıncaya kadar onları böyle bir haber veriyor ki orda belki burun kili bunu söylüyor. Yapışabilir diyor. Ondan sonra dişleri, o zaman diş çöpü ne, yoktu öyle. Bir mide tek, dikeni var, idenin dikeni. Onunla dişlerinizin huyunu temizleyin. Böyle bir anlat. Bak biz bile tatlı gidemiyoruz, didiklerine. Elleri hilallemeyi vesaire. Şimdi bazı şeyleri unutmuşum, çıkaramıyorum. On bir tane dediğini hatırlıyorum. Yani gusülde on bir esas vardır diye. Şöyle düzlerimizin değil, şu kaşları kaşıyarak yapma. Daha çok hususlar var ama bir an daha hatıra gelmiyor. Akıl sahibine gerektir ki helakten evvel cehaleti, marifetullah ile helaka gitmeden diyor, illa bir zelzele, illa bir sıkıntı değil zaten memleket belli. Durumlar bez. Ne olacağımız hazır olacağız.
Dün bir söz söylüyorum hemen, yarın zelzel olacakmış, bilmem öyle dinmez ki. Dikkat ederiz, Allah'ımız Kitabı Kerim'inden azaptan, ikabdan haber veriyorum. Ne için? Ümmet-i Muhammed sıkıntıya düşmesin diye. Helakten evvel kabre gireceğiz. Ondan büyük bir musibet olur mu yani? Her şeyin bittiği zaman. Cehalet-i marifetullah ile. Burada üstadımızın üstazı demek istiyor ki insanın okumaması değil. Evet okuyacağız. Fakat asıl cehalet Allah'ımızı tanımamak demek istedi. Marifetullah. Bu da Evrad Bey Ezkarımıza dikkatli. Ben diğer bütün insanlara saygım var, dinimize hizmet edin. Fakat diyorum ki, ya sen asıl mürşid-i kamillerimizin bu eserlerine, o tavsiyelerine bir sıkı sarılalım mı? Yoksa onları takip etmeyin demiyorum. Fakat efendimizin yirmi beşin üzerinde Menemen Sami Benimsel eserleri var, üstadımız yazmış ki yazmış. Onlara dikkat edelim diyoruz, dikkat edelim. Ne inciler saçmış.
Biz, bak, okulların en yükseğinden Rabbımızın izniyle çıktı. Talimimize talim demiyoruz zaten. Okumalarımıza ne evimize. Ama bunun yanında okuduğumu biliyorum Allah'ın izniyle. Yunus ve Hud suresinin tefsirinde. Böyle bir kısa askerlik devresi oldu. Elimde bu kitap vardı, okuyordum. Fakat okumamış mı? Şimdi okuduklarımızı, sizin elinizde de var telefonlarınız, güzel. O telefonla resmini alıyorum. Ondan sonra hemen kayda geçiyorum. Çünkü okuduğun zaman o anda okuyup geçiyor. Sonra bütün işleri tahrip ettiğimiz yok. Yani iş birbirini kovalamıyor. Bir de insanın sakin zamanı oluyor. Yattığın zamanda bile, yatmadan evvel. Ne demiş, ne çekmişim? İşte algılıyor. Helakten evvel cehaleti marifetullah ile Allah'ınızı tanımak. Bu bir gün işimi? Biliriz, isimlerini biliriz, sıfatlarını, fiillerini, biliriz. Bunu bizzat yaşayabilmek, o evrad ve ezkarımızdaki rabıtalar olur mu? Murakabelerle olur.
Yakaza, neymiş? Gafleti de yakaza ile bertaraf için. Yakaza dedi uyanıklı. Efendimiz onu söylüyor. Azap geldiği gün böyle bir derdin ilacı bulunmaz. Ey Vah demenin'nin de faydası yoktur, bitmiştir. İşte gördük. Çünkü bu müzmin bir hastalıktır, Allah'a sığınırız. Nar-i Celal ile o gün yüzden nasıl renkten renge gir, Allah korusun. Allah'ın diyor, narin Celal demiş. Sami Efendi Hazretleri gerçekten müstehcen hakim müstesna. Allah'ımızın bir cemaat sıfatı var, bir de Celal. Celal azabı, ihabını da ifade eder. Na'ı Celal ile beyan etti. Henece'li huzurunda oturduğumuzda kendi isimleriyle eserleri verilemiyordu. Öyle zaman geçirildi ki. Mahmut Sami diye ismi verilmiyor. Mahmut Hakkı diye verildi. İsminden bile çok sıkıntılar çekildi, isminden bile. İsmine bile tahammül edilemedi. Sonra dedik Hasan Efendi, artık eserler ismimizle çıkıyor dedi. Dedi.
Efendimizde, efendim bir eserinden üç dört adet alıyorum, torunlarıma bile kalsın. Oradaki sözü şeydi, sıt dedi. Böyle torun manasına Arapçada onlara bile kalsın diye dedi. Okuyorum, gerçekten bir başka kimsenin ne yazılısına benziyor, ne çizgisine benziyor. Kimsede bulunmaz bu ifadeler. Narin Celal ile o gün yüzler nasıl renkten renge girer? Marifetullahı tahsil edenler ise nuru cemal ile huzur içindedirler. Ah Nur-u cemal ile haber verdi. Bu nar-ı Celal ile yüzlerin renkten renge gireceğini, Bu renkten renge girecek dili Enbiya Suresi'nde son sahifeden önceki sahifelerde geçer. Daha başka surelerde geçer. Böyle kaynar su içilmesi sebebiyle onun sıcaklığından böyle bursu veriyor, dişler dışarı çıkıyor, gözler masmavi oluyor. Efendimiz burada ifadelerinde hep o ayeti celdelelere dokunarak geliyor. Radyolojik çıkışı ayet olsun.
Marifetullah'ı tahsil edenler ise nuru cemal ile huzur içindedirler. Biz bir araya geldiğimizde de bazı kimselerle aramızda konuşuyoruz, diyoruz. Efendimize yeniden aşık olduk biz diyor. Yeniden efendimize aşık olduk. Çok okuruz nefsin mertebelerini, efendimizin nefsi mertebeye anlatması kadar güzel bir ifade görmedim. Nerede okudum ben? İbrahim Hakkı Erzuruni hazretlerinin marifetullah çok uzun anlatır. Mustalahat diye eserden, bunun yanında kesin zalimli gibi vesair, fark efendimizdekini çok flulahsa gibi. Mülhimeye onu niye öyle zayıf almışız, onu çıkmamış. Sırf mülhemeyli açıldı. Emmare nefis ne derse onu tutuyor. Levvame kınıyor kendisini, kötülüğü işlemmekle birlikte. Mülhemeye geldiği zaman hakkın emirlerine mümkün mertebe uyan, diyoruz ya, çok şükür elhamdülillah, namazda eksiğim yok, oruçta eksiğim yok diyorsunuz.
Men ettiklerinden mümkün mertebe sakınan ve bu hallerinden dolayı bazı ilahi ilhamlara nail olan letes'tir. Part yine de, yine de kötülüğün içinde arzu ve isteği bitmemiş. O mutmainne şeyinde mükerrem insanları yapmışız. Tamamen bitiyor mutmainne sıfatında? Nur. Oku diye namazda okun dese nurun ala nur. Artık nefis diye bir sıkıntılar yok onların. Onu konuşmuyorlardır zaten. Ama ruhun yüceliği hakkında, çünkü bizim rahip alemliği ile olan münasebetimiz ruh ile olacak. Nefisle olmaz mı, bunu. Unutmayın ne olursa olur. Yoksa olmaz. Allah korusun, burada girer. Şiddetli. Miras gecesinde de efendim bir taş görüyor. Cebrail Aleyhisselam'la soruyor. Cevap vermemiş Cebrail Aleyhisselam. O taşı yine görünce, tekrar sorunca bu taşın mahiyeti nedir ya gibi dediğinde, bu taş Lut kavmine atılan taşlardan ayrılan ve arta kalan bir taştır. Ümmetinin zalimlerine hazır beklemektedir.
Yalvaralım da İsrail'in başına düşsün bu taş. Allah Allah. Ya. Onu düşün, gelirken düşünüyoruz yaptığımız, ne yapalım, yalvaracağız Cenabı hak mı? Diyorum, Gazze dediğiniz öyle büyük ne bir yer değil. İç içe evlerin neleri, zalimin bu nükleer silahların neleri de var bir aman dile getirmeyeyim de kendisini çok böyle hazır bir vaziyete getirmiş, biliyor o. 0 varkad diye bir ağaç var. Onu arkasında bile olsanız. Ey Müslümanlar, benim arkamda bir Yahudi var gelin, onu da helak edin. Bunu biliyorlar ve inanmıyor. İnanmıyor değil, inanmıyor. Onun için o ağacın çok dikiyorlar. Dikiyorlar. Büyük bir korkunun içerisinde. Büyük bir telaşın içerisinde. Ondan dolayı çok yığınak yapıyor. Kullanmış olduğu silahlar neler şimdiki gibi değil. Ha, şimdiki gibi değil mi şimdi? Eski zamanki gibi değil. Milyonlarca insanın yapacağını ilk silahla yapıyoruz zaten. O SİHA'ların neler bakıyoruz yani bakıyoruz.
Onlar da neler ne? Allah'ımıza yalvar ediyor. Çaremiz yok. En son zaten buydu. En son Yahudi ile yapılacak muharebe. Bunu, onlar erkeği yollar zaten. Deriz ya bıçak kemiğe dayandı. O halde oldu mu bıçak kemiğe dayandı demek. İşte ileride yaparız, ileride ilerler demeni hiçbir fayda sıralamaz. Ondan her zaman hazır olacağız. İşlerimizi göreceğiz. Normal çalışacağız ama uyanık olacağız. Salike gereken evliya ve enbiya hazaratının adabıyla müteeddid olmak, hedeflenmektir. Bu tarikatta ilk adımını emrolunduğu vechile şartınca atmaktır. Allah'ımız ne emrettiyse o emre uygun olarak yürümektir. Emanet ve istikamette olmayan o haklar surette riayet etmektir. Allah'ımızın üzerimize yüklemiş olduğu görevler, vazifeler, bunları istikamet, dosdoğru olmak, her hak sahibine, hakkını adliyle dosdoğru vermeye veren doğru ölçüleri kendisine kıstas edinmeye dikkat etmelidir.
Bunlara riayet ederse Cenabı Hak onu kulluğuna kabul edilir. Dünyada ve ahirette acziyle ve sadakatte kılar. Derler ya bunu Hasan-ı Basri Hazretleri'ne bile dediler. Derler ki ya Hasan, bazı kimseler var, bizi dediler, direkt, suratı geçirip cennete götürüyor. Bir kısım kimseler de var. Bizim canımızı alacak gibi konuşur, onlar için değil. Asıl şefkatli olan onlardır dedi. Asıl merhamet sahibi, Resulullah'ın vekili onlardır. Aman dikkat edin, dedi. Git yılmayın, dedi. Dinleyin, o ahireti virdüğü için onlar kabir alemini, o sırat mahşeri Allah'ımız gösterdiği için çok dikkatle. Yoksa koskoca bir Mürşid-i Kamil ayaklarımıza, turabım ne demek bizim ayaklarımız? Eğirdim ben bunu gergemi. Ne bizim ayağımız ki? Ama ne kadar seviyor Allah'ın kullarını, Allah'a muhabbetinden, ayaklarınıza turap oluyor. Biz mi gitsek yani? Böyle diyordu siz görmediniz, Acasını efendimizin çınladı. Gördüğü için.
Hatırıma o geliyor. Onu yazan Sami efendimiz onun gerçek. İkinci saat. Fakat gadr u zulüm derse, hıyanet ve tekebbür gösterirse, bunlar da ısrar ederse Cenabı Hak onu reddeder. Dünyada meznun ahirette mahrum eyle. Cenabı Hakk'ın affını ve fazlını tedarik gitmeyen kimse şaki olarak yaşar. Şaki olarak ölür ve şaki olarak haşrolunmuyor. En çok tavsiyede bulunduğunu vakit, dur bakayım, Büşra oldu olmuş. Olmuş diyeyim, sadece siz bilirsiniz bunu işareti. Hace Abdulhalıku Vojdevani hazretlerinin evladı manevileri ikinci halifesi hace evliya-i kebir için vasiyetidir. Bir cümlesini demem lazım. Vasiyet eylerim size. Ey oğlum, cemi halde ilim, edep ve takva üzere olmasın. Daha uzun. Ymemiz, içmemiz, hallerimiz, yaşantımızı. Bu adap Risalesi'nde var baktığımızda görürüz. Abdülhal-i Hubey Divan Hazretleri ilim, edep ve takva üzere olması. Olur.
İslam'ın hakimiyeti için, Kuran'ımızın hakim olması için, buraya gelen cemaatimizin, geçmişlerinin ruhlarının şad olması için, hayatımızın gerçek Allah'ımızın istediği şekilde hayat olması için, sıkıntılı olan kardeşlerimiz varsa burada, sıkıntılarının geçmesi için dertlerine deva, borçlulara eda, Her türlü sıkıntımızın kalkması için El Fatiha.