Bismillahirrahmanirrahim, nefis için en şiddetli azap onu arzularından, şehvetlerinden kesmektir, alıştığı şeylerden mahrum etmektir. Çünkü O ahirete hakikat olarak iman etmez. Taklidi, tahkiki olması her zerre de imanın zuhuru manasına da gelir bir bakıma. Cenabı Hakk'ı talep yoluna da girmez. Ne zamanki o azabı tadar, ancak o zaman yola girer. Çünkü bu onun ölümü demektir. İnsanlar ancak öldükten sonra uyanırlar hadisinin manası da budur. Cenabı Hak cümlemizi gaflet uykularından uyandırsın. Amin. Burada büyüklerimizin de ifadelerinde şunu görüyoruz. Besmele hamdele başladım söze, Mevla fütuhat lütfetsin bize. Fütuhat, gönülden açılan yollar demek bu. O yolların sonu yok, bitmez. İlim deriz bitmez, ilmin sonu yok. Ruhun sonu yok. Aklın sonu yok. Bunun için Ebül Abbasül Mürsi Hazretleri insanın mükerremiyetinde iki hususu ele alır. Birisi buyuruyor, insanın aklıdır. İkincisi de ruhudur.
Akıl ve ruhuyla yücelerin yücesine doğru gider. İnsanı esfel-i safilliğin, aşağıların aşağısına çeken de nefsidir ve onun arzularıdır. Devam etmiş. Gayet sever idim zikir çekmeyi, o güzel meclisle boyun bükmeyi, o eğitimle alakalı. Zaten anne ve baba belli veli. Kendisi de o var, o ortamda büyüyor. Bu Adana'da Hasan Efendi kıymetli bir kimse. Hatta o devir de Hasan neyin tabirini kullanmışlar. İki Hasan demek, birisi üstadımız, birisi de o. Çünkü icazetleri bizzat sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden. Ona sormuşlar Üstadımız da demiş beni konuşturmayın ve kısa kelamda da bulunuyorlar, uzun konuşmuyorlar. Demiş, anası veli, babası veli, kendi de veli. Ne diyeyim başka demiş. Bunun gibi. Öyle bir ortamda yetişince görüyorsunuz beş altı yaşında vardım hocaya, Elif'i bitirdim geçtim heceye, okudum Kur'an'ı yedi yaşında, var idi bir sevda dahi başımda.
Asıl bu münevver yolda aranan da budur. Yoksa ibadet ve taat yapılır. İbadet ve taatin aslı değildir. Bize asıl gereken ibadetteki keyfiyettir. Burada ibadetteki keyfiyeti haber veriyor. Biz istersek ciltler dolusu kitap okuyalım. Beytindeki bir mısra bunu ifade ediyor. Var idi bir sevda dahi başında ibadet ve taati yaparken zevkle yapabilmek. Bu zevkle yapmanın mükafatı bizzat Rabbi Zülcelal'imizden. Bunu Abdülkadir Geylani, haddesallahu Sırri Hazretleri de üzerinde duruyor. Yaptığınız vazifeleri adet kabilinden yapmayın. Mesela kişi diyor, benim annem de diyor evradlı, ezkarlı, babam da öyle, etrafımızda öyle. Bizim çok uzakta bir köyümüz var. Şimdi köy tabiri kullanılmıyor ama doğuda en uzak bir yerde. Köyleri hep evradlı ve ezkarlı. Bu değil. Bu güzel. Burada mühim evrad ve ezkar aldığımız kimse vasıtasıyla Cenabı Hakk'ı bulabilmek. İbadetteki keyfiyet budur.
İbadetteki keyfiyet gözümüz bakıyor. Hepimiz görüyoruz Elhamdülillah ve ne büyük bir nimet. İş sadece etrafı seyretmek değil, baktığımız eşyada Allah'ımızın nurunu görebilmek. Mesela bişr-i hafi yalınayak dolaşıyor. Sebebini sorduklarında diyor ki ben gezip dolaşırken Allah'ımızın nurunu görüyorum. O nuru müşahede edince ayakkabı ile gezmek bana edep dışı görünüyor, diyor. İşte ibadetteki keyfiyet bu. İhlastır, samimi olmak, Rabbimizi görür gibi yapabilmek, bu. Kötü akrandan daim kaçardım, rabıta da füyuzatlar içerdim. Böyle hayatımız çok güzel geçebilir, geçer. Hayırlı bir zümre içerisinde bulununca kısmen kendimizi koruyabiliriz ama niyeti bozuk bir insan mahveder insanı. Haşeriye gelmiş üstadimiz, o sohbetinde bulunamazım ama o kadar Ayet-i Celileler, Hadis-i Şerifler, okumuşlar şu hatırlarında kalmış. Buyurmuş ki bir sürü düşünün. Bir sürü. Sürünün içinde uyuz bir keçi var.
Uyuz hastalığı var ya. O sürüyü, o uyuz keçi hep uyuz eder, hast eder buyurmuş. Biz de itikaden bozuk inanç olarak. Fatiha suresinin münakaşasını yaparsa daha ne olacak? İnanç olarak Fatiha suresinin münakaşasını yapmak, bunu koyan Allah'tır Celle Celalühü. Böyle bir uyuz hastalığı, ibadet ve saatte uyuz hastalığı, salat, dua manasına da gelir. Beş vakit namaz kılacağımıza elimizi kaldırırız, dua ederiz. Buradaki yanlışlık sallu kemara aytümuni usalli, bu hepsine şamil. Efendimiz nasıl namaz kılınıyorsa, nasıl ibadet ve taat yapıyorsa sallallahu teala aleyhi ve sellem, onun gibi yapmaya çalışmak. Çünkü Cenab-ı Hak bize onu üsve, Kudve vezninde hareketleri bir başkasınca takip edilen kimse demektir. Böyle bir uyuz hastalığı, ahlaki yönden de öyle, böyle bir kimse girerse o cemaati de bozar demek istiyor. Onlardan devamlı kaçıyor. Kötü akrandan yani kötü niyetli insanlardan daim kaçardım.
Öğüt olur, nasihat olur fakat fazla beklenilmez. Çünkü tabiat bozuk olunca bir yerde sükut eder ama ondan sonra o kendi tabiatını göstermeye başlar. O hale girmeden müsaade edip, müsaade isteyip ayrılmak. Rabıtada füyuzatlar içerdim. İşte ibadetteki keyfiyette haber veriyor. Rabıta sükut edip gözümüzü yummaktan ibaret değildir. Böyle güneş enerjileri var. Bakıyoruz güneşten istifadeler tarif edilmez şekilde teknoloji olarak, ilim ve fen olarak bir evliyaullahın ürettiği enerji bu güneşten yansıyan enerji değildir. O enerji el-kalbu arşullah, el kalbe kenzullah, el kalbe Beytullah, kalpleri Beytullah olan, arş olan kimselerin gönlünden biiznillahi teala o füyuzat-ı ilahiyeyi o nuru alabilmektir. Burada ibadetteki keyfiyeti de aynı zamanda haber veriyor. Daha da ifade buyuruyor. On bir, on ikide sohbet arardım. Pederimden müşküllerim sorardım.
On üç dedim maneviyat açıldı, gönül alemine ferah saçıldı. On dörtte vurdular manevi aşı, durmadan akardı gözümün yaşı. Bu yaş günahımızdan dolayı olur, insan çok sevdiği birinden ayrılır, ondan gözüne yaş gelir. Bu, Rabbimize muhabbetten dolayı akan yaştır. O sekiz, dokuz yaşlarında ilahi muhabbetten dolayı. Bizim çok iyi bir, bu dağ köylerinden kimsemiz vardı. Çok iyi. Evradını, ezkarını konuşurdu. Evrad ve ezkarında yapmış olduğu vazifesinde bakın keyfiyeti nasıl haber veriyor? Belki o keyfiyet nedir? İbadet ve taatten bilmeyebilir ama bunu yaşıyor. Biz balı tarif ediyoruz. Ne kadar tarif edersek gidelim. O yiyor bize. Bunun gibi dedi ki, evlat ve ezkarımı okuyorum. Ondan sonra ince bir ahıt geliyor dedi. Bununla şunu kastediyor. O ilahi muhabbetten dolayı Rabbimize olan, sevgiden dolayı bir ahıt geliyor dedi, onun tadına lezzetine doyulmaz. O bambaşka ilahi bir şevktir o.
Kötü akrandan daim kaçardım. Rabıta'da füyuzatlar içerdim deyip devam ediyor. Bu konu fetih hakkında. Fetih, kapalı olan bir şeyin açılması manasınadır. Mesela beynimizin açılması, bu beynin açılması tespitlere göre işte yüzde iki nispetinde deniyor. Beynin çalışan noktası yüzde iki gibi ama bu bize verilen bir emanettir. Beyin akıl diyelim biz emanettir. Onu iyi çalıştırabilmek. Şöyle bir tabirde bulunuyorlar. Diyorlar ki beyni çalışan evliyullah'tır diyorlar. Bunu söyleyen neredeyse dünya varlığına sahip olan fakat duyduğu bir sesle kulağına gelen ilahi bir sesle Rabbimize yönelen bir zat dedi ki evliyaullah aklı beyni çalışan insandır dedi. Gerçekten öyle. Burada beyni çalışmayan nasıl olacak? E diyorsunuz ki ibadetimiz ve taatimiz daha erken olur. Şöyle emekliliğinde de olmadık çok da işlerimiz var dediğimiz zaman beynin ne kadar çalıştığını hesap edelim.
Diyelim çok diyor yetenekliyim, benim şöyle şöyle kabiliyetlerim var dediği zaman beyin çalışmıyor demek. Ne kadar kabiliyetim de olsa bu Allah'ımızın bana bir lütfu olarak bu işlerde başarıya erişiyorum, Onun ihsanı olmasa hiçbir şey yapamam dese o akıllı insandır. Zat-ı Kibriya'yı takdir etmek mümkün değil ama marifetullah'a ermek için o benim Rabbim'dır, tanımam lazım diye bir Esma-i ilahiyesi yeter de artar bile. Mesela fetih diyoruz. Fetih beynimizin çalışması Bu hem ilimde de fendede teknolojide de bunun yanında zaten ilim, fen, teknoloji Rabbimizi bahsetmiyorsa onun yüce kudretini görmüyorsa bu faydalı bir ilim de değildir. Aleyhissalatü vesselam efendimiz faydasız ilimden Cenabıhakk'a sığınıyor. Burada beyni çalışan Hacı Hasan efendimizin şiirinde diyor ki on bir, on iki yaşında sohbet arardım. Rabıta'da füyuzatlar içerdim diyor.
Yolunu değiştirecek Allah'ımızın yolundan başka bir yola saptıracak kimselerden de kaçıyor. Dedik ya balın tarifini ister bilsin ister bilmesin burada bize ayet-i celilelerin manasını veriyor veya subdehu manisebil insanları Allah'ın yolundan saptırıyor veya sebune ennehum mühtedu kendilerini de hidayette kabul ediyor. Ben diyor bilen bir kimseyim, akıllıyım, çok iyi hesap ederim diyor ama insanları şaşırttırıyor. Bu tip insanlardan da diyor devamlı kaçar. Demek ki üstadlarımız bize vermiş olduğu evrad ve ezkar yapmış olduğu tavsiyelerde fethi gerçekleştirmeye çalışıyor. Biz nefsimizin oyunlarından kurtulup onu fethetmedikçe zahirde de fetih mümkün değildir. Sami Efendi hazretleri de, Gaddisallahu sırra bu fetih haber verirken kapalı kalpleri açar, gönlüne füyuzat saçar, Mevla'sına nazı geçer, efendimin nazı başka. Bu naz Cenabıhakk'a yakınlıktan meydana gelir. Ünsiyetten meydana gelir.
Kurbiyet hasıl olur. Bize bizden yakın olduğunun tefekkürü ve onunla dost olmanın ilahi bir zevkiyle hasıl olur. Bu gönülden Cenabıhakk'a yalvarmak, Rabbımızla o kul arasındaki ilahi bir cilvedir o. Anlattığımız zaman beyinler bunu almaz. Beyinler bunu tartmaz. Şu maddi olan tartılar onun yanında tamamen yok olur. Buna ilahi bir tartı ister. Necip Fazıl'ın dediği gibi bu alan mucizeler alanıdır diyor. Aklın yeteceği yer değildir. Akıl sadece vahyi ilahiyeye müstenit oldukça akıldır. Bunlardan bahis buyurmuşlar. Sonra yine Fethi hakkında tarifleri müstesna, bu nefisti yolumuzu bağlayan o. Yedi tane onun mertebesi var. Şu kısa zamanda yetişmez. Burada Şeyh Mustafa Efendimizin dedemin, nefsin mertebelerini, şiirinde sıralama şekline bakalım, onu da tamamlayalım inşallah. Ara derdine derman şifalar verir diyen. Gaflete yatma uyan, mürşide devam lazım.
Emmarenin emrine su var olma iyi kişi, yani emarenin nefsin emrine uyma, akıt gözünden yaşı haşyetullah çok lazım. Burada nefsi emareyi kısaca tarif buyurdu. Çünkü nefsi emarede olanın Allah korusun yüzde sekseni azap. Efendim murakabelerdeyim, ben seyr-i süluk ile tamamladım diyebilir insan. Fakat yerine göre nefsi emmarededir. Çünkü azıcık nefsine dokunulacak olsa ferya adı basıyor. Emmarede demek. Diyelim ticari hususta haksızlığa da girebiliyor. Emmarede. Çok güzel evrad ve ezkarım zirvede diyor. İhtiyacım da yok diyor. Artık benim ihtiyacım kalmadı diyor. Nefis marifetullah'ta yedi yüz. Dereceye kadar yükseliyor. Bırakmaz.
Böyle olsaydı Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem göz açıp yumuncaya kadar hatta ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme Ya Rabbi buyuruyor bunu buyuran fahri Kainat sallallahu aleyhi ve sellem öyle işimi bitirdim tamam diyemeyiz asıl muhtaç olduğumuz o devrelerdir Bu incelikleri biz hesap edememişiz. Fakat Ehlullah bu noktalara işaret etmiş. Yine geliyor büyüklerimiz hatıra, evet konuyu biraz olsun ilerletmeye gayret edelim. Emmarenin yani nefsin arzularına uyma diyor. Kurtulmak için geçmiş hata ve kusurlarımızı düşünerek akıt gözünden yaşıyor. Haşyetullah çok lazım. Yoksa diyor sizi helak eder bu nefis, mahveder diyor Şeyh Mustafa Efendi hazretleri rahmetullahi Ali Cenabı hakk'ın azametine karşı bir saygı içerisinde olun. Düşünün de kurtulun diyor bize.
Emmare koymaz irfan, nefsin arzu ve istekleri Allah'ımızın Allah'ımızın böyle yüceliğinden hasıl olan ilahi rahmetleri bize yansıtmaz. Ara derdine derman geçmeyen olur hayvan levameye yol lazım. Devame kötülüğü işliyor ama yine de kendisini kınıyor. Bir türlü bu fiilden kurtulamadık diyor. Emmarede aldırış etmiyor. Levmeder leylü nehar, gece ve gündüz kendisini kınar. Niye ben bu haldeyim? Neden kurtulamıyorum? Burada ümitsizliğe de düşmemek suretiyle. Çünkü bunu diye diye ben başaramıyorum. Benden de bir adam olmaz dememeli. Bu da ne yapar? İnsanı helaka götürür. Çünkü ümit kesemeyiz. Ümidimizi kesmek bile Cenabı hakk'ın rahmetinden o büyük günahlara götürür. Levmedel leylülehar gece ve gündüz neden bu haldeyimdir? Gönül etmesin karar, gözünü dağlara dayar, süratle gitmek lazım. Hedefini diyor gözet. Aman ha şu gösterdikleri hakikati yakalamaya çalış diyor. Gayret et. Olmaz mı? Olur.
Bir tarih evimize bir kimse geldi. Çalışıyor evin bazı işlerinde bir yerden geldim o kimseyi görünce Allah Allah dedim bu nasıl girmiş buraya böyle hiç münasebeti yok bu yol ile hiç alakası yok ama gelmiş Sonra öyle oldu ki burada Şeyh Mustafa Efendi Hazretlerinin buyurduğu gibi süratle gitmek lazım. Hafta bile geçmedi Evrad ve Ezkarını geçiyor. Hafta geçmiyor. Kalbinin fikri ve diğer letaifleri geçiyor. Öyle bir hale geldi ki süzüldü ki süzüldü. Burada nefis sizin gözünüzü dağlara dayar, sizi yerine göre ümitsiz de bırakır, başaramazsın, yapamazsın der. Halbuki çok kolay.
Bu perhizerlere dikkat ettiğimiz kadar olsun, bir önem versek kurtuluruz aman ha hasta olurum diye yasaklanan yiyeceklerden kaçtığımız kadar bir kaçabilsek berberin önüne oturduğumuzda kendimizi ona teslim ettiğimiz kadar teslim olsak yine yeter aman ha tıraş ediyor elindeki ustıraş şimdi pek kullanılmaz da biz kullanıldığını kabul edelim Aman keser diye nasıl dikkat ediyorsa emirlerinde de Allah'ımızın Celle Celaluhu, aleyhissalatu vesselam Efendimizin Allah'ın ve Resulünün yolunu gösterenlere bir berberin önünde kendimizi bıçağa teslim ettiğimiz gibi bir bağlılık olsa yine yeter. Biz bunu ameliyat olarak da düşünürüz. Diyelim ki bir rahatsızlığımızdan dolayı ameliyat oluyoruz. Bunun gibi. Mülhime zevk u safa, orada görmezsin cefa, mutmainne derdine şifa, oraya izzet lazım. Gerçekten Sami Efendi hazretlerinin dediği gibi Üstadını birkaç defa daha görürse zamanın kutbuydu demiş.
Belki de kutuptur. Biz hayran kalıyoruz şu söze. Mülhime artık levvameden geçmiş, artık kötülüklerden uzaklaşmış hiç işlemiyor ama kötülüğün içinde hala tadı var. Hayalinde, fikrinde, gönlünde var. O bitmemiş. Fakat ilahi zevklere de erişiyor. Mutmainne derdine şifa artık o gönlüne de gelmez. Oraya izzet lazım. Nefsi radıye nerede? Çalış nasıl var gör de daima olur mu da oraya dikkat lazım. Burada Efendi Hazretleri bu kıtasında ancak bunların lem yeduk lem yarif olduğunu haber veriyor. Mellem yeduk lem yarif. Bu radıy diyor sıfatı kulun Allah'tan Allah'ın da kulundan razı olduğu merdıyye sıfatı diyor. Benim dilimle anlatacağım bir husus değil diyor. Çalış, nasıl var gör de gayret göster de diyor o zaman görürsün. Burada eskiden satıcılar varmış. Satıcılar öyle pek marketler, bakkallar o gün de bugünkü gibi değil.
Heybesini almış sırtına, içerisine koymuş yiyecekleri veya bir merkebe, o dağlara gidiyor, oralarda satış yapıyor, bal da götürmüş. Satıcıya bir türlü yaklaşan yok. Hiç yaklaşmıyorlar. O satan da başına toplanan o çocuklar paraları yok ki alabilsinler ama imreniyorlar. Balı pazarlama için getirmiş, hiç kimse de yaklaşmıyor. O baldan birer parmak çocukların, o genç yavruların ağzına vermiş. O tadı alınca annelerine babalarına evlerine gelmişler. Biz bu baldan istiyoruz diye. Ancak tadın tatmak suretiyle anlaşılır, girmekle de anlaşılmaz. Evrad ve ezkarımızı almakla da anlaşılmaz. Ciddi bir gayret ister. Salihlerle sohbet ister. Bir kararlılık ister. Bir gayret ister. İstikamet ister. O zaman hasıl olur. O kimseyi böyle iltifatlar değil, iltifatı bıraksan kovsan dahi mümkün değildir. Çünkü o tadı almış, o kapının babullah olduğunu biliyor artık. Allah'a giden kapı olduğunu biliyor.
Ondan dolayı ayrılmıyor. İbrahim bin Edhem'i dergahın dört tane kapısı var. Üstaazı diyor, elinize sopaları alın, girmek isterse girdirmeyin. Fakat öyle bir azmi var ki kendisini diyor içeri atarsa zamanın kutbudur dokunmayın. Bunu herkese yapmazlar. Bu kabiliyeti olan, yetişecek olan o ilahi feraset anlayışıyla ilahi nurla çözdüğü kimseler, çözdüğü kimselere yapmak suretiyle onu daha da ileriye götürürler. Artık nurlanıyor, temizleniyor, arınıyor, nurdan perdeler aralanıyor. Çünkü tadını almış, nefs-i mardiya durur, görmeyen gözü kördür, ora giren kutuptur, sıdk ile teslim lazım. Anlatıyoruz ya Sami Efendi Hazretleri dokuz yüz altmış beşte Kadiri icazetnamesini göstererek erkeklere bin, kadınlara beş yüz kelime-i tevhid telkin edin buyuruyor. Üstadımız buna ömrünün sonuna kadar yandı, yakıldı. Ne var burada? Yanıp yakılacak ne var? Benim teslimiyetim yokmuş, dedi.
Efendim cebinden çıkardı da bana icazetnamesini gösterdi diyor. Bunu göstermeden deseydi inanmaz mıydım diyor. Halbuki böyle bir şey yok. Bu suretle Hacı Hasan Efendi oldu. Bu suretle huzuruna girdiğimiz zaman bir gün Ravzai Mutahhara'daki koku gibi kokular geldi. Bilenlere ne mutlu. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.