İlahi Teselli ve İnsanın Hesap Günü kaydında Rabbi Zülcelal'imiz Kitabı Kerim'inde, Daha okurken bize gelen his, duygu ve düşünce sanki Ayet-i celile hayatımızı öz ediyor. Adam sıkıntıda bunaltı daralıyor, ne yapacağını şaşırmış gibi bir oraya bir buraya bir çare aramaya çıkıyor. Hepimize gerek sıkıntılı anımızda gerek neşeli anımızda. Çünkü insan inişli çıkışlı her zaman düz…
Rabbi Zülcelal'imiz Kitabı Kerim'inde, Daha okurken bize gelen his, duygu ve düşünce sanki Ayet-i celile hayatımızı öz ediyor. Adam sıkıntıda bunaltı daralıyor, ne yapacağını şaşırmış gibi bir oraya bir buraya bir çare aramaya çıkıyor. Hepimize gerek sıkıntılı anımızda gerek neşeli anımızda. Çünkü insan inişli çıkışlı her zaman düz değildir. Her zaman aynı hal üzere gitmez. Bundan dolayı bize teselli bu Ayet-i Celileyi görüyorum. Es-Samem. Ve kul, de ki dilediğiniz yapın, bu ne demek, dilediğiniz yapın ister hayır yapın ister şer yapın ne yaparsınız İyi ve kötü ne yaparsanız onu karşınızda bulacaksınız. Zaten bu olmasa derler ya, bu batılların sözüdür, insan insanı yiyen bir kurttur der. Böyle olur Allah korusun. Akif'in rahmetullah aleyh sırtlanları geçmişti beşeriyet, yırtıcılıkta dediği mezmum bir sıfata bürünür ve gül ve de ki Dilediğinizi yapın.
Çünkü hareketlerinizi Allah da resulü de müminler de ve müminler de elbette görecektir. Yani şahit olacak, müminler şahit olacak, bütün insanların bir araya geldiği ilahi mahkemede Allah'ımız Celle Celalü resulü de müminler de görecektir. Ve seturaddun eyle alimil eybi ve şehede, bir günde olup gizli ve aşikarı bilene döndürüleceksiniz dedi. Öyle bir rabbimiz ki açıktan zaten yapılamıyor, gizli de yapamıyor açıktan yapamıyor, eğer Allah korkusu olmazsa gizli de yapmaya çalışıyor. Ne yaparsa yapsın, sure-i haşrin sonunda da geçtiği üzere, cuma suresinde de var diğer surelerde de geçer. Ayet-i celîle birbirleriyle çok alakalıdır. Şuna insan hayret eder, bir ara bunu ifade ettiler ama çok yanlış yapıldı. Yanlış olur ya, bu kadar yanlış olmaz. Kuran-ı Kerim'den şu kadar ayet-i celile fazladır.
Bizim kıymetli bir hocamız böyle ileri geri konuşan birisiyle mücadele etmiş, bunu üstadımıza anlattı. Bayağı dedi, gece yarılarına kadar görüştük, sonra dedim ki diyor, ya sen Allah mısın, peygamber misin Bu esası koyan Allah Celle Celalühü Mesela o Dehr suresinde Adem Aleyhisselam'ın atasını aramak gibi bir şey. Yav sen Allah mısın, peygamber misin? Yani o kadar acayip ki insanın beyni duruyor. Bizim İmam Hatip daldığımız bilgi çok güzelmiş elhamdülillah, temel bilgileri almışız. Burada İpek Hocamız derdi, Eğer derdi şimdi öyle değil ama Şimdi ilahiyatta bile çok zayıfladı bu bilgiler. Ama hususen çalışanlar, bu Haseki'den neden devam edenler, özel gayret ve çabası olanlar müstesna.
O bizim okuduğumuz devrelerde haberi sadık görürdük biz bunlar Allah ve Resulü'nün koymuş olduğu esaslar, belirlemiş olduğu konular münakaşa edilmez Mesela, Risale-i Nur Küllellezine emenu ve atiyullah ve atiyur resul ve ulli'l emri minkün. Bu iki hususta mutlak teslimiyet vardır Allah ve resulüne. Şimdi ve sizden olan ulul emre deyince burada değişir. Buradaki değişim şudur, eğer emri ilahiye muhalif olmazsa, Çünkü bir esas koymuştur ulema-i Kiramımız, Allah'a isyanda mahluka itaat olmaz Ama Allah ve resulü için katiyen Burada diğer Ayet-i celilelerde de var Yani bu tamamen sapıtmanın belirtisi Neymiş Kuran-ı Kerim'de şu kadar Ayet-i Celile fazla Bunu indiren kim, getiren kim, kime getirilmiştir? Allah'ımız muhafaza buyursun İtikad değil mi boşuna değil İtikad kesin inançtır İtikadın tarikatı aliyedeki ifadesi nedir yakindir.
İlahi Teselli ve İnsanın Hesap Günü kaydında Rabbi Zülcelal'imiz Kitabı Kerim'inde, Daha okurken bize gelen his, duygu ve düşünce sanki Ayet-i celile hayatımızı öz ediyor. Adam sıkıntıda bunaltı daralıyor, ne yapacağını şaşırmış gibi bir oraya bir buraya bir çare aramaya çıkıyor. Hepimize gerek sıkıntılı anımızda gerek neşeli anımızda. Çünkü insan inişli çıkışlı her zaman düz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yakin O inandığı esasları bizzat hayatında yaşar, gönlünde yaşar. Zaten imanın değerini Mevla-yı Zülcelal'imiz haber verdiği gibi Kuran-ı Kerim'de aleyhissalatü vesselam Efendimiz de tasdik diye buyuruyor. Kalben tasdik edecek ama o tasdik canı gönülden Hz Ali gibi radiyallahu anh, bölmediğim Allah'a inanmam demek, ne demek Demek ki her yerde Allah'ımızın Mesela kainata baktığında halık sıfatını görüyor. Yiyecekte içecekte rahatık sıfatını görüyor rızık verme, Rezzak Sonra insanların şekline bakıyor, biri hiçbir diğerine benzemiyor. Ondan sonra tabiata bakıyor, dağlar benzemiyor. Bunun dışında meyveler birbirine benzemiyor. Mesela gül diyelim. Gül, gülün ortak ismidir. Gülün ortak ismidir. Ama güller de birbirlerinden hep farklıdır. Bu nedir Allah'ımızın El-Musavvir sıfatıdır. Bunu bilmek bize neyi kazandırır Allah'ımıza aşkı kazandırır, muhabbeti kazandırır.
Mesela biz şimdi diyoruz ki beş yüz dıştan Allah diyeceğiz Celle Celalühü, beş yüzde içten diyeceğiz. O içten dediğimizde hangi duyguda olacağız Yüce kudretini tefekkür olacak Yani tefekkürsüz bir sükut olmaz O zaman lehv olur lav olur boşa gider Mesela sükut ediyoruz böyle Eğer tefekkürden mahrumsa o lavdır, boş, leh Manasızdır. O tefekkürü, o sükut ettiğinde öyle bir tefekküre dalmış ki bunu Allah'ın Resulü vasfediyor sallallahu aleyhi ve sellem. Bir saatlik tefekkür, bir yıllık nafile ibadetten üstündür sözü boşuna değil. Bunun için Esad Erbili Hazretleri de Muhammed Masum Hazretleri de İmamı Rabbani ve bazı meşay-ı izam diyorlar ki murakebeyi zikre tercih edin. Murakebe dediğimiz öyle kolay bir vazife değil. Çok tatlı, artık onun lezzeti yaşayana beliren bir haldir.
Yedi kat semayı yok bilmek, arşi azama kalbini açmak, Cenabı hakk'ın nurundan istifade etmek, ne bala benzer ne pekmeze benzer, ne böreğe benzer, ne çüreğe benzer, ne yağa benzer, ne peynire benzer Hiçbir şeye benzemez ki Bundan bıkar insan Ama bunlardan bıkma diye bir şey olmaz. Yedikçe bu ilahi nimeti tattıkça daha çok tatmanın arzu içerisinde olur, tarifi yok. Efendim bunu ifade edişimiz İşte bu nimetlerden mahrum olunca ileri geri konuşmalar ondan başlar. Çünkü tadını almamışız, lezzetini almamışız. Bize Medine'de mübarek zat bir şey söyledi, koca karı imanı dedi. Bak bu basit geliyor insana koca karı imanı öyle bir inanır ki Bunu Allah'ımız mı buyuruyor, tamam. Resulümü, tamam. Ehlullah mı, tamam. Canı gönülde. Bu İmam-ı Rabbani hazretlerinin imanın tarikat yönü deyince ifade edilmesi lazım, o da yakindir.
Mesela gaybe iman, gayb Görünmeyen, işte biz şu çıplak gözlerimizle Rabb'ımızı görebiliyor muyuz? Kabri, haşir, neşir peygamberlerimizi vesair İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin tabi gönlündeki irfana göre konuşmuştur. Her şeyi şuhud makamında gören birisi, bizzat ispat edebilen bir kimse İmam-ı Rabbani, dikkatde sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri imanın tarikat yönünde, yani takva boyutunda demek, tarikat deyince ayrı değil. Şeriati takva esasına göre yaşayabilmek demektir. Görünmeyenlerin gaybe iman görünür hale gelmesidir diye beyan eder. Burada biz okuduğumuz Ayet I celile I Cemile de tekrarlayacak olursak, de ki dilediğinizi yapın, çünkü hareketlerinizi Allah da resulü de müminlerde görecektir. Bir gün de olup gizli ve aşikarı bilene döndürüleceksiniz. O size ne yapar idiğinizi haber verecektir. Hayır beşer ne yapmışsanız onu bildirecektir.
Burada dilediğinizi yapın derken külli bir irade, bu Cenabı hakk'ın elindedir. Biz bundan sorumlu değiliz. İşte ananın karnında said yazmış, şaki yazmış, cennetlik cehennemlik rızkı eceli vesair. Bu yazdıysa ben ne yapayım, biz bundan sorumlu değiliz. Bunu ashabı Güzin efendimize bile sordu sallallahu aleyhi ve sellem ne yapacağız ya resulullah yazılmış ezelde Salih amele devam edin buyurdu. Salih amele devam edin. Çoğunun kafası bununla Allah kulla. Bize bir çalışmaya gelmiş. Böyle bir herhalde taban tahtasına benzer bir çalışma yapıyor. Ezan da okundu halini bildiğim yoktu. Dedim ki camiye gidelim. Dedi ki Allah dedi ezelden ne takdir ettiyse o olur dedi. Ben gitsem mi ölecek, yetmesem mi olacak. Biz gidelim de dedim, o yazılan bizim haddimize değil, o Allah'ımızın bilgisindedir.
Amenna ve sad-ı tapna Biz camiye gidelim, ben dedi çok kitap okudum, bu hususa dahil yok ezelden ne yazdıysa O'dur. Tabii ezelde ne yazdıysa O'dur. Fakat biz ondan değil, cüzi olan irademizden mes'ulüz. Çünkü esamlen Bakara yüz on dokuz Yapmış olduğunuz amellere göre cennetlere varis oldunuz buyruluyor. Ve sonra cennetlik olan kimselere Efendimiz aleyhi ve sellem buyuruyorlar. Cennet ehli bir kimse diyelim. Onlara Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz cennet ehli olanlara cennetlik ameller kolaylaştırılır buyuruyor. Mesela Evrad ve Ezkarıma doyamıyorum, diyor. Biz diyorduk ya işte beş yüz dişten, beş yüz dişten, bunu bir tefekkürle yapmanın gerektiğini murakabe ise ölçülemez. O, mel'lem yezid lem yarib, tatmayan, bilmez diye ifade edilir. Yine Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak esemri, fesenu yesiruhu lil yüsra, Onu da en zoruna kolay kolaylaştıracağız. En zoru ona kolaylaştırın, diyor.
İbadet ve taat doyamıyor, gece ibadetine hiç doyamıyor. Böyle hayırlı işlere koşmaktan neden hiç bıkmıyor. Hep ona karşı büyük bir zevk içerisinde beyan buyururmuş. Burada Ayet Cellenin gerek ortaya çıkan ve gerek gizli olan her şeyi bildiğine dair Cenabı hakk'ın Ayet celleler var dedi ki, İslamiyet, Aynı zamanda Cenab-ı Hak burada insanın psikolojik yönünü de haber veriyor. İnsanda var bu. Ne var? De ki Haberiniz olsun kaçıp durduğunuz ölüm muhakkak başınıza gelecektir. Yani korkuyor adam ölürüm diye korkuyor. A'raf yüz otuz üç O bütün gayb ve şehadeti bilene iade olunacaksınız. Yani açığı da gizliyi de her şeyde. Hatta öyle bir biliş ki, ya'lemüs sır ve akva, gizli daha da gizli, öyle bir biliş ki O latif kelimesinde en gizli böyle duygular, düşünceler.
Ondan sonra bir üst tarafındaki Ayet-i celîde Mülk suresinin er-Rahman, yüz otuz üç Şu sadrınızdan geçen en hafi gizli düşüncelere şahittir Cenab-ı Hak. A'raf yüz otuz dört O size neler yaptığınızı haber verecektir. Böyle bir Rabbimiz. Şimdi biz bunu burada rabıta dedik, murakabe dedik. Neydi bu, anlattığımız neydi? Yani kalp zikri dedik, ruh zikri dedik, bunların gayet şu. Biz bunu nazari olarak biliyoruz. İşte önümüzde su Bursudur diyoruz, bu misal çokça veriyoruz biz Bursu. Ama bunun su olmasını bilmekle içmek aynı mı olur Hayır, Bizzat ayat-ı ilahiyeyi, mesela Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyetini gönlünde yaşıyor. Bu hiç bizimle onun arasında fark olmaz olur mu, ölçülemeyecek şekilde bir fark vardır elbette. Onlar bunu yaşıyorlar.
Bize üstadlarımız bunları diyorlar, sadece nazari olarak beyninizde kalmasın, şuhudi olsun Yani işin şurada bir portakal da olsa portakalın kabuğu ile meşgul olup durmayın, o kabuğu soyun içindeki meyveye erişin diyorlar. Mesela namaz zahiren kılarken zahiri kılışın yanında gönlünüz de buna iştirak etsin ruhunuzla iştirak etsin sırrınız da buna iştirak etsin buyuruyor. İş bu. Mesela adam şimdi bu ilaçlar kullanılmıyor olabilir ama Gripin başı ağrıyor, ikide bir söylüyor Gripin, Gripin, Gripin, Gripin Dimet ve başının ağrısı geçiyor, içmedikten sonra bunun gibi. Zahiren bir iş bu, batinen bizzat yaşayış tarif mümkün değil. İşte bu nimete ermesinler diye hep muhalefet buradan başlar. Çünkü kişi bilmediğinin düşmanıdır, bilse onu yapmaz zaten, mümkün değil. Bu Ayet-i celîle üzerinde duruyoruz.
A'raf yüz on bir Bunun devamında diğer bir Ayet-i celîle, şüphesiz kesin bir inanç içerisinde olan ve salih amel işleyen, bunlar için bitmeyen bir nimet vardır buyruluyor. Bu husustaki Ayet celleleri de alınmış, tek tek arz edeyim inşallah, selam. Eksilmeksin Asıl ifade edeceğimiz bu. İnsanın şu şahsının, bedeninin mükafatı nedir cennettir. Cennetteki huriler, hılmanlar, köşkler, daha sonra yiyecekler, içecekler, o tarif edilmez zaten, bunlardır. Çünkü bu dünyada iken sadece bedenen yapmıyor. Yapmış olduğu taatleri kalben de yapıyor. Mesela haşyet, mühim olan o Rabbimize karşı saygı. Bunu gönlünde duyduğu zaman onun mükafatı nedir? Errudabillah, Allah'ın rızasıdır. Kul Allah'tan Celle Celalühu, Allah da kulundan razı olduğu haldir. Bu şimdi bize hep afati. Şu anda şahsım olarak söylüyorum, bu bizde şu anda hep kafamızın üstünden geçiyor.
Böyle beynimize delip de beynin içinden tefekkür cihetine girmiyor daha. İşte bunun girmesi için biz evrad ve ezkar okuyor, rabıtamızı, zikrimizi aman ha koymuş oldukları esaslara dikkat edelim diyoruz. Bir tanesi hasta olmuş da diyor ki keşke diyor doktorun dediğini tutsaymışım diyor. O zaman diyor, alışveriş etmedim diyor. Geçer dedim diyor, bir ilaç verdi. İşte bu beynimi gönderirir, midemi bozar dedim. İşte şu hareket zoruma gitti, Şimdi ağırlaştıkça ağırlaştı diyor. Ağırlaştıkça ağırlaştı. Bu dertlerin bizde manevi dertlerin ağırlaşmaması için Allah'ımız ne buyurmuşsa habibi onun açılımı artık ayeti cellelerin izahı, tefsiri. Efendimiz aleyhissalatu vesselam aynı zamanda müfessir, aynı zamanda şari mübin esaslar koyabilir. Ondan sonra tebyin, kapalı olanları bilinmeyenleri açar. Nebi-i Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Onu tutsak evliyaullah da bunu bir çocuk mesela yemek yiyecek, yediğimiz yemeği yiyemez ki bu emekleyen çocuk. Onu biraz sulandıracağız. Ondan sonra yağlı olan yiyecekleri midesine dokunmaması için yiyeceği hale getireceğiz. Evliyaullah da bize Allah'ımızın ayati ilahiyesini, ehadîsi Muhammediyesini o güzel sözleriyle kalbimizin hazmedeceği şekilde ağır ağır veriyorlar ki ruhen güçlensin kuvvetlensin hasta olmasın diye. Ve ecru'l kulub kalbin mükafatı errada billah ve ecru'l ervah ruhun gıdası ise cenabı hak ile dost olmaktır daha da bir lezzeti daha da bir üstünü bu mükafatın nedir, devamül müşahede ehlince malumdur artık, izahı mümkün değildir.
Burada bir gayrim memnun üzerinde duruluyor, mükafatı eksik eksiksiz verilecektir, bir Hadis-i Şerif alınmış ve an ibn-i Musa galip, gale Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kişi hasta olmuş veya bir sefere çıkmış zorlukları var, sıkıntısı meşakkat var. Bu halde vazifesini yerine getiremiyor tam olarak. Buyuruluyor ki Sahih Han böyle sıhhatliyken afiyetliyken yaptığı gibi Allah'ımız kendisine sefer bir özür, hastalıkta bir özür mükafatını lütfeder diye buyruluyor. Şimdi yatağa girmiş, geceler şu anda uzun da kısa zamanlar diyelim, yatağa girmiş ben teheccüd namazını kılacağım diyor. Fakat falan sauna sadaka, eğer uyku bastırmış kalkamamışsa aynen kalkmış gibi ecir ve mükafat verilir, uykusu da ona sadaka olur. Ama niyet tam olmak şartıyla. Şimdi bu mükafat hususunda insanlar beşer olarak aynıdır. Birbirimizden farklı değil. Göz, kulak, el, ayak aynı, farkı yok.
Ama ruhani ciheti ile halp ciheti ile farklılık arz eder. Bunu ifade ederken o farklılık neden meydana geliyor bir- Akıldır. İkincisi, ruhtur. Aklını Kuran'a müstenit bir şekilde çok iyi çalıştırıyor aklını. Niye bizim akıl çalışmaz mı? Bizim akıl dört parçaya bölünüyor, dünyaya bölünüyor. Allah korusun başka onu demek istemiyorum. Nefsin arzu ve istekleri diyelim, onlara şeytanın aldatmalarını, nefsin bizim için şirin gösterilen yemeler, içmeler, gezmeler, tozmalar, oturumlarda böyle ahireti unutarak, Efendimiz öyle buyurduğu için diyorum, öpüşmeler vesairler, onun bunun aleyhindeki söze pıs pıs böyle gülmeler, bunlar nefret edilecek bir haldir. Elhamdülillah binlerce kırk usta dahi böyle bir meclise Rabbimiz bize sevdirmedi. Öğrenciyken bile Ankara'da bu basınevileri vardı orada Sami efendimizin çok sevdiği evlatları vardı.
Giderdik böyle gençlik Parkı derlerdi, hayvanat parçası, evet gördük oralarda ama gönlüm hep isterdi ki basın evlerindeki ihvanlarla görüşeyim, onlar rabıta halinde murakabe halinde, otururlar bambaşka bir ilahi mühimi. Derdim yine çeksek oraya gidelim. Sonra öğrendim ki Sami Efendi Hazretleri basın evlerindeki ihvanlarıma selam söyleyin, nasillar diye sorarlarmış, böyle. Çok şükür Rabbimiz oraya bizi alıştırmasın. Şimdi kakası alışırsa gübreleşmeye, ona sen gül koklatamazsın. Elhamdülillah, üstadımız, bize ne kadar kötü de olsa gül bahçelerinde gezinmemizi istedi. Evliyaullahın gül bahçelerinde, rabıta-i şerife ile, yapamasak dahi murakabe ile Rabbimizin gülzar bahçesinde, müşahede bahçeleri, marifetullah bahçeleri İşte burada ifade ettik ya Cenab-ı Hakk'ın rıza bahçeleri, bunun yanında daha tarifi mümkün olmayan ilahi bahçelerde gezinmemizi istediler.
Çünkü Rabbimiz kulundan bunu murad ediyor. Biz dünyaya geldiysek böyle nefsani arzular peşinde koşup da ağzı belirsiz, yüzü belirsiz, gözü belirsiz kimseler de olmayı değil, onların bile hidayetini istemeyi, çünkü Rabbimiz bütün her azamızdan mesuliyetimizi ifade buyuruyor. Şimdi aklımızı iyi kullanırsak neden aklımızı kullanmadığımıza geldi? Aklı parçalara ayırdığımız için, asıl düşüneceğimiz yerleri düşünemediğimiz için beynimizi toplayamıyoruz. Çünkü kendimize odaklanamamışız daha. Bu, Bandırma Ali efendiydi, kıymetli bir insandı. Bir tanesi ona soru sordu. Efendim dedi, bu fenafir resulden bir anlatsanız elini böyle kaldırdı, daha dedi kendimizde fani olmamışız ki dedi fenafir resulü anlatacağız. Daha kendimizi tanıyamamışız, Allah'ımız bizi niçin yarattı, biz kendimizi nerelerde kullanıyoruz Akıl ve ruhumuz burada çok önemlidir, o devriye girer.
Ruhumuz taatle güçlendiği zaman ve Allah'ımız o ilahi nimetlerini vahyi ile nebilerinin kalplerine indiriyor. Kalpleri açılıyor zaten. O kalbe peygamber çünkü vahyi ilahiye mazhardır. Velilerin kalplerinde Cenabı hak kendi iradelerini hayra kullanmaları neticesinde bir şevahidi velküşufu artık şuhud makamı kalbindeki bütün perdelerin açılıp Rabbımızla hemhal olması demektir. Velküşuf ise onlar eşyanın esrarı şeklindedir. Ve ala kulu bil müminin müminlerin kalpleri ise nasıl açılır bililham vahiy kesilmiş ama ilham bakıyorsunuz söylediği söz ne kitapta var ne defterde var o kadar araştırıyorsunuz hiçbirisinde yok ama öyle bir söz söylüyor ki ayeti celilenin sana en önemli noktasını Rabbimizin bu Ayet-i Celile ile neyi kastettiğini Habibullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem neyi irade buyurduğunu olduğu gibi ortaya koyuyor. Ama okuyoruz biz cilt cilt kitaplar okuyoruz ama bulamıyoruz.
Ama o gönlündeki onur ile ilhamat-ı ilahiye ile esasları ortaya koyuyor ve doyuruluyor tabii. Es-A'raf hemen Şerahullahu sadrau lil İslam, el-İnsan, yirmi bir Kalbini İslam'a açtığı kimse bir başkası gibi olamaz diye bir ayette de var zaten. Haciv, yirmi iki Kalbini nur kıldığı insanlar, nur verdiği insanlarına vermediği bir olur mu? Elbette bir olmuyor zaten, anlaşamıyor da mümkün değil, uyuşmuyor. Kegavlihi teala fi ahir suretin inşikak, illa llezine hemenu ve minus salihati lehum ecrunun gayrumennun İman eden ve salih amel işleyenlere artık sonu olmayan nimetler bahşolunmuyor. Bu sonu olmayan nimetlerin, bahçenin bir sebebi var. Mesela diyelim ki kişi ahirete göçtü Bu ne haldeydi? Bu beş vakit namazına devam ederdi. Evrad ve ezkarını gündüz de olsa hiç terk etmezdi, yapardı. Diğer taatler düğünü, cihadında yapardı, tebliğinde, davetinde Allah ömür verirse kıyamete kadar yapacak.
Bundan dolayı Cenab-ı Hak mükafatını sonsuz olarak lütf buyuruyor. Böyle bahtiyar olanlara gelince, bahtiyar olanlara gelince, onlar da cennette nimetler içinde yaşayacaklar. Gökler ve yer durduğu sürece ebediyen orada kalacaklar. Bu ancak Rabbinin dilemesi ile olacaktır. Rabbin dilerse onları daha yüce makamlara ulaştırabilir. İşte bu mükafat asla kesintiye uğramayacak bir ilahi lütuftur, buyruluyor. Meryem, otuz dört Şimdi biz konuya başlarken üst perdeden başlamış olduk. Yani ilmel yakini geçti, aynel yakini, abkal yakini, şer'i vazifelerimiz, şer'i vazifeleri takva ölçüsünde yaşama tarikat, marifet ve hakikat. O zaman bu şekilde devam edecek. Külli Men, teveccühe-lillahi bir külliyatıyi Sadece zamanla alakalı değil, böyle mevsimsel değil, bir ara yanıyor tutuşuyor aman ha ben iyi sarılacağım devam edeceğim bir de bakıyorsun tamamen der, böyle değil.
İnsan en azından mesela bir kimseyle arkadaşlık kurulmuş. Bir ara çok sıkı fıkıydık, şimdi ise yok, dinmez. Yine bayramı var, cuma günleri var, bir selamlaşılır, bir muhabbet edilir, koptuk denmez ki. Kopmak mı demekmiş, manasız bu cehaletten başka hiçbir şey değildir. Zaten rabbimiz cahillerden uzak durun, cahil Küllimen teveccüh heyh lillahi bir külli yeti Böyle bir anlık bir zaman değil de her zaman Bunu Sami efendimiz Hazretleri bile sormuş, müstahazımıza Hasan Efendi böyle sizden evrağı dalanlar daha çok ne zaman gelirler? Efendim, aşkılı devrelerinde her zaman gelirler. Burada bir mahallemiz var. Ben diyor kış gününde dağlar kurtlarla durur, üç defa gelmişim diyor. Ondan sonra da hep titrdi, buyuruyorlar ki olmadı. O hasta oldukları zaman çok gelecekler ki tedavi olabilsinler. Mesela şimdi Rabbimize hamd olsun, biz hiç hastaneye uğramıyoruz.
Niye Rabbimizin lütfuyla sıhhatliyiz, afiyetliyiz ama hasta olduğun zaman mutlak uğrayacaksın. Uğramayayım dersen gripin dedik biz, başında gerçi bu geçti ama yine bilirler, gripinle geçecek hastalık derin derin vurulan iğnelerde geçmez hale geliyor. Niye, geç çoğalmış. Ashab-ı Nur Küll otuz beş Kalpte hastalık var, tedavisini görmedikçe zikrullah ile ibadet, taatle ne oluyor? Hac otuz altı Daha da artıyor. Daha da artınca ne oluyor? Doktor diyor ki Keşke erken gezseydin kurtulurdu. Şimdi bize mesajlar da geliyor. Efendim diyor, ciğerine geçmiş. Şimdi yoğun bakımda diyor. Evvelden müdahale ediliverirse biiznillahi teala bir noktada kurtuluş hasıl oluyor. Tamamen, bu tamamen dönüş kalp kalp dönüşü bütün vücut döner. Güzel ahlak ile de ahlaklanıyor.
Kene lehu zikrun ve şerefun fitdünya O artık hep hayırla anılıyor ve dünyada da şerefli insan Yani muhalifi bile ona diyor ki Ben diyor görüşmesem dahi müstesna kimselerdir diyor Cenabı hak bölgelerini üstümüzden eksik etmesin Onlar olmasa alem batar diyor mesela. Kendisini ispatlamış. Allah'ımızın yanında ispatlayınca Kuran-ı Azimüşşan'a mutabaatla, ehahadisi Muhammediye'ye sünneti Muhammediye'ye dikkatle artık insanlar yanında da ispatlanma. Diyorlar ki gerçekten müstesna kimselerdir, inanırız ve kerametün fil ukba ahirette de sayılamayacak nimetlere gelişirler. .Ahirette de artık gözün görmedi, kulağın duymadığı, kalpten geçirmeye bile güç yetirilemeyecek nimetlere mazhar olunacaktır. Lokman Hekim demiş ki oğlum, uykuda ve yemekte ölçüyü kaçırma, çünkü çok yiyip çok uyuyanlar kıyamet gününe salih amel yönünden eli boş varırlar.
Daha Ayet-i Celileler devam ediyor Salah hakkında pek uzun.