Ehlullah'ın bir ifadesi var. Biz deriz ki ibadet ve taat yaptık. Bak onlar böyle söylemez. Yaptık ama rızayı ilahiyeye muvafık ha bule şayan olacak bir amel yapabildik mi yapamadık mı? Amel yaptık ama biz bu yapmış olduğumuz amelde mizana konulacak bir amel mi yoksa konulmayacak bir amel mi? Bunu düşünürler. İhraç malları olur, mallar ihraç edilir, dışarıya satılır. Fakat bu malları alırken o ülke bazı şartlar korur. Artık o birim şu şu özelliği haizse biz bu malı kabul ederizdir. Onun gibi Cenabı hakk'ın sema katlarında melaikei, kiramı bulunur. Kimi hasetlikle alakalı, kimisi gıybetle alakalı, kimisi vesair huylarla alakalı. Eğer kötü huylara bulaşmamışsa ancak o zaman kabul katına gider. Sebebi ise Rabbi Zülcelal'imiz Esselamü, innema yete gabbelullahi minel müttegin. Sarıkallahülazim. Cenabı hak ancak kendisinden korkanlardan kabul ediyor.
Kendisinden korkanlardan ibadet ve taati Cenabı hak kabul ediyor. Demek ki müttaki Rabbi Zülcelalimizden korkuyu kalbimizden ve aza-yı cevari diğer azalarımızdan hiçbir zaman düşürmemek, her halimizde müttaki olabilmek. Bunun için ne derler? Amelin salih olması lazım, yoksa amel etmeyin kimse yok. Ramazan'ı Şerif'ten ne de görürüz? Hiç giyimi kuşamı münasip olmayan, yaşantısı çok acayip olan, ne kitabı kerimimize, ne sünneti Muhammediyeye uymayan kimselerin oruç tuttuğunu görürüz. Yerine göre huyları çok değişik olmasına rağmen gece kalkar namaz kılar. Bu saatler indi ilahide nasıl şekillenir, nasıl bir hal ve tavır alır, bu önemli. Bu sebeple salih amel. Necmetdini Kübra Hazretleri bulunuyor. Fahreddin-i Razi Hazretlerinin, Tefşirül Kebir, bu tefsirin sahibi olan Fahreddin-i Razi Hazretlerinin üstasıdır. İnsanların yanına varırız, herkes haline göre konuşur.
Bakarsınız çiftçi ise ekinden, ziraatten, tarla, bağ bahçe, bunlardan konuşur. Doktorsa tıbba dair konuşur. İlim ehli ise mesleğine göre ilimden bahseder. Herkes hal ve tavrına göre. Necmetdini Kübra hazretleri Allah'ımızın sevdiği bir dost. Allah'ımız ondan razı olmuş, o da Allah'tan razı olmuş nefsi kamile ve nefsi safiye haline erişen bir kimse. Onun mübarek dilinden çıkan sözler elbette Rabbimizin lütfuyla hak olan sözlerdir. Bunu biz tabiatta da görürüz. Sular olur, çorap su olur. Çok kireçli olan suda olur. Mineral değerleri farklı olan suları var. Bunun yanında hayat veren sular var. İçildiği zaman der böbrek taşlarını dökerdir. İçildiği zaman insana hayat verecek sular olur. Böyle insanın sıhhatine, afiyetine münafi, ona aykırı değerler olmayan temiz sular da vardır. Ölçülür, biçilir artık bu mesleğe göre değişir.
Su ürünleri üzerinde duran, sular üzerinde duran kimseler bilirler, ölçerler, biçerler. Bunu gerekli yere gönderirler. Onlar da bakar, eğer şartları tutuyorsa bu gerçekten içinebilecek su faydalıdır derler. Bunun gibi amellerimizin riya, kibir, ucu benlikten uzak olması gerekiyor yoksa çorak su olur. Çorak suda arazimize bile zarar verir misin? Amel salih olmazsa imanımızın değeri amelimize göre kıymet kazanır. Eğer salih olursa iman o nispette derece olarak yükselir. Eğer salih olmaz, tahsil olursa o zaman imanımıza bile zarar getirir Allah korusun. Salih amel o erkanü şerri, şeriatın rükünlerindendir buyuruyor. Ve erkanü şerri, dinimizin, şeriat dindiğin zaman biz şeriat diyoruz da dinimizi de öğrenmemiz gerekir. Kendimize ait, evimize ait diyelim. Konuları en ince detaylarına kadar biliyoruz. Ama dinimiz bizim en öncelikli bilmemiz gereken bir husustur.
Kalksak da beş vakit namazı kılan, cemaate devam eden bir kimseye hem de imamın arkasında duran şeriat nedir desek, keşke Kuran diyebilse. Keşke Kuran-ı Azimüşşan diyebilsek. Dinimizin diyeceğiz, Din nedir diye sorsak, din hususunda bile malumatımız yok. Bilmeyince, bilmeden yapılan saatin kıymeti de bilginize göre değişiyor. Din diyeceğiz, mesela kutsal dinler var. Kutsallığını yitiren dinler var. Hiç dinle münasebeti olmayan, farklı insanların kendisine göre tutturmuş olduğu yollar var. Gerçekten malumatımız çok az. Biz, Batılıları vesairlerini yadırgıyoruz ama onlar öyle eser okuyorlar ki, bir uçak yolculuğuna bakalım. Bir gayri müslimin, bir batılının elinde bir kitap onunla yola devam eder, bir de bakarsın bizimkilerin elinde pek öyle malumatınızı artıracak bir eser. Bunu üstadımız bile tetkik buyurmuşlar hacda.
Hepsi değil, istisnaları olmakla birlikte bizim hacılar buyuruyordu orman yangını gibi. Niye söylüyor bunu? Söylediği söz hadis-i şerif, Allah'ı zikreden kimselerle etmeyen kimseler ölüyle direğe benzetiliyor. Allah'ınızı zikredenle etmeyenler kuru ağaçla yeşeren bir ağaca benzetilmiyor. Üstadımız burada çok güzel bir tabirde bulunmuş. Bunu şunun için söylüyorum. Görmüş demek ki. Bir kısım insanlarımızın hep dedikoduyla meşgul olduğunu, bak diğer ülkelerden gelen, İslam ülkelerinden gelen kimselerin çoluğuyla, çocuğuyla, kızıyla, geliniyle, hanımıyla Kuran-ı Kerim okuduklarını görür. Bundan dolayı söylüyor ve üzülüyor. Çoğumuz öyle. Bizim yaz günlerinde teşkilatın işte camilerde Kuran-ı Kerim okunuyor. Diğer okullarda nedene Kuran-ı Kerim eğitimi veriliyor. Evet, bu yapılıyor. Fakat ondan sonra takip önemli. Oradaki öğrenciler elif, bağ, cüzün bitiriyor.
Kuran-ı Kerim onu okumaya başlıyor. Bir müddette okuyor. Ondan sonra derler ya bizim oğlan bina okur, döner döner yine aynı yerden okur. Geliyor ikinci sene yine Elif çizimden. Ondan başlamasa bile onun üzerine bina etmiyor. Bunu bizzat eğiticilerin de takip etmesi gerekiyor. Bir liste çıkarıp, ailelerini arayıp ben hazırım cumartesi, pazar gelirse evlatlarınız okuturum. Diyelim gelmiyor. Ben evinize vereceğim, o çocukları komşu öğrencilerle bir araya gelsinler, okutacağım deyip bir azim olması gerek. Dedem Rahmetullahi aleyh şeyh Mustafa Efendi Hazretleri bayram namazını tarif etme maksadıyla biraz konuşuyor. Bir defasında da ağlıyor. Çünkü yasaklanıyor. Kuran-ı Kerim eğitimi yasaklanıyor. Ağlayarak diyor ki bizden sonra size dininizi kim talim edecek. Diyelim dini bir talimimiz yok. En iyisi bilen kimselerle bir münasebet kuralım. Eskiden insanlar bir araya gelir.
Şundan bundan değil de işte bizim Ahmet Efendi diye çok kıymetli bir hocamız vardı, şunu anlatır. Mustafa Efendi diye şöyle bir üst ağzımız vardı. Şunları naklederdi. Bunları konuşurlardı. Şimdi ağızlara neredeyse sakız oldu. Maaşlarımız nasıl, ne kadar arttı, bu bizim elektriğimiz, suyumuz, diğer ihtiyaçlarımızı karşılayabilirim. Bunu derken unuttuğumuz en önemli hususlardan birisi bereket yönü. Belki çok azalacaktır. Ama Allah'ımız, kendisine bağlılığımız nispetinde bereketle lütf ediyor. Bunu bütün maddi kafayla ve mücerret bir akilla hesap edilmez bu. Bu gönülle hesap edilir. İşi olanlar gidebilirler. Ve ve erkamu şeriata. Salih amel şeriatın esaslarındandır. Şeriat nedir? Şeriat dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamele gönülleridir.
Bizim mürşidimiz olsa, bunun yanında kürsüde konuşan hocalarımız da olsa namaz kıldıran imamımız da olsa hutbe okuyan hatimimiz de olsa biz kendimiz çalışmazsak elde edeceğimiz hiçbir şey yok. Onu biz burada dinleriz, üç beş kelime belki anlarız, kapıdan dışarı çıktığımız zaman hepsini unuturuz. Bu kendimizde bir gayret olacak, kendimizde bir çaba olacak. Bir programımız olacak, programsız olmaz. Yatmamız bile programlı değil. Yememiz bile programlı değil. Obur cubur önümüze ne gelirse. Hususi İmamı Gazali Rahmetullahi İlbari hazretlerinin yemek hususunda bir kitap, biricik kitabı var. Söz konuşma hususunda hususi eserleri var. Uyku ve onun edepleri diye eserler var. Dinimiz öyle yüce bir din kitabımız, öyle bir kitabı mecin. Benim ve Kuran meçit, öyle bir kitabım meçit ki yaş ve kuru ne varsa hepsi zikrediliyor. Hiçbir şeyi buyuruyor Cenabı hak biz eksik bırakmadı.
Uykumuzla haber veriyor. Yememizle haber veriyor. Her husus. Gece sizin istirahat anınızdır buyuruyor. Bu ayeti celileyi, şari-i mübin olan, esas koyabilen, kural koyabilen Araf suresinde yüz elli yedi ile yüz elli sekizinci ayet celilede Allah'ımız kendisine sen bir hususta karar verebilirsin. Onun sünneti Muhammediyesi gerek kavli söz olarak, gerek fiili yaşantı olarak, gerek huzurunda yapıldığı zaman sükut buyurduğu takribi olan sünnetleri bizim için bir yoldur. Zaten sünnetin adı yol demektir. Efendimiz izah buyuruyor. Gece istirahat-i anımızdır. Buyurmuyor Kuran-ı Kerim'de. Diye de geçelim. Amma velakin aleyhissalatü vesselam efendimiz mübarek yaşantıları bize örnektir. Allah'ımız onu Ahzab suresi yirmi birinci Ayet-i cellede en güzel örnek olarak haber veriyor. Adet-i Muhammediyeleri erken yatıyorlar. Ve gece kalkıyorlar. İstirahat anları var.
Hucurat suresinde efendimizi üç vakitte rahatsız etmemeye işaret vardır. Sabah da öğle vaktinde bir de yatacağı anda dikkat edilecek. O hususlerde. Eksik hiçbir şey bırakılmamış. Ve mutabatın Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve batınen. Gerek bedenen yaptığımız vazifelerde, gerek gönül olarak efendimiz aleyhissalatü vesselama olmak. Gönül olarak nasıl uyacağız? Bütün ibadet ve taatlerin ruhu vardır. Yaptığımız bir kalıp olmayacak, bir değeri olacak. Geçenlerde bir taş bulundu. Görünüşte bir taş Ama incelendi, araştırıldı. Taş, Biraz üzerinden alındıktan sonra, Zümrüt olduğu ortaya çıktı. Allah'ımız içimize iman gibi bir zümrüt, içimize Allah'ımıza kurbiyet gibi bir zümrüt, ünsiyet gibi bir zümrüt, daha hesap edilemeyecek şekilde hilafet, emanet muhakkak kabul etmesi bile etmez mi? Hayvana hitap etmiyor. Taşa da hitap etmiyor, bitkiye de ama insana hitap ediyor.
Bu cevherleri ortaya çıkarabilmek böyle bir kıymeti ve değeri haiz. Gönülde olan nedir? Gönüldeki efendimize bağlılık Sallallahu Teala Aleyhisselam diye mübarek parmaklarıyla takva Salih amel dediğimiz zaman efendimiz aleyhissalatu vesselamın zahiri olanı halimizi değiştireceğiz. Batilların yaşadığı gibi bir hayat olmayacak. Onlara hiçbir zaman mümkün ve destek olmayacağız. Yaşantımız onlara değil, Efendimize uyacak. Ashab-ı Müziğine ve Ehlullah'a uyacak. Batınen nedir? Batınen de Allah'ımızın dışında ne duygu varsa onun tamamen çıkması. Bu çıkmaz. Ne kadar uğraşsak da çıkmaz. Neden çıkmaz dersek şimdi karanlığı arasak bulamıyoruz. Hiçbir karanlık yok. Her taraf aydınle. Sebebi ise güneş doğmuştur. Kalpte imanımızın yakın kesin inanç nuru, Gaybe iman nuru, hakiki iman olabilmenin nuru, imanda tasdik, gönülde tasdik, bu sadece biri.
Bu nurlar parlamadıkça, biz nefsimizin esaretinden kurtulamayız. Hele şeytan bizi her an takipte. Bir amca vardı, hasta idi. Derdi ki bizim hastalık pusuda bekliyor, derdi. Ne zaman ilacı bıraksak, Ne zaman perhizi bıraksak hastalık başlıyor diye. Perhimiz Allah'ımızın yasakladıklarından kaçmadıkça bırakmaz o bizi. Nefis, şeytan, dünya, şeytan sıfatlı insanlar bırakmaz. İşi olan varsa gidebilir. Bunun yanında, bunun yanında. Daha nedir? Pelhizlere dikkat edeceğiz. Cenabı hakk'ın yasakladıklarından kaçacağız. İlaçlarımızı kullanacağız. Evradımız, ezkarımız Allah'ımızın bize yüklemiş olduğu emri ilahiye dikkat edeceğiz. İbnü'l Arabi hazretleri, Kuddesallahü sırrı. Biz bu mübarek yola niçin girdik? İşte bu girişimizin sebebini ne güzel ifade etmiş. Bunu hikeme atayin dede geçer Allah'ınızı tanıyarak yapılan az bir amel, dağlarca yapılan amelden üstündür.
Bunlar evradımızla, ezkarımızla, zikrimizle, bilhassa rabıta ve murakabe ile alakalı. Bir gün hiç unutmam defalarca da bu misali veriyorum. Nevşehir'de üstadımız akşamdan sonra bir sohbet bulurdu. Murakabe-i akrabiyette Cenabı hakk'ın bize bizden daha yakın olduğunu tefekkürde. Tamamen kendimizi Cenabı Hakk'a odaklamadıktan sonra bu nefis durmaz buyurdu.