İlahi Rıza ve Nefis Terbiyesi ileSpiritüel Büyüme kaydında Ya Ali ya Ali radiyallahu anh cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına arzularına muhalefet idenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahutaala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem Ya Rabbi elbette ben onlar içinim dedi. Ya Ali. Allah Teala'nın rızası ana babanın rızasında…
İlahi Rıza ve Nefis Terbiyesi ileSpiritüel Büyüme ne anlatıyor?
İlahi Rıza ve Nefis Terbiyesi ileSpiritüel Büyüme kaydında Ya Ali ya Ali radiyallahu anh cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına arzularına muhalefet idenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahutaala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem Ya Rabbi elbette ben onlar içinim dedi. Ya Ali. Allah Teala'nın rızası ana babanın rızasında…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ya Ali ya Ali radiyallahu anh cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına arzularına muhalefet idenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahutaala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem Ya Rabbi elbette ben onlar içinim dedi. Ya Ali. Allah Teala'nın rızası ana babanın rızasında gazabı yine onların gazabındadır. Ya Ali, komşuna kafir de olsa ikram et. Yine kafir de olsa misafirine ikram et. Annene babana kafir olsalar da ikram et. Kafir de olsa dilenciyi reddetme. Şüpheli şeyleri yeğenin dini örtülü kalbi haram olur. Haram yiyenin kalbi ölür. Dini köhne olur. Yakini zayıf olur. Duası perdelenmiş olur. İbadeti az olur. Ya din. Bir mücrim günahkar kul felaketine seve bulacak şeye dua etse Allahutaala meleklerine bunun istediklerini verip sesini kesin. Bunun helaki felaketi istediği şeydedir, buyur.
Allahutaala bir kuluna gaza binince ona haram mal nasip eder. Yani, Allah Teala bir kulunu severse o kulun duasını geciktirir. Melekler Ya Rabbi bu mümin kulunun duasını kabul buyuruyor dediler Allah Teala. Benim kulumu bırakın. Siz ona benden çok mu acıyorsunuz? Ben onun dua ve tazarru etmesini seviyorum. Ben Alim ve habiim buyurur. Yani bir kimse ölüm halleri geldiğinde azapları bir kimse ölüm halleri geldiğinde azaları birbirine selam verir. Esselamu aleyke ben öldüm, sen de öleceksin derler. Böylece ak tüyü kara tüyüne ben öldüm yani ağırdım. Sen de öleceksindir. Yani her yeni gün gelince ey insanoğlu ben senin yeni gününüm. Senin üzerine şahidimdir. Her gece de insanoğluna böyle söyler. O halde gün ve gece ile sohbeti iyi et. Et. Allah Teala'nın fazlından helali iste. Helal istemek her mümine farzdır. Abdest aldıktan sonra Kadir suresini oku.
Allah Teala sana elli yıllık ibadet sevabı verir. Ayaklarını yıkadıktan sonra bana on kere salavat getiren kimsenin üzüntüsünü Allahutaala gidererek onu ferahlandırır. Dualarını kabul eder. Ya Ali. Fecir ağarmadan önce ve gün doğmadan önce Allah Teala'yı zikredenlerin günahı gökteki yıldızlar sayısınca da olsa cehennemde azap görmelerine Hak Teala razı olmaz. Yani sabah namazını kılınca güneş tutup yükselinceye kadar yerinde oturur. Sonra iki rekat namaz kılarsın. Hak Teala sana bir hal ve umre sevabı ve bir küre azat etme sevabı ve Allah yolunda bin altın sadaka vermiş sevabı verir. Yani. Hazarda ve seferde dua namazına devam et kuşluk namazı. Kıyamet günü cennetin şerefeleri üzerinden dua namazını kılanlar nerededir? Cennete dua kapısından selamet ve emniyet ile girsinler diye nida edilir. Allahutaala bütün peygamberlerine duha namazı yani kuşluk namazı kılmalarını emir buyurmuştur.
Yani cuma günü kust eden kimsenin öbür cumaya kadar olan küçük günahlarını Allahutaala affeder. O kimsenin kabrinden nur, mizanında ağırlık olur. Kulların Allah Teala'ya en sevgili olanı secdede Ya Rabbi ben nefsime zulmettim, beni affet zira günahları ancak sen affedersin diyen kimsedir. Ya Ali, içki içen ile dostluk etme, o mel'undur. Zekatını vermeyen kimseyle arkadaş olma, o Allah Teala'nın düşmanıdır. Faiz yiyenler ile de arkadaşlık etme. Zira onlar hakkında Allah Teala eğer böyle yapmazsan Allah'a ve peygamberine karşı harbe girmiş olduğunuzu bilin buyurur. Yani Kuran-ı Kerim okurken ve dua ederken sesini çok yükseltme. Namaz vakti gelince hemen kıl. Geciktirirsen şeytan seni meşgul eder. Bunun gibi bir hayırlı işe niyet ettiğin zaman hemen yap yoksa şeytan seni o hayırlı işten men eder. Bu Kuran okurken Kuran azimüşşan sesi yükseltme hususunda bir şey anlatacağım.
Bu Erenköy olduğunu bilmiyorum. Sami Efendi hazretleri, Kaddafi Allah resulü de orada otururlardı. Yalnız değişik bir mekan olsa gerek ki biz daha genciz. Efendi hazretleri haddesallahu sure sohbet buyurdular. Sonra yemek için onları bir yere aldılar. Biz de herhalde umumi bir yerde bulunduk. Daha sonra Sami Efendimiz Hazretlerine yakın olanlardan birisi dedi ki efendim şöyle bir kimse geldi. Bir Kuran-ı Kerim okusun. Daha öyle Kuran-ı Kerim okuma görmedim. Böyle başındaki takke Mevlana'mızın kavuna benzer şekildeydi o kadar yüksek olmasa bile. Siyah, Kuran okurken kendinden geçti. Sesini son artık avasına kadar gözleri döndü, bağırıyor ama onun o bağırması insanda bir ürküntü meydana getirmiyor. Okudu. O bizde çok büyük bir tesir etti. Demek ki dedim ilahi aşktan dolayı insanın derunundan gelirse içinden o coşar.
Bir tanesi efendimize geldi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ya Resulallah ben gece Kuran Azimüşşan'ı hakmettim. Buyurdular ki gözyaşı mirdi. Şimdi bunları engelleyen nedir derseniz, bunları engelleyen sabah da bu hususta görüşülmüştü. Üstadımız Hazretleri bir söz söylediler onu biz yerine getiremedik. Bazen vezinli sözler şiir yazardı. Evin salonunda buyurdular ki ne yapıyorsun? İşte böyle bir şiirle meşhur olduğumu söyleyince böyle bir dalgalanırsan yaz ama onun dışında gönlüne bir ledünniyat bir misal doğarsa onu yaz o Allah tarafındandır buyurdu. Tabii şimdi sabahki kardeşimizin güzelliğinden dolayı insanı derler samimiin konuşturur. Dinleyen konuşturur. Herhalde kabiliyetli bir kimseydi ki biz iştirak vaktim de bir hayli geçti, bu hususta üzerimizde hakimiyet kuranlar, mesela nefis hakimiyet kurmak ister, şeytan kurmak ister.
Dünya ve şeytansı farklı insanlar nefsin heva arzu ve istekleri. Bu hakka dair bir misaldi. Şimdi hatırlayamıyorum. Rızımızın o mübarek tavsiyesini yapsaydık şimdi hemen ifade edebilirdik. Kayseri'ye geldiğinde mürşid-i kamilimiz tabii tanımıyor, biliniyor. Hemen etrafını almışlar. Bir sohbet buyurmuş. Biz de sabah derslerimiz olduğu için okulda ancak sabah görüşebildik. Buyurdular ki akşam ledün niyet doğdu. Bu ledün niyet nedir biz bilmeyiz. Şimdi ledün niyet doğdu. Ne demek? Bu ledün niyet doğdu diyorsunuz. Bu ne demek, bu ledüniyet ne? Biz bunu bilmiyoruz. Bize mürşid-i kamilimiz buyurdu ki ledünni bir hal oldu. O da okudukları orada ve Hucurat suresinde ayet-i celile bir doğuş oldu buyurdular. O kardeşlik hakkında demek ki o anda kendisi zaten müstesna. Şimdi cemaate göre desem kendileri de bunu söylerdi. Bizim görüşmemiz buyuruyorlardı cemaatin durumuna göre. Bazen görüşürlerdi.
Oğlum koltuğum kırıldı buyurdu. Bir de misal verirdi. Şimdi budaklı ağaçlar olurdu budaklı. Onu böyle baltayla insanın ayırabilmesi çok zor olur baltayla olduğu zaman. Bir de af buyurun efendimizin sözü söylediği için diyorum. Camız önü. Onu yumuşatamazlarmış. Siz deyin bizim gibi insanlara derdi ki, buyurdulardi ki yahu ne oluyor konuşuyorum, hiç tesir etmiyor. Olur koltuğun kırıldı. Bu budaklı bir ağaç gibi kırılmıyor. Sonra camız günü gibi vuruyorum yumuşamıyor, vuruyorum yumuşamıyor. Bu yukarı köylerimizden birinde sohbet etti. Bir tanesi de çok uygunsuzdu. Hususen gelmiş. Hacı Hasan efendi ne konuşuyor? Öyle samimi dinlemeye değil. Böyle bir araştırma içerisinde. Şimdi o bulunmuyor. Dik dik bakıyor adam. Biz de okulumuzdan öğrenciler getirdik. Bir umut başladı. Mübarek sesleri duyulmayacak şekilde cemaat ağlıyor. Böyle çok gördüğümüz de oldu.
Bazen de böyle sıkıldığı zaman bütün terin içine girerdi. Efendim bunun sebebi nedir söyler misiniz? Niye terin içine girdi efendimiz? Niye zorlandık kolum koltuğun kırıldı dedi? Söyleyin, o aynen şimdi ultrasyon gibi. Bu bir Evliyaullah. Gözü öbür alemleri harp gözüyle görebilecek kudret ve kuvvetle bir izniyle aykırı. Onun için bütün insanların bizim gibi siz değil. Bizim gibi insanların iç alemini görüyor. Ondan dolayı daralıyor ve sıkılıyor. Orada buyurdu ki elhamdülillah cemaat inançlıymış. Nasıl dedi elhamdülillah? Huzurlu bir görüşmemiz oldu. O muhalif adamın da hiçbir tesiri olmadı. Şimdi bir grup geldi. Bunlar efendimizin anlıyorum biiznillahi teala teveccühünü istiyorlar. Şu konuşmalar değilmiş. O mübarek gözünü bir yumacak, karşıdakinin de alıcı olması gerekir. Verici var. Ama alıcı olmayınca ne olacak? Mümkün değil.
Böyle bir grup geldiler niyetleri üstadımız hazretlerinin mübarek gözlerini yumup kalbe yönelmesini bekliyorlar. Yapmadı ve herhalde birkaç kelime söyledi fakat mübarek veç-i saadette değişti. Onların hepsi ders değildi. Mübarek veç-i saadeti böyle bir üzüntülü hal aldı. Buyurdu ki tamam gidebilirsiniz. Gitti. Neler oldu? İçinde bizim gibi şu günahkar gibi bir kimse vardır. Bir gün bir düştü geldi. Akşam namazından da sonraydı. Onların o teveccüh halini mi çok düşünürdüm acaba nasıl olur diye. Çünkü ömre bedel. Onun bir mübarek ödül yumması, kalbe yönelmesi emin olun ömre bedel. Biz yillarca çalışmamızla bunu temin edemeyiz. O bir mübarek gözünü yumacak, kalbimize de akacak. Öyle akması basit ne bir iş değil. Böyle bir bu tabiri evliya için nasıl kullanabiliriz ki? Bir horlama hali diyeceğim ama bu basit kaçacak bunların hepsi Türkçede çünkü karşılığı yok.
Efendimizin vahyi alışının velayet ölçüsü içerisindeki bir görüntüsü. Nebi Ekrem efendimiz de mübarek gözlerini yumuyor, o sesler çıkıyor. Öyle oldu. Ağılır tabii kendinden geçmiş gibi ağlıyor. Sami Efendi Hazretlerinin kalpte sallallahu aleyhi ve sırra torunlarının düğünüydü. Düğün davetiyesi de çok güzeldi. Bi Lutfi'yi Teala diye baş kısmına böyle yazmışlar. Şimdi düğün torununun değil bizim onun bir zamanın kutbul aktabı. Bak bir kutbu cihan var, bir kutbu ağızdan var, bir de kutbul aktab var. İyi sarılabilsek kutbul aktab bizim Mürşid-i Kamilimiz Sami Efendi Hazretleri. Ne olur o Utkulak'ta efendim adamın babası zenginse evladı da zengindir ama evlat olabilirsek onların defterine kaydımız geçmişse dedem dört kişiye dert ver, ders vermiş Rahmetullah Ali, Esad Erbili Hazretleri, Kaddesallahu ve Zerre, Mustafa Efendi dört kişiye ders ders verdiniz, İkisini kabul ettim, ikisini gitmedim.
Biz bu derde düşelim acaba o defterde ismimiz var mı yok mu? Çünkü zamanın mürşidi kamillerine o defter verilir. Bizzat şahidiyim. Böyle ders görüşmelerde kayıt yapılıyordu. İsimlerini yazacağım. Bir kısmında gördüm. Mübarek başını yukarıya kaldırdı. Hayır ve o kimse ayrıldıktan sonra dedi ki ben bunu kırk senedir idare ediyorum ben bunları dedi. Kırk senedir idare diyor. İdare etmesem dedi hep şaşıracaklar, hep yanlış yola girecekler. Hürmetle izzetle ikramla bunları tutuyorum. Biz böyle olmayalım. Kovulsak da dövülsek de sevilsek de dövülsek de bağlandı bendim. Gidemem gayri teslimiyeti olmadıkça zor. Bir berbere nasıl tersim oluyor elbet. Aman ha gırtlağıma bir bıçak değer, yanağıma değer, yüzüme değer diye hiç sesimizi çıkarmıyoruz. Bir berbere teslim olduğumuz kader olsun teslimiyetler. Elinde meyit kelimesini boşuna kullanmamışlardır. Nikayici elinde ölü gibi.
Efendim bizim asıl düğün zamanın kutbul aktabını görmek. Dedem Rahmetullah aleyh Menemen hadisesinde idam için gidiyor. İki tane de müridi var, Fazlı hafız, biri de kılavuz hafız. Kılavuz hafız idama giderken öyle bir hal alıyor ki öyle bir sevinç görülmemiş. Tabii şüpheleniyorlar şimdi genç de. İdam verilecekler. Yirmi sekiz tane kulefası şehit edildi. Herhalde diyorlar bunun kafasına bir hal oldu. Çünkü asılacağı için diyor ki hayır hayır, ben idam vesilesiyle üstadım esade elbili Hazretlerinin nur cemalini göreceğim. Şu aşka bakın şu muhabbete bakın. Ölümüne onun Nur cemalini göreceğim diye hayatı öldüren demek budur işte. Unutmadıysak efendimizin vaazimin birinde şu geçiyor. Bu yola başımı koydum, üstadımız buyuruyor. Beni vurmak istiyorlar diyor. Bilir o Allah'ın iznidir.
Benim diyor hayatımı ortadan kaldırmak istiyorlar ama Allah'ıma öyle bir teslimiyetim var ki benim vücudumu Cenabı hak bir kıl gibi eder, yine dokunamazlar. Böyle onlar kendilerini feda etti. Efendim hepimiz bilgisayar kullanıyoruz bu elektronik aletler. Binance bilgisayarda az bir hata olduğu zaman bir türlü biz bu şifresini dostsun vesair sahifelere girişte açılmıyor. Bize çok iyi bir anahtar verdiler. Hazineyle gösterdiler. O hazine dünyadaki şu nimetler onun yanında hiç mesafesindedir. Şu vücudumuzdaki o letaikler boş değildir ama iş bize düşer, bizim çalışmamız gerekir, o anahtar yüz on bir istiğfardır. Ondan sonra devam eder ölüm tefekkürü rabıta ve zikrullah. Eğer bunları çok iyi yaparsak rabıta bizim bizim zikrullah da rabıta da günümüzün yarısından fazla olmazsa şeytan ve nefis bir adım dahiler artırmaz. Evet şu tarafa. İyi bir çaba ister, iyi bir gayret ister.
Şimdi düğünden gaye torunu olmakla birlikte hemen hemen çoğu vilayetten birer kişi istiyorlar. Çünkü etrafları var, gelin hanımın tarafları var, İşte üstazı halimizin torunlarının etrafı var derken birer kişi yalnız mürşid-i kamilimizin durumunu bildikleri için diyorlar ki bir de hizmetini görecek kimse ister. İşte biletini alacak, ondan sonra oturmasını kalkmasını ilaçlarını vesairesini bu işlerini görecek bir kimse biz de katıldık. Valideyi muhterememiz Meryem annemiz de katıldı. Anlat derseniz anlatırım, çok büyük bir değer kaybettik biz Meryem annemizle. Çok şükür ki girerken çıkarken okuyorsunuz ruhuna. Gerçekten vallahi ve billahi anaydı o. Ayaklarına sürükler tutturdu hastalığından dolayı. Daha yavru halinde ağlayan çocuğunu böyle oyuncaklarla nelerle bir köşeye oturtup ifvanıma çorba hazırlayacağım diyen ve bunun için gayret gösteren bir anamızdı.
Bütün ifvanı düşünüyordu o yattığı yerde. Biz acaba bunların emeklerini düşünüp ne yapabiliyoruz? Nefsim için size yok, size hiçbir söz getirmiyor. Siz yorulmuş çıkarmış ayrılmışsınız elhamdülillah. O gözle bakıyorum. Siz kendiniz kendinizi nasıl hesap ederseniz bu nefsim için. O haldei muhterememizle beraber gidildi. Yalnız Erenköy'de Abdullah Develioğlu diye bir zat var. Bu müderris dedemle de beraber arkadaşlık yapmışlar. Üstadımızın büyük bir kabiliyetini de seziyor. Diyor ki usta efendi sen Hasan efendiyi okutmayacak mısın? Efendim o okutuluyor diyor. Buradaki ilmi ledün hakkında bir kayıt okutuluyor diyeceğim inşallah. Duanızı bulabilirsem. Neydi, bu okuduğu neydi? Hocası, hacısı bilmem fena yok. Hocası Rabbi Zülcelal'imiz onun.
Oradan aldığı bir dilin ve bu ilme vesile olan üstazımızın üstazı Sabri Dendi Hazretlerinin torununun düğünü için girildiğinde Abdullah Develioğlu Müderris Erenköy'de evi var. Orada oturuluyor. Bir de bir kitap açtılar okuttu okuttular. Mevlana'mızdan bazı beyitler böyle konuşuyorlar. Tabii çok yakın dostlukları var. Efendimizin dokuz yüz elli beşteki Adana'daki Şeyhoğlu Camii'nde Tepebağ'da vaizinde insanların ağladığını duyuyor. Bir de ben gireyim diyor. Fakat vaazın şöyle ortasına bile varmadan dışarı çıkıyor. Efendimiz hazretleri hocam bir kusur mu ettik, ayrıldınız herhalde bir üst katta bulunuyorlar. Diyor ki Hasan efendi, babayın sözünün hak olduğunu gördüm. Okutmayacak mısın deyince hocam o okutuluyor. Demek ki Rabbimiz Teala tarafından bir ilme mazhar olmuşsunuz ki böyle çocuklar gibi ağlamaya başladım, dayanamadım. Diyor.
Buydu bizim efendimiz, hayatında bilmedik, şimdi olsun bilelim. Hayatta onlar aynı görevin başındadır, kimse bunda hilaf söz söyleyemez. Mürşid-i kamillerimiz aynen görevin içerisindedir. O alakalı olan kimseleredir. Evladı olanların da listesi onların elindedir. Onu da bildirir. Evrad ve ezkarımıza kadar artık pöf. Orada otururken böyle bir cep telefonu diyor hanei saadetten istiyorlar dedi. Akşamdan sonra merasim başlayacak. Yalnız ikindi sonra başlamış. O haberi kalben alıyor. Kapıda görevliler duruyorlar. Böyle düğün davetiyesi olanı içeri alıyorlar. İzin yok tabii. Bu himmet-i aileler olsa gerek bizden de sordu. Halbuki sorulmaz. Ben bir evladıyım onun. Feraseti sordurmaz insanı ama sordu neyse. Kullandığım ifadeyi şurada diyemiyorum. Biliyorum başta Cenabı hak şahit her sözümüzü ve evliyaullah da bizzat dinler. Bunu bilen bilir, bunu bilen bilir.
Bizim gibi insanları anlamaz ama insanlarsınız inşallah. Her kelimeleri onların kontrol altındadır. Bakışları da oturuşları kalkışları her hareketleri ölçülür şer'i esasa muvaffak olmak şartıyla. Neyse bir ifadede bulundu. Ancak şu kadar diyebilirim. İzinsiz gelme şeklinde. Neyse girildi. Efendimiz hazretleri Sami Kuddesallahu sırra. Mahmut Sami Ramazan oldu. Takliden de olsa sevgimizden olsa gerek ki bulunduğum hanenin daire kısmına hangi daire olduğuna ait bölümde Mahmut Sami Ramazanoğlu diye yazdırırdım. Evin birisini odasını kim ne derse desin Sami Efendi Hazretlerinin odası üstadımın odasıdır. Oyuncak gibi sevmedim elhamdülillah. Bir gün buyurdu ki Sami Efendimiz kesse kesilir misin? Kestiririm kendimi. O biliyordu. Bu sözün samimi mi yoksa samimiyetsiz mi söylendiğini biliyordu. Hiçbir şeyimiz olmasa da dahi amelimiz, taatimiz olmasa bile olmasa bile kesilenin de kurtulalım bitti.
O şekilde olsun, af olalım. Yoksa onlar keser mi? Bu mümkün değil. Onun ifade tarzı müstesnaydı. O anda ne tecelliye mazhar oldu bakın. Evliyaullah'ın yaptığı hareketler hiç boşuna olmaz. Tecelliye mazhardır onlar ve ona göre hareket ederler. İradeleri ellerinde değildir. Vay şu etkiliyor bu etkiliyor. Bu söz cahilane bir sözdür. O kimsenin etkisinde kalmaz. O Rabbimizin emrine ram olmuştur. İradesini Rabbimize teslim etmiştir. E içeri girdiniz. Ne oldu? İçeri girdik. Sohbet buyuruyorlar. Belkıs'a anlatıyorlardı. Yalnız çocuğuma tahammül edemedim. Hiç et diye vücudunda bir şey yok. Şu avuçlarının içerisinde deri sarkıyor. Hiç etmek yok. Sadece bir işkence. Mübarek gözüne de bir rahatsızlık mı olmuş onu da görüyorum fakat konuşurum. İstanbul'un belli alimlerinden Bekir Haketen'di Rahmetullah Ali. O geliyor dediler, istifa ettiler onu. Üstadımız Hazretleri yanına aldılar.
Fakat çocuk olduğundan olsa gerek insanların şekli gözüme bölünüyor. Vay ya. O büyük büyük dediğimiz insanlar bilmiyorum. Böyle bir hal oldu. Sonra mürşidimiz sordu. Dedi ki oğlum ben nasıl gördüm dedi. Doğru gibi parlıyor. Evliyaullah'ın huzurunda insanın içi dışına çıkıyor. Konuşuyorlar. Böyle konuşurken şu hadiseye temas buyurdular. Bir kul Allah'ın huzuruna geliyor, amelleri vezni oluyor. Bir amele ihtiyacı hatmi. Rabbimiz buyuruyor ki bu ameli bu. Anasına varıyor yok, babasına varıyor yok, Tanıdığı akrabasına varıyor, yok. Eshable. Bu Abese suresinde geçer. Her bir kimse için kendine yeter dert vardır. Herkes çıplak olarak haşrolunacak. Hazreti Aişe radiyallahu anh ya Resulallah insanlar birbirinden utanmaz mı? Öyle bir hal olacak ki birbirlerinden artık bakma şöyle dursun, defterinden dolayı hatırlayamayacaklar bile bu. İşte biz onun için bir araya gelmeye çalışıyoruz.
O gün de mahcup olmayalım. Burada işimizi halledelim diye. Efendim neden bilemiyoruz? Zaten buradan hareket ettik. Kalbimizdeki o perdelerden dolayı o engellerden dolayı. Efendim şimdi huzuru ilahiye mahcup bir şekilde geliyor. Bir amele ihtiyacı var, onu bulamamış. O anda Sami Efendi'miz hazretleri şu şekilde beyan buyurdular. Senin Allah için bir dostun da mı yiyor böyle deyince bu barek sesi değişti. Ne olduysa o an doldu. Hiç kimseyi göremedim. Göz yaşından ben gayriken ben geçtim. Ağlıyorum ben. Efendimize baktım. Efendimiz orada bahçenin duvarı var. Oraya ellerini koymuş o da feryat ediyor. Oradan orada kulefa var, müridan var. Hep bahçenin içerisinden insanlar feryadı figan bu kalıyor Allah'tır. Meğer udbun aptalımız kalplere yönelmiş. Bak arz ettim, şimdi de onlar vazife yapıyorlar. Gelin mahrum olmayalım. Büyük bir vebalin içerisindeyiz.
Ne olur şu gönüllerimizi onların kalplerinin altına açalım. Yağıyor Allah'ın feyzi. Çeşmeden su akar ama biz akraç mü dersiniz ne derseniz su kabını, o suyun altına değil de sol veya sağ tarafına koyarsak dolma su. Altına koymamız gerekiyor. Mübarek kalplerinin altına koymamız gerekiyor. Allah'ımızın nuru o kalpten gelen. Direkt istifade etmek keller olduğu gibi yanar çünkü o halde değiliz biz. O hale geldiğimiz zaman zaten Muhammed Bahaüddin Hazretleri Kardes Allahü Sırrı öyle buyurdu. Bir müridi için kendinden geçti, bizi bırak Allah'a dön buyurdu. Artık o hali tamamlamış letaifleriyle, neleriyle. O nefyi ispat nefesini göbeğinin altına almış çok huzurlu bir şekilde okuyor. Bu ders iyi yapılırsa nefyu ispat iyi yapılırsa imanın imanın durulduğu bir derstir. Asıl yanıp yakıldıklarımız da bu zaten. Sureti imandan tasdike geçebilme. Onun tat ve lezzeti ve huzurudur. Şimdi teveccühü bu.
Bir evliyaullahın kalben yönelmesi. Köylerimizden birinden iki kişi ile girilmişti. İlmi ledün budur. Artık gönül gözlerinin açılmasıyla meydana gelen bilimdir. Öyle kitaplardan neden talim edeceğimiz değildir. Bizim mürşid-i kamillerimiz bu. Yine de bütün kitaplardan mütalaa ile bize vermeye çalışmışlar. O Rabbi Zülcelal'imizin marifeti onun tanınmasıyla hasıl olan bir ilimdir. O Rabbımızdan geliyor ki onun sonu yok artık. O ilmin sonu yok. Eğer dinleme lütfunda bulunursak dinlerim Allah'ın izniyle Üstadımız Hazretlerinin vaizlerinin ve sohbet, sohbetlerini demiyorum çünkü bize göre sohbetlerinin kesildiği yerler var. Bir kısım görüşmelerinde görürsünüz, bir türlü sonu yok. Başladığı zaman nereden başlamışsa onunla koyup gidiyor. Daha da anlattığı da yoktur. Çünkü bir kısım özel kimseleri vardı. Aleyhissalatu Vesselam efendimizin gece sohbetleri var Nebi Yekre.
Alhissalatü vesselam efendimizin Hazreti Selman gibi Radıyallahu Anh gece buluşuyorlar. Huzeyfe Radıyallahu Anh'la konuşuyorlar. Bazı ashabıyla onlarla konuşuyorlar. Bak Ebu Hüreyre Hazretleri Resulullah'tan iki kap dolusu ilim aldım, birini söylüyorum ikincisini söylesem şu boğazım gider diyor. İşte o zamanın kutbul aktabı dediğimiz Sami Efendi Hazretleriimizin de öyle zayıf gibi gördüğümüz mübarek sesiyle kitaplardan okumasının sebebi o tahammül edilemez ve onu anlayacak bir kimse de yok zaten ve konuşması sadece mübarek dili olarak değil, kalbiyle görüştüğü insanlar vardır. Gönül olarak görüşüyoruz. O bir aylık bilimi bir anda ama kalbi bir gönül sohbetleriyle alıyorum. İki geceye dikkat edelim, biraz değişik konuşuruz. Bir pazartesi bir de cuma gecelerine bu geceler çok önemli. Onlar aslında size telefon telgraf gibi bir şey olmaz. Uyandırması bir rüzgarın esintisine bile benzemez.
Uyandırır ve o gönül sohbetlerine onlar önüne girerler. Yatağımla kalkıp gidecek değil o. 0 ehlince malum olan Allah'ımız bak bu yaşlara geldik, ömrümüz Tanerelere gitti. Şimdi olsun uyanıp da biraz olsun şu güzelliklerinden istifade etsek, Efendimiz boşuna demedi hanyayı Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz dediği bizim içindi. Baktı bir şey yok. Görürdüm, konuşurdu böyle insanlarda mahrum kalkmasın diye. Böyle bizi yatık memnunsunlar, iyi sarılsınlar. Bunlar çünkü azıcık bir değişik hal olsa gelmem deyip çıkıyorlardı. O günde de öyleydi. Bu. Ne yapsın? Biz pamuk ipliğine bağlanmayacağız. Biz çelik halatlarla bu yola bağlanacağız. O zaman Rabbi Zülcelal'imiz çünkü evliyaullah'a bağlanmada eğer pürüzler olacak olursa yürümüyor. Yani nüvenin, nüvenin çekirdeğin yara almaması gerekiyor. Teslimiyet nüvesinin çok güçlü ve kuvvetli olması gerekir.
O zaman adım atar Allah'ın izniyle çünkü onlar cübbelerinin altında aleyhüssalatü vesselam efendimize takdim etmeleri gerekir. Cenabı Hak cümlemizin yolunda daim ve kaim eylesin. Ali Kerim Allah ve celle efendimizin nasihatleri efendimiz ona tavsiyede bulunurlar. Bu kitaptan mütalaa ederiz gayet güzel. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh taifelerine ehlinin ashabına peygamberanizan ve peygamberanizan bütün geçmişlerimizin ruhları için
Kaynak: Genel
İlahi Rıza ve Nefis Terbiyesi ileSpiritüel… | Mihmandar