İlahi Nimetler ve Ruhaniyetin Sırları kaydında Bir hakkı vardır diye. Şimdi bizim gördüğümüz, bu eserlerde gördüğümüz şu oldu. Yedi kat arz diyelim. Yedi kat sema ve onun arasındakiler Bunlar saymakla bitmesi mümkün değil. Sonsuz bir nimet o. Şöyle düşünebiliriz. Suyu, havası, ateşi, toprağı. Bunların hepsi insanın şu vücudunu temsil ediyor. Bunun yanında Allah'ımızın isimleridir,…
İlahi Nimetler ve Ruhaniyetin Sırları ne anlatıyor?
İlahi Nimetler ve Ruhaniyetin Sırları kaydında Bir hakkı vardır diye. Şimdi bizim gördüğümüz, bu eserlerde gördüğümüz şu oldu. Yedi kat arz diyelim. Yedi kat sema ve onun arasındakiler Bunlar saymakla bitmesi mümkün değil. Sonsuz bir nimet o. Şöyle düşünebiliriz. Suyu, havası, ateşi, toprağı. Bunların hepsi insanın şu vücudunu temsil ediyor. Bunun yanında Allah'ımızın isimleridir,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir hakkı vardır diye. Şimdi bizim gördüğümüz, bu eserlerde gördüğümüz şu oldu. Yedi kat arz diyelim. Yedi kat sema ve onun arasındakiler Bunlar saymakla bitmesi mümkün değil. Sonsuz bir nimet o. Şöyle düşünebiliriz. Suyu, havası, ateşi, toprağı. Bunların hepsi insanın şu vücudunu temsil ediyor. Bunun yanında Allah'ımızın isimleridir, sıfatlarıdır, fiilleridir. İnsana yüklemiş olduğu hilafet sırrı yeryüzünde onun adına hükümlerini gerçekleştirecek kimseler olarak. Sonra emanetlerim. Konu emanette ve geçtim sabah bunu okuduk biz. Ağır olduğunu da biliyorum. Ne anlayabildiysek Bunun yanında Cenabı Hak birçok akıl gibi bir nimet Tefekkür gibi bir nimet İrade Vesaire. Çok ihsan buyurmuş. O da insanın ruhunda. O zaman insan Allah'ın hitabına muhatap olan müstesna bir var. Hatta Allah'ın yeryüzünde gölgesidir diye geçer. Cenabı Hak hiçbir şeye benzemez, o malum. Bu kadar kıymetli.
Bu nimetin şükranında olabilmek. Onun için vazifelerimiz çok ağır. Yani size belki, demeyin. Bu sahabeleri okuyor muyuz demem. Sahabeler ne ki? Onun yanında bizim öğreneceğimiz çok hususlar var. Aynı zamanda onlar da amel edebilmek. Onları hayatınıza geçirmek. Şunu iyi muhafaza edersek istifade edeceğimize inanıyorum. Yaptığımız bir amelden nasiplenebilmek. Belki zikrimiz olabilir. Gençlere tarif ediliyor. O çocukçe, inkar deniliyor. Bazen on bir dinliyor halimize göre. Göre. İşte yetişmiş kimselerimize yüz on birer evrak veriliyor. Bu evradın verilmesinin bir sebebi var. Bütün Allah'ımızın koymuş olduğu esaslarda bir sebep var. O da nedir? Ondan ne kadar nasip alabiliyoruz? Mesela oruç taati dendiği zaman oruç E bizim hatırımıza şu gelmesin. Herhalde gelmez Allah'ın izniyle. Sadece yeme, içme ondan uzaklaşma olarak değil. Bunu üç şekilde izah etmişler. Bu taatten nasiplenmeyi.
Birincisi Diyorlar ki Yemeden, içmeden vesaire hallerde kendimizi korumak İkincisi Azalarımızı korumak Yani gözümüzü harama bakmaktan Elimizi harama uzatmaktan korumak Bir üçüncüsü de kalbine diyorlar kalbine oruç tutturacak O da kalbini Allah'tan gayrı celle celalühü düşüncelerden koruyacaktır Bu kolay değil şimdi Bunun kolaylığı Nedir? Vermiş oldukları Evrad ve Ezker Ciddi bir gayret oluyor bu Bunu Abdülkadir Geylani Hazretlerinin izahı çok güzel Aman diyor, yaptığınız ibadetleri, taatleri adet kabilinde yapmayın. Sımsıkı sarılın ona. Allah'ımız bu sımsıkı sarılma hususunda üç husus bize beyan bu. Bulunuyor. Birincisi, İttibullah. Allah'tan korkun. Buyur diyor. Korkun, götüne gitmek. İkincisi, Fettabullaha nastatatum. Gücünüz yettiği kadar korkun. Bir üçüncüsü. O da. Hakikaten Allah'tan korkun. Her şeyin bir derecelendirmesi var. Mesela bu kulluğumuzda da var. Yaptığımız taahhütlere.
Bunları bir hedef koymamız gerekiyor önümüze. Hedefler çok. İşte o yoksa o kitabı. Mesela. Diyeceğimizi unuttum. Üzüldüğümden modunu yaptım. Sami Efendi hazretlerinin, mukaddes Allahu Sırrı kamil insan diye, insan kamil diye. Yani gerçekten unuttum kitabı. Adını tuttu. Küçük bir kitabı var. Nefsimizin mertebelerini anlatır. Nefsimizin mertebelerini anlatır. İnsan nurunun yolunu beş esasla tespit eder. Ülker Hanım nasıl? Bu senin böyle. Ülker misin? O onun da aynı çok kötü olsa ne kadar istifademiz oluyor. Onun yanında onu çoğalttık, bastırdıktan zahiri ve batini şifa tarifesi mürşidi'mizin. Gerçekten iman esaslarını başta vermiş ve bir baktım. Ondan sonra ibadete ait konuları işlenmiş. Sonra ahlak ve muamelata dönmüş. Bir yere açıvereyim. Dedemin de var yani burada. Ben hayret kaldım. Bu hac hakkında yazdığımda. Muhaddis-i meşhur Ebu Hüreyre.
Yani bu ilim, ilim, ilim ehlinin sözü olsa gerek. Buyuruyor ki muhaddis-i meşhur Hadis-i Şerif müfsirun diye bir tabir var hadis kitaplarında. Çok hadis rivayet edenler. Onlardan birincisi Ebu Hüreyre Hazretleri radiyallahu anh. Çok hadisi bir rivayet etti. Hatta hafızasından şikayet etti. Ya Resulullah dinliyorum ama onu ben muhafaza edemiyorum. Eteğini aç buyurdu. Mübarek elleriyle bir şeyler atar gibi attı. Topla deyince bir daha unutmaktan de vaki olmadı. Bir de şunu hatırımızdan çıkarmayalım. Mesela okuduğumuz hadiseleri işte ta bin dört yüz seneden fazla dinleyelim, şimdi de olur o. 0 hali bir kesbetsek, o hali kazansak, aynısı olur kalbine Allah'ınız verir. Mecif Azırı Rahmetullah Ali'nin sözüne geliyor. Güneşi ceketimizin astarında kaybetmek. Bunu söylüyor. Ben haydut kalıyor bu Necip Fazıl. Rahmetullahi. Siz görüyor musunuz bilmez? Gördüğüm fenafillahtan anlatıyor.
Bekarbillahtan anlatıyor. Bir bir tefekkür. Kendisi hayatının çoğu Fransalarda dede geçmiş. O ismini vermeyeceğim. Batıl cephenin en en ilerisinden fakat Abdülhakim Arvasi Hazretleri ile öyle bir münasebet kurmuş ki. Zaten öyle diyor. Beynime böyle bir çivi çaktınız ki diyor. İnanmış. Bak hepimiz çoğumuz intisatlıyız. Bununla olmuyor işte. Gerçek bir intisap etmiş. İntisap için intisap etmemiş. Mevla'yı bulmak için intisap etmiş. Biz hayran kalıyoruz o sözlerini. Diyor ki mesela otuz yıl saatin çalışmış, ben durmuşum diyor. Yani ömrümüz diyor heba olmuş, boşa geçmiş, bilememişiz diyor. Nasıl güzel beyan etmiş. Burada en çok hadis rivayetinde Ebu Hüreyre Hazretleri yani bir beytinde, bir kıtasında ilmi esasları da verir. Onu da gördük. İsa'nın ineceği hem akminane. Bu hadis kitaplarında var. Ramuz el-Ahadis. Bunu ezbere, şuradan buradan durmakla olmuyor. Okumamız gerekiyor.
Kıyamet alametleri, Ramuzelle Ahaddis hususi eseri var. Küçük, öyle fazla büyük de değil. Hakim zamanın mehdisi diye. Vay gelmiş. Gelecek. Böyle bir metre okuyalım, araştıralım. Ebu da dedikoduya vesaire oluyor. Gelmişmiş, şu görmüş, bilmem ne. Bunlar olmaz. Hep bunlar ayet ve hadis-i şeriflerle beyan buyurmuş. Yolumuz diyor mu? Beyan buyurmuş. Yolumuz diyorum ya, ilim ehlinin yolu. Bak Mürşid'imiz, hayatının sonuna kadar kürsülerde vaaz etti. Onun vaaz notları var elimizde. Bir ayet I katiz, bir ayet I katiz. Almış, okuduğu bir tefsir var. Tıbbiyen değil de. Hazin tefsiri. Tarikat-ı Muhammediye diye berikatli ismi, Hadi Merhum'un çok kıymetli bir ilim kitabı onu talim etmiş. Bizim okulda okurken rabıta dindinin mi? Sırf şekli değil, ahlakıdır onun. Biz çok kitabı alırdık. İmam Hatip okurken getirirlerdi sınıflarımıza. Sınıfımıza getirirlerdi. Biz çokça alırdık.
O kitapları Efendimizin ilkokulu ne yok? O kitapları okumuş, arkasında da patlak diye önemli olan yerlere kaybetmiş. Yani bizim mazur bölüm. Bizi sıkıştırıyor ne diyemeyiz? Ben hiç kimseye de bir kişiliğim yok. Hürmet ederim ama benim asıl hürmetim size faydalı olabilirseniz. Siz bize faydalı olursanız olur aşkım. Ne yapacağız? Bu insanlar da kötü oluyor. Ama bunu istemiyoruz biz. Biz Lokman suresinde ey habibim, sana ilk karşı çıkacak tebliğde akraban olacak buyuruyor. Kuran-ı Kerim bu. En yakının da olsa haklı, duyuyor. Hatta onların beyinlerini çatlatırcasına hakikati duyur buyuruyor. Bu havuzun başındaki hanelerinde. Bahçeye gelinceye kadar elinde kitap okurdu. Tabi usuller değişti şimdi. O zaman bir mahalle olarak Bu da bir köy yani. Ahırın ne bileyim hayvanların altı. Atkı derler. Atırlar. Hayvanları sunarlar. Yeminlebilirler. Sonra evin etrafı süpürülür. Ocak kurulur. Saç.
Bazlama var. Ondan sonra yataklar şimdiki gibi şimdiki gibi çekyatlar neler değil. Yutuk deriz. Oradan indirilir. Oradan kaldırılır. Sonra ısrar denir. Halının dibine otururlar. Devamlı çalışılır. Onun için yemeğe erken gelirler. Efendimiz camiden çok iç çıkardı. İşte asıl rabıta bu İşrak namazını kılar. Gelir elini kitap alırdı. Bize derlerdi, şimdi sofra hazır oturmuyor. Ölü mütalaa etmiyor. Yani bunu Hacasın efendi yapar değil ki. Ya yuvelledine amenu derken sırf Hacasın efendi demiyor. Bütün umuma hitap Elinden kitabı alın da sofraya otursun diyorlardı. Alırdım hemen. Bir boş vaktini görmedim. Hep hizmette. Bu bazı beyinlere yanlış işlemiş. İşte bunu belli bir grup yapar. Onlara aittir değil. Allah'ın bütün emri belli bir gruba inmiyor. Hepimize inmiyor. Hepimiz dikkat edin. İsa'nın ineceği hem akminare. Ravza-i Mubahara'ya geliyor sıra hepsinin şefaatini dahil dilerim.
Yani bu umreye dair, hacca dair yazmış olduğu şiirler. Mesela umreye girilmiyor, hacca giriliyor. Ne yaparız? Bunları okuruz, çok faydamız olur bizim. Çok Çok hoş. Bunlar bize ışık tutar. Başta okumamız gerekiyor. Talim edeceğiz. İlk ayeti celiyle malum, ikrah diye başlıyor. Burada şeriat denince şerun, ma şeraullahü teala. Allah'ımızın koymuş olduğu ilahi esastır. Şöyle düşünelim, bizim yaratanımız bize en güzel yolu gösteren nedir? Yaratanımızdır. Çünkü o yarattı bizi. Şeriat, ma şera ahu mau yebadey minel akaidi velle. Burada akaid dediği, bu inanç, esaslar. Bu değişmez. Bu mutlak iman edeceğiz. Nasıl iman etmemizi istemişse, o şekilde iman edeceğiz. Ve hükümlerdir. Faizdir, ortaklıktır. Çünkü bu hakka dair çok eserler var. Mesela arazi hukuku var İslam'da. Bir arazi nasıl kullanılır? Mesela bir arazi diyelim, babası vefat etmiş. Çocuğunu aldatarak arsasını eline geçirmiş, haramdır.
O çocuk temyiz gücünde değil daha. Daha bildiği yıl. İnen haram. Böyle bunları hep beyaniler bildirir. Bu hükümlerin hepsini ifade buyurur. Sonra şeriat nedir? Yeem muhaffatul hödudi fia. Biz gerçekten mürşidimizden çok şey duymuşuz. Allah'ın koymuş olduğu sınır derken bir yolda arabayla gidişi misal olarak verdi. Buyurdu ki sol tarafa kıracak olsak direksiyonu, Allah korusun büyük bir kaza hasıl olur. Sağ tarafa kıracak olsak yolun dışına sağ tarafta, o da büyük bir felaket getirir. Bakın nasıl izah ediyorum. Buyuruyor ki sol taraf Allah'ımızın haram kıldığı hususlardır. Sağ taraf da bid'at 'dir. Dinde aslı olmuyor. Bak bid'at kelimesi çok önemli. Yani bunu illa bilmek için bir okula niye dahil olmaya gerek yok ya? Hani bir çiftçi de bileceğiz. Biz mesela çiftçi bile değiliz Ama bileceğiz bunu. Dinde aslı olmayan hallerdir. Bunun üzerine tarikat üç şey üzerinde çok durur.
Tarikat demek şeriatın hassas yaşanması demek. Birincisi cihattır. İkincisi ikincisi nefsimizin irşad ve ıslahı. Üçüncüsü de dinde aslı olmayan o bid'at. Onlardan kurtulmaktır. Nasıl yapacağız? Sallu fema'ru aytimuni usali. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın. Biz burada müsaabeleri okumayla dedik ya bunu inşallah arkadaşlarımız ayarlamıştır. Günlük programımıza dikkat ederiz. Günlük programımız olur. Yerine göre günlükte olur, haftalık da olur, on beş günlük olur, bir aylık olur, altı aylık olur, bir yıllık olur, bir ömür olur, Güzel bir program. Onda Kuran'ı Kerim esastır. Bunun yanında artık bu kitaplar şeye göre değişir, kişinin durumuna göre değişir. Mesela bizim okuduğumuz kitap hiç bunlar değildir mesela. Daha yine okuduğumuz kitap, ismini bilir misin bilmem, El Mustalehad diye bir eser. Belki bin sayfayı geçer. Ayrı bizim okuduğumuz eser ayrı.
Okuruz mesela, Kesni Zani'nin yirmi altı cilt eseri, Allah'ımıza hamd sadedinde söylüyorum. Kütüphaneye bir hocamız geldi. Efendim dedi, bu kitapları okumuşum dedi. Allah'ımıza amel etmeyi nasip etsin. Ne kadar okursak okuyalım. Cuma suresinde Cenabı hak, çok okuyup da amel etmemeyi şuna benzetiyor. Kitap bir hükmü merkerkek gibi buyuruyor. Okuduğumuz ve amel etmek mühim olan bu. Böyle programımızı bilenlerimiz tarafından mutlaka vardır. Buna riayet ederiz. Riayet ederim. Çok nadir muhabbet, çok bilgimiz oluyor. Bazen sorular geliyor, tabii biz saygıyla karşılıyoruz ama çok da garipsiyoruz. Sorduğu sorular mesela bütün efendilerimizin kitabında var. Cevabı var. Bir de en çok soru şöyle geliyor. Şöyle gözünü yumuyor, gözüne bir nur geliyor. Ondan sonra acayip bir haller mi yaşıyor, iyi diyor. Bunun cevabı şeriattır. Çünkü Bayezid-i Bistami Hazretleri de bunun üzerinde çoktur.
Eğer diyor, havada uçacak olsa hali Allah'ımızın kitabına, Resulü'nün sünnetine uymazsa onun kanatlarını kırın, diyor. Bu iş değildir. İş nedir? Esrarü teztabih, hema mülilde. Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et. Bak, efendimizi kerametler, keşifler değil. O Allah'ın Resulü o ölçüye girmez o, sallallahü aleyhi ve sellem. Onu Allah'ımız vasfetmiş, nurundan gelmiş. Peygamberimizi, heyecanlandıran emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et. Ölçümüz var elhamdülillah. Tartımız da var. Kitabı Kerim. Hani şu anlattıklarımın hepsi Allah'ımızın kitabında. Mevcut. Mesela en hassas bir noktayı anlatıyorsa diyelim ki bize hakikatten söz ediyorlar. O hakikatten anlatmaları Allah'ımızın kitabıdır. İşte biraz önce dediğimiz gerçekten Allah'tan korkun diye. Hep geçiyor. Bunlar orucu gittikçe diyor zaten. Ve insanın bunların hepsi içindedir. Dürülmüş. Çok güzel bir edep tarifi var.
Edep, insanda meknuz, güç ve kuvveti ortaya çıkarmaktır diyor. Diyor. Bu şu demek. Hani Allah'ımız dedik ya şu kainatın modeli insan vücudu. İlahi yönü de ruh tarafını. Bu madeni çalıştırabilmek. Zaten insanlar madenler gibidir. Buyuruyor. Allah'ın Resulü. Salgınullah etsin. Salgınullah etsin. Şeriat üstadımızın dediği gibi sırahatı müstakim, dosdoğru yürümektir. Allah'ımızın koyduğu sınırları koruyacağız. Şeriat nedir? Ye şeriatü seyyib, resuluhu, Buyuruyor ki, girmiş olduğunuz bu İslam, bu İslam'ın emirlerini bir kuyumcu hassasiyetiyle yaşamak bu tarikattir. Burada diyor, bunun doğuşu ve merciuha ile tehalli ve tehalli. Yine Kuran-ı Kerim'de diyelim. Şunu söylüyor, esselamü. Allah'ımız, baştan kötülüklerden kurtulmamızı. Bu yol şeyi varsa arabanızda neden? Yoldaki işaretleri gösteren bir cihaz varsa orada der. Der ki, işte otuz kilometre ötede, Allah korusun, şöyle bir sıkıntı vardır.
Ondan sonra yirmi kilometre ötede yol çalışması vardır. Hep bunları kaldırabilmek, Allah'ımızın yasaklamış olduğu bütün fiillerden kurtulmak, tekalli dediği bu. Kötülüklerden başta arınıyoruz o Şems suresinde okuduk zaten. Ondan sonra da ilahi güzelliklerden donanıyoruz. Şunun gibi. Mesela bu göçükte neler anlatılıyor ya depremde. Bir kere diyor, zemin sulu diyor. Niye o kadar bina uçtu ne diyor, deniyor, devrildi, işte yıkıldı, çöktü. Zemin diyor müsait diyor. Zemin yumuşak. Serte inmesi gerekiyor. Temelin kazılması gerekiyor. Bizim temelimizin kazılması nedir? Kötülüklerden kurtulmak. İşte bu istiğfar, bildiklerin istiğfar. Tevhid, sanatçılar, ölüm tefekkürü, rabıtada artık o temellere taşlar konarak örülmeye başlanıyor. Zikdullahi'den öyle. Vetaifler hep bunu gösterir. Gerçekten ehlullahın yolunu tutmak ne kadar güzel. Kuran-ı Azimüşşan'ı yaşamak. İşte bura kaybolur diye açamıyorum.
İlimde rüsuh sahibi kimselerin özellikleri var. Bu anlattığımız sözlerini naklettiğimiz üstadlarımızdaki özellik müstesna. Tefsirlerden söylüyorum. Birincisi Allah ile kendi arasındaki muameleler düzgün. İkinci olarak insanlar arasındaki muamelesi düzgün. Bunu şu şekilde izah etmiş. Tevazurlu, insanlara karşı çok alçak gönüllü. Allah'ımızın kulları diye şefkatli ve merhametli bir tavrı içerisinde. Böyle izah etmiş. Sonra tumanine der. Gönül huzurudur der. Efendim şeriatta başta demek ki günahlardan arınıyoruz. Mesela tevhid. Tevhit la ilahe. La ilahe demek olumsuzlukları hep rap etmektir. Mesela küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah. Allah'ımızdan gayrı düşünceleri la ilahe, cinsi ilah yok demek. Ya burada ilah deniyor. Bu nasıl oluyor da bu biliyor derseniz nefsinin arzularını ilah edineni örtün mü buyuruyor Cenabı Hak. Nefsinin arzu ve isteklerini. Evet, evet.
Teallide güzel ahlak ile ahlaklanma. Bir. Böyle şeriat zaman diyor, bu zaten umumi hepimiz biliyoruz. Allah'ımızın kitabı, Kerim'i diyoruz en azından. Sünneti Muhammedi diyoruz. Mefrudak ve sünen mesnune. Bunlar diyor Allah'ımızın farz kılmış olduğu bize görevlerimizdir. Sünneti Muhammedidir ve ehruha umul ulema bihakamilde. Allah'ımızın hükümlerini bize haber veren nedir? Ilim nehirleridir. Gaimune. Evet. Bu şekilde demiş. Sonra bir daire almış. Yiyel iktida ve ittibau ve telku'l iktida. Onun üzerine çoktur zaten. Yiyel iktida. Biz imama uyduğumuzdaki ifade budur zaten. Muktediyen behedel imam der. Nasıl niyet ediyoruz? Bilmiyorum biz size. Mesela Fahreddin Razi Hazretleri namaza dururken niyetine bakıyor. Tekarruben lillahi teala'dır. Allah'ımıza yakınlık için. İşte sadece fidan değil. Onların yaptığı o fidanın meyvelerini yemişler.
Bir namazı kılarken diyelim ki kıyamda rukuda secde değil. Bu bir fidan olarak düşünelim. Meyvesi nedir? Kıyamda dosdoğru olabilmek yaptığımız hareketlerde. Bir başkasının malını haksız ile geçirmek değildir. Bahniler neler? Ondan sonra rüku nedir? Mesela okuyan meleklerin bir kısmı kıyam halinde onların tadını alma. Mesela dağlar kıyam halinde onların eriştiği nuru kıyamda duyabilmek. Diğerlerinde buna kıyas bileceğiz. Budur. Vel'ittiba uymaktır ve terk'ul iptida bid'atleri terk etmektir. Nedir şeriat? Çok güzel. Şu tarif bile bize şeriatı anlatır. Eşşeriatuhiye. Eşşeriatü'l mutaharatul Muhammedi diye. Şimdi öyle bir güzel ifadede bulunuyor ki ulema-i kiramız, şeriat dindiği zaman insanı diyor, temizleyendir. Mesela oruç tatilinde temizlik takvayla gelir. Bununla donanma, temizlik. Evet. Ye'e semaratun, ye semaratü, şeceratü'l hücün. Allah Allah.
Aynen dediğimiz gibi meyvesine ulaşabilmek. Tadını ve lezzetini duymak. Mesela biz, bütün soğuk iş. Meyvesine ulaşma. Mesela bu tuttuğum çaydı diyecektim ki çayın mesela içtiğimizde bir tadını alıyoruz. Diyoruz ki çay iyi demlenmemiş. Ne olacak çay? Kekra olacak. Kekra ne demek? Kekra çayın tadı işte. İnan mürşidimiz, yani bu dünyadaki meseleleri neleri herhalde Allah'ımız gönlüne nakşetmiş ki bunu ben internetlerde neler görürdüm bazı anlattıklarımla. Şimdi öyle görüyorum. Çayı tarif ederken tavşan kanı diyor. İnan bunu bir şeyde görürüz. Nasıl demlenmesinin neler, yani bil mürşili kamil denince, o seccadesi üzerinde doksan dokuzluk tesbihatı çeken değil, devrindeki siyaseti de biliyor. Siyaset nedir? Siyaset adi, hükümdür. Şimdi karıştırdığımız şu, politika bir ay mı, siyaset bir ay. Siz şimdi siyaset dendiği zaman bir taraftaki batıl cephe, bu da siyaset.
Ama bunu anlayabilecek idrak istiyor. Bu Fahrettin Raz yok. İbni Abidin'in risalelerinde geçtiği üzere bizim temel fıkıh kitaplarımızda mevcut. Seyis denir ya, hayvan seyisi. Hayvanı tımar etmiyor. İnsana haklı gösterebilme. Bir siyaset dendi, eskiden beri kafamızda kalmış. Şu parti bu, o değil bu siyaset. Bu siyaset insanı hatta dört tane esas var. Biri iffettir. Biri adalettir. Biri siyasettir. Siyaset hak esasına göre, Allah'ımızın koyduğu düzene göre adım atmak. İnşallah da etmem. Bunları da bilir. Yoksa bir şeyhin şu tarafı tuttu. Bu tarafı öyle değil o. Zaten Allah'ımız gönlünü bulurvermiş olabilirim. Sonra dünyevi meselelerde dedi de niye derseniz, eslamle rabbene atine fi güne hasene ve fil ahiret hasene. Onlar dünyaya kapıyı kapatmamışlar. Dünyanın muhabbetine kapıyı kapatmışlar. Ama dünyevi meseleleri de çok iyi biliyorlar.
Mesela bir Hace Ubeydullah-i Arar Hazretleri sadece bir tarlasında üç bin işçi çalıştırıyor. O üç bin işçiyi çalıştırıyor. Çok zengin. Öyle yatlarda, bilmem planlarında dünya gezintisine çıkan bir kimse değil. Konaklarda neden oturan bir kimse değil. Bir tane mi Allah'ın izniyle bazı kimselere? Yedi tane Mercedes'i var mesela. O bile hiç. Ne yapıyor? Böyle uçuk gibi bir bina. Onun içerisinde, seccade üzerinde ne kadar istirahat edebilirse o kadar istirahat ediyor. Edin. Yedikleri nedir? Elleriyle yapmış oldukları bir ekmek diyelim, bir ne diyelim, bir somun diyelim. Onu ufalıyor bir torbanın içerisine acıktıkça alıyor bir de su içmiyor. Hayatı böyle geçmiş. Yani bunlar dünyadan uzak değil. Dünya ile iç içe ama gönülleri dünya ile değil, Mevla ile. Kimseleri. Evet efendim. Böyle yaşantılarını Allah'ımızın esaslarına göre, hani sabretmişler. Ben duyardım mürşidimizden.
Bizde de aynı nefis var. Bizde de o arzular var amma dizginledik buyuruyor. Fırsat gelmiyor. Hatta bir şey anlattılar. Nefsime buyurdular. Hep muhalefet ettim. Karşı çıktım. Nefsim bunu istiyor diye yapmadım diyor. Aynı onlar bizden farklı değil, aynı duygulardı. Onlarda da nefis var. Onları da tatil eden şeytan var. Dünyaları var. Bozmaya çalışan kötü niyetli kimseler de var ama Allah'ımıza gönüllerini tam bağlamışlar. Şimdi tam bağlayınca size bir Ayet-i celleye söyleyeyim. Esselamü. Sami Efendi Hazretleri'nin sohbetlerinin sonunda çok okuduğu Ayet-i Şimdi, nefsimize fırsat vermiyoruz ya biz, nefis arzuları var. Çünkü olgunlaşmamışız, daha yetişmemişiz. O arzu ve isteklerine direniyoruz. Diyoruz ki biz Allah'ımın kuluyum. Çünkü Yasini Şerif'te şeytanın yoluna uymayın. Bu şeyde geçer, Nur Suresine. Velatebtebi ruhtuvati şeytan, şeytanın adımlarına uymayın.
O Yasin-i Şerif'te geçen, il yer uymayın Cenabı hak. Ona uymayınca mellezine cehhedü fiina gayret ediyor. Lenah diyen nehüm sübulene yollarımızı açarız. O zaman Allah'ımız öyle bir adi ki Mevla Zülcelal kulundaki bu güzelliği görünce kötülüğe karşı direncini Efendimiz Aleyhisselam Allah'ın emrini ya Abdullah gözet ki Allah da seni gözetsin. O zaman Rabbimiz onu gözetiyor ve ona yollar açıyor. Nur veriyor, kalbine nur veriyor. O zaman eyvah diyor. Ben bir saray düşünelim şimdi, bir saray. O sarayda her türlü nimete masarız. Çünkü padişahın müstesna bir saray, her şeyi var. Ama bizim canımız o saraydan çıkıp böyle basit oyun ve oyuncakla meşgul olmak. Mesela diyelim ki bir mercandır. Ondan sonra buna benzer işe ipe, ipe, sapa gelmeyen değerlerdir. Onlarla meşgul olun.
Buyuruluyor ki Allah'ın Kuran sarayında iken, Resulullah'ın muhabbet sarayında iken, Evliyaullah'ın o ruhaniyet sarayında iken, her nimetsize başolunurken, nefsinize uyup da diyor dışarıya çıkıp böyle değmez değerlerle uğraşmanız sizi büyük hakikatlerden, büyük nimet. Bir şey mi var hocam? Bakayım. Hamdi abi bir şey mi var? Yok. Yok, ben dikkatimi çekti onun için dedim ya. Hani ses karışıyor bazen de onun için dedim. İyi. Böyle diyor, değerlerle meşgul olmak sizi o ilahi saraydan, iman sarayından, İslam sarayından alık oldu. Fırsat vermeyin. Bizim gibi onlarda gayret göstermiş. Allah yollarını açmış. Tecelliyata mazhar olmuş Allah'ımızın cemaline bile mazhar olmuşlar bizim halimizi anlatacağım sizi tenzih ederek Bizim halimiz şu. Cenabı Hak Musa Aleyhisselam'ın kavmine Kudret helvası ve bıldırcın eti gibi nimetler veriyor.
Bunları verdiği halde Musa aleyhisselamın kavmi ne diyor, ona bir bakalım. Hakikaten çok halimiz yol inşallah dedi. Şu, diyorlar ki Musa aleyhisselam aleyhisselam, yahu yediğiniz kudret helvası, ırzı sünneti buna diyor, biz sabredemeyiz ya Musa diyorlar. Halbuki o nimet gibi bir nimet olamaz. Hıh. Bize dua et de rabb ek rabbını. Bize soğan, sarımsak, pırasa, ondan sonra nohut bunları diyor bize verirsin. Allah'ımız gale etesteddilunellevi ve ebevhayir ve hayr. O yüksek nimetleri diyor değeri ölçülemeyecek nimetlere inkin olanı onlara değiştiler. Yani ayeti celile mucize. Ahiret gibi. Mesela ahirette de şey yapmaz. Onlar Mevla'yı isterler. Çünkü hadisi şerifte insanı üç ay diyor. Dünyayı isteyenler, ahireti isteyenler, Mevla'yı isteyenler. Onlar Mevla'yı istiyorlar.
Bu Mevlamız gibi bir ikram varken onun muhabbeti gibi, onun tecellisi gibi, doğuştan, siz diyor, dünya ile oyalanıp duruyorsunuz. Buyur diyor. Bizim dışımızı düzenliyor şeriat. İbnü'l Arabi Hazretleri. Kulluk görevlerini yerine getirmektir. Eş Şeria. Zahiri hükümlerdir. Taahhitlerimizi yerine getirmek. İşte farz-ı Vacib-i Sünnet-i müsteabıyla işlemek. Zahiretli, batına olan da kalbin halleridir. Kalbin yaşamaktır. Elhamdüllilahi rabbbil alemin.