İlahi Nimetler ve Manevi Lezzetler kaydında Miraç gününe yaklaşıyoruz. Yalnız, bu Miraç günü dahil olarak belirlense bile mümin her zaman Miraçtadır. Bunu inşallah unutmayız. Her zaman miraçtayız. Bunu diyebilir misiniz? Neremiz? Her zaman miraçtayız. Namaz müminin miracıdır. Bizim burada düşüneceğimiz acaba namazda miraç yapabiliyor muyuz? Diyelim ki, bazen Rusya'ya girenler var.…
Miraç gününe yaklaşıyoruz. Yalnız, bu Miraç günü dahil olarak belirlense bile mümin her zaman Miraçtadır. Bunu inşallah unutmayız. Her zaman miraçtayız. Bunu diyebilir misiniz? Neremiz? Her zaman miraçtayız. Namaz müminin miracıdır. Bizim burada düşüneceğimiz acaba namazda miraç yapabiliyor muyuz? Diyelim ki, bazen Rusya'ya girenler var. Şu Isparta. Şimdi o kadar kaldım yani bunu. Isparta'da gül bahçesinin yanından geçtikleri zaman o kokuyu anlatıyorlar. Öyle mis gibi diyorlar, kokuyor. Şimdi bilmiyorum. O zaman gül bahçeleri varmış. Sonra biz memleketimizde bile daha çok bağların, bahçelerin etrafını böyle iğde dikenleri, onu dikenler, böyle iğde dikenlerinin kokusu gelir, şeyinin kokusu gelir. Mesela daha başka da, daha başka da mis gibi kokan bazı meyveler var. O meyvelerin kokusunu insan alıyor. Mesela, Turunçgiller. Sorulan gelmiyor, o zaman abi kokar mı öyle? Güzel kokusu gelir.
Bunlar nedir? Maddi nimetlerdir. Allah'ım nimetlerden bahis buyururken hem maddi hem de manevi olarak bahis buyuruyor. Mesela Namaz nimeti. Biz Namazda koku alıyor muyuz? Namaz ilahi bir bahçe. Gül bahçesi de onun yanında tüm diğer meyvelerin bahçesi de. Efendimiz haber veriyoruz Sallallahu Aleyhiteala bize de. Cennet bahçesini uğradığınız zaman, fevakiinden, yani meyvelerinden istifade edin diye buyuruyor. Burada Asr-ı Fertavu otlama manasına, otlama manasına. Diyorlar Ashab-ı Gücün Efendimiz Cennet bahçesi nedir Ya Resulallah? Helakın nedir? Zikir halkası. Bak, onu bilen efendimiz bir bahçeyi emsal ediyor. Sonra Kuran-ı Azimüşşan'ın okunmasını da yine meyvelerle haber veriyor. Böyle Kuran-ı Kerim'i ve Ehadîsi Muhammediye'ye yiyip baktığımız zaman bunları görürüz biz. İşte Kuran-ı Kerim'de mivelerden çoğu anlatılır. Ondan sonra bahçelerden anlatılır. Şeyh Suresi'nde geçer.
Ondan sonra, Kalem Suresi'nde geçer. Var mı bahçeler? Mesela Vakıa Suresi'nde geçer, Deih Suresi'nde geçer. Vardır, miğveler. Hadis-i Şerif'e geçen de şu Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyan kimse birisi turunçgillere benzetiliyor, birisi hurmaya benzetiliyor, birisi de Reyhan çiçeğine benzetiliyor. Reyhan çiçeği, uygunsuz kimselerin Kuran'ı Azimüşşan okuması. Reyhan çiçeği çok güzel kokar. Hatta burada pekmezlerden neden? Kasabada pekmezlere niye? Böyle pişirdikleri için kaynattıkları zaman bunu sallanlar içine benziyor. Sallanlar güzel bir koku hasıl olur ama ağzımıza alacak olsa zehir. Okuduğu Kuran, Azim, Müşşan, Reyhan, çiçeği gibi ama amelimiz düzgün olmadığı zaman zehir mi zehir. Mesela, Ebu Cehil Vakfısuna benzetiliyor. Ondan sonra hurma. Tadı var ama kokusu yok. Hep bunlardan misal verilmiş. Bizim uğramadığımız bahçe yok. Asıl kafayı buna vuralım da bunun üzerinde çalışalım demek istiyor.
İlahi Nimetler ve Manevi Lezzetler kaydında Miraç gününe yaklaşıyoruz. Yalnız, bu Miraç günü dahil olarak belirlense bile mümin her zaman Miraçtadır. Bunu inşallah unutmayız. Her zaman miraçtayız. Bunu diyebilir misiniz? Neremiz? Her zaman miraçtayız. Namaz müminin miracıdır. Bizim burada düşüneceğimiz acaba namazda miraç yapabiliyor muyuz? Diyelim ki, bazen Rusya'ya girenler var.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dua edin, Allah bize de lütfetsin. Mesela Seher'in kokusunu alabildi mi? Ne kokusunu alacak? Kapıyı açtık bunu, pencereyi açtık bunu buz gibi soğuk hava geldi. O hava değil. O Seher'in ve bil' Esharı hun nestafihun ve'l müstafirine bil' Eshhar kokusu. Duyuyor muyuz bunu? İşte bunda kafayı göreceğiz. Diyeceğiz ki ben neden? Seher'de Cenabı hak, nitap buyurur. Mesela, istiğfar eden yok mu? Unutuyor olmuyor. Duyacak ama bunu. O kulak duymaz ama bu kulak dikkat zaten. İç kulağı var. İşte bunlara kendimizi yorarsak, buyuruyor ya Cenabı Hak, yan Musa, kendi ayıplarından ağrıyor olmadıkça başkalarının ayıplarıyla meşgul olmak. Bu kırsal yerlerde oluyor, ekseriyette. Böyle pek meşguliyet olmazsa hep dedi budur. Başka bir şey yok. Birisi geldi, bak bilemezsiniz, öldü. Efendimiz, aha basit etti. Bu. Oğlum fitne çıkaracak söz söylemedi.
Bakıyoruz insanlarımız hep fitne çıkaracak sözler zuhur ediyor. Hepsinden olmaz. Böyle Allah'sı değil. Şimdi insanlarda olur. Bunun sözüyle geçiyor bakın. Halbuki bize ömrümüz yetecek mi acaba şu hakikatlere girmek için diye bir tefekkür istiyor. Burada çok komik Efendimiz'den sonra bir tanesi bize güzel bir yazı gönderiyor. Çok güzel bir insan gönderiyor. Diyor ki efendim'in diyor, bana yapmış olur da sırf bana yapmış. Nasihat bir defterde olursa olurdu diyor. Bir çeşit kitap olurdu. Haydi nasihat etmedi. Haydi. Efendi Hazretlerimiz nasihat etmedi diyelim. Emir Buhari Hazretleri var. Bu sefer çok işareti tabi efendimizin mübarek neslub hakinden geliyor. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Herkes istiyor ki onun mübarek kelamlarında bir şeyler duyalım. Herkes istiyor. Efendi Hazretleri savma dediler bu. Kendisine mahsus bir odası. Orada ibadetle meşgul. Bunu terk etmezler.
Bu hepimiz için gerekli. Burada mevzusunu çok uzatırız. Girsem haline çok önemli. Nerede? Kuran-ı Kerim'de nerede? Musa otuz gün, on gün ilavesiyle Tur Dağı'nda. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hira ve Nur Dağı'na çekilmesi hep Kuran-ı Kerim ve ehad-ı Şerifelerde. Şimdi, insan bir şeye şahit olduğu zaman onu anlatması çok böyle bir sertleşmiş oluyor. Mürşid-i kamilimizde gördü. Okul dönemimiz ne oldu ama yanımda bulundum elhamdülillah. Çokça bulundum. Her konuşması ya Ayet-i Celileye dayanır ya e Hadis-i Muhammediye. Şimdi, yerimizi düşünün. Bir saat bir kesim bu kasaba. Bu kasabada, Efendimiz Hazretleri misalleri çok veriyor. Hikayelerden anlatıyor. Anlayacak bir şey değil ki. Bir gün böyle ayetten, Hadis-i Şeriflerle güzel güzel konuşuyorlar. Cemaatten bir tanesi efendim askerliğini anlatıyor. Buyurun cenaze namazını dediler. Ya ayet oluyor, hadis yerine.
O da diyor ki efendim askerliğini anlat. İşte biz buyur. Ne yapsın? Efendimiz ne etsin? Anca bu şekilde gönüllerimize girmeye gayret ettiler. Yani dinlemediğimiz, gitmediğimiz sözler kalmadı. Bize burda düşen nedir? Amel etmiyor. O duyduklarımızı, burda sabah, Ebu Havs hatta dil, Hz. Hattat Hazretleri'ne. Şimdi, Ebu Hafs Hattat Hazretleri'ne o şeyi diyeceğim, emir pilot yok. Ümmü Buhari inşallah. Diyorlar ki yarı yakınında güzel bir hadis çalışması var. Okul şeklinde demek ki. Diyorlar ki Efendi Hazretleri, konuya niye gelmiyorsunuz? Böyle hadis okunuyor. Ben bir hadis-i şerif duydum diyor. Otuz yıldır diyor onunla amelde çalışıyorum. Bunları şöyle değerlendirmeyelim. Bak, bazen sayılar geçer. Ayetlerden de mesela kırk kelimesi geçer. Yetmiş kelimesi. Bu kırk yetmiş değil meth değil. Bu, ekseriyeti ifadeler. Çokluğu ifade eder.
Şimdi, Ebu Haf Sad'dai Hazretleri otuz yıl o Hadis-i Şerif ile mi kaldı? Yooo. Orada bize çok önemli bir ders veriyor. Ben diyor işte kişinin güzelliği o sözleri terk etmektir. Dininin güzelliği diyor. Dingin güzelliği. Ben diyor otuz yıldır kardeşim Gülü'l-emre itaat, arkasından tahrif eder vermiş. Efendim mübarek kelamlarıyla istihfaf etsek. Bak sadece şunu söylüyor. O sözünün içerisinde Kuran-ı Kerim'in hepsi var. Hadis-i kerimeye de dahil. Emri İlahiyi tutun nehy-i İlahiden kaçın. Şimdi iç içe bazı sözler söylemiyor. Bizim tarikatımız Hace Yan tarikat. Tarik. Ehli bilimin yolunu. Ondan Efendimiz fıkhı ile Hadis-i öğren diyen fiillerini söylüyor. İbni Kitabımız olsun. Bu eksikliğimiz çok fazla. Kadınlarımız da, evet, tahrif eden varken terk edilmiş değil ama genelde biraz zayıflık var bizlerde. Şunları ise bilelim.
Televizyonun önüne oturduğumuzla, oturduğumuzla, bunun yanında yediğimiz yemekle, yemeğin başında oturduğumuzla, yaptığımız kahvelerle, yaptığımız gelişim güzel sohbetlerle hayırlı olan amellerimizi bir karşılaştıralım. Televizyonun karşısında oturduğumuzda mı çok fazla bulunuyoruz yoksa kitap okurken Yani bir haberlere bakılır. Neyse artık, nasıl talep ediyorsanız bakılır. Ondan sonra biz yoğunlaşırız ilmi konularda. Hep vaktimiz böyle geçiyor. Hemen hemen öyle. Bunu kabullenmemiz lazım. Kendimizi veznedeceğiz. Allah'ın Resulü boşuna söylemez sallallahu sallallahu teala için. Hesaba çekinmeden önce kendinizi hesaba çekinmeyin. Bir mürit okumadığımız bundan belli oluyor. Okuyanlar müstesna. Günde üç defa nefsini hesaba çekin. Bunu yapıyor muyuz? Düşünelim. Bu ahtapot, çok güzel. Hangisini tahrip edeceğimizde dedik. O Sufiyye diye adap diye onu tahrip etmeyeceğiz. Onun dışında çok güzel.
Zaten önümüzde de bu var. Burda geçelim. Bir müritler kendisini üç defa sorgular. Acaba vaktim nasıl geçiyor diye. Bu bizim toplanmamıza birinci tetikmemize sebep oluyor. Şu ticaretten gideceğiz. Ticaretinde kaybedenler kimlerdir? Hesapsız üreyenlerimizdir. Ama son derece belki, bak öyle bir varlık sahibi insanlar var ki, dikkat ediyor ama. Tabi yapması lazım. Mesela ticaret mahallinde on lira alınacak. O ticaretin başında bulunan kimseye mutlaka buyuruyor. Diyor ki bizim kasamızdan on lira çıkacak, bu sade baharı. Öyle dikkatli yani ve dikkat etmemiz lazım. Her içimiz düzgün olacak. Şeye hayran kaldık. Ebu Hafz Haddadi hazretlerini burada bulabilirsen hep bunlara işaret ediyor. Ticarete de işaret ediyor, ziraata da işaret ediyor. Hepsini çok güzel derlemiş, çoban etmiş. Dedim Allah'ım dedim ne büyük ilim. Melik bunu bulmuş mu ki?
Böyle olmasa Bayezid-i İslami Hazretleri, Haddesallahu sırrı ondan talepte oluyor. Şimdi nasıl diyeyim? Nasıl bulacağız bunu? Bayağı konu var. Çok ilginç. El-Hafd diye başlamıştı. Bulmuşum, buradaymış bir izinli Teala. Bu tarifine hayran kaldı. Bayezid Bistami Hazretleri kendisinden bir talepte bulunuyor. Böyle bildiğimiz bir hadise, fitbiyet haline gelmiş. Şimdi konuyu konu olarak almamızın sebebi bu zatin. Bak kutup nasıl, bak güçler nasıl, bak yediler nasıl. Burada şunu düşüneceğiz. Sen Mevlana'nın Şems gelir. Biz bunu merak etmeyin. Biz Şems nasıl olacağız ona bakalım. Onları bir nur gördüğü zaman derhal geliriz artık buna gerek yok. Onun için var, yattıkları arası görürüm, aktıkları arası görürüm. Nasıl bulurum? Bu insanda evet güzel olur, düşünceler güzel yerine göre ama böyle üçler kim, yediler kim, kırklar kim? O sana emrini belli etmez, anlatayım düşünelim size.
Anlatsam, şimdi anlatamıyorum bile. Görseniz kaçmaya çalışırsınız. Bu ne haldir diyelim. Bu size kendini belli etmez olur. O manevi kokularıyla geldi o ve kiminle, nasıl görüneceğini çok iyi bilen kimseler onlar. Bak, bir tanesi redlonuldu gitti Üstadımızın hayatında, Ladik'te Ahmet babamızın görünce bu muydu demiş. O halimi söyleyemem. Efendimiz aman man olmaya çalışıyor ama söz çıkmış bir kere. Onları biz şeref olmaya çalışalım, gayret gösterelim. Dinimizin yerine riayetler, İbni Halid, bilgilerimiz güzel olsun. Onlar gelir. Bunlar diliğimiz kim bir kere? İnsan bunları görürse hiç konuşmasına gerek yok. İnşaat olur İslam'la. Ölü bir nur. Bunun tahrifi şu şekilde olmuş. Bayezid İslam Hazretleri buyuruyor ki üç senede tahsil dilemediğim dilim mi? Ben diyor Ebu Hafs Hatdadi Hazretleri'nin tevetü'l-ü' yönde düşünceleri varsa bak açayım, konusunu bunu böyle önemli konular konuşulmuyor.
Daha doğmadan önce çocuğunu soruyor, olur. Tabii diyorum dünyaya geldi mi? Yok. Yapımları soralım. Evet, güzel. Tabii bir isim bekliyorum. Asıl bizim itikadımız nasıl düzgün olacak, ibadetimiz nasıl sahih olacak bak gül bahçelerinden anlatımdır. Biz namazın gül bahçesinde hıyamın zevkini alabiliyor muyuz? Ne demek istiyorsun deyin bize. Rüku'da umum sesini duyabiliyor muyuz? Onun için. Hüpleye döndüğümüzde hakiki kıbleyi bulabiliyor muyuz? Bunlarda yoğunlaşırsa, yalnızlar kendi ayıplarından tali olmadıkça başkalarının ayıplarıyla uğraşma. İhvanımızda olmaz bu. Bak, bizim sevgili Efendimiz bu cihanımız nasıl dikkatli, nasıl riayetkar gerçekten çaba üstlenir. Bir gün dedi: Ben hasetlik nedir bilmem. Sami Efendi sormuş. Havadır böyle kalbe gelen düşünceler böyle bir hal var mı? Ben havadır nedir bilmem, buyurulur. Yummuş, yıkanmış. Nasıl olmuş? İbrahim abidesi nur ala nur olmuş Efendimiz.
Nur üstüne nur oldu. Bak çok iyi bilir de onun için. Bakmayın. Nur üstüne nur. Bir çocuğun buyuruluyor Hadis-i Şeriflerde babasına benzemesi, bu bir nimetmiş. Bizim manevi babalarımız bunlara ne kadar benziyor? Bunun üzerinde yoğunlaşalım ne olur? Yoksa böyle koyup gideceğiz. Bu alelade, adet kabilinden oluyor. Abdulvali yılanı vermiş. Bunu izah buyuruyor. Yaptığımız taatler buyuruyor. Böyle anadan, babadan, görümcü kitaplardan okunun o şekilde olmasın. İbadet ve taatin iç yüzüne geçin. Devruvi, ruhani önlerine geçin. Mesela biz duyuyoruz, bazen de hayret ediliyoruz. Mesela diyor ki yatsı namazı ile sabah namazını şu kadar yıl kılmış. Yani burada şu hatırımıza gelmesin. Yatsı namazını abdest almış da sabah öyle kılmış değil mi? Onlar nurun ala nuru dedi ki o zaman da kalkar abdestini alır. Öyle bir feyze, öyle bir nura, öyle bir tecelliye sahip ki ondan dolayı oluyor.
Diyoruz ki: İbadetimizin, taatimizin lezzeti yok. Neden belli bu taat almadığımız? Zahiri vefatini şifa tarifinde Efendimiz yazmış. Hafta geçmez tekrar gelir, bölüşür. Edeb erkan ile detayibi bundan işitiyor. Hafta geçmedi. E bizimki öyle olmuyorsa üç şeye dikkat etmediğimizden oluyor. Bak çok vazifeler var. Efendimiz müstesna bir vazifeler. Her şeyin nedenini, içini konuşan bir müşfikgahıdır. Bak nasıl oluyorsa böyle kıymetli olan malların alıcısı çok az çıktı. Efendimiz dedi buyurdu. Ben pazarımı açtım. Ben pazarımı açtım. Canını veda etti ya Rabbi. Bu yolda canını veda etti. Dinimiz bu. Şimdi Efendimiz'in, Efendimiz'in bu ruhaniyetinin ölümü edelim. Onlara benzemeye çalışalım. Üç, birisi şeriata mukabil bir hal. Bunu nerden çıkarmış? Efendimiz çünkü ciddiyim. Risale-i Nur Külliyatı Müellifi'nin Mektubat'ı kitabından onları çıkarmış. Mesela bu Mektubat'tan özet halinde çıkartmış.
On ikinci mektup. Ondan sonra Sure-i Yusuf oradan bir bölüm çıkarmış. İşte Ürk bin Nebi'yi Tevkik'i Rumer'in sekiz kelimeyi seçtim diye. Onun başka eserlerden kalmış. Hep büyüklerimizin eserleriyle meşgul olmuş. Daha biz efendilerimizi bir anlayalım ya biz arayacağım bizim mağazamız çok sevgi. Sıddik-ı Azam gibi bir Allah'ın sevgili dostu, Sen Yetmain ibirhne pirgar bizim en büyük başımız bol. Oradan gelir buyur. İmamı Gazali'lerin Rahmetüvari müracaat ettiği Ebu Ali, Kanuni bizim sultanımız. İmamı Rabbani Hazretleri, biz bunları bir öğrenelim. Eserleri de var. İstifa edileceksek bunlar bak kafayı ili tok canım. Değişim hareketler olabilir. Böyle manasız gibi gösterirler. İlmi değeri yoktur diyebilirler. Bir Miftahu'l Kulübu'l Kulübu'l Kulübu'l Okuyalım da görelim. Bizzat Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem emriyle yazdı Muhammed Muğni Hazretleri. Şimdi oluyor.
Onlar da inşaat olur inşallah. İlmi değeri yok. Resulullah'da emir dinin ilmi değeri olmaz olur mu? Saygılmazız. Baktım, haştanede çok şeyler arıyorlar böyle. Bir şeyi diretler oluyor. Şöyle yaslanıyorlar da nasıl diyeyim bir tarafı kapalı gibi diretler uzun bir sakal, uzun bir çift ve arıyorlar önünü. Yani güya orada güçler girdiler var. Seslenmiyorum tabiri. Varsın arasın çok güzel muhabbet pilav var. Yanında hoşaflar, turşular, cemci var vesaire var, tatlısı var, çayı var, ne yapıyoruz? Mürşid-i kamilimizin Elhamdülillah sofrasında üçlerini de var, yedilerini de var, dörtlerini de var, dururum dedim ya yapmayın. Evet dedim, hep saygı duyarız. Ama bizim Mürşidi Kamillerimizin sofrası çok seviyor. Şimdi düşünelim. Mahallemizde diyelim çok güzel bir alışveriş merkezi var. Bir de balonun arkasında bir alışveriş merkezi var. İşte parfüm ol aynı.
Oradaki satılan burada da satın alıyor ama burada satılanlar yerine gelip o satılanlar. Alınır. Ya yoruma kendim kapiyim de var. Mürşid-i Kamil'imizde var Elhamitamin. Rabıtanızı güzel yapalım. Neleri zuhur etmesi de o rabıta murakabe anlamında. Çünkü biz'in feyiz almadan aleyhissalatü vesselam Efendimiz hep Cenabı Hak'la alakalıdır. Müşili kamillerimiz de öyle. Çünkü bir an bile Rabb'umuzdan gafil değiller. Büyüklerimiz derler ya, bir an Allah'ımızdan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan daha şiddetlidirler. Her zaman Rabbimizle münasebetler olduğu için o rabıta da emrolunan tabianı istişzir vesselam ben bunu. O rabıtadaki alınan, murakabede alınan değil, vay. Beka makamında. Bizzat Efendimizin denetiminde. Resulullahü Teala'yı bize. İnşallah faydalandığınız çok güzel geçebilir. Şimdi belli bir ibadet diye göstermedi. Çok geniş tuttu.
Buyuruyor ki hangi ibadet ve taat olursa olsun böyle bir neşeyle, tatla, lezzetle, muhabbetle Allah'ımıza yaptığımız vazifelerdir. Burada üç şeye dikkat ediyorlar. O üç şeyi değil. Lezzet alamamamızın sebebinin birisi şeriatımıza muhalif alın. İkincisi dünyaya aşırı sevgiler. Üçüncüsü de adillerde bulunmak diye tarif ediyorlar. Burada üç şekilde yine izah etmişler. Bir, bedenen yaptığımız taat, gül bahçesine girmek bu. Niçin söylüyorlar bize taatlerimizden? Zevk almayı. O yedi sınıf insanı sıralanırken Şimdi birincisi bedenen yaptığımız saatte Aşru enzeledi yani Ömer, Şimdi ikincisi kalben yapıyoruz. Buna bire yedi yüz. Bir de bu muhabbetle yapacak olursak Allah'ımıza, mesela doyamıyor. İbadet ve taate koyamıyor. Onun için La yuzeni tabirini kullanmışlar. Onu tart edecek aleti o. Yani bizi öyle bir yere kılavuz diyor ki büyüklerimiz yaptığımız taat, ihsan mertebesinde olacak.
Allah'ınızı görür gibi celle celaluhu. Bakın, insanın tabiatında en üzerine talip olma var. Mesela bir ayakkabı mağazasına girse içinden çıkamıyor. Çünkü çok geniş bir bu sözüm. Bunun için mağazalar bu sözüm. Mesela giriyor çıkamıyor. Bir saat çıkamıyor. Niye? Beğenemiyoruz. Şunu bassam, şu daha böyle bunu bassam. Bir elbise mağazasında da bilir, mağaza değil mi o zaman? Ondan sonra diğer, yenilerde de öyle en güzel de talip oluyoruz. İnsanın tabiatında var. Bunun için Cenabı Hak insanın tabiatında en güzele en mükemmele yürüme halinden dolayı en güzeli bize gösteriyor. Nedir en güzel? Esnau'l Özme'l-Allah'ımızın isimleri. En güzel nedir? Müsletün hasene, Resulullah En güzel nedir? Allah'ın veli kulları. En güzel nedir? E taatleridir. Diyenler. Geçici, onlar biter. Bir cenaze gördüm de daha unutamıyorum. Elbisesini çıkaramadılar da makasla kestiler. Kestiler.
O kıyamadı, almış olduğum dünyevi mallarımız hep böyle kalıyormuş.