Bismillahirrahmanirrahim. İftar, Ramazan-ı Şerif münasebetiyle iftar hazırlıkları yapılıyor. Acaba insanların iftarı nasıl? İnsanlar nasıl bir taam yiyip içiyorlar, buna dair biz iftarı nasıl yapmalıyız? Çorbamız olacak, yanında diğer yiyeceklerimiz bulunacak, bu şekilde tasavvur ediyoruz. Fakat, El-Muni'im-u aleyhim hüm tabakat bize ikramda bulunan Cenab-ı Hakk'ın ikramının kısım kısım bulduğu değişik şekillerde Allah'ımızın ikramları vardır. Tel arifun Arifler nasıl bir ikrama nail olurlar? Ne yer, ne içerler? Arif, Allah'ımızı tanıyan kimseler demek Celle Celalühü. Onlar böyle midelerinin doyumu bir ayrı, gönüllerini doyurabilmek için Cenabı Hakk'ı tanıma nimetiyle nimetlenirler. Allah'ımızı tanımak. Bu, gönülde duyulan ilahi bir zevktir. Tarifi mümkün değil. Yediğimizi içtiğimizi tarif edebiliyor muyuz? İşte bir tatlı cinslerinden kadayıf diyelim.
Tatlı deyip geçip gidiyoruz ama tadını tarif edemiyoruz. Bunun gibi ruhumuzun, kalbimizin nimetinin tadı da tarif edilmez. Mellem yedeb mem-i arifliktir, der. Tatmayan bilmez. Vel evliya, veliler ne tadarlar? Artık böyle dememiz lazım. Bu önümüze gelen, korunan sofradan yediğimiz içtiğimiz nimetler değil. Bu nimetler ilahi nimetler. Veliler ise, enamallahu aleyhim bis Sıddık. Onlar sadakat. Örneğin imanlarında da sadakat var. Dilleriyle söylüyorlar bunun yanında kalpleri de söylediğini tasdik ediyor hayatlarının her alanında da tasdik var verr-ruda Acı olsun, tatlı olsun, Cenabı Hak'tan gelene razı oluyorlar. Velyakin inançları tereddütsüz bir inanç ve Saffe hayatlarında, bütün hareketlerinde ihlas var, samimiyet var. Böyle dünyevi arzu ile değil, ibadetlerinde ne de? Sırf ilahi rıza için yapıyorlar.
Riyanın kiri yok, kendini beğenme ucubün de kiri yok, bendiğin de yok, bunlardan arınmış bir şekilde tertemiz bir hayat. Ve'l Ebrar, kitabı kerimimizde geçer. Innel ebrare lefi neim, sıhhullahülazim. Ebrar, hayra koşan, şerden kaçan, kendisini Mevla'ya birer, çekilip de dağın başında dar bir mekana giren kimse değil. Belki bir şehrin ortasında da bulunur. İş güç olarak da başını alamayacak şekilde çok meşguliyeti de olur ama hep bunları Allah'ımızın emri doğrultusunda götürür. Eğer varlık sahibi ise, bu varlık Cenabı hakk'ın bana bir lütfudur. Onun verdiği güçle, kuvvetle, zeka ile onunla elde ettik ve bunun asıl sahibi Cenabı Hak'tır. Limenil mül lillahil vahidil gahhar Allah'tır. Biz bunun artık emanetçisiyiz. İşte der zengin olan babam da zengindi, atam da zengindi, ne götürdüler? Demek suretiyle asıl zenginliğin ne olduğunu idrak etmeye başlar. Nedir o zenginlik?
Allah'ımızın yanında onun razı olacağı taatlerdir. Ebrar, hayırlı kimselerin nimeti ise, billahil mi varra epeh yumuşak huyluluk. Gazap etmiyor. Çünkü gazap şeytandan gelir. Hilmiyeiyet sıfatıyla gazaplanacak yer bir ayrı. Ehl-i püfre karşı ama müminlere kanatlarını indiriyor. 'Vera' efe' şefkatle hareket ediyor. Fakir, yoksul, ihtiyaç sahiplerini görüp gözetiyor. Vel müridun, iradelerini Cenab-ı Hakk'a teslim edenler. Mürid, Risale-i Kuşeyride tarif edildiği üzere yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen tabirini görüyoruz biz, Risale-i Kuşeyride. Ama asıl mürid, Allah'ımızın emrini her şeye tercih ediyor. Nefsimiz ıslah olmadığı için çok değişik arzu ve düşünceler içerisinde olur. Fakat gerçek bir mürid Allah'ımızın bu işte muradı nedir, onu gözetir. Birine göre eğlenir, o da ihtiyaçlarını giderir ama onda hep gözetlediği Cenabı hakk'ın emridir. Allah'ımız, nikahı yasaklamamıştır.
Eğer hayatını sürdüreceksen, bu arzu ve isteğin varsa, bu isteği Cenabı hak ibadete büründürüyor. Şılgınlık yapma, nikahla bu arzu ve ihtiyacını karşıla. Çok varlık sahibi olmak istiyor. Onun için de böyle ahlaksızlık, çalma, çırpma, aldatma vesaire hileler kuruyor. Allah'ımız ticareti yasaklamıyor. Ticaretini yap ama emrim doğrultusunda yap. Hakk'a hukuka riayet eyle. Allah'ın da Resulü'nün de sevdiklerinden ol. Çünkü el kasi ve habibullah, helalinden geçimini temin eden kimse Allah'ın dostudur, buyuruyor. Yapma bu hareketi. Daha da bir varlık sahibi olacağım diye cehennemdeki yerimizi hilekarlık yapmak suretiyle derinleştirmeyeceğiz. Vel müminun, müminler, onlar nasıl bir nimettalar? Müridin tatmış olduğu nimet, bir halavetitta, tutmuş olduğu orucun ilahi lezzetini hisseder. Hissetmiyoruz. Öyleyse bazı hastalar oluyor, önüne öyle güzel yiyecekler getiriliyor ki tiksiniyor ondan.
Ya bu arayıp bulamayacağı insanın nimetler gibi. O Covid hastalığını geçeceğiz. Cenabı hak beterinden muhafaza buyursun. Böyle bir hastalıkta olan kimse insanın gözünün düştüğü, çok arzu ettiği yiyecekler önüne getiriliyor, ikrah ediyor ondan. Neden? Hasta. Öyleyse biz istiğfar da okuyoruz, tevhid de okuyoruz, salatü selam de getiriyoruz. Böyle virdimiz var, kendimize mahsus Kuran-ı Kerim okuyoruz günlük. Belki bir cüz okuyoruz, on sayfa okuyoruz. Daha başka taatlerimiz var. Neden bunun lezzetini duymuyoruz? Niye? Bizde bir haz, bir zevk yok. Aldığımız haberlere göre camiler teravihte ilk gün bile dolmuyor. Hatimle kılınan her yeri bir söylemiyorum ama genelde diyor üç safide şimdi bir safa düştü diyor. Bu neden oluyor? Teravih namazının tadını alamıyoruz da onun için. Gece kalkma deyince can alınıyor sanki kişinin tadını duymuyoruz da ondan.
Bir evrad ezkar olsa bin bir türlü düşünceler kafamızda hasıl oluyor. Kurgular gönülde meydana geliyor. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım, bu vazifeye talip olur da sonra yapmazsam ne olurum? Hep bunları hatıra getirir ama zevkini alırsa doyamaz. Müridler ibadet ve taatin lezzetini alırlar. Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem namazda mübarek ayakları şişiyordu. Bizim de şişiyor, bizim de yata yata gözlerimiz şişmesin. Ye ye, midemizde taşmasın. Yaptığımız işler sınırı aşmasın. İlahi bir zevk duyuyordu ki mübarek ayakları şişiyordu. Orucu bazen peş peşe tutuyordu, bu onun için sallallahu teala aleyhi ve sellem. Biz akşam olduğu zaman iftarımızı yaparız. Neden peş peşe tutuyordu? Buyurdular ki bize bir hakikati gösteriyor burada. Ben Rabbimin katında yer ve içerim. Rabbimizin katında çörek, börek mi geliyor? Hayır, ilahi tecellilerin nuru geliyor. Su içmez dede diye birisi var.
Su içmiyor. Buna ilahi alemde bir şerbet sunulmuş. O şerbetin tat ve lezzeti diğer lezzetleri unutturmuş. İbadet ve taatin lezzeti, biz iftarımızı açıyoruz, yemekler neyse yeniyor hazır olan, Bazen de meyve de yiyoruz. Meyve memleketimizde ne oluyorsa en güzel meyve o. Ceviz olur, armut olur, elma olur, kayısı olur, şeftali olur. Fakat biz elmanın tadıyla kayısıyı karıştırmıyoruz. Diyoruz ki bu kayısı, şekerpare ise daha bir tadı. Onu insan hissediyor, biliyor. Bu şeker fare diyoruz. Armut tattığımız zaman bu armut diyoruz ve hazzını da duyuyoruz. Bunların lezzetini alıyoruz da neden orucun, haccın, zekatın, cihadın Allah'ımıza seccade üzerinde boyun büküp evrad ve ezkar okumanın, rabıta-i mürşidin, rabıta-i huzurun her an Cenabı hakk'ın bizi gördüğü düşüncesinin haz ve lezzeti gelmiyor. O zaman, kovid vesair hastalıklarda duymadığımız gibi taamların lezzetini bir düşüneceğiz.
Acaba kalbimizde ne hastalık var? Gıybet hastalığı mı var? Dedikodu hastalığı mı var, olur olmaz sözlere kanarak hayırlı insanlara bühtan gibi bir hastalık mı var? Bunun yanında hayvani duygulara meyil hastalığım var, kendi namusu varken başka namuslara koşacak kadar aşağı inme belası mı var? Bir varlık için olmadık hilelere, hilelere başvurma hastalığı mı var? Hasetlik hastalığı mı var? Buna benzer birçok hastalıklar. Bunu tefekkür edeceğiz. Biz hasta olduğumuzda hemen varıyoruz eczaneye. Zaten doktora müracaat ettiğimiz üzere çeteye yazıyor. Eczacı da o hastalıkları bildiği için hemen raflardan ona göre ilaçları tanzim ediyor. Biz bu hastalıklardan nasıl kurtulacağız? Biz hangi doktora gideceğiz?
Biz hiç şüphesiz, ashab-ül şer, inne hazel Kurane yahti lilletiyye aklam bizi her zaman hayra götüren, hem dünyevi, hem uhrevi kurtuluşumuzu temin eden, ashabüneh elif lam mimzalikel kitabu la raybe fi hudellil müttakiin, Cenabı Hak'tan korkanlar için hidayet kaynağı olan Kitabı Kerim böyle bir doktora müracaat edeceğiz. Sonra ne olacak? İlaçlarımızı alacağız. İlaçlar neden oluyor? Hayvanı yağlardan oluyor. Bakıyorsunuz bitkisel, bütün ne ise nebatattan oluyor, bitkilerden oluyor. Kuran-ı Kerim bu nurdan, ehadîsi Muhammediye efendimizin sünneti Muhammediye nurundan sallallahu teala aleyhi ve sellem ehil bir mürşid-i kamilin elinden, onun kontrolü, onun teşhisi neticesi verdiği ilaçları istiğfar şu kadar. Tevhid şu kadar. Sallallahü selam şu kadar. Aman ha, bu ilaçlar içerisinde öyle bir ilaç veriyorum ki, çünkü gördüğüm için söylüyorum biiznillahi teala, on bin miligramlık ilaçlar var.
Yani gücü o nispette. Biz bunun tıbbi tabirini nasıl söyleyebiliriz? On bin miligram. Böyle ilaçlar var. Ölüm tefekkürü böyle bir, kullanacağımız bizim reçete, rabıta-i Şerife artık tarif edilmez. Bir meyvenin yetişmesi için bir diktiğimiz arsaya fidanın gelişmesinde su önemli, gübre önemli ama güneş en önemlisi. Bu bizim ruh ve mana alemimizin gelişmesi için insani kamil olmada en geçerli olan yol rabıtayışı. Eğer bunu başarabilirsek, bu vesile ile gönlümüzü arşı alaya açabilecek hale gelirsek murakabe en büyük tedavidir, bizim ıslah ve irşadımızda. Öyle bir tedavi ki artık rabıta ile zulümattan olan perdeler karanlıktan olan diyelim, perdeleri aralayıp geçmek o murakebe hali ruhi saatler dilimiz zikrederken kalbimize geçmesi nurdan perdeleri aralamak demek. O zaman murakabe nurdan perdeleri aralayıp Es'aidü billah ala nur kılmaktır. Müminler ne tadarlar?
En-amallahü aleyhim bil-istihame. Onlar da bir ayağımız buyuruyor büyüklerimiz, sadat-ı kiram hazaratı, Kuran-ı Kerim, bir diğeri, Sünneti Muhammedi. Bu şekilde hareket etmektir. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Aleyhissalatu vesselam Efendimizin ruh taifelerine, el nasamını, peygamber efendimiz ve piran-i zan, bütün geçmişlerimizin ruhları için, el Fatiha.