İlahi Muhabbetin Sırları ve Ruhani Hakikatler kaydında Götürdu. Devletün olma, kutb-u cihan olmak, en büyük devlettir. Samivendi hazretleri üç-i Hazımız ile Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimet-i uzma diyor. Vekalet birinci, o nimeti uzma diyor büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye. Yalnız estağfurullah ne dinmez böyle bir nimet…
İlahi Muhabbetin Sırları ve Ruhani Hakikatler ne anlatıyor?
İlahi Muhabbetin Sırları ve Ruhani Hakikatler kaydında Götürdu. Devletün olma, kutb-u cihan olmak, en büyük devlettir. Samivendi hazretleri üç-i Hazımız ile Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimet-i uzma diyor. Vekalet birinci, o nimeti uzma diyor büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye. Yalnız estağfurullah ne dinmez böyle bir nimet…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Götürdu. Devletün olma, kutb-u cihan olmak, en büyük devlettir. Samivendi hazretleri üç-i Hazımız ile Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimet-i uzma diyor. Vekalet birinci, o nimeti uzma diyor büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye. Yalnız estağfurullah ne dinmez böyle bir nimet bahşedilince Estağfurullah ne dinmez Elhamdülillah layık değildik ama Allah'ımız lütetti denir. Çünkü bir ikram o ihsan. Rabbi Zülcelal'imizin nimetine gelince, ona tahdisi nimet denir. Şükret, Allah'a hamd edin. Ne diyoruz biz? Elhamdülillahi alel iman, elhamdülillahi alel İslam, elhamdülillahi alat tevfik diyoruz. Müslüman olduğumuza sonsuz hamd olsun İslam'a gelenler anlatılıyor, dinlediğimiz zaman öyle bir mesrurlar ki onlar hayatı şimdi bulduk diyorlar. İçinde bulunduğumuz için hissedemiyoruz ama çok müstesna bir nimettir o. Şeriat ilminde ne vardır?
Rivayetler vardır, haberler vardır, Aynı zamanda dirayet, böyle Kuran ve sünneti Muhammedi'den esaslar çıkarılır. Bir de kıyas vardır, bir de hakikatler vardır. Bu muamele ilmidir, mücahededir ve ihlastır. Mutfağı aynı zamanda gavz tabiri de kullanılmıştır. Gavz dalgıç manasınadır. Onlar Habibi Ekrem'in sallallahu teala aleyhi ve sellem muhabbetine daldığı için Cenabı hakk'ın aşkını, muhabbetini, aşk tabiri pek kullanılmaz. Kuran-ı Azimüşşan'da, esami en lezine amenu eşhedühubbel lillah. Onlar Cenabı hakk'a sevgileri sonsuzdur buyuruyor. Bu muhabbetin ileri derecesidir, muhabbet olarak kullanılır. Habib-i Kibriya'nın sallallahu aleyhi ve sellem muhabbetine gark olmuşlar. Allah'ımızın muhabbetine daldıkları için gavs deniyor. Daha daldıkları olur mu? Melekut alemi olur, ceberut olur, lahut olur, bir de la mekan alemi olur. Orada mekan yok. Zaman mekan kayıtları diye bir şey olmaz.
Bunu yaşayanlar bilirler biz eserlerden okuduklarımıza göre. Aslında kutup vehuvel hakikatul Muhammedi Muhammedi hakikattir. Bunu özümsemiş. Efendimiz onu sallallahu teala aleyhi ve sellem tabir caizse bağrına basmış ol, kabul buyurmuş ol. Efendimizin seçkin bir evladı ol. Arap şairlerinden anlatılır, bir gün uyanırken Ya Rasulallah, Ya Rasulallah diyor. Meğer aleyhisselatu vesselam Efendimiz Sen benim evladımsın buyurmuş. O da demiş ki ya Rasulallah ben Mısır'ın falan memleketimdenim. Biz bunu yine hadis-i şeriflerde gördüğümüz kadarıyla Küllitakiyyin eylü Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Her ümittaki Resulullah'ın ehlidir diye buyuruyor. O yüzünden, gözünden, sözünden belli olur. Bunu pek açmazlar. Şöyle düşünelim bazen kan örneği alınıyor, kan örneğinde onun bütün hastalıkları ortaya çıkıyor. Bu maddi aletlerle.
Onlar Allah'ımızın nuruyla baktığı için bunu müşahede ediyorlar, görüyorlar zaten, onur ile görüyorlar. Bütün haller ve makamların toplandığı yerdir tıp dendiği zaman. Her şey unda mevcuttur. Bütün veliler ona bağlı durumdadırlar ifade buyrulduğuna göre. Hakikat ilimlerine ermişlerdir. Aynı zamanda ilmi hakikat marifet ve sırlara da ermişlerdir. Her şeyin bir hakikati var. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Zeyd ibni Harise'ye bunu ifade buyurdular. Her şeyin bir hakikati var. Ey Zeyd bin Harise, imanın hakikati nedir deyince, Ya Resulallah bana altumla toprak gözümde bir maddeye hiçbir değer vermedin. Geceler, taatle, gündüz oruçta ben dedi aynen gündüz gördüğüm gibi açıktan gördüğüm gibi ahireti de görüyorum. Kevser Havzunda müminlerin birbirleriyle bir araya geldiklerini, Kevser Irmağından, Kevser Havuzu'ndan içtiklerini müşahede ediyorum demiştir.
Efendimiz burada her şeyin bir hakikati var, imanın hakikati nedir buyuruyor. Alemin şimdi kutup tabirinde şunu kullanmışlar değirmenin mili deniyor. Değirmenin mili her şeyin aslı, esası gibi. Bir tabir kullanılıyor, Fıkku cihan diye aleme hükmedecek şekilde. Yalnız Rabbimiz müsaade ederse yaparlar, müsaadesiz hiçbir şey yapamazlar. Onların alanı gönüllerine belli olur. Mesela bir dua deriz biz, dua edin. Cenabı hak müsaade etmesi yapamaz onu. Rabbimizin izniyledir. Bu halleri kendi ellerinde değil. Hüm eallauevliye velilerin de üst tabakasıdır bu, peygamberlerde olur. Resuller arasında risalet olarak, peygamberlik olarak fark olmaz, yalnız dereceleri var kendi arasında. Ulu lazım peygamberler var, kitap verilenler var, sahife verilenler var, kendi aralarında dereceleri var yalnız. Bunun gibi velilerde de dereceler var.
Surası var küçük velayet dediler, Kübra büyük dediler, Hulya en üstün dediler. Biz böyle deriz de bu dediğimiz gibi de değil. Daha bir üstün, daha bir üstün. Sami Efendi Hazretleri Gavs-ı sebaleyn'dir. Hem insanlar hem cinler. Eğer dinlemişsek üstadımızın sözünü hatırlayabilirsek babama itaat eden cin taifesi bize itaat ediyor diyor. Onlar Resulullah'a velayet ölçüsü içerisinde sallallahu teala ve sellem valistir diyor. Gerçekten onda onun muhabbetinde yok olmuşlardır. Atevladıklarımız var Adana'daki elli beş yılında vaazlarında camiler boşalmış. Küçük de bir cami olmasına rağmen Şeyhoğlu Camii Tepepağda cami dolmuş, küçük camiiyle duruyor. Fakat orada adliye diyor Üstadımız, adliyeye kadar cemaat doluyor diye. O tarihte elli beş yılı olarak düşünelim. Nüfus olarak da bugünkü gibi olmaz. On bin kişi takip ediyor. Diğer hocalar müderristir, ilim ehilleridir.
Fakat hep bu camide toplanıyordu. Hocalar bir araya gelmişler demişler ki bizim camilerimiz boşalıyor fakat Hasan Efendi Hazretlerinin cemaati yeri kalmayacak gibi nedir sebebi deyince içlerinden bir tanesi diyor ki arkadaşlar ben şuna şahidim iki cihan güneşinden sallallahu teala aleyhi ve sellem hiç ayrılmıyordu. Bak ona harp olmuş. Birliyye-i saadetin çıkarılışıydı, onda görmüştüm. Bir şekil yoktu, insanın bir boyu olur, boss olur, eli, ayağı, gözü, kulağı olur. Sanki tamamen bir nura kesti. Nur oldu, tamamen nur. Fehum müllukul makamat, bütün makamlarda en öncüdür. Mülukü divan ve umeraul iban. Bu divan heyeti ifade edildiğine göre İbni Abidin hazretlerinin risalelerine diğer eserlerinde de bilhassa pazartesi ve perşembe. Yalnız şöyle düşünelim, bazen hükumetler de şu oluyor. Mesela önemli kararlar alıvermiyorlar.
Allah korusun bir deprem oldu ya, bu depremden dolayı bütün ne kadar ayrı da olsa bir araya geliyorlar. Çünkü memleket bizim memleketimiz. Diyorlar ne yapalım, nasıl bir önlem alalım deyiveriyorlar. Bir afet oluyor, sel afet vesaire. Bir hastalıktır geçirdik işte, Covid umduru geçirdik, Onda bir araya geri verdiler. Kıbrıs çıkartmasıydı. Hemen o kadar birbirine muhalif olan insanlar toplanıverdiler. Kimisi üç maaşını verdi, kimisi bir maaşını verdi. Hep yardıma koştular. Bunun gibi önemli olan hadise de bir araya geliverirler. Bu zor değil, telefon ne değil öyle zannetmeyelim. Nasıl bir araya gelirler? Allah'ın izniyle. Diyelim ki Mekke'de toplanacaklar, Mekke'yi hatırladıkları zaman oradadırlar. Gidecek de pasaport çıkaracak, buna ait işlemleri yapacak değil. Onların bir davetiyesi var, davetiyenin üzerindeki yazı şudur Nutu gable ente mutu. Ölmeden evvel ölme sırrına ayırmış.
Dünya ahiret diye fark eden bir şey yok hayattadırlar. Eğer üzülüyorsak biz bazı oturuşlerde ne de hayattadır. Onu bilmesek dahi Cenabı hakk'ın zaten gözetimi altındayız Esselamü. İnnallahe en aleykum rakeybe. Her an gözetliyor Cenabı hakk bizi. Bu bir sohbet meclisinde veya önemli görüşmelerde değil ki. Her zaman Rabbimizin gözetimi altındadır insanlar. Ondan haya edeceğiz. Bunun gibi ani de toplanırlar, bir araya gelirler. Bir tane örnek isterseniz, kitaplarda gördüğümüz kadarıyla ifade edin. Bir meclis toplandı, divan heyeti. Dediler ki bu heyet niye toplanıyor? Hallac-ı Mansur'un bir hatasından dolayı. Hallac-ı Mansur diyor ki Miraç hadisesinde Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem bütün insanlığın affını isteseydi. Bu bir hata olur. Bütün toplanmışlar, peygamberler de var yalnız.
Musa Peygamberimiz Efendimize diyor ki Ya Rasulallah, ey Allah'ın Nebisi, siz bir söz söylüyorsunuz. O da ümmetimin alimleri nebilerin varisleridir. El ulema veratetü'l enbiya Alim dediğimiz, böyle gördüğümüz zahirdeki insanlar değil kolay kolay. Bir gün mürşidimiz ilmimi izliyorum dediğine şahit. Onlar rahle-i Muhammedi'de yetişir sallallahu aleyhi ve sellem. Bakın bir gün mektebim yok diyor. Bunu boşuna söylemiyorum. Bir mektebe oldu ki müdavim, Allah idi zatına muallim. Yine şiirlerinde geçiyor, siz bunu bizden çok ala bilirsiniz. Oradan gelir, söz bizdedir, arada tercümandır bu. İlhamı söylüyor. Allah'tan aldığını söylüyor Celle Celaluhu. Toprağı Musa Aleyhisselam Ya Muhammed diyor Salli Allahu Teala sellem, böyle bir sözünüz var. İşte alimler, Rasulü, Allah, işte peygamberlerin varisidir. Buna soruyor deyince İmamı Gazali'yi ayağa kaldırmıyor. Ya İmam kalktı diyor.
Hazreti İmam ayağa kalkıyor. Ya Musa sor, imama sor. Bir soru soruyor. Soru sorunca Hazreti İmam bu soruya cevabı değişik şekillerde veriyor. Diyor ki, ya İmam, ben sana bir soru soruyorum. On türlü cevap veriyorsun. Bu nedendir deyince, ya Musa ben senin yaptığın gibi yapıyorum diyor. Diyor. Cenabı Hak sana esen et. Elindeki nedir ya Musa deyince, gale diye assa. Bakalım asa demekle bırakmıyor. Etevekkevu aleyhe. Ben o asaya dayanırım. Asa deyince kırk yaşından sonra buyurduğu, ele alınması gerektiği hakkında bilgilerdeler. Ve euzsubihe alavene. Ben bununla koyunlarıma yaprak da indiririm. Çıparız deriz ya, yaprak da. Meliyef fiha mealibi ukra. Benim bununla daha başta çok işlerim var. O zaman ya Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem gerçekten duymuşum diyor. Ümmetim alimleri, ümmeti Resulullah'a varistirler. Bu veraset sadece ilim olarak değildir.
Resulullah'ın ilmine varis olmak demek on sekiz bin alemi gönlünün içinde taşımak demek. Zahir ve batın bütün ilimleri talim etmek demek. Efendimiz Aleyhisselam'ın bir elif demesi zahir ve batın bütün ilimlere kifayet edin. Onun için diyoruz Efendimizin rahle-i Muhammediyesinde sen de. Bu Abdullah Develioğlu diye iyi bir alim, dedemle çok konuşuyor, diyor ki Mustafa Efendi, Hasan Efendi'yi okutmuyor musunuz? O okutuluyor hocam diyor, bizzat müşahede ediyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin mübarek dizinin dibinde talim görüyor, harflerin talimini öğreniyor. Bir İmam Abdülkadir Geylani, Gaddesallahu Sırr Hazretleri'ne Ya İmam buyuruyor, hep konuşmuyorsun, neden deyince Ya Rasulallah, o şair dediğimiz İbnü'l-Farrıl, şimdi hatırlayayım, bu şair gibi çok daha değişik kimseler var. Bizzat kabri saadete ellerini koyarak konuşanlar var. İmam Şarani Hazretleri gibi, rahmetullahi.
Mübarek tükürüklerinden onu altı tane bırakıyorlar. O tükürük şu bildiğimiz tükürük değil, İlmelyakin, aynelyakin, akgalyakin, marifeti ilahi, üns, muhabbet, Allah'ımıza kurbiyet, ilmi ledün, vesaire. Bizzat müsaade buyurduğu kimseler var, izin veriyor. Her icazet öyle bildiğimiz yerlerden alınmıyor. Fahr-i Kainat'ında icazeti var sallallahu teala bize. Kışın. İskenderun'un dört yolu diye bir yeri var. Burada Fırıncı Mehmed Efendi Hazretleri. Kendisi Arnavut, korku gelmiş. Hızır Aleyhisselam'la çokça görüşüyor. Daha Efendimiz asker, yirmi yaşlarında, belki yirmi iki, yirmi üç olabilir, fakat yirmili yaşları. Bu bir rüya gözü. Rüyasında üstadımız hanelerine giriyor, elektrik düğmesine basıyor, beş tane lamba yanıyor. Bazen bakarım da elhamdülillah bizim bu avizelerde beş tane lamba var, hatırıma geliyor.
Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki, beş letaifiniz Hasan Efendi vasıtasıyla geçilecek, daha çok genç. Yedilerin evrak ve ezkarıyla meşgul, yedilerden bir zevk. Böyle Hızır Aleyhisselam'la çokça görüştüğü için diyor ki efendim Sami Efendi'nin halifeleri kim? Her konuşmamda bunu derim, diğerlerini küçük görünme maksadıyla söylemiyorum. Gerçek olan bu. İki kişi gibi Adana'da sen efendi yerinde tanınmıyor işte. İkinci olarak da üstadımızı gösteriyor. Birkaç defa sormuştun mu? Yok bir defa sormuş, işte üstadımız çok canlı. İyice kalbimize, gönlümüze yerdesin. Böyle bir gelişi var. Dokuz yüz yetmiş üçte, yetmiş dörde sarkabilir. Üslerden bir zat. İsmini neyi biliyorum ama veremem. Yüksek hutbede bir kimse. Beyanni'nde, yedilerden, dört yıllık Mehmet Efendi Hazretleri de var, diğerleri de var. Zaten onlar yalnız olmaz. Biz göremeyiz ama onların etrafı dolu olur.
Biz illa-i Teala biz sadece şahıs olarak onları görürüz. Kayseri'den çok eski dervişlerden birisi geliyor biz hayatımıza. Biz dışarıda onun ayakkabısını çevirirken dedi ki, geçen sen Efendimizin yanında oturanı gördünüz mü, dedim. Ve sonra dedi ki, Hızır Aleyhisselam yanında oturuyor. Dedem de gerçekten çok kemalde bir zevk, çok kemal. Diyorlar ki dergahta, işte Efendi senin şiir söyleme kabiliyetin var, ayrılıyorsun artık memleketine döneceksin, böyle bir şiir yaz da hatıra olarak alsın. O şiirin de şunu diyor, Hızır yanında görünür şeyhin, Muhammed yanında Sallallahü Teala aleyhi ise görünür şeyhim. Bura mesturdur, bu kısımları bize açmazlar. Diyoruz ya, sarraftır ama çok ünlü bir sarraf. Çoğu değerli mallar pazarlayan, zümrüt gibi, Yakup gibi buna benzer çok taşlar var. İfade ediyoruz ya madenler var. O madenlerden sodyum, mesail gibi madenler var. Bir gramı bir trilyon dolar ediyor.
Bunu öyle herkesin göreceği yere koymaz. Belki dükkana da sokmaz olur. Özel sandıklarda ya da muhafaza ederler onu, olurlar, şirk verir. Bunu kime verir? Bilir. Sarraf bilir, kimin varlıklı olduğunu bilir. Ona gizlice, sen şu saat geldin, ben de çok güzel mallar ver, e bir bak, çünkü başkası ona talip olamaz. Efendimiz diyor ya, muhabbet harçlığı assam, o zatın dairesine varsam, gerçekten çok müstesna okuyabilsek, dışını okuyoruz, içini de okuyabilsek ne güzel bu sözler. İlahi muhabbet harçlığını almış, o kimselerin gözünde kötü olmaz. Hep Rabbimizin onu gözüyle bakarlar. Ancak isyan olan durumumuzdan dolayı üzülürler. Ona ne yaparlar gösterirler. Gösterirler, o da alır. Efendimiz herkese ilmini açmıyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sıddîk-ı Azam'ı açıyor, Ali Efendimiz'i açıyor Radıyallahu Anh.
Onun yanında Hazreti Selman ile Radıyallahu Anh gece görüşüyor, Huzeyfe Radıyallahu Anh ile çok ayrı görüşüyor. Herkese aynı vermiyor. O tarihte görüşen efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bu tarihte görüşmez olur mu iki cihan güneş? Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bütün üzüntümüz bu. Büyük bir nimet peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem. Büyük bir devlet. Alaka kuramadığına üzülüyor insan. Mevcut zannediyoruz ki biz işte bir tarih Ahsen Efendi vardı, bir tarih Sami Efendi vardı. Esad aynen mevzu. Onlar hayattadırlar ama biz bunu akli demiyoruz. Bizimki şifreler uymuyor. Oysa hayatta mevcut. Bu konulara pek girmeyelim isterseniz. Dokuz yüz yetmiş üç yetmiş dörde de sarkar, üçlerdir sonra. Kırklar Meclisi gibi toplanmışlar. Konya'dan Sıvacı Ahmed Efendi diye birisi, ona diyorlar ki Hasan Efendi'nden bir müsaade iste, görüşelim, diyorlar.
Geliyorlar, diyor ki Sıvacı Ahmet Efendi, o kimseler sizinle görüşmek istiyorlar deyince Ahmet, onları ayağıma getirirsen seni mesul tutarım diyor. Varmış anlatmış efendim böyle diyor deyince, demişler ki Hasan Efendi ne nezaketli veli, ne nezaketli veli diyorlar. Üçler ayağına gelir. Biz şunu kafamızdan çıkaralım. Bakıyoruz kitaplarda üç, yedi, kırkları, evet, güzel. Bunun dışında ne üçleri, ne yedileri, ne kırkları var. Allah'ımızın öyle kulları var ki, la ya arifuhum mugayri'yi benden başkası bilmez buyuruyor diyor. Hızır aleyhisselamın elindeki liste zahiri liste. Batıni liste ayrı. Onun için evlatlarını çok iyi tanıyor. Bazen insan diyor, adamın hatası yok, kusuru yok, çok güzel. Buna niye böyle muamele ediyorlar, kızıyorlar bilmem ne. Ona belli olanı bir görebilsek biz, aleyhissalatu vesselam Efendimiz, Kevser havzının başında bir kısım insanları ümmetim değil buyuruyor.
Ya Rasulallah neden deyince, onların ne yaptıklarını biliyor musunuz, diyor. Benden sonra onların ne yaptıklarını. Bu yolda her şeyi apaçık bellidir. Buranın bir devlet düşünecek olursak, bir hükümet, Reis-i Cumhuru da, başbakanı da, bakanları da, her şeyi mevcut bir yoldur. Ondan ne yapacağız? Düzgün olacağız. Bir eserde gördüm, iki şeye çok dikkat edin. Birisi esamel. Huzurlu bir kalp istiyorlar. Böyle eğri büğrü bizim gibi değil. Tertemiz bir kalp istiyorlar. Kalbi seri. Böyle kivi, benlik, kendimizi bir başkasından üstün görmek, beğenmemeler. Bunlar çok büyük yaralar açıyor. Selim kalp, huzurlu kalp. Rabıtasında bayılacak gibi oluyor. Aynıyla şu, tarikatlarda iki esas var, mübarek durumda. İn'ikas ve insibağ. Hiç duyduk mu bunları? Sen nereden duydun? Neden duyacak? Kitapları? Büyüklerimizin sohbetinde ne ilişkisi? İn'ikas aks ediyor. Yazılımlarda kullanılıyor.
Böyle tuşlara basmadan aksederek, böyle aksederek dinleyelim, böyle aksederek iniyor tuşlara basmadan yazılar. Bu madde olarak, mana olarak onlara günde iniyor ki Aleyhisselatu Vesselam'ın Miraç hadisesinde okuruz, bin bir kelamı kıldık. Halbuki ırgat semaya geçiyor, Kutsi Şerife geliyor, enbiyaya imam oluyor. Ne büyük şeref Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Ne büyük şeref. Allah bak, ona ümmet olmayı bize nasip etmiş. Hiç gaflet edilir mi? Hiç namazlar geçer mi? Hiç cemaatten ayrılılır mı? Yaptığımız çok yanlış. Bize peygamberimiz başrolunmuş, ihsan edilmiş. Onun sünnet semiyesine candan sarılırız. Onun halkasına girmeye gayret edeceğiz. Üç tane halkası var Resulullah'ın sararsa. Bir umumi halka var. Tevhidi okudukları bütün insanlığı davet ediyor. Kaffetellimnas. Bir de müminlerle olan halkası var. Bir de işte bu top diyoruz. Onlarla olan özel halkası var Resulullah.
Bundan dolayı hiç böyle layık olmadığım halde söylediğim bir sözü size anlatabildim. Üstadımızın hayatında şunu derdim. Allah'ım derdim, Efendimiz bu dünyaya nasıl sığıyor derdim kendi kendime. Efendimizin boyu belli, boss belli. Evi belli yurdu belli. Ama onun bir manevi heybeti var. Manevi görüntüsü var. O zahiri görüntü. Askerde kendisi öyle demiş. Beni bu asker elbisesinin içerisinde görüyorsunuz demiş. Biz bu değiliz demek istemiş. Orada, sırf birinci Alayda Hasan Erten, generaj gibi bir kimse bizzat peygamberimizi görüyor sallallahu aleyhi ve sellem. Develi'nin Yahya'lı bucağı'ndan Mustafa oğlu Hasan benim evladımdır dikkat et diyor. Bunlar bu. Biz zahirde gördüğümüze bile görüp derginin üzerindeki o resim bile nur. Bir de iç alemine girenler var. Burayı görebildik mi, bu Fracton'dır herhalde, Şahmelik de olabilir. Oradan bir kimse geldi, Şamil adi.
Sohbette oturuyor yalnız otururken aşk dolu bir adam. Önündeki rahleyi efendimizin böyle hareket ettirdiği. Buyurdu ki Şamil, şu anda neyle meşgul olduğumu biliyor musun? Bak bir zahiri var işin, bir de batıl yönü var. Zahiri nedir? Böyle cemaat toplanmışız biz. Bize konuşuyor, bu zahiridir. Onların batın görüşmesi alındandır. Kamil dedi, şu anda ne ile görüştüğümü yaptığımı biliyor musun? Yapma dedi. Aşkımdan o rahdeyi hareket ettiriyor. Sonra layık olmadığımız halde ıslah olsun diye bize şunu anlattı. Buyurdu ki ihvanın bütün halleriyle meşguldüm. Bir tanesinin nefsi yılan gibi ayağa kalktı. O anda dedi ona vurdun. Halbuki öyle vurma niyetmek yok. Bak işin bizde iç yönü var. Mühim olan oraya girebilmek. Bu namazda da var, imanda da var, İslam'da da var, Kuran'da da var, her şeyde var. İmanda nedir? İman-ı hakiki deniyor ya. Bir taklidi iman, bir de tahkiki. İbadette ne var?
İbadette ihsan var. Allah'ınızı gözü gibi taat var. Tesbihatımız da var. Rabıdamız da var, zikrimiz de var, murakabemiz de var. Alanları çok müstesna. Biz bu dünyada yaşıyor zannediyoruz ama yaşarken yapmış oldukları demek ki ilahi görevleri de var. O sarraf ne yapıyor? O sarraf varlıklı gördüğü kimseye diyor ki gel şöyle çok kıymeti haiz, bir değer var, onu vereyim diyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de o değerleri işte kutuplara veriyor. Gavsiyet makamında olanlara veriyor. Bir maman dediğimiz nedir? Birisi mülk alemi ile bir diğeri melekut alemi ile alakalı. Mülk bu dünya. Bu dünyadaki Rabbimiz müsaade ederse hadiselere müdahil olabiliyor, müsaade edersek. Melekut aleminde o bizim göremediğimiz, iç gözleriyle müşahede eden alemlerle alakalı ev tad diyoruz. Bu depremlerde ne de deprem riskinin en az olduğu yer Mekke'de iniyor. Çünkü çok dağ.
Vecealne cibele evteda dağları Cenabı Hak kazıklar gibi duruyor. O dağın yüksekliğinin on dokuz katı Allahu alem, çivi şeklinde tabana iniyor. Rabbimiz manevi erleri, evtadı buna benzetiyorlar. Dünyada dört iş. Buraya geldi mi? Geldi. Ve biz göremedik onu. Biz göremedik. Üzülerek gittiklerine çok mahzun oluyorlar. Bizim hallerimize üzülüyorlar. Tavrımıza üzülüyorlar. Böyle bir mescitten mahrumiyete üzülüyorlar. Kalben azıcık bir itiraz çok büyük yaralar açıyor, onlara üzülüyorlar. Belli bir yer. Biz değil, efendilerimizi diyor. Sağlam tutmamızı istiyorlar. Böyle hafif tutmalarla olmaz. Bu sağlam tutma, onlar gerçekten Allah'tan korkan kimselerdir. Tam tutacağız. O zaman Cenabı Hak ihsan ediyor her hususta. Diyeceğim o yetmiş üç-yetmiş dörtteki onlarla konuşuyorlar, görüşürler sonra bizi gönderdi. Bizi gönderdi. Soracağım size, üçlerden diyebilir misiniz?
Ayağı ayağının üstüne atıl vaziyette. Bıyığı burnunun ucunda her tarafa alınmış bir parmak kadar. Yerine göre, daha açtırmayın bize, zahirde belli olmaz. Onun da hikmetleri var. Eğer insan onların manevi halini görür de itiraz ederse Allah'ımıza harp ilan eder. İki yakası bir araya gelmez onun. Hani bir şey olmuyor, Ebu Cehle bir şey oldu mu? Ebu Cehle? Onun gibileri en sonunda gördü ama Allah'ımız ihmal eder de ihmal etmez. Allah'ımız mühlet tanır ama ihmal etmez. Bu Konya'dan Ömer amca gelirdi şunu derdi Evliyayı sevemedik. Bizim durumumuz bu işte. İnşallah böyle oluruz. Fakat düşman da olmadık derdi. Evliyayı sevemedik, muhalifi de olmadık derdi. Ne yapalım, o alana girmek gerekmiyor. O alana girmenin işareti söyleyeyim size, bir gün layık olunmayarak, eserim. Ya eyyüheellezine hemen yuttekullah. Ey iman edenler, Cenabı Hak'tan korkuluz.
Daha birileri safhaya varabilmek için, Gücünüz yettikçe, daha bir ilerisi izhar, Hakk'a dikkat edin, gerçekten. Çünkü inne ekremeküm mindallillahi et gakun Sizin en müterreminiz Cenabı Hak'tan en çok korkanınızdır, en kıymetli değer olan kimsiniz. Hepsi Kuran-ı Kerim'deyim. Şu anlattığımız nutup dedik, bak nutup dedik ya biz, hep Ayet-i Celilelerle, okumadım da ondan eserledim. İnni cailin fil ardı halife. İnsanı Cenabı Hak yeryüzünde kendi namına hükümlerinin gerçekleşmesi için halife tayin ediyor. Bunun iki şekli var. O zaman hepimiz tutma oluyorum. Allah bizi ıslah etsin. Sizi tenzih ediyordum tabi, kendime söylüyorum diyorum. Allah bizi ıslahtır. Birisi umumidir. İkincisi hususi, özel. Yetiştiriliyor. Hacı Hasan Efendi yedi kutlu cihanın gözetiminde gelişmiştir. Duyduğuma göre. Fatih edeyim artık. El gut bi manauz zahiri indessufiye.
Böyle bizim gibi ders almışız, evrad, ezkarimiz var. Bizim yanımızda zahiri, şöyle dış görünüşün, o da şükür. Elhamdülillah. Yine saygı duyuyoruz onlara. Böyle klişe bazı sözler var bununla yetinmeyelim. Allah gölgelerini üzerimizden eksik etmesin. Bu söz klişe bilsin. Öyle değil mi? O gölgenin altına girelim, o gölgenin altına. Öyle geriden öyle saygı, sevgiyle olmaz. Esad Erbili Hazretleri İttianı ispat etmediği hal ü etvarın senin diyor. Senin o sevgi duyarız muhabbet ederiz değil mi? Ey hakikati göstermez diyor. Sebebi ise onların dediği arzu ve istekte olacaksın. Efendimiz Hazretlerinin bize olan bir cübbesi var. Emanetleri var. Nasıl olduysa bunu evin tamirinde mi oldun, ne oldu, almış götürmüş kim götürdüyse, bu bir haktır budur. Sonra Efendimiz Hazretlerinin çok güzel bir seccadesi, Memleketimizde güzel insanlar yok değil, var. Benden sonra buyurdu bunu serip camimize.
Mübarek kabri saadet, mürid. Gördüm. Ama üzülerek şuradan çıkıyorum dışarı. Dedim ki efendimizin kalınır mı o cübbesi, şöyle bazen belki giyerdik bakardım, kokusunu alırdım. Yakup aleyhisselamın Yusuf'un kokusunu aldığı gibi gömleğinden insan istiyor bir ülkü cihan, o cübbenin altında eriştiği tecelliler var onun. Mahsun oldum, üzüldüm onu. Hakkını helal ettin mi onu diyemiyorum. O yarın huzur-i ilahi ortaya çıksın. Çünkü dünyaları verseler bizim için önemli değil ama bir zamanın hutbunun hediyesi. Belki kefen yapardık kendimize. Bu camiden çıkıyor, demek ki bizi teselli mi etmek istediler, ne yaptılarsa biiznillah. Hazreti Bayezid'in birisi, -Katdiseallahu- izine basıyormuş. Dönmüş geriye buyurmuş ki değil izimiz, derimi de girsen fayda etmez buyurmuş. Yolumu izlememiş. Dedim Allah'ım bunu aldılar ama manevi cübbesinden mahrum etmesin.
Manevi emanetinden mahrum etmesin çünkü peygamberler mal bırakmaz. Onlar ilim bırakır, bir fan bırakır. Onlar gerçek hakikati bırakır. Mühim olan una varis olmaktır. Zahiri olan sufiyye indinde bir görüntüleri vardır. Bir de manevi görüntüsü vardır ki bu da insanı kamildir. Kemalata vermiş insandır. Ve İmam-ı ZAMAN Zamanın da imamıdır. O zamanın imamı Beytullah'a anlatıldığı üzere diyor. Muhammed abimiz anlatırdı, duydu, şuydu. Saat ikiye doğru Beytullah'a geldin, fakat şu ağız kısmında örtülü bir vaziyette, şu dünyanın tozu toprağı da bizim içimize girmesin diye hassas. Kabe-i Muazzama'nın üstüne bir örtü, sığdıkları namaz oralarda, müstesna zamanın imamı. Allah'ımızın zati tecellilerine mazhardır diyor. O tecelli insanı bu dünyadan çıkar. Bedenden çıkmaz ama gönül olarak çıkar. O nimeti tattığı zaman onu doyuruyor. Nur-u İlahi. Allahu Teala, Allah'ımıza muhataptırlar.
Sırf Cafer-i Sadık Gatdesallahu Sırrı Hazretleri ile haber verilebilir. Bazı Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken içinden çıkamadığı durumlar oluyor. Derri hal yöneliyor Rabbimize, Rabbimiz ihsan ediyor. Uzaklık yoktur. Allah'ımızla muhabbetiyle iç içe. Allah'ımızın bir isimleri var, bir de hüsnası var. Bunlar olmasa biz bunu katiyen bilemeyiz. Biz Esmaü'l-hüsna dindi mi, sıralarız doksan dokuz tane isminidir. Rabbimizin, Fatih hüsnası burada değildir. Hüsnası onların kalbindedir. Bir de şu itirazlar gelir ya Allah'tan ayet etsin. Ne yapar? Fiile ile tübedr team. Ayn şimdi dolunay olduğu zaman ver. Böyle tecellilerle neler kemalatıyla. Ayın tamamlandığı gibi Rabbimiz onu nurlarıyla tamamlamıştır. Vehven nücümul hedy. Böyle denizaltılarda neden yön tayin ederken, yıldızlarla tayin ediyorlar, tıp yıldızıyla. Bunlar da bizim gibi insanların hidayete erişmesi için hidayet yıldızlarıdır.
Ashab-ı iken için, febiyyihihihihihihihhtun ihtedeygün. Hep Ayet-i cellelerle Eshabü ve nun lecmi yide have var. O yıldızın o inişi yerine göre manayı öyle verdi ki bu içimizde mi kalsa acaba? Bu tarif ederken bu misali verdi. Bu makamın diyor dışında bir makam nasıl düşüneceğiz? İsterseniz üstadımızdan duydu mu değil mi? Bu bıkbiyete haber verirken şunu buyurmuşlerdi. Bir ayağı yerde bir ayağı aşsa diye söylüyorum. Özel kimseler orada şu Ayet-i celile ile İbrahim Hakkı, yok İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri alıyor, Yöresel. Yeftasu bir rahmet-i himmenyeşe özel seçilmiş yaktasu bir rahmeti himmenyeşe. Onu dilediklerine Cenabı Hak, rahmet-i ilahiyeye nail olan özel kimseler. Cenabı hak kötülüklerden muhafaza buyuruyor bunları. Vel filafe, özel vekalet, men niabe, artık onlar müşahede aleminde seçilen kimseler tahammül edecek gibi değil. Arşı taşıyan meleklerle alakalı.
Bir Sam Efendi, bir Hacazen Efendi derken, öyle kafamız da şekillendirdiğimiz gibi değil. Zati hakikat onlara keşholunmuştur. İlahi sıfatların tecellilerine mazhardir. Biz böyle bir konuyu işleyemedik. Zaman da buna müsait olmuyor yerine göre. Onları sadece bu kitaplardan ve hocalardan talim ile yetinmezler. İlahi alemde zalimleri vardır. Atauh atahul lau tealem nur il mübi İlahi nur onlara bahsedilmiştir. El-Alîm sıfatından damlayan ilim zatından damlamıştır diyor. Yeryüzü sanki onların ayaklarının altında dürülmüş gibidir. Cenabı Hak lütf ederse, Mısır ki Belkıs'in tahtını bir peygamber olsa getiren diyeceğiz ki veliler için olmaz. Kendisine kitap verilen Asaf bin Belhiye o tahtı bir anda getiriyor. Allah'ımız onlara bir anda bir yerden diğer bir yerde bulunma gücünü şu şekilde haber verirler, hatırladığı zaman doludur. Bela ve musibetlerin ilk indiği kimselerdir.
Uhud hadisesinde on iki kişi Aleyhissalatü Vesselam beninizi bırakmazlar. Buradan alarak şöyle de bir gerçeğe işaret ediyorlar. On ikiler diye haber verilen mübarek kimseler var. Buraya da işaretler haber veriyorlar. Müceyba ve mükaba. Mükabadır bunun için. Bütün alem onlara bey'at ediyor. Burada herkesin kabul etmediği bir kimse vardı. Davet olsunu çağırmazlar. Onu pek güzel almazlar. O günlerde efendimiz hazretlerine bu nimetin baş olunduğunda, bakmış insanlar hep oraya gidiyor. Üstazımıza doğru gidiyor. Hatta hayvanat da giriyormuş. Bakmış ki kabirden insanlar kalkmış onlar da yürüyorlar, diyorlarmış ki Hacı Hasan Efendi kutup oldu diyorlarmış. El-Gudul. Bütün alem bey'at. Onu tasdik ediyorlar. Evvela meleği alada kabul ediliyor, en yüksek makamlardan. Ve yügalu lehum el efrad. Bu efradı tarif ederken daha ziyade aşk-ı ilahi ile yanan kimseler. Yalnız bu kutuplara da yol gösterebilir.
Bunlar tek hayırlı kimseler söyleyebilirler. Kendi aralarında, işte zamanın fıkhuna bazı tavsiyelerde bulunurlar. Bu olur kendi aralarında. Mesela oluyor ya, bir Reis-i Cumhur'dur, başbakantır, danışmanları olur. Bir Reis-i Cumhur'un çok danışmanı olur. Çoğu, Onlar derler mesela eğitimde şöyle olsun, diyelim, dışişleri diyelim, içişleri diyelim, maliye diyelim, hazineden sorumlu diyelim, bunu örnek olarak bilmek için söylüyorum, tavsiyeler olur. Zaten yetişmiş insanlardır. Yerine göre dini ilimlerde de olur. Bütün devletler arası hukukta da olur. Bunlar yol gösterirler derler. Ve bunun gibi efrad denen zümre zamanın hukukuna da efendim tabirini kullandıklarını, cümlemimi Allahu alem, efendim şöyle yapacak nasıl olur diye çok nezaketle ifade ederler, konuşurlar. Zamanın kutbu Ekmelü'l Bilet El Beledü'l Haram. Memleketlerin en üstünü nedir? Mekke-i kerdevedir.
Ve ekmelü'l-Büyut evlerin en üstünü nedir? El-Beytü'l-Haram, Kabe-i Muazzama'dır. Ve Ekmelü'l Halk fikülli asrin. Her asırda halkın en seçkini kimdir? El-Putu, pututtur. Felbeled naziru cesedi. Mekke-i Mükerreme sanki onların cesedidir. Ve Ekmelü'l-Büyut, Velbeyt naziruhu kalp. Kabe-i Muazzama onların gönülleridir. Efendimiz bir vaaz ediyor da efendim çok bağırıyorsun diyorlar. Bağırttırmasalar diyor. Hem bunlara girince belki de onları gözümüz görmüyor ya, iştirak edebilirler sizin hürmetinize biz de hissederiz inşallah. O bunlardan da olur. Bunların bir de hal olarak gelen kutuplar vardır. Bayezid-i Bistami onlardan biridir. Cüneydi Bağdadi hazretleri de ilimde kutuptur, bilme. Bazı hadiseleri nakletmek anlamamızı kolaylaştıracaktır.
Sami Efendi Hazretlerini Erenköy'de, Zihni Paşa Camii'nden veya bir evden hane-i saadetlerine doğru giderken üstadımızın kendi kendine konuştuğunu duyuyorum. Diyor. Herkes kendiyle meşgul hususunda bir çay getir. Anlatılan önemli bir husus. Efendim Bayezid makamındadır. Efendim Cüneyd-i Bağdadi makamındadır. Saat dört sularında, seherde ihtilal buyururlar. Buğuday. Hangi güç getirdi bizi bilmiyorum. Burayı gezdik, gece yatıyorum, Tam o saatte şu kalbim yandı ama iyi yandı. Şöyle elimle tutuyorum kalbimi. Yandı. Tam o saat afiyetle göçmüş. Sabah oldu, üstadımız görüşüyor. Konya'dan gelen bir grup da var. Efendim Bayezit makamında diyor ama çok iyi canlanıyor böyle. Zaten onlar görüşmüşlerdir diye biz tas-ı uhur ediyoruz. Bir de hal olarak gelen kutup var. Dilimde kutup var, bir de makam olarak gelen var.
Layık olmayarak dedim ya, nasıl ki peygamberlerin kendi arasında dereceleri varsa kutupların da dereceleri var. Onlardan birisi de şu, Makam olarak, kutup olarak geliyor. El gutubla yekunu illa vahiden fiku lizemen. Her zamanda o bir tanedir. Gezegenler nerede dolaşır? Gezegenler dünyanın etrafında döner. Ve Hadis-i Şeriflerden alıyor bu üslup hakkında. Bekalen Nebi'yü sallallahu teala aleyhi ve sellem, Sebe gal-i müferrituhu. Onlar gerçekten ileride müstesna kimselerdir. Vefi rivayeti, Vefi rivayeti, çubuail müferdi. Onlara ne mutlu buyuruyor. Bu Harrani hazretleri var. Medine-i Münevvere'de böyle uçuk bir duvarın dibinde kalıyorlar. Devamlı bir yere nazar ediyor. Ricalullah'tan bir zat diyor ki, efendim, çamaşır, yıkanması, gerek ev yiyeceğin, içeceğim, biz bunu temin edelim deyince pek razı olmuyor.
Ona diyor ki, ben burada birkaç gün kaybolacağım, göremezsem endişe etme bir görevim var diyor. Memleketimizde bir sıkıntıyı müşahede etmişler, onu esrardı. Ve biiznillahi teala çözmeye muvaffak oluyorlar. Ayet-i celilelerde El müstehsiune birikrillahi teala vuhum, onlar nedir? Allah'ımızın zikriyle kendinden geçme şudur, biz Allah diyoruz mesela La ilahe illallah diyoruz. Onlar Allah derken Melkur ile oluyor. Yalnız dilleriyle Allah demekle kalmıyor. Allah dediği Halık-ı Zülcelal ile oluyorlar. O dillerinde onda yok oluyorlar Allah derken. Efendim elimize tespih aldık mı öyle bir uyku basıyor ki tespihelimizden düşüyor. Rabıta zorlanıyoruz, uyku basıyor, hep bundan işte. Tecelli ilahi onlarla devam ediyor. Bunu ifade etmek lazım, üç şekli var bunun. Birincisi ashabı yemin. Günümüzdeki sağcı ve solcu olarak düşünülmesin, bu caiz de değil zaten.
Bunlar cennet ehli kimselerdir ve şimel dendiği zaman onlar da cehennem yaradır. Bir de mukarrebun var ve sabikun es sabikun el mukarrebun esamme ileride olanlar ileridedir, ulaikel mukarrabun onlar Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırdığı kimselerdir. Ki, cennetin naim nimet dolu cennetlerin içerisindedirler onlar. Nimet dolu cennetlerdedirler, o nimete mazhar olmuş kimselerdir. Diğeri, birincisi zalim, ikincisi muktesit, müktesit. Üçüncüsü sabık. Bu şudur zalim nefsine zulmeden kimselerdir, tefsirlerde çok şey ifade edilir, çok geniş ele alır, ne biter ne tükenir. Muktesid, hayır ve şerri bir olan kimsedir. Sabikun ise onlar ileride olanlardır, ileride olanlar. Burada şu Ayet-i celile'yi zikrederler, onlar hakkında. O Ayet-i celile de essane yuhibbuhun ve yuhibbune. Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müferrüdun dediğimiz zaman o hayırlı zümre budur.
Niye uzatıyorsun derseniz soru böyle soruldu, sorunun cevabı bitmez bu, ne biter ne tükenir. Uzun, ve'l efradu velekta bu fi mertebetin vahiy de. Bunların mertebesine biz giremeyiz, bizim anlayamayacağımız hallerdedirler. Bir de gördüğümüz gibi olmaz. Diyelim ki bir nefes aldı, ikinci nefes ona benzemez. Devamlı gelişmededir onlar, devamlı gelişiyor. Allah'ımız onlara öyle bir sermaye lütfetmiş ki o sermaye ile her nefes gelişmektedirler. Nasıl? Altın, gümüş, platin, paladyum, radyum, irrityum, rutanyum, kostmim bunun gramı yüz trilyon dolar. Onun bir nefesi cezbetüm min cezebati rahman, tuvaziyi amelet-sekali. Bir nefesi insanların ve cinlerin ameline denk gelecek şekilde, hesap edemeyiz. Keşke ayakta dursa da bir nefes atsaydı onları. Varlıkları aleme rahmet. Asıl unları tanıyan Recalü'l Gayb'dır. Gözlerimizin görmediği güzide insanlardır.
Onların özelliği de kimseyi kötü görmezler, herkese nasihat ederler, pek insanlar içerisine de karışmazlar. Bunlar hazanetü ervahil enbiya Nebilerin ruhlarının hazinesidirimdir. O öyle gördüğümüz koluna girilip bir hoca gibi müşahede ettiğimiz Hacı Hasan efendi o değildi işte. İnsanın anası gider, babası gider, üzülür ama asıl üzülecek onlardır. Bütün ayetçilliler de gelir icralarını yapmışlar. Biz bu işi sulh edelim, bu uzun sürecek. Bir tanesi efendimize geldi, sallallahu teala aleyhi ve sellem dedi Ya Rasulallah, bir kimse var ki bir kavmi seviyor, onlar gibi amel edemiyor ama seviyor. O zaman Bizim durumumuz bu. Kişi sevdiğiyle beraberdir. Cenabı Hak sevenlerden kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
İlahi Muhabbetin Sırları ve Ruhani Hakikatler | Mihmandar