Ve bihim her karında, her devirde benim ümmetimde vardır ki bunlara büdela ve ıtla bulunur. Bir Esad erbili sultanımızın devri olduğu için ancak bu şekilde ifade buyurülebiliyor. Her devirde benim ümmetimden İşte Türkçede bunların anlamı yok. Çok ileride olan bu da bunun anlamı değildir. Anlamı Allah'ımız onları sever. Onlar da Allah'ı sever. Bunlara müdela ve sadık kimseler. İşte oturmayın. Sadık kimseler, düzgün insanlar doğru anlamını veremiyoruz. Dili doğru, hareketleri doğru, kalbi düzgün. Müdela daha ziyade kırklar anlamında kullanılır. İtlak olunur. Onlara denir. Haklarındaki inayet, Allah'ımızın yardımı ve merhamet-i ilahiye o kadar mevzudur ki, o kadar geniştir ki sizlere o sayede yer ve içersiniz. Siz onlar hürmetine yer ve içersiniz. Ve ehli arz için vukuu mutasavvver olan ehli arz için Allah korusun gelecek olan mesai musibetler sıkıntılar vesaire.
Onlarla def ve ref olur demektir. Onlarla bela ve musibet def olur, kalkar ve gider demektir. Cenabı hakk'ın velileri onlardır ki görüldük de Allah hatıra gelir. Ve illa meğer ki gören kimsenin dünyadan başka bir arzusu olmasın. Yalnız şu izahı da yapmışlar. Ahirete meyli artar. Mahlukattan hiçbir şeye lan etmemek, makamı velayette bulunan EBTALİ'nin alametidir. Burada aynı zamanda müellif Hazretleri rahmetullahi aleyh, ırkların da anlamını vermiş olduğu. Allah'ın diyor velisi olan bu mübarek kimseler hiç kimseye lanet etmezler. Lanet edilecekler. Müstesna o Kuran-ı Kerim'de ve Hadis-i Şerifliler de belirtilmiştir. Cenabı Allah'a muhabbetin alameti, Allah'u Zülcelal'e muhabbetin alameti, Zikrullah'ı sevmek ve buğzu'nun alameti zikrullah'ı sevmemektir. Salaka Resulullah. Evvab, şov kimselere denilir ki yalnız evvabın kitaplardaki tarifi şu. Tevbe dil ile olan demişler.
Evvab, kalp ile olan dönüş. Yine daha bir derin manaları vardır. Tövbe deyince Allah'ım ve dönüş. Ebbe de evvab da şiddetle tamamen kötülükleri terk ederek Mevla'yı Zülcelal'in yolunu bulmak. Allah'ımız bizi affeylesin. Tam anlamını veremediğimizi ifade etti. Çünkü karşılığı yok. Mesela bizim Osmanlı Hoca'da Arapçası var. Farsçası var. Zaten Türkçe. Bu üç dilin karışımı olduğu için anlaşılabiliyor. Bak böyle yalın olduğunda zorluk çekiliyor. Bilmem bir başkaları da bu sıkıntıyı görüyor Evvab, şov kimseler de denilir ki demek ki Rabbimize kalbiyle tam döner. Allah ile celle celalühü kendi beyninde geçmiş günahları tevekkülle tövbe ve istiğfarda bulunan çok güzel izah buyurdu. Buyuruyor ki Allah ile kendi arasındaki günahlarını hatırlayarak tövbe ve istiğfarda bulunalım. Cenabı Allah dünyaya bana hizmet edenlere hizmet et diye ferman buyurur. Şunu ifade edeyim. Büyüklerimiz hakkında.
Arifami ilahi veliler, Kırklar vesaire. Bunlar hakkında bizim kelamlarımız pek oturmuyor. En güzel kelam mesela bir kimseyi tarif edeceksiniz. Bir hususu anlatacaksınız, anlatacaksınız bir konuyu. Uzmanı olması gerekir. O sahada gelişmiş insanlar. Mesela enerjiyi biz konuşamayız, genel manasını biliriz. Bak enerjiyi o işte artık yüksek lisansını da yapmış, doçent dolmuş, profesör dolmuş, uygulamaları da geçmiş, onlar bilir. Mesela tıbba dair biz genel bir anlam olarak bilgimiz olur ama asıl bilen kimdir? Bu hususta ömrünü veren, çalışmış, gayret etmiş kimselerdir. Bu sebeple velilere anlatmak bize yerine göre düşmez. Ancak onları en iyi tanıyan kimdir? Yine Arifani ilahi Allah'ın dostlarıdır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem başta Cenabı hak'tır. Ondan dolayı ulemayı kiramızın beyanını, ehadisi Muhammediye'deki güzelliklerini layık olmayarak söylemeye çalışıyoruz.
Ulema-i amiline iktida ediniz. Burada öyle bir ifadeler var ki çok güzel. Ulema-i amiline, her alime değil diyor. İlmiyle amil olan amel eden kimselere uyunuz. Zira taiş-i dünyeviye ve Necati uhreviyeniz için süluk ettiğiniz tarikın münevvveridirler. Hem dünya ve ahiretin yolunu gösteren aydınlatan demek kimselerdir. Dünyada nasıl aydınlatır? Mesela bir nikah konusudur. Nikah konusunda dinimizde nikah nasıl olur onu anlatır. Ondan sonra dinimizde ticaret nasıldır onu anlatır. Bunun gibi dünyevi meselelerde de ışık tutar. Ahiret meselelerinde de. Ve resule. Ulemayı amiline ikram ve izaz ediniz. Zira onlar tebliğ-i ahkam-ı ilahi hususunda Allah'ımızın hükümlerini bildirmekte veresei enbiyadırlar. Nebilerin varisleridirler. Onlara ikram eden Cenabı Allah'a ve Resulüne ikram etmiş olur.
Beyne laalimi vela abid sebune derece, Alim-i amilin, ilmiyle, amil olan amel eden ilminin gereğini yerine getiren alimin abidi cahil üzerine. Biz bunu oturtamıyorduk. Burada Es'ade Erbili Hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sırra çok güzel izah buyurdu. Biz diyorduk işte Alim abid üzerine şu kadar üstün derken bunun nasıl ayrımını yapalım? Ancak şunu diyebiliyordum. İlmi ile amil olan ilim erbabı abid o da o da taadte bulunan. Bak burada güzel ifade buyrulmuş oldu. Alimi amilin abiddi cahil. Cahil olan ibadet ediyor ama cahil. Farzını bilmiyor. Namazın vacibini, sünnetini, müstehapını diğer hususlarda da. Şu ibadet ediyor ama böyle dini meseleleri en az insan kendimizi kurtaracak kadar olsun bilgiye sahip olmak. Bundan mahrum olan diyor, mahrum olan cahil ibadetkar üzerine yetmiş derece puzzle ve meziyeti vardır. Sınıf fani minennes, ide salaha salahennes. Ve ide fesede fesedennes.
El ulema veal umara. Naas'tan insanlardan iki sınıf vardır ki salahları onların düzgünlüğü salahı ammeyi bütün herkesin ıslahını, tabii Allah'ımızın nimet verdiği ve fesatları fesadı ammeyi onların bozulması, umumun bozulmasını mucib olur. Onların biri ulema, diğeri de ümera idarecileridir. Alim-i amilin, ilmiyle amil olan, amel eden alimin, abid üzerine olan fazlı benim ümmetim üzerine olan fazlım üstünlülüm gibidir. Yine oturmadı. Fazl kelimesi, Arapçada bir kelimenin ellerinden bilir. Onlarca manası var. Kullanıldığı yere göre değişir. Mesela Kuran-ı Kerim'de işte bu kelimeyi ben biliyorum diyemeyiz. Kuran-ı onun anlamı var. Bulunduğu yere göre. Alim-i amilin abid üzerine olan fazlı üstünlüğü on dört gecenin yani on dört ayın on dört günlük olduğu dolunay diyoruz ya onun yıldızlar üzerine olan fanlı üstünlüğü gibidir.
Alim-i amirin sairleri üzerine diğer kimseler üzerine olan fazlı üstünlüğü nebinin ümmeti üzerine olan fazlı gibidir. Hayır. Böyle dini meseleleri insanlara öğretir. Nefsini unutup mahrum eden alim bir muma benzer ki kendini yakıp alemi tenvir eder. Alimun gün tefeu bir ilmi hayrun min elfi abidin. İlminden istifade olan bir alim bin abid'den hayırlıdır. Alim-i amilin avam üzerine olan fazlı ve meziyeti Ebubekir'in Radıyallahu anh ümmetim üzerine olan pazı gibidir. Bir Alim-i amili tazim ve tevkir eden, onu saygıyla karşılayan Mümin Cenabı Hakk'ı tevkir etmiş olur. Cenabı Hakk'a saygı duymuş olur. Alemin uykusu alimin uykusu ve ibadetine medar olmak niyetiyle olduğu için ibadet, ibadeti ve nefesi tespihtir. Alim-i amilin yüzüne bakmak ibadet makamına kaim olur. Herhalde bu usta üstadımız da rahatsız olmuş ki ziyaret adabı diye bir şiir yazmış. Daima dikme gözünü diyor.
Etkileniyorlar demek ki. Bunlar etkileniyorlar. Arada bir buyurdularlardı. Ümmetimin ulemasını tazim ve tevir ediniz. Zira onlar yeryüzünün kevakibidirler. Yıldızıdırlar. Innallahü veulbul umera ile muhabbet ve ihtilat eden yani onlarla oturup kalkan umerayı Cenabı Allah sever. Yani idarecileri. Bunda Alaiddin Keykubat anlatılır. Rahmetullah Ali. Kendisi bir idareci. Bulunduğu yerden Mevla anamıza doğru bir dehliz. O dehlizden Mevlana'mızın sohbetine katılırmış ve kitaplarda da geçiyor. Hatta zenginler diyor zenginler. Ulemai kiramın sohbetine otururlar. Sebebi ise diyor o zenginliğin gururu, kibri, benliği ve dünyaya olan tamah, arzu, istek, doyamama halinin geçmesi için diyor. Talim. Bu Rabbimizin hayırlı kulları yeryüzünde inanılacak insanların güveneceği kimselerdir ve hazenetü esrarı ve ilmihi, Cenabı hakk'ın ilminin ve sırlarının da hazinesidirler. Ve saffetuhu min halpihi.
İnsanlar içerisinde süzülmüştürler. Yalnız ve taifül minan diye bir eser var. Orada şöyle bir izah görün. Yalnız biraz geniş Bunu başka kimseler de izah ediyorlar. Diyorlar ki cemadat, cansız varlıklar ama cansız olan hiçbir varlık yok. Biz öyle diyelim. Cemadat süzüldüğü zaman bitkiler, bitkiler süzüldüğü zaman hayvanlar, hayvanlar süzüldüğü zaman insanlar, insanlar süzüldüğü zaman onların sülmü seçkin olanı veliler. Velilerin seçkin olanları da nebiler, nebiler içerisinde en seçkin olan da Mustafa zaten süzülmüş anlam var. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizdir. Pehum ibaduhul muhlisun. Kuran-ı Azimüşşan'da kurtulan zümre olarak ifade edilir. Hatta muhlasun Ve evliya ühu'l müttegun, Allah'ımızdan korkan, yalnız bu korkuyu bir hayvandan ürküp de kaçan şeklinde değil. Bu korku onların ruhunda bambaşka ilahi zevkler meydana getirir. Tat ve lezzeti çok müstesna bir haldir.
Ve ahibbauhus sadıkunes salihun. Allah'ımızın sevdiği salih kullar Sadi sadık kullardır. Bunlar hayırlı demekle birlikte seçilmiş kimse demek. Biz buna ancak şöyle bir misal verebiliyoruz. Diyoruz ki bir öğretmen, bir öğretmen ne yapıyor? Sınıfta öğren öğrencileri içerisinde seçkin olanı biliyor. Diyor ki bu talebelerim benim hakikaten iltifata değer kıymetli bunu yetiştirebiliriz diyor. Okulunu bitirdikten sonra bunu aman ha yüksek okullara verelim, orada da gelişsin dediği gibi. Buna şu anlamda veriyorlar ama biz bunu pek uygun görmüyoruz. Bir antrenör. Hangi sporcunun daha başarılı olduğunu bilir de diyorlar. Bir ilmiyle amil olan Allah'ın veli kulu Rabbımızın vermiş olduğu feraset onur ile hiç diyor seçkin kimseleri bilmez mi? Efendimize gelince sallallahu teala sallallahu teala aleyhi ve sellem amen lazım. Cenabı Hak'ta kulundaki o kabiliyeti görüyor ve esam ne?
X tebahu ve hedehu ila sıratı müstakim sallallahu aleyhi ve sellem. Cenabı Hak seçiyor. Hidayete eriştiriyor. Hidayet denince hidayet sadece Müslüman oldu demek değil kafirin, bir gayrimüslimin. Müminler içinde hidayetin bu Meryem suresinde son taraflara doğru ve zedehum hüda, biz onların hidayetlerini artırdık buyuruyor. Artık bu hidayetle tarikat ı aliye de gösterilen detayifler diyelim. Ondan sonra ilmin yolları, ahlakın ahlakı Muhammedi olması, ilahi ahlak olması, marifetullah, hakikat hep o yollar açılır. Allah'ımız onlara adım atmayı nasip buyurur. Zaten bir attığı zaman takip edersek, takip edersek o iki günü denk olan zarardadır buyruluyor ya. Devamlı mesafe kaydiler. Devamlı ilerlemeye başlar. Dikkat edersek, azalarımıza dikkat edersek, kalbimize dikkat edersek Rabbimizin bizi gördüğünü düşünecek olursak.
Vel Ebrar, Vel mukarrabu, onlar Cenabı Hak'ın kendisine yaklaştırdığı kullardır. Şimdi kendisine yaklaştırdığı derken zaten onda bu özellik var. Allah'ımıza kalben yakın olma özelliği var. Ondan dolayı. Yani şunu bilelim. Bedelsiz hiçbir şey yok. Onlar bedel ödemiş. Mesela nefsinin arzuları olmuş, istekleri olmuş. Onlarda da şehevi duygu ama bunu dizginlemiş. Ey nefis sana fırsat vermeyeceğim demiş. Allah'ımız da lütfunu, ihsanını, ikramını ne yapmış? Bezletmiş, vermiş. Evet bunlar Velbude la ve sıddigun, o kırklar diyoruz ve sadıklardır. Bu sadıklardır dediğimiz peygamberliğe bir derece kalan kimselerdir onlar. Biz böyle geçip gidiyoruz ama izahını yapmıyoruz. Eshab-ü ne? İnnel müttakine fi cennetin ve ne hal. Fima Kadı subkın in de melikin muktedir. Rabbimizin katında olan mübarek kimselerdir onlar. Allah'ımız onların kalplerini, zatını tanımak suretiyle hayata kavuşturmuştur.
Acaba nasıl düşünebiliriz? Diyelim ki bahçemiz. Bahçemizde biz bahçeye mahsulat için suyunu ve buna benzer gerekli bakımını yapmayacak olursak ne yapar? Korur kalır. Bunlar ise Allah'ımızı tanıma suyu ile, ona muhabbet suyu ile, zikrullah suyu ile, ibadet ve taat suyu ile yıkandıkları için bu gıdayı almaları sebebiyle gelişmişlerdir. Bir fidan gelişince ne olur? Meyve verir ve meyve vermişler. Eli meyve vermiş, cömert olmuş, gözü meyve vermiş, ibrette bakmış. İnşallah fırsat bulursam vakti bekliyorum. Anlatmaya çalışırım. Burada izahları var onun. Ve zeyyene bifedmetihi cevari hahum. Onlar Rabbimize olan saygıları, ibadetleri, taatleri ve insanları da hiç şüphesiz ihmal etmiyor. Asıl gelişme noktaları bu. Şunu söyleyeyim. Sıddık-ı Azam'ın radiyallahu anh böyle evine geç döndüğü anlatılıyor.
O da kendi şahsi ibadetinin yanında fakir, yoksul, ihtiyaç sahipleri bunları görmek suretiyle Allah'ımız nurlandırıyor. Ve el hecebidikri heysinetev. Ve el hece bir zikri Allah'ımızın zikriyle dilleri bütün o zikirde zikriyle ne yapmıştır? Hadisi Şerifle söyleyelim. Sallallahu Allahü Teala aleyhi ve sellem Efendimiz Allah'ın zikriyle dilleri ıslı. Ve o murakabe haliyle kalplerini arşı azama açmak suretiyle onların iç alemleri nur üstüne nur olmuştur. Zaten bu tadı aldığı zaman bırakmaz. Mürşidimizin eğer hatırlarsak sığarayı içiyor. Tekrar arkasına bir daha yakıyor diyordu. Bunu ne için anlatıyordu? İşte hacca ömründe insan bir defa gider. O Araplara para mı yediriyorsunuza cevabı bütün otobüsün üzerinde kasabaya böyle duyuruyordu. Ben Resulullah'ın tiryakisiyim. O sığaranın tiryakisi bırakmıyor da ben nasıl bırakırım diye. Bunun gibi çok güzel misal vermişiz.
Ve sabagalahum min hül hüsna bir husnur riyaya. Zaten hayretleri, çabaları, dikkatleriyle. Onlar ereceği yere ermişler. Devamlı Allah'ın inayetine mazhar olmuşlar. Fetavetceheum. Bir tecilli vulaya. Allah'ımız velayet tacını giydirmiş. İlla bunu bir sarık gibi ne zannetmeyelim. Onu zaten giydiği zaman onda bir mehabet olur. Mahabet anlamayız ki. İnsanlara da bir saygı olur Gayri ihtiyari. Şimdi bir başkasına yaklaştığın gibi yaklaşamam. O manen tenezzül eder de öyle konuşulur. Yoksa o haliyle dursa konuşulamaz. Tenezzül ederler. Ve elbesevüm hule lel hidayete. Hidayet elbisesini giymişlerdir. Ve akbele bir gulubihim aleyhhi taad tufan. Kalpleri Cenabı Hakk'a büyük bir ancak böyle diyebiliriz. Saygının içerisinde ikrama mazhar. Allah'ın dışındakilere meyilleri yok. Her şeyi de Rabbimizin emrini tercih etmişlerdir. Ven gatau ven gatau ven gatau ile Rabbimize tamamen Rab bulmuşlar.
Yönelmişler. İş burada. Mesela biz yokuşu çıkıyoruz ya dağa tırmanıyoruz. Ondan sonra bir düzlük. Onlar nefis dağların nelerini aşmışlar. Düz yola girmişler. Engelde yok. Artık Rabbamızın inayetiyle öyle bir çekim var ki tarif yok. Füze bile ona erişemez. Mümkün değil zaten. Bir anda tarfe taayn. Göz açıp yumuncaya kadar bir zaman. Devamlı manen yükseliyorlar, devamlı. Yani bir almış olduğu nefes diğer nefesten çok üstün. An vegan ilerliyorlar. Onun için diyorlar ya öyle bir kimselerin bir nefesi, bir nefesi insin ve cinnin ameline denktir diye. Yani hesabı yok. Ve tevepfelu Ali, Allah'ımıza tam teslimdirler. Ve akahu bir babi onun kapısında her an hazırdırlar, ayrılmıyorlar. Ve radubi gadai hükmüne razı ve sabarve ala belayı musibetlere sabrediyorlar. Müstehnisi nebi Allah'ımız da öyle bir dostlukları var ki o dostluk müstesna. Onlar için dağın başıymış, en ücra bir yermiş.
Zaten onu ararlar. Ona irdikleri zaman pek bizim içimize de karışmazlar. Sadece İrşad ve İslam'ımız için. Burada daha da izah buyuruluyor. Ayeti celleler var. Birini okuyayım diyorum. Dolu ayeti celiler içerisinde bir bunun da tamamlamaya çalışalım. Cenabı Hak içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim bahşedilmiş olanları bu fedakarlıkları sayesinde yüce makamlara iliştirsin. Çünkü üstünlük konusunda gerçek ölçü iman, ilim ve takvadır. Meclislerde büyük şahsiyetlerin yakınında veya uzağında oturmak kişiyi ne yüceltir ne de alçaltır. Dolayısıyla İslam önderlerine bağlılık onlara yakın oturmakla değil. Emirlerine itaat etmekle ölçülür. Öyleyse ilim ve imanda en önde gitmeye çalışan çalışın Unutmayın. Cenabı Hak yaptığınız her şeyden haberdardır. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.